Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
Öğrenilmiş Çaresizlikten Estetik İsyankarlığa
12 Nisan 2011 Salı Saat 10:47

’Ve ben Olric,

Düşmeseydim düşlerimin sırtından zaten inecektim…’’

                                                            Tutunamayanlar-Oğuz Atay

****          

Arap ülkelerini yakıp kavuran halk ayaklanmalarında, meydanlarda toplanmış on binlerce kişi sadece tek seçenekte birleşiyordu sanırım, o da yadigar - biricik diktatörlerinin başlarından çekip gitmesi. Bu ortak amaç dışında, daha sonra detaylanacak olan belki de onlarca farklı düşünce vardı muhalif kitlede, kim bilebilir? İsyanda birlik fikrini hiç de etkilemeyen bu düşünceler için daha çok kavgalar verileceği ve birbirine muhalif onlarca hareketin yine bir başka büyük amaç için hasıraltı edileceği de muhtemeldir. Toplumsal hareketlerin ulvi - tek amaç için birleşmiş haşmetli kalabalıkları, her ne kadar romantik ve alkışlanır görüntü yaratsa da, sadece anı temsil ettiği bir gerçek.

Öyle bir anı  Çerkes halkı da çok simgesel sayılabilecek ebatlarda yaşadı. Küçük-mütevazı isyanlarının miladı olan 12 Mart da başşehir Ankara da (neden başşehir olduğunu hiç anlamayacağım) kendi kimlikleri adına ilk defa bir meydanda dışarıdan bakan üçüncü şahısların ilgisini çekecek şekilde bir araya gelmeyi başardılar. Bu resme tanıklık etmek güzeldi, zira tanıklık edenler gördüler, kafidir. Nedendir bilinmez kimi hezeyanlarla katılıma v.s dudak büküp, ‘’işte yapamadınız hani on binler?’’ diyen muhterem zevatı, ‘’huysuz ihtiyar’’ sendromlarıyla baş başa bırakıp, oraya gelen sıradan insanların mutlu yüzlerinde hikayeler aramanın kudretine inananlardanım.

****

Geçenlerde bir arkadaşım; ‘’yahu bu sizin Çerkeslerin kafasına şu sıralar taş mı düştü, yenimi öğrendiniz anadilinizi bilmeniz gerektiğini, şimdiye kadar neredeydiniz? Kürtler, Aleviler v.b itilip kakılırken hiç sesiniz çıkmadı bugüne kadar, uzaktan müstehzi durdunuz, sahiden sizin durumunuz ne? ’’ diye sordu. Öyle sorular vardır ki cevabı sahiden zordur ve savunma cümleleri yerine teslimiyet bazen en iyi seçenektir. ‘’Neredeydiniz’’ sorusuna verilecek onlarca cevap elbette var, ancak düz ve açık sorulara aynı açıklıkta muadil cevaplar vermek icap eder, ne kadar zorlansanız da. İlkokul öğretmeninden fırça yiyen bir çocuk gibi itirazlı bir sesle ’’öyle diyorsun ama kendimize ancak sıra getirebildik, öğrenilmiş çaresizliğin ne olduğunu bilirsin’’ diyerek epeyce dertli bir şekilde lafa girmiş olmalıyım ki, arkadaşımın yüzünü bu saatten sonra şefkat ve merhamet duyguları sardı. Mağdur olmanın güçlü tarafı, tamda böyle zamanlarda işe yarıyor galiba.

Öyle ya, kendi kimliği ile ilgili bilgisizlikle kemikleşmiş bir toplum olarak hep başkaları için hak aramış olduğumuz bir gerçek değil miydi? Kürtlerle onlardan fazla Kürtçü, Türklerle onlardan fazla Türkçü v.b olmaktan kendimize sıra gelmemişti elbette. Allahtan zamanın ruhu, demokrasi açılımlı çakma iktidar aksiyonları, biraz da toplumsal ruh saatimizin dürtmesiyle ‘’asaletin ve nezaketin timsali‘’ olmakla yetinmeyip, acemi ama tertemiz kodlarla kendimizi sokağın cazibesine bırakıvermiştik. Sevgili K’enet Recep’in tanımlamasıyla sokaktaki Çerkes’i eşit şekilde heyecanlandırmanın basit kodları var ve bu kodlar sahiden de masum talepleri içeriyor.                                                                                                                      

Çaresizlik öğretme, farkında olarak veya olmayarak bir insana veya topluma yapılabilecek en zararlı uygulama olsa gerek. Kutudaki pire hikayeleri veya psikoloji araştırmalarında ki diğer örneklemeler, bir halkın ‘’öğrenilmiş çaresizlik’’ sendromunu toplu olarak yaşamasını haklı çıkarır mı bilmem ama, şimdiye kadar bu toplumu esir almış olan atalet haline de, sığ rövanşist içgüdülerle cevap bulunacağını hiç sanmıyorum. Yine de bugünleri en aklı başında yorumlayabilecek olan siyasi analist veya sosyologların, toplumsal kırılmalar adına yazacağı namuslu yazıları merak etmemek olmaz elbette. 

