Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
Faruk Faik Fidan (Babalar Günü Anısına...)
19 Haziran 2011 Pazar Saat 12:23

Babamdı. 

Kube sülalesinin çoğu talihsiz ve yakışıklı erkekleri gibi o da hayatımızda büyük bir boşluk bırakarak üç sene önce aramızdan ayrıldı. 

Çok sevdiği, beraber geçirdikleri ömür boyunca eminim ki bir kere bile tartışmadığı dedem Kube Arslan’ın yanında toprağa verildi. 

Latse ve Kube Arslan’ın yedi çocuğundan biri ve en güzel gülüp şarkı söyleyeniydi. Bundan altmış sekiz sene önce doğmuş, tüm yaşıtları gibi çocukluğu ve gençliğinin ilk yılları Yalova-Altınova'nın bu elli haneli küçük ‘’Abzegh’’ köyünde yani Aktoprak'ta geçti. Diğer erkek kardeşleri arasında köyüyle en yoğun ilişkisi olan kendisiydi. Henüz herkesin hayatta olduğu, tasasız çocukluk günlerimizde babaannem Latse'den, babam ve amcamların çocukluk hikayelerini dinlerdik. Bu hikayelerden en meşhuru, mısır tarlasını kollayıp etrafı kontrol etsin diye gönderildiği araziden çevre köylerden ve tarlanın yanından geçen herkese mısırları dağıtıp dönmesiydi. 

Zaten altmış sekiz yaşında da bu fikirdeydi ve hayatı boyunca mısırları dağıtan o çocuğa hiç ihanet etmeyip, onun kadar adil oldu. Babamı ilk defa ‘’bu adam bizim evden gitsin’’ diye ağlayan bana şaşkın ve üzüntülü bakarken hatırlıyorum. İki ablam daha önceki Almanya yolculuklarını iyi bildikleri babamın yanında biraz mahcup biraz sevinçli hediyeler arasında otururken, ben elbette hatırlamadığım bu yabancı adamın artık bizim evden gitmesi gerektiğine inanıyordum. Bu ağlama faslı babamın içine işlemiş olacaktı ki, daha sonraki yıllarda ‘’sen beni tanımadığın için geri dönmeye o an karar vermiştim’’ derdi. Hayal meyal hatırladığım bu reddetme durumu belki de ailemizin kaderini değiştirmiş, bizim Almanya ya yerleşmemizi değil, babamın bize geri dönmesini sağlamıştı. 

En küçük amcam haricinde üç erkek kardeş, Almanya'da hatırı sayılır bir süre aynı şehirde beraber yaşayıp çalıştılar. O günlere ait fotoğraflarından bir tanesi öyle şahanedir ki, yaratıcı bir senarist sadece o fotoğrafı okuyarak bir film senaryosu bile yazabilir. Yalova’nın elli haneli bir Çerkes köyünden çıkıp Almanya-Manheim’da ki bulvar kafelerinde bira içip sohbet eden ve buna hiç yabancı değillermiş gibi duran resimdeki bu insanlar amcamlar ve babamdı. Fellini filmlerinin yakışıklı aktörleri gibiydiler. Kimse bu fotoğrafa bakıp kaygısız gibi duran bu genç adamların bu ülkeye para biriktirmeye gelmiş işçiler olduğuna inanamazdı. O kadar tasasız ve mutlu görünüyorlardı ki, o ülkeyi gezmeye gelmiş havalı İtalyan turistler gibiydiler. 

O fotoğrafları seneler sonra babama gösterip, yabancı bir ülkede oldukça ağır işler yapmalarına karşı nasıl bu kadar mutlu göründüklerini sorduğumda, ‘’kızım biz oraya hasbelkader davetle giden işçilerdik, bizi Almanlar o zaman orkestralarla karşılamışlardı, şimdikiler gibi kapıdan bacadan kovularak zorla oraya gitmiş değildik’’ demişti. Bu kadar basitti işte, her iki tarafında halinden memnun olduğu zamanlardı, bir taraf davetli olmanın özgüvenindeydi ve mutluydu. Diğer tarafta kudretli bir ev sahibi olarak insancıl, zarif ve mesafeliydi.

Hayatı oldukça konforluydu üstüne titreyen üç kızı ve köyünün bir üst mahallesinden iki kere kaçırmakla (elbette zorla değil, dedemin inatçılığından) ancak evlenebildiği sevgili annem ve torunlarıyla mutluydu. 

