Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Erol Anar
ABHAZYA VE ADİGEY NOTLARI (III)
14 Mart 2012 Çarşamba Saat 15:06

Daha sonra kamaramıza dönerek uyumaya başladık. Kendimizi oldukça yorgun hissediyorduk. Ertesi sabah uyandığımızda, Soçi limanına ulaşmak üzereydik. Trabzon’dan ayrılmadan önce kente bakmıştık: Dağınık, bölük pörçük, rastgele  ve plansız yapılmış bir kente benziyordu. Şimdi Soçi’ye baktığımızda aradaki müthiş farkı görebiliyorduk: Son derece planlı olarak, doğayı bozmadan inşaa edilmiş, kıyı boyunca sıralanmış palmiye ağaçlarıyla, yemyeşil dağlarıyla cennete benzeyen bir kent.

Gemiden çıkmadan önce limandaki pasaport kontrolünde Paşa ile ikimizi bir süre tuttular. Daha sonra içeri girmemize izin verdiler.

Limanda, Kafkas Komitesi üyelerine rastladık. Abhazya’ya yardım götüreceklerdi. Yanlarında kutular içerisinde birçok ilaç ve yardım malzemesi vardı. Bunları bir minibüse taşımalarına yardım ettik. Komite Başkanı yaşlıca bir insandı.

“Demek siz de Abhazya’ya gidiyorsunuz. Biz bir otobüsle gidecegiz, siz de isterseniz bizimle gelirsiniz. Gagra’ya kadar gideceğiz.” dedi.

“Peki nasıl gireceğiz Abhazya’ya? Bize vize vermediler.”

Başkan güldü ve,

“Orasını merak etmeyin.” dedi.

Böylece grup olarak Soçi’deki bir otele gittik. Burada da bazı yardım malzemeleri vardı, minibüsteki kutuları da buraya yerleştirdik. Bir süre lobide oturup dinlendik, kahve içtik. Daha sonra bir otobüs geldi. Tekrar yardım malzemelerini hep birlikte otobüse taşıdık. 

Kafkas Komitesi üyeleri ile birlikte Abhazya’ya doğru yola çıktık. Abhazya sınırına gelmeden hemen önce, Komite Başkanı herkesten onar dolar vize parası topladı. Abhazya sınırında, Rus polisinin kontrol noktası vardı.

Daha sonra aşağıya indik ve pasaport kontrolünden geçtik. Hatta birkaç paket sigara da vermek durumunda kaldık. Rus polisi, bize vize vermişti. Vize dediğim de şuydu: Adam, bir elindeki tükenmez kalemi cetvel gibi kullanarak, diğer kalemle pasaport sayfasına iki paralel çizgi çiziyor ve ortasına da bir mühür vuruyor. Ama on dolar ve birkaç paket sigaraya da ancak böyle vize olurdu.

Vizelerimizi alarak nihayet Abhazya’ya otobüsümüzle giriş yaptık. On beş, yirmi dakika kadar ilerledikten sonra, savaşın acı yüzüyle karşılaşmaya başladık: Bombalanmış, yıkılmış binalar, yol kenarında devrik direkler, kesik elektrik telleri, beton barikatlar...

Otobüste sol tarafımızda bir adam oturuyordu. Bizimle sohbete başladı. Almanya’dan gelmiş, yıllardır orada çalışıyormuş. Kafkas Komitesi’nin gelecegini duyunca, onlarla beraber burayı ziyaret etmeye karar vermiş.

“Ben buraya çok gelip gittim. Savaştan önce, şimdi Gürcistan işgali altında olan başkent Sohum’dan bir ev aldık. Çok değerleneceğini söylemişlerdi. Evi de kaybettik, gördünüz mü? Acaba Sohum’u tekrar geri alırlar mı dersiniz?” dedi.

Ona yanıt vermedik. Yalnızca, Paşa ile ters ters adamın yüzüne baktık. Savaşta yüzlerce, binlerce insan ölmüş, her yer yıkılmıştı;  adam ise bütün bunları bir yana bırakmış, kendi evinin derdindeydi. Bir de bunu dile getiriyordu.

Savaşın yıkıntıları bir yana, Abhazya bir masal ülkesine benziyordu. Kaf dağının ardındaki ülkelerinden birisi de burası olsa gerekti: Sol yanımızda ormanlarla kaplı yemyeşil dağlar vardı ve sağ yanımızda yol boyunca bize eşlik eden deniz.

Çok geçmeden Gagra’ya ulaştık. Deniz kıyısında, büyük bir oteli andıran bir binaya giriş yapmıştık. Burada Türkiye’den gelenlerin kayıt yaptırdığı bölüme giderek, kaydımızı yaptırdık. Bize yatmamız için iki ayrı oda, daha doğrusu bir bina gösterdiler. Bu yapı kompleksti ve içinde birbirinden bağımsız birçok bina vardı. Hatta büyük bir tiyatro salonu ve o zamanlar kullanılmayan bir havuz da bulunuyordu. Bu binalar, Sovyetler Birliği döneminde sanatoryum olarak kullanılıyormuş.

Bu bina sekiz katlı idi ve iki yaşlı Rus kadın buradan sorumluydular. Bu güleryüzlü kadınlar, orada bulunduğumuz süre içerisinde bize çok iyi davrandılar. Her gün odamızı temizleyerek, çarsafları değiştiriyorlardı. Hatta Rusça bazı kelimeleri onlardan öğrenmiştik hiç unutmuyorum. Yanlış hatırlamıyorsam “Pojaluysta = Lütfen,” “Sipasibo = Teşekkür”, “Do svidanya=Güle Güle”gibi...

Sekiz katlı binada yalnızdık, en üst kata çıktık. Bütün odaların kapısı açıktı. Paşa ile karşılıklı birer odaya yerleştik. Odalarımıza yerleşip, duş aldıktan sonra aşağıya indik ve akşam yemeğinin verileceği bölüme geçtik.

Ana binanın içi barok bir tarzda dekore edilmişti. Özellikle yemek salonu, bir saray salonundan farksızdı. Yüksek duvarlar, işlemeli sütunlar, freskler ve her biri son derece değerli klasik tarzda oyma oturma takımları, koltuklar...

Daha sonra yemek masasına oturduk ve peynirli makarnadan oluşan yemeğimizi yedik. Savaş koşullarında bunu bulabilmek bile başarıydı. Sonraki günlerde hep aynı yemeği yiyecektik. O koşullarda bizi  en iyi şekilde misafir eden Abhazya halkına buradan teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Devam edecek...


Bu yazı toplam 4805 defa okundu.





hayriye gupse gunes (hatko)

dört yazıyı da keyifle okudum, diger yazılarınızın yaynlanmasını sabırsızlıkla bekliyorum.

24 Mart 2012 Cumartesi Saat 11:35
hatko erol anar

Merhaba Deguf Gamze, ''İnsan Hakları, Küreselleşme, Postmodernizm, Yeni Perspektifler'' adli kitabim Ozgur Universite Yayinlari'ndan çikmisti. Orada olabilir hala bilmiyorum. "Içimde Irmaklar Akiyor" ise ilk roman çalismam. O kitabi iyi bulmussun, çunku o da piyada yok aslinda. Umarim begenirsin. Selam ve sevgiler

20 Mart 2012 Salı Saat 00:51
Deguf Gamze

kitaplarınızdan ''İnsan Hakları, Küreselleşme, Postmodernizm, Yeni perspektifler.'' ve ''Krallar ve Soytarılar'' ı bir kaç yayınevine sordum ama bulamadım Erol bey.
basımlar 90 ların sonu ve 2000 lerin başı. yayın dünyası için arşiv sayılmamalı. neyse ki bir kitabınızı bulabildim ''İçimde Irmaklar Akıyor'' nedense ismi hoşuma gitmişti zaten. saygılarımla.

18 Mart 2012 Pazar Saat 22:19
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net