Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çetao İbrahim
Uluslaşma Yolunda
13 Şubat 2011 Pazar Saat 22:07

Uzun suren Rus-Çerkes savaşları sonucunda Çarlık yönetimi, ne surette olursa olsun Çerkeslerden kurtulmak istemiş, yok edebildiğini yok etmiş, yok edemediğini de Osmanlı topraklarına sürmüştür.Ele geçirdiği Çerkesya'nın sahiplerini, bir daha kendisi için bir tehdit oluşturmayacak sayıya düşürünceye kadar da sürgün politikasına devam etmiştir. Sovyetler Birliği’nin kurulması ile Adıge sürgünü sona ermiştir. Yeni dönemde Adıgeler, daha önce uygulanmış etnik temizlik politikaları nedeniyle altı ayrı yönetim biriminde yaşamak zorunda kalmışlardır. Bunlar:Kıyı Boyu Şapsığ, Adıgey, Uspensk Rayonu (Krasnodar), Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar, Kuzey Osetya Cumhuriyetleridir. Resmi literatüre de Adıge, Çerkes, Kabardey, Şapsığ gibi dört ayrı adla geçmişlerdir.

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile başlayan uluslaşma  süreçleri Adıgeleri de etkilemiştir. En büyük halk örgütlenmeleri olan Xase'ler her bölgede aynı isimle Adıge Xase olarak -Şapsığ Adıge Xase, Kabardey Adıge Xase, Adıgey Adıge Xase, Şerces Adıge Xase-oluşmuştur. Adıge Cumhuriyeti'nin resmi bayrağı  üç ok, on iki yıldızlı yeşil renkli bayrak tüm bölgelerde halk tarafından Adıge ulusal bayrağı olarak benimsenmiştir. 21 Mayıs tüm bölgelerde ulusal yas günü olarak anılmaktadır. Adıgeler bu şekilde anavatanda uluslaşma yolundaki yürüyüşlerine emin adımlarla devam etmektedir.

Olayın birde diaspora tarafına bakalım.

Bizi ülkesine kabul eden Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusya’sının Çerkes politikası arasında bir fark olmamıştır. Yeni ülkemiz de bizi, bir daha bir ulus olarak ortaya çıkmamak üzere dünyanın en büyük imparatorluğunun topraklarına mümkün olabilecek en büyük dağınıklıkta yerleştirmiştir. Osmanlı devlet politikasında insanların ve halkların ihtiyaçlarının bir önemi yoktur. Ülkede tek insan vardır-Padişah-. Diğerlerinin tamamı onun kuludur. Tüm ülke toprakları da padişaha aittir. İnsanlar devletin ihtiyacı için vardır. Tehlike oluşturacakları var sayıldığında kitleler halinde(Iran seferinde olduğu gibi)yok edilebilirler veya doğudan batıya (Kürt aşiretlerinde olduğu gibi)göçürülebilirler. İhtiyaç duyulduğunda Anadolu’dan Balkanlara, Balkanlardan Anadolu’ya nakledilebilirler. Adıgeler de bu mantıkla Osmanlının Müslüman unsur ve asker ihtiyacı olan bölgelere yerleştirilmiştir.

Çerkes adının kullanımında psikolojik ve yasal bir baskı olmayışı dışında Osmanlı döneminin Çerkeslik adına hayırla anılacak bir tarafı yoktur.

Cumhuriyet dönemi ise Çerkesler için tam bir kabus olmuştur. Yeni kurulan devletin uniter yapısı Çerkeslere hiçbir yasam alanı bırakmamıştır. Çerkes-Abaza adlarının padişahçılık, isyanlar ve yunan işbirlikçiliği olarak gösterilmesi toplum üzerinde psikolojik eziklik yaratmıştır. Resmi ideolojiye ters düşmemek adına Çerkes adının kullanılmasından kaçınılmıştır.

Çok partili yasama geçişle birlikte özgürlük alanları genişlemişe de ülkenin kuruluş felsefesi ile ilgili  resmi ideolojide bir değişim olmamıştır. Bu nedenle kurulmaya başlayan derneklere Çerkes Derneği deme cesareti gösterilememiş, bunun yerine Kafkas Derneği denilmiştir. Çünkü Kafkas adi Çerkes'i çağrıştırdığı kadar Türkü’de çağrıştırmaktadır.

Derneklerimizin adini Kafkas koyup, kendimizi de Kafkasyalı olarak tanımlayınca, halk oyunlarımızın adı Kafkas oyunları, kıyafetimizin adi Kafkas kıyafeti, yemeklerimizin adı da Kafkas yemeği olmuştur. Bu asimilasyondan bir tek peynirlerimiz(Çerkes peyniri-Abaza peyniri) kendini koruyabilmiştir. Türkiye insanının Kafkas ve Çerkesle ilgili kafası karışmış, neyin Kafkas neyin Çerkes olduğunu anlayamamıştır 2010 yazında Maykop'ta bulunan  bir ilçesinin kaymakamı "Çerkeslerin Türk olmadıklarını buraya gelince öğrendim" diyebilmiştir.

