

Yeni yılı karşılamaya hazırlanırken dünya siyaseti kuzey Afrika ve Ortadoğuda ki gelişme ve değişimlerle hayli ısındı. Suriye cephesinde ise öncelikli gündemimiz oradaki soydaşlarımızın durumu. Geçtiğimiz aylarda Kafkasya coğrafyasında Rusya ve Osetya daki seçimler gündemi oluşturdu. Çerkesya’ da değişen pek bir şey yok gibi görünse de Gürcistan parlamentosunun “Çerkes Soykırımı” ile ilgili aldığı karar ulusumuz açısından çok büyük bir kazanç oldu.
Her ne kadar bu konu bazı çevreler tarafından bilinçli ve maksatlı olarak Rus politik tezleri ekseninde çarpıtılmaya, karalanmaya, Abhazya – Gürcistan İlişkileri arasına sıkıştırılıp sulandırılmaya çalışılsa da, Çerkes’ler acemisi oldukları uluslar arası siyasette ilk hamlelerini yapmış oldu.
Türkiye’ de ise en önemli konu Kaffed seçimleriydi. Olumsuzluklar gariplikler oldukça çok tartışıldı. Fikir ve görüş ayrılıklarını bir yana bırakacak olursak, seçim sonuçlarının önceden kendini belli etmesine rağmen, Sn: Yalçın Karadaş ve arkadaşlarının bu göreve cesaretle talip olarak seçime girmelerini o kurumun demokratik işlevleri açısından çok önemli bulduğumu belirtmek isterim. Medeni cesaretlerinden dolayı tüm samimiyetimle kutluyorum. En azından bir sonraki seçimlerde örnek olmasını diliyorum. Rekabetin olduğu yerde kalitenin de var olacağına inanlardanım.
Gündemimizi meşgul eden son tartışmalara baktığımızda maalesef o kısır çekişme ve tartışmalardan kendimizi kurtaramadığımız görülüyor. Üstüne üstelik bir çok sosyal ilişkileri insanlara siyasetin ayrılmaz bir unsuru olarak göstermek işi içinden daha çıkılmaz bir hale getiriyor.
Kafkas derneklerinin Çerkes dernekleri adını alması bütün sorunları çözecek midir? Elbette hayır, kurumların kendi iç dinamiklerindeki bir takım sorunlar elbette devam edecektir. Ama uluslaşma bilincinin oluşturulması aşamasında derneklerin Çerkes’ leşmesi önemli bir adım olacak hatta çıtalarını daha da yükselteceklerdir.
Derneklerinin Çerkes’leşmesinin önemi, o dernek yöneticilerinin ve üyelerinin ulusal vizyonları ile doğru orantılıdır. Bu isim değişikliğine karşı olanların, hatta Çerkes dil ve kimliğini yok sayanların gittikçe gelişen, sağlam bir zemine oturan Çerkesya’ lılık bilincinden korkuları da feryad-ı figanları da boş sayılmaz. Çünkü dönüşüm olmadan bir şey olmaz. Dönüşüm ilk önce beyinlerde, sonra toplumlarda sonra kurumlarda başlar. Amaçlar için gereken araçlar modifiye edilerek güncellenir.
Hadi dön, ya da hadi dönelim baba demekle dönüşün başlayacağına inan var mı bilemem ama, 150 yıldır anavatanlarından ayrı kalmış, büyük ölçüde dilini kültürünü yitirmiş, asimilasyon politikalarının dişlileri arasında varlığını korumaya çalışmış bir millet için çok zor bir durum olduğu bir gerçek. Bir gün sihirli bir değneğin değmesiyle bu markus talihimizin değişmeyeceği de bir gerçek.
Her ne kadar çok zor olsa da imkansız değil. Çerkesya Yurtseverleri olarak çok uzun zamandır defalarca inatla, bıkmadan usanmadan bu yüzden Derneklerin Çerkes’ leşmeleri gerektiğini savunduk durduk. Çünkü Çerkesya’ nın geleceği dönüşe, dönüşte dönüşüme bağlıydı. Bu yüzden kimileri ihtiras dedi, kimileri mikrocu dedi, kimileri bölünmeye yol açar dedi. Kimileri herkes Çerkes olsa ne olur canım dedi. Kimileri Kafkasyada ki tüm kardeş halklar Çerkestir dedi.
Ama tüm bunları söyleyenler, “Çerkes saydığınız diğer kardeş halklar Çerkes sorunun neresindedir?” Sorusuna bir cevap veremediler.
“Çerkes olarak adlandırılan Wıbıhlar, Adıgeler, Kabardeyler kan kardeşimiz Çerkes halkı” diyen Abhazya Cumhuriyeti Devlet Başkanı Sayın Aleksandr Ankvab’ ın tokat gibi sözleri karşısında herkesçilerin gıkları bile çıkmadı. Adige’lere karşı kurmaya çalıştıkları tahakküm orada sökmüyordu. Ve Sn: Ankvab kendi amaç ve yollarının Çerkes’ lerden ayrıldığını, Abhaz Diasporasına da kendi çıkarları için çalışmaları gerektiğini net olarak ifade ediyordu. Diğer yandan ortaya Herkesçi mantaliteye göre tuhaf bir ironide ortaya çıkıyor: Yoksa Sn Ankvab’ damı mikrocu ve bölücü?
İnatla bıkmadan usanmadan Çerkes= Adige’dir dedik, Kendini Çerkesya’ ya ve topraklılarına bağlı hisseden, bu toprakları vatan bilen hangi halktan hangi milletten olursa olsun herkes Çerkesya’ lıdır dedik. kimisi bıktı, kimisi yeter artık dedi, kimisi bunun ne önemi var ki dedi ama zaman ve Kafkasya gerçekleri doğruları göstermeye başladı.
En azından diğer kardeş halklar Çerkes Sorunun neresindedir? Ve bu kardeş halklar geleceklerini hangi amaca göre kurguluyorlar sorusunu yanıtlayabilirsek "Çerkes" adının uluslararası siyasette Adige’ ler için ne ifade ettiğini daha iyi anlayabiliriz. Aktif siyasette, gerek açık kimlikleri ile gerek sanal kimlikleri ile yer alan, az buçuk global siyaset ve hukukla ilgilenenler, Kafkasya’nın karmaşık siyasi yapısı arasında Uluslar arası ilişkilerde Çerkes isminin Adige’ler için ne kadar önemli olduğunu bilmemeleri mümkün değil.
Aidiyetin hesabı sorulabilir mi bilmiyorum. Yüzünü ve kalbini Çerkesya' ya dönmüş herkesin öncelikli amacı Çerkesya’ nın ve Çerkes’ lerin çıkarlarını savunmak olmalıdır. Tüm dünya da kural böyle işlemektedir. Dünya siyaseti duygusal ilişkilere göre değil karşılıklı çıkar ilişkilerine göre yürümektedir. Devlet olmak bunu gerekli kılar.
Tha 2012 yılında tüm halkımıza ve kardeş halklara huzur ve mutluluklar getirsin.
Mehmet bey haklısınız Kafkasya halkları feodal aşamayı aşamadan savaşın sonuçları ve sürgünlerle uluslaşma süreçlerini çok önce tamamlamış,devletler kurmuş hatta Osmanlı gibi imparatorluk tecrübesi yaşamış halkların içinde varolmak zorunda kalmıştır.
Ama dediğiniz doğrudur ve uluslaşma süreçleri Fransız devriminin yani sanayi devriminin ileri sonuçlarıdır ve temelinde ise kapitalistleşmenin verdiği burjuvalaşma yatmaktadır.
Kendi burjuvazisini oluşturamayan toplumlar uluslaşmakta zorlanmışlardır.Bence biz ise kültürümüzü korumaya çalışırken aslında kendi küçük ve model burjuvazilerimizi oluşturduk ama büyük burjuvazi karşısında çözülerek önce entegre sonrasındaysa asimile olmaya başladık.
Ve hakim düşüncenin narsist söylemiyle azınlık yada benzeri sınıflamalar içinde anıldık zira hakim bakış açısı sadece kendi varoluşunu kutsayan ve diğer yapı ve halkları alt sınıf gören bir mantıkta işledi hep.(Bence).
Sizin reel alemden kastınızda buna işaret ediyor zira öncelikli olarak bizi ve bizimle ilgili tüm kardeş halkları etnisite olarak adlandırdınız kendi düşünce yapınızda.Ama bir kaç cümle sonrasındaysa bizim Kafkas Halkları olduğumuzu söylediniz.Biz etnisitemiyiz sizce yoksa halkmı.Bence bunu netleştirin söylemlerinizden öncelikle.
