Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
Çerkesya Üzerine
09 Şubat 2010 Salı Saat 01:41
“Günlerden bir gün, aynı oymakta
Başka dağların huzurunda,
Bir büyük tartışma çıktı
Kazbek ve Elbruz dağları arasında.
“İnsana bir kez boyun eğdin ya” dedi.
Ak saçlı Elbruz Kazbek’e,
Şimdi tapınaklar kurulacaktır,
Kayaların en sarp yerlerine…”
                                            M.Y. Lermontov

***

 ‘Çerkesya’ sahiden de çok güzel bir kelime değil mi? Güzel, güçlü ve kudretli. Bu isimde gerçek bir coğrafya vardı. Bugün nüfus müdürlüğünden bir kaç kuşak öncesini kapsayan vukuatlı nüfus kağıdı dökümü istediğinizde, bu topraklara (Türkiye) yerleşmiş ilk kuşağın doğum yeri hanesinde Çerkesya yazar. Bunu ilk defa gördüğümde hem şaşırmış hem de duygulanmıştım. Zira Çerkesya’dan büyük sürgünle bir tesadüf buraya (Yalova) yerleşmiş kuşağın isimlerini evraklara yazılı haliyle elimde tutuyor olmam, benim için karışık ve tuhaf bir duyguydu. Bazı evraklarda da ‘II. Abdülhamit’in irade-i seniyesiyle’ diye başlayan tutanaklar vardı. Bu tutanaklar sayesinde, bir an için kendimi Osmanlı mülkü sultanının izni ile bu topraklarda yaşamaya başlayan seçeneksiz insanların yerine koyabilmiştim.

Bendeniz geçmiş zamana ait bu gel-git duygular içindeyken, hatırı sayılır bir bahşişle fazla mesai yaptırdığım yaşlı evrak memuru, dosyalara uzanmak için durduğu merdivenin tepesinden göçmen şivesiyle ’be hanım kızım, başka ariycek isim var mıdır’ diye seslenince, bir müddet boş gözlerle yüzüne bakmıştım. Yalova’daki arazi işlerimizle ilgili sorunların hukuki prosüdürlerinin peşindeydim ve bu işlere ilk defa başlayan herkes gibi bende bu netameli işleri hemen çözebileceğimi düşünüyordum. Ama ne gam, onları çözmek bir yana, birbiri içine geçmiş matruşkalar gibi sürpriz sorunlar çıktı her seferinde ortaya ve bizim ailenin arazi dertlerinin çözümü başka baharlara kaldı.

***

Çocukluğumda dedem Kube Aslan, akşamları biz uyumadan önce kadim Çerkesya topraklarında geçen, şahane Çerkesce masallar anlatırdı. Aralarında benim en sevdiğim ‘Thakunçıha vaçamra taçaj ko naşumra’ yani ‘çok konuşan tavşan ile yaşlı kör domuz ’ masalıydı. Bu masaldan geriye aklımda kalan şey, iki kahramanın maceralarının sürekli ‘xekuj’da geçiyor olmasıydı. Belki de dedem, biz hiç fark etmeden, çocuk yaşlