Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çetao İbrahim
Uluslaşma Yolunda (2)
28 Şubat 2011 Pazartesi Saat 14:26

Çerkesler-Adıgeler  uluslaşma yolunda başka halklardan oldukça geri kalmış durumdalar. Hangi ülkede olursak olalım tek bir ulus haline gelebilmemiz için çözmemiz gereken önemli sorunlarımız var.

Ulus olabilmek için tek alfabemizin olması gerektiğini kabul etmeyecek akli başında bir insan olmaması gerektiğini düşünüyorum. Zira Almanların, İngilizlerin, Fransızların, Rusların ve aklımıza gelecek tüm ulusların bir alfabeleri var. Adıgeler içinde böyle olması gerekiyor. Bu alfabede şüphesiz vatanda yasayan insanların kullanmakta olduğu alfabe olmalı. Bu zorunluluk sadece vatan alfabesi olmaktan kaynaklanmıyor. Tarihimizde Çerkes-Adıge dilinde sahip olduğumuz yazılı eserlerin tamamı bu alfabe ile yazılmış. Halen de eğitim alanında, radyo, televizyon ve basında kullanılıyor.

Oysa günümüz Türkiye’sinde sanki vatanda bir alfabe yokmuş gibi hareket ediliyor. Herkes kendine göre yaptığı bir Latin alfabesi ile birşeyler yapmaya çalışıyor. Örneğin, Çerkes Folkloru kitabini çeviren Adnan Cankılıç Kube Şaban alfabesini kullanmış. Nart Ajans tarafından yaptırılan takvimde bir başka Latin alfabesine yer verilmiş. Bu alfabe karmaşasına ne zaman son vereceğimizi çok merak ediyorum. Türkiye’deki bu alfabelerle bir Adıge kültürü yaratılabilecek olsa amenna diyeceğim. Değişik alfabe kullanma heveslilerini bir kez daha düşünmeye ve yol yakınken hatalarından dönmeye çağırıyorum.

Uluslaşma yolunda yaptığımız bir diğer yanlış daha var. Bilerek veya bilmeyerek Kabardeyleri  Adıgelerden ayrı bir halkmış gibi gösteriyoruz. Bu durum, batı Adigeleri ile Kabardeylerin Kafkasya'da ayrı cumhuriyetlerde yaşıyor olmalarından, dilleri arasındaki lehçe farklılığı ve tarihi sebeplerden kaynaklanıyor. Ancak günümüz koşulları bu farklılıklardan hareketle yollarımızı ayırmayı değil, Adıge adı altında bir ulus olarak yolumuza devam etmeyi zorunlu kılıyor. İki guruba mensup Adıgeler bir arada yaşadıkları yerlerde lehçe farklılığından dolayı bir anlaşma sorunu yaşamıyorlar. Hiçbir Kabardey de kendisinin Adıge olmadığını söylemiyor. O halde gereğinden fazla parçalı yaşamak zorunda bırakılan halkımızı  bir de kendi ellerimizle iki parçalı gösterme gafletine düşmeyelim. 

Son günlerde Vubuhları ayrı bir halk olarak gösterme yanılgısı ile de karşı karşıyayız. Günümüzde Vubıh dilini bilen kimsenin kalmadığını, bu halkın asırlar önce Adıgeleşmiş veya Abazalaşmış olduğunu hepimiz biliyoruz. Bugün istemekte Vubıh dilini yeniden yaratamayız, onlara özgü bir kültürü  oluşturamayız. Durum böyle iken Adıge ve Abazalar ile birlikte Vubıhları da üçüncü bir halk olarak neden dile getiriyoruz? Kendimizi daha parçalı olarak göstermenin, bir halkın asırlar öncesine dayanan kimliğine ısrarla vurgu yapmanın kime ne yararı olabilir?

Çerkes ve Adıge adlarının kelime anlamları ve kökenleri üzerine yazdıklarımız ve söylediklerimizde uluslaşmamıza zarar verir duruma gelmiştir. Çerkes kelimesi Adıge dilinden olmamakla birlikte Adıgelerle tarihte irtibatı olan halklardan hangisine ait olup, ne şekilde halkımızın ismi olduğu da bilimsel olarak belirlenememiştir. Bununla birlikte halkımızca benimsenmiş, Adıge ismiyle eşdeğerli kabul edilmiştir. Her fırsatta Çerkes'in başka halklarca bize verilmiş bir isim olduğunun vurgulanması, her eline kalem alanın kelime anlamını açıklama gayretine girmesi bana göre faydadan çok zarar getirmektedir. Dünyada ulusal adının anlamı ve kökeni üzerine bu kadar kafa yoran başka bir halkında olduğunu sanmıyorum.

Aile adlarımızın hepsi eş değerdedir. Aile adinin etimolojik anlamından yola çıkarak kişinin etnik veya sosyal kökenine atıfta bulunmak kuşaktan kuşağa aktardığımız ulusal hastalıklarımızdan birisidir. Tarihimizin en kritik döneminde halkımıza on yıl önderlik etmiş, dilimizi, geleneklerimizi öğrenmiş Muhammet Emin'in Avarlığını hiç unutmaz ve onu asla Adıgeliğe yaklaştırmayız. Çerkeslerin varlığını, kültür ve geleneklerini Rusya'da yazılı olarak ilk dile getiren, Çerkeslerin geleceği ile ilgili düşüncelerinden dolayı kariyerinden ve canından olan Hanceriy'in Tatar olduğu, Adıge edebiyatına birbirinden güzel eserler kazandıran Dimitri Kestan'in Grek olduğu da hiç unutmadığımız bilgiler arasındadır. Oysa Ömer Seyfettin ve Yasar Doğu’nun Çerkes olduklarını kaç Türk biliyordur acaba?

Ulus olmanın olmazsa olmaz koşullarından biri de vatandır. Vatanin anası ve atası yoktur. Sadece vatan vardır oda Çerkesya'dır. Tarihe bu isimle geçmiş olan ülkenin her tarafını vatanimiz olarak kabul ederiz. Bu topraklar üzerinde günümüzde yasayan tüm halklar da kardeşimiz ve komşumuzdur. Aramızda çözülmeyecek bir sorun yoktur ve olmamalıdır. Topraklarımız hepimize yetecek büyüklük ve zenginliktedir.

Varlığımızı korumak ve devam ettirmek için uluslaşma yolundaki engelleri önümüzden kaldırmak, kronikleşmiş hastalıklarımızdan kurtulmak, ulusumuzun ve dilimizin adı, alfabemiz, bayrağımız, vatanımız konusunda netleşmek zorundayız.


Bu yazı toplam 2722 defa okundu.





batiray yedic

sayin dost cetaw
herkesin anliyabilcegi bir türkce ile cok güzel kaleme aldin- Bir zaman yazdigim gibi nerdeyse kasaplarda alfabe hazirliyacak- Yazilanlr dogruysa Muaviye zamaninda ikinci bir kuranikerim ortaya cikmis- muaviye kurani kerimi getir inceliyelim deyip cok parada verir sahibine- Onun dogruluk ve yanlisligina bakmadan hemen yaktirmis- Evet bizlerinde pek cok alfabe yakmamiz gerekcekherhalde-
selamlarimla basarilar dilerim

02 Mart 2011 Çarşamba Saat 21:54
Natxo Canberk

Eline sağlık İbrahim abi. Şu yazdıklarının altına imzamı atarım. Uluslaşma yolunda ortaya koyduğun bütün argümanlar öyle gerçek ki. Bunları yapmadan biz olarak kalmamız sanki hayal gibi.
Hoşgeldiniz cherkessia.net in onurlu yazanları arasına. saygılarımla.

01 Mart 2011 Salı Saat 00:39
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net