Görünen o ki, şimdiye kadar Çerkesliğin, Türklüğün, Kürtlüğün v.b halkların nöbetini tuttuklarına iman edenler için yeni dönemeçler açılacak bu coğrafyada. Türkiye toplumu yakın zamana kadar açık toplumu işaret edecek emareler gösteremedi. Herkes fikrini - kendini daha çok gizledi ve tabular için mümbit vahalar oluştu. Bunlar yok oldukça hayatımızı kuşatan her şey daha kristalize olmaya başlayacak. Kapalı toplumdan açık topluma geçme sürecinde elbette sancılar olacak, keskin hatlar çarpışacak ve bütün sivri uçlar vuruşarak sigaya çekilecek. Yeni anayasa platformları, ileri demokrasi tartışmaları ve toplumun nabzını tutmaya çalışan her argüman kıymetlenecek. Türkiye toplumunu oluşturan diğer halklar gibi Çerkeslerde maruz kalma halinden, tercih etme seçeneğine rütbe alacaklar. Tüm bu evrilmeler adına, içinden geçtiğimiz zaman diliminde bizi ilgilendiren her şeyin öznesi olmaya çalışmak galiba en doğrusu.    

Oluşum, insiyatif, eylem platformu adına ne dersek diyelim, bu toplumu harekete geçirmek ve kinetik hale getirmekte bir pozisyon alıyorsa, durduğumuz noktayı iyi tarifleyerek eylemsellik adına birlik olmak, sanırım yanlış bir resim olmayacaktır. Türlü çeşit ideolojik komplekslerden azade, tıpkı Konfüçyus’un basit - anlaşılır kelamında olduğu gibi, karanlıklara serzenişte bulunmak yerine mumlar yakarak, öğrenilmiş çaresizlikten estetik isyankarlığa patika yollar açmak ve bunu yaparken de provokatif davetlerden azade kalabilmek, zor ama en temiz seçenek gibi geliyor bana.


Bu yazı toplam 3290 defa okundu.





sinem

Estetik isyankarlık olurmu demeyin. Konu Çerkeslerse bal gibi olur. Ankarada bunun örneğini gördük. Güvenlik için orada olan polisler bile kalabalığın farkını farketmişti. Tavırları ve nezaketleri bunu belli ediyordu.
Bu mitingde de şarkı söyleyecek olmana çok sevindim Nurhan abla.
Görüşmek üzere.

16 Nisan 2011 Cumartesi Saat 16:42
Semih Akgün

Olandan Olması Gerekenedir Hedef

Semih Akgün

I

Koca bir örüntü olur zirveler önde
Bakılır koca bir bulutla sarmalanmış gri

Gözler dolar, belki ağlanır sessiz
Bayırlarda görünen çayır çilleri
-kızılcık çiçekleri-
Onlar kadar kızarır herhalde yanakları

Yürek tutuşur en acılı yerinden
Kopar adeta baş, koca gövdeden
Saçlar bir şelale, uçuşur rüzgarında
Filiz verir cılız menekşe
Taşların arasında...

II

Kayaları kırıpta
Durdurulmaz bir şevkle
Deli deli
Kaynayıp taşan pınarları
Ülkenin
Set vermez boyun eğmez
Yar etmez düşmanını

Öylesi dağların dağlısı
Dağlardan olunsa da uzakta

Bir nefes uzaklığı gayrı
Ruh; köklerinde toprağıyla
Haşır neşirdir, oymağı...

III

On parmak on kanda yuva bulsa
Yurtluktan azlolmaz
Azletmedikçe kendisi

Dağlarını yüreklerinde taşıyanlar
Elleriyle yaratır yarınları
Ön sözünü dizer
ÖzGürlük kitabının

Ondan sonra gelenler
Demez kayıtsız diye
Ve tarihe yazılmaz
Sorumsuz diye adları

Güz yelinde savrulan
Sarı kuru yaprak dedirtmez
Bilinç sahipleri kendilerine

Ekilen tohumlar her bir köşede
Kültürü yaşatmak önce kalplerde
Kalpler ihanet etmez
İnsanlık davasına...

IV

Dağlar kadar dik
Baş eğmez
Ve sarsılmaz bir onurla
Sıvanır kollar

Ay yüzlü bir kültürün
Açılır gelinlikli yüzü
Zihinlere yar olur
Her dilin kendi, özgün
Coşkun akıcılığı...

V

Olanla yürünmez olmayanı da al kardeş
Olanda kalınmaz olması gerekene kardeş
Olan olmuşdur koruması da zordur
Olan olmuş oldurulması gerekene kardeş...

Esenlik bildirisinde barış, insanlık
İnsanca davranmayla başlar insana
Yaşama kalitesi, düşünce ve söz
Yürür bağrına evrensel kardeşliğin
Tek tek halkların iradesinden

Olanla yetmez olmayanı da al kardeş
Olanda kalınmaz olması gerekene kardeş
Olan olmuşdur koruması da zordur
Olan olmuş oldurulması gerekene kardeş...

VI

Söyletmeli ince sızan bir türkü
Dağların çocuklarından
Tüm insanlığa
Düşmanlıkları yıkan aşkı

Düstur:
Sonsuz ve özünden
Yürüyen sevgi

Yöresel olduğu kadar evrensel
Dünyalı olduğu kadar
Toprağına özgü

Bilmem anlatabildim mi?

13 Nisan 2011 Çarşamba Saat 12:35
Altan Tarım

İsyanlar estetik midir yoksa kendi estetiğini mi dayatır bilinmez.Her kesimin kendine bir önemsenme vehmi yüklemeside kısmen anlaşılabilir.
Ankara'da kaç kişinin toplandığının gerçekten de önemi yok, önemli olan bundan sonra neler yapılabileceğidir.İzlendiği kadarıyla Bardakçı-Yardakçı sloganından öte ortaya konabilmiş değil.Ben de isyan görünür olmak talepleri haykırmak diye formüle sahip olanların yumurta kolileleri ile gezmelerini hiç ama hiç anlayamayacağım.
Mütevazi küçük isyan aslında prova bile sayılmaz.Kendi kimlikleri ile dışarı bakanlar bir ön sırada taşınan pankarttaki Osetçe veya Abazaca pankartı anlayamıyorsa hangi kimlik diye sormakta gerekmez mi?
Kaldıki bir çokların taşınan pankarttaki dilin ne olduğunu bile bildiği şüphelidir.Mütevazi bir estetikte ben oradaydım ya işte yani diyorsanız estetik bir gülümseme ile peki öyle ise denir olur biter.Ama sadece o kadar işte.Acemi ve tertemiz kodların ihanet hatta kullanılmışlık içermediğide ayrıca tartışılmalıdır.
İlk mitingte öğrenilmiş çaresizlikten dem vurmakta psikoloji adına talihsizlik.Hala pozitif komutlar öğretisi verileceğine yerine fantazi hemde nostaljik fanteziler öğrenilmiş çaresizliğe kapı açıyor yahu ne yapalım asildik kodlarımızda sanitasyona uygundu mırıltısı yükseliyorsa denecek tek şey kolay gelsindir.Öğrenilmiş çaresizlik aslında depresif bir kavramdır.Anlayana da çok ipucu verir.
Söz Konfiçyüse gelirse bende bir kaç deyişini yazayımda bakalım ne olacak.
"İnsan, söyledikleri ile yaptıkları arasında ne derece tutarlı olduğunu, kendi kapasitesine olan güvenini sorgulamalı ve daima kendini geliştirmek için gayret sarfetmelidir.
Bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyarınız, bilmediğini bilene öğretiniz, bilmediğini bilmeyenden kaçınız."
İşte Konfiçyüsten iki deyiş yorumu yazara ait olsun.
Ankara'da sokaklarda aslında ıssızlıkların yüksekmi yüksek sesi vardı belkide..
Yazara başarılar.Bundan sonrası içinde,Öğrenilmiş çaresizlikten nasıl kurtulunur, İsyan et aman ha estetik olsun, Mütevazi isyanın el kitabı, gibi konularda yeni yazılar bekleriz.

12 Nisan 2011 Salı Saat 17:03
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net