Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çetao İnal
Diaspora’ya 6. Mektup – Güllük Gülistanlık
12 Mart 2011 Cumartesi Saat 23:55

Herşeyin gül gülistan olduğu ülkelerde, yaşam monotondur,  tek düze geçer. Böyle ülkelerde olağanüstü haller, fırtınalar, kasırgalar nadiren olur ve öyle durduk yerde insanların başına belalar gelmez. Eğer böyle bir ülkede yaşıyorsanız; olacak bir fırtınada yapacağınız şey bellidir. Evde veya işte iseniz dışarıya  çıkmazsınız. Yok eğer dışarıda iseniz, kuytu bir yer bulup fırtınanın geçmesini beklersiniz. Öyle kendinizi ortalığa atıp çar çamura batıp yapacağınız birşey de yoktur. Yağmurda ıslanan bir kedinizde…  Çünkü kediniz evin içinde emniyettedir.

Böyle ülkelerde yaşamak güzeldir. Örneğin; İskandinavya ülkelerinden herhangi birinde yaşayan bir çift, iş dönüşü yedikleri akşam yemeği ile birlikte o akşam sinemaya mı, tiyatroya mı gideceklerini kararlaştırıp uygularlar. Zaman bulurlarsa bir hafta sonrasını da konuşurlar, sırada kim var? Çaykovski mi, Paganini mi, Bethoven mı ? vs. ve gecenin sonunda mutlu bir şekilde evlerine dönerler.

Peki Çerkeslerin yaşadıkları bölge veya ülkelerde de yaşam böyle değil midir? Keşke evet diyebilseydim. Ama ne yazık ki Hayır. Çerkeslerin yaşadıkları ülkelerde fırtınaların nadiren değil, aksine her zaman olduğu, belaların insanın üzerine üzerine geldiği yerler olmuştur. Hem öyle fırtına ki;  iki yüz yıldır dinmedi. Norveçli çift paganini deyince benim dedem televizyon markası sanıyor, İsveçli çift Çaykovski deyince, ninem cep saati markası diyor. Diyor çünkü fırtınalardan, kasırgalardan, belalardan kurtulup, başını yukarı kaldırıp dünyada olan biteni göremedi ki.

Peki Çerkes halkı gül bahçelerinde yaşamayı, mutlu olmayı hak etmedi mi? Bana göre yüz defa bin defa hak etti. İtiraz edenler olabilir ama bana göre Çerkes halkı son dönemlere kadar gerek kişisel, gerekse toplumsal bir yaşam ve mutluluk için elinden geleni yaptı. Bu tespit  gerek anavatan gerekse diaspora Çerkesleri için de geçerlidir. Dünyada kaç toplum var ki vatanını, topraklarını korumak için bir asır boyu mücadele etmiş olsun. Sürgünden sonra anavatanında kalanların topraklarından kopmamak için çektikleri ızdırabı kim inkar edebilir? Yakılmış yıkılmış viraneye dönmüş  Adıgey’de kalan 15–20 bin kişinin yok olmamak için nelere katlandıklarını ama direndiklerini ve topraklarımızı koruduklarını göz ardı edebiliri miyiz?       

30 Yıl önce Maykop’ta Çerkesçe eğitim veren bir İlkokul yokken, 15 kişinin çabasıyla İlkokullara Çerkesçeyi sokan kahramanları kim yadsıyabilir?

Ele geçen ilk fırsatla Cumhuriyeti kuran, parlamentoyu oluşturan, bayrağını dalgalandıran, milli marşımızı söyleyen, anavatanda kalan bir avuç Çerkes değil mi? Diaspora’da bir asır önce Çerkesçe okul açanları, dernek kuranları tarih yazmıyor mu? Son elli yıldan günümüze kadar fırsatlar ve ortamlar oluştukça, Türkiye’de açılan dernekler ekstra bir çalışmanın ürünü değil mi? 

Hafız Esad yönetimindeki muhaberatın (gizli servis) potansiyel suçluları bile gözaltına alıp yıllarca gün yüzüne çıkartmadığı bir ülkede ( Suriye ), dernek açmak hem cesaret hemde bir çaba gerektir miyor mudur?

Ürdün’de yaşayan Çerkesler; AMMAN şehrini kurarken ilk Belediye başkanı olan Çerkes sanırım yalnız kendisine değil, halkı içinde birşeyler yapıyordu,yapmak istiyordu..                                            

 Kim ne derse desin; “ Çerkes halkı son yıllara kadar nerde yaşarsa yaşasın geçmişini unutmadığı gibi gelecekle ilgili umutları da olmuştur…”  3- 5 Kişinin bir araya geldiği, evde, haç’eşte, köyde  Çerkes halkının dünü, bugünü ve  yarını mutlaka konuşmuştur.

Derneklerin kurulması da elbette bu amaçlar içindi. Pratikte çok büyük işler yapılamadıysa da  konuşulur, konuşulur, konuşulurdu.. Çerkes halkının mutluluk kaynaklarından biride bu toplantılar ve konuşmalardı. Belki bu kadar çok konuşma ve tartışmalar, çok büyük şeyleri yapamamanın sıkıntısı da denilebilir. Ama sonuçta o konuşulanlar yeni nesillere kadar yetişmiştir. Artık Çerkes halkının gelecek reçetesi yeni nesillerin elindedir.

Kişiler yaşam ve mutluluk reçetelerini özgür ortamlarda kendileri yazarlar. Genelde reçeteler sayfanın bir yüzünde yazılıdır. Buna karşın Çerkeslerin yaşam ve mutluluk reçeteleri sayfanın her iki yüzünde de yazılıdır. Bir yüzünde kendi, diğer yüzünde halkının mutluluk formülleri yazılıdır. Çerkesler istisnalar dışında genellikle bu yaşam ve mutluluk reçetesini doğru okumuş ve ona göre hareket etmeye çalışmışlardır. Şimdi geçmişi hayırla anıp günümüze gelirsek, bu reçetenin nasıl okunup, mutluluktan nasıl bir anlam çıkarıldığına kısaca göz atalım.                                                                                      

                                                                                                                                                                                                                    Çerkes halkının başında oluşan fırtınayı, sıcacık evinin penceresinden seyrederken dışarıda birşeyler yapmak isteyen, koşan koşuşturanları görünce; (“.Bunlara da ne oluyor, neden herkes evinde rahat rahat oturmuyor..”) diyerek elindeki broşürlere bakmaya devam eder. Çocuğunu  İngilizcesini ilerletmesi için Londra’ya gönderecektir. En iyi okulu seçtiğine kani olan Çerkes, derin bir “.Ohh.” çekerek arkasına yaslanır. Çocuğunun Türkçesi öyle Reyhaniye aksanı gibi değil, güzel Türkçe konuşuyordu. Birde İngilizce’yi iyi öğrenirse geleceği parlaktı .Mutluydu Çerkes..  Hoş çocuğa Çerkesceyi öğretmemişlerdi ama önemli mi?  Zaten ne işine yarayacaktı ki?   Çerkes mutluydu..

Bir Çerkes rüyasında Çerkeslerin başına dolanan fırtınayı görünce uyanır. “.. Bu milleti bu belalardan ancak ben kurtarırım..” diye dışarıya fırlar. Ortalığı velveleye verir. Herkes ne oluyor diye toplanırken; Çerkes kendine gelir, gördüğü rüya idi. Usulca sıvışıp evine girer. Yatağa uzanırken yavaşça (milleti boşuna uyandırdım ama olsun, bugün değilse yarın bir fırtına olur, ben şimdiden onları uyandırdım ve görevimi yaptım..) diye mırıldanır , mutludur Çerkes..Yeni rüyalar için uykuya dalarken, 1 yıldır uğramadığı dernek aklına gelir. Ertesi gün gitmeye karar verir. Çerkes mutludur. .

Bir Çerkes ;  İsrail askerlerinin Kuneytra’dan kovaladıkları Şam şehrinin kenarında dağlık bir yerde kayaları oyup, kendine barınacak  bir ev yapıp yaşayan Çerkes.  Haftalarca bir ağaç dikmek için; zemini keski ile yontarak bir çukur açan Çerkes diktiği ağacı sulamak için yüzlerce metre uzaklıktan kova ile su taşıyan Çerkes..  Güneşin altında oturmuş diktiği ağacın üzerindeki 2 adet limona sevgi ile bakarken kendisine;  “ Baba” diye seslenen çocuğuna döndü ve; Arapça konuşarak, yanına yaklaşan çocuğuna gülümseyerek yarım yamalak Arapçası ile konuştu. ( “.. Gel oğlum biz Arapçayı doğru düzgün öğrenemedik, bizde sana Çerkesçe’yi öğretemedik , her neyse Çerkesçe’yi bilmiyorsan da Arapçayı çok güzel konuşuyorsun..” )  Cerkes mutludur..

Görünen o ki; son nesil Çerkesler reçetenin sadece bir yüzünü okuyor. Bu mutluluk için yeter mi dersiniz?

NOT: Merak ettiğim bir şey; Dünyada 999.000 Çerkesin evi var. Bu evlerin kaçında Çerkeslikle ilgili konular yada Çerkesçe konuşuluyor?

İnal ÇATAO / MAYKOP  13.03.2011

 


Bu yazı toplam 3144 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net