Annemle evlilikleri sırasında sorun çıkarıp kendisini üzdüğüne inandığı dedemle daha sonraları hiç konuşmadılar. Bu konuşmama ritüelini çocukken çok merak eder, türlü hınzırlıklarla onları karşılaştırmaya çalışır, dünyalarını dar ederdim. Bu sırada düştükleri zor durum bir yana, hiç birinde konuşturmayı başaramazdım. Onlardan hiçbir tepki görmez, fakat annemin durumu fark edip beni azarlaması ve iki üç gün istediğim giysiyi giyememe cezası almam her seferinde tekrarlanırdı.

Onu hayattaki gerçek ve can sıkıcı konular hiç ilgilendirmez, yaşamın tasasız tarafından gülümsemeyi yeğlerdi. Bu duruşuyla bazen yakın çevresini sıkıntılara düşürse de beraber vakit geçirdiği herkes için hayat dolu ve eğlenceli bir arkadaştı. İletişim sorunu hemen hiç yoktu, tanıştığı herkes onu koşulsuz severdi. 

Hayatında ne kendisine nede başkasına ihtiyacı olmayacak güçlü kadınlar yetiştirmiş, onlar hayatın gerçekleri ve sorunlarıyla uğraşırken kendisi tatlı bir sergüzeştlikle yaşamayı başarmıştı. Annemin bir türlü kurtulamadığı o ağır gerçeklik duygusuna karşı, babam hayatı tatlı manevralar ve keyiflerle doldurdu. ‘’Mektebin Bacaları’’ türküsünü Nuri Sesigüzel'den dinlemeyi sever, Emel Sayın'a ‘’Kaşenim’’ derdi. Evlilikleri boyunca annem hayatın hep gerçek tarafında o ise hep spritüel tarafında oldu ve elbette ki daha mutlu. 

Hayatının son on senesini klasik bir Adige tasasızlığı ile yaşadı. Son dönemlerinde yaşını soranlara ‘’on sekiz’’ sağlığını soranlara ‘’turp gibiyim’’ diyerek. Torunları, yeğenleri, tüm akrabaları ve tanıyan herkes tarafından çok sevilerek. Bayramlar da evi dolup taşarak. O hayatındaki hemen herkesi tek tek biriktirmişti ve son zamanlarda bunun rahatlığını ve keyfini sürerek yaşamıştı. 

Vefatından birkaç gün önce ofise uğramış, orada karşılaştığı restoran işletmecisi bir arkadaşımla sohbet etmişler, o da babamı işletmesine davet etmişti. Birkaç gün sonra beraber gidebileceğimizi söylemiştim.    

O yemeğe gidemedik.

Hayatımızda önemli yeri olan sevdiklerimiz için ‘’müsait zaman’’ ve ‘’yarın’’ kelimelerini hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini artık iyi biliyorum. Belki de yarının hiç olamayacağını bildiğim içindir kim bilir? 

Güzel gülüşlü, delikanlı babam seni hep özleyeceğiz...

 

Not: Bu yazı ‘’öksüzlüğün yaşı yoktur’’ diyen Çetin Altan'a atfen ve hangi yaşta olursa olsun artık babası olmayanlara ithaftır.


Bu yazı toplam 3674 defa okundu.





Recep BAYSAL

Babana Allah\\\'tan rahmet diliyorum.Çok güzel bir yazı yazmışsın.Selamlar..

26 Haziran 2011 Pazar Saat 11:33
Hune Metin

Nurhan kardeşim,
Kaleme aldığın babana dair yazını beğendiğimi ifade ederim. Baban hakkındaki duygularının yanında, gayet güzel ve akıcı bir anlatım izlemen beni oldukça etkiledi. Bizim çocuklarımızın da sizler gibi vefakar olması dileğimizdir. Bu dileğin altını doldurmak ta biz bugünün babalarının görevi olmalıdır. eline, ağzına ve beynine sağlık...
Selam ve saygılarımla.

23 Haziran 2011 Perşembe Saat 23:23
ÖNDER BALTA

Değerli dostum, insan sevdiklerini kaybedince hayatın gerçeklerini çok daha iyi anlıyor. Bugün hayatta olmıyan sevgili babalarımıza ALLAH rahmet eylesin, hayatta olanlarada uzun ömürler versin diye dualar getirmekten başka yapacağımız birşey yok.
Aziz dostum bizlere babalarımızı hatırlattığın için şahsınıza çok teşekkür ediyorum..
Selamlar görüşmek dileğiyle hoşçakal....

23 Haziran 2011 Perşembe Saat 10:31
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net