Adıgelik-Çerkeslik, Kuzey Kafkasyalılığın bir alt kimliğiymiş gibi ortaya konulmuş, ifade edilmesi ayrımcılık, mikro milliyetçilik olarak damgalanmıştır. Oysa ne K.Kafkasya'da nede bir başka yerde K.Kafkasyalılık gibi bir ulusal kimlik yoktur. Bir aydınımıza kendinizi nasıl tanımlarsınız sorusu yöneltildiğinde: "Babam Kabardey, Annem Abaza, ben Çerkes’im ama..."cevabını vermiştir. Yine bir başka aydınımız aynı soruya:"Bildiğim dil Adıgece ama ben Adıge değilim, Vubıh’ım" demiştir. Oysa bu iki aydınımızın da bildikleri dil Adıgece, kullandıkları kültür Adıge kültürüdür ama kendilerini Adıge olarak tanımlayamamışlardır. Böylece hayali bir kimlik adına Adıgelik-Çerkeslik görmezden gelinmiştir. Bana göre K.Kafkasyalılık bilincinin oluşması, tüm K.Kafkasya halklarının kimliklerine saygı duyulmasından, onların geliştirilip güçlendirilmesinden geçer. Halkların kimliklerini önemsizleştirerek K.Kafkasyalılık bilinci yaratılma imkanı yoktur.

Türkiye’de yapılan yanlışlardan biride Kabardeyliğin Adıgelikten ayrı bir kimlikmiş gibi gösterilmek istenmesidir. Bir cok insanimiz bilerek veya bilmeyerek bu yanlışa düşmektedir. Bu konuda herkesin Nalçik’te yayınlanan PSINE adlı dergiye bakmasını öneririm. Burada ulusun Adı Adıge, dilin adı Adıgece'dir. Kabardey sadece ülkenin adi olarak geçmektedir.

2011 yılına geldiğimizde Türkiye’de tek resmi kurumlarımız olan derneklerimizin adi hala Kafkas’tır. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı Cumhuriyet tarihinde ilk olarak Çerkes adını toplum karşısında defalarca ifade etmişlerse de biz yine kendi adımızı kullanmakta tereddüt gösteriyoruz.

Kafkas Dernekleri Federasyonu'nun en son yaptığı Başkanlar Kurulu toplantısında, bilimsel bir çalışma ile kimliğimizi nasıl tanımladığımız ortaya çıkarılıncaya kadar dernek isimlerinin değiştirilmemesi üye derneklere tavsiye edilmiştir. Oysa Çerkes'in kim olduğunu artık Şam’daki sağır sultan bile öğrenmiştir. Türkiye’de yasayan diğer K.Kafkas kökenli halkları Çerkes adı altında toplamaya çalışmak açıkça onların kimliklerine saygısızlıktır. Bundan amaç Çerkes'in bütün K.Kafkasyalıları kapsadığı gibi bir sonucu elde etmek ve bu mantıkla isim değişikliğine gitmektir. Bu bize, Kafkas yanlışı ile elli yıl uğraştığımız gibi yeni bir Çerkes yanlısı ile de bir elli yıl daha kaybettirecektir.

Ağır ulusal kültürel sorunlarımızın altından kalkabilmenin yolu, her haklin kendi adına kurduğu derneklerde örgütlenmesinden geçer. Her halk gücünü bu derneklerde yoğunlaştırarak ulusal kültürel sorunlarının çözümüne çare aramalıdır. Herkesi tek dernek içerisinde toplamaya çalışmak ulusal kültürel sorunların çözümünü zorlaştıracağı gibi sonuç olarak ta asimilasyonu getirecektir. Amacımız salt müzik dinleyip, dans edip haluj yemekse hepimizin bir dernek içerisinde olmamızda bir sakınca yoktur. Ama ulus olmak, dilimizi, adetlerimizi, edebiyatımızı, tarihimizi öğrenmek, anavatanımızla sıkı bağlar oluşturmak istiyorsak her halk bu tur sorunlarını ancak kendi derneklerinde çözebilir.

Bu yeni durumu mikro milliyetçilik olarak tanımlamak, Adıge Abaza kardeşliğine veya K.Kafkasya halklarının birlikteliğine karışıymış gibi görmek yanılgıdır. Kardeş veya birlikte olabilmek için önce var olmak gerekir.


Bu yazı toplam 3083 defa okundu.





EROL KILIÇ

Sayın Badinokue;
Bugün adige ve abhaz halkı uluslaşma sürecini tamamlayamışsa,bu konuda bugünkü jnerasyon bir sancı çekiyorsa dünyanın her herinde gördüğümüz gibi bunun baş aktörleri içimizdeki feodal beyleridir.Sizde feodaller çok bizde az demek objektifliğe sığmıyor.Adige boyundan kabartaylarda sosyal tabakalar araştırırsanız abhazlardan daha çok olduğunu göreceksiniz.Hem sizin dediğiniz gibi siz biz yok bizler varız.Birimizin problemi hepimizin problemidir.Tüm Nart halkının problemidir.
Saygılarımla

27 Şubat 2011 Pazar Saat 16:01
badinokue

Ben Sn.Hapiye sormak istiyorum,

Sürgün,soykirim ve etnik temizligin hangi tanimlamasina göre ölcü alarak yaziyi elestirdiniz?

Sn.Kilic,

Apsuvalarda ki feodalite en ilerlemis olaniydi ve sizinkiler de böyle olmasi bizde de ayni sorunun yasadigi anlamina cikmaz,ayrica apsuva sorunun bir cesit ic sorunlarini tartistirmayin lütfen.

saygilarimla

24 Şubat 2011 Perşembe Saat 17:13
Talebe

Hosgeldin Ibrahim abi,

sizin anlatacaklarinizin bizim yazdiklarimizdan cok daha etkili olacagina inaniyorum ve ne kadar cok yazarsaniz o kadar iyi olacak diyorum.

Elinize saglik

15 Şubat 2011 Salı Saat 21:58
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net