Şu örnek varolan dünya şartlarında size ütopya gibi gelebilir ama şu an reel hayat dediğiniz şeyin mimarlarından ve baş rol oyuncularından biri olan İngiltere Britanyalaşma dan önce uzun yıllar klanlar,etnisitiler ve halkların mücadele alanı oldu.Jud lar ,Saksonlar,Germenler,Normonlar ve gibi sayısız gel gitler yaşadı.Benim İngiltere olma idealim yok ama güzel bir tarihsel örnektir.
Ama lafı uzatmadan,tek anladığım dünya ya farklı pencerelerden bakıyoruz sanırım.Bu nedenle de asgari müştereklerimiz baya az.Ama şunu tüm samimiyetimle soruyorum size:Reel alem nedir;?Kuralları nelerdir ve bunları kimler koyuyuo? Reel alemde reel olarak var olabilmemiz için nasıl yaşamalıyız?
.Yeni gezegen demişsiniz ama bakış açımızın farklılığından bir coğrafya ismi üzerinden sunni bir halk yaratma söyleminizide kabul etmiyorum açıkcası.
Ama bence şunu netleştirin ,etnisitemiyiz halk mı?
Çerkes adını kullanmak istemek gereksiz bir üst kimlik yaratmak oluyorsa Kafkas adını tüm coğrafyadaki kardeş halklara maletmek ne anlama geliyor sizce? Bence söylemlerinizin zeminini sabitleyin. Zeminin sabit olmadığı her söylem provakatiftir.
Son olarak demişsiniz ya Kafkaslara ve Kafkas halklarına oturduğunuz yerden ahkam kesip kime ne isim vereceğinizi düşünmek sizin işiniz değil."Sahi bu sizce kimin işi yada işi olmalı? Bizde haddimizi bilelim.
Selamlar
Adige Cumhuriyeti adını Adigelerden almıştır. Kabardey-Balkar Cumhuriyeti hakeza Kabardeylerden almıştır. Wubıhların şu an için Wubıhlarla anılan bir toprağı olmadığı için topraksız bir halktır. Abhazlar hakeza kendi isimleri ile anılmaktadır ve diğer bir çok etnik partiküler kimlikler de kendilerini ait olarak algıladıkları etnisite ile ifade etmektedirler. Tüm bu etnisitelere tepeden aşağıya yeni bir kimlikle ve yeni bir isim dayatmanın hangi amaca yönelik bir boşluğu ve eksikliği gidermeye yöneliktir. Kimsenin bilmediği ve yeni keşfedilen bir gezegene yeni bir isim bulmak gibi bir çaba ve gayret niye. Sonra yeni bir isim bulup bu isimle herkesi değişik şekillerde kategorize etmek niye. Bizleri rahat bırakın ve işinize bakın. Biz kendimizi nasıl hissediyor ve hangi kimlikle algılıyorsak o kimlik bizim kimliğimizdir. Tarihsel dönemeçlerde ortak bir din şemsiyesi altında oluşmuş üst kimlikler bir imparatorluk şemsiyesi altında temsil edilirdi. İmparatorluklar sonrası dönemlerde Fransız Devrimi ile birlikte ulus bilinci kavramı öne geçmiş ve ulus devletler çatısı altındaki bir milliyetçilik ortaya çıkmıştır. Kafkas Halkları'nın kendi tarihsel süreçlerinde işgal edilen topraklarında ve sürgündeki halkı ile bu süreci normal şartlarda geçirememiş ve bu kavramların da günümüzde halen tartışılıyor olması bundandır. 150 yıllık bir süreçten bahsediyoruz ve bu süreç içerisinde ana yurtlarımız halen olduğu gibi Rusya'nın egemenliği altında ve diasporadaki halklar da bölük pörçük ve halen hayata tutunmanın mücadelesini verirken, diğer yandan kendilerine bir üst kimlik arayışınıda bulunup bulunmamaları ne anlam ifade eder. Gerçeklere geri dönün ve gerçek olaylarla ilgili konulara eğilin. Gerçek reel durumla sizin ele aldığınız bu konular hiç bağdaşmamaktadır. Kendinizi ideler aleminde yaşayan biri olarak da algılıyor olabilirsiniz ancak biz hala reel alemde yaşıyoruz. Boş yere ve karşılığı olmayan kavramlardan söz ediyorsunuz. Kafkaslara ve Kafkas halklarına oturduğunuz yerden ahkam kesip kime ne isim vereceğinizi düşünmek sizin işiniz değil.
29 Aralık 2011 Perşembe Saat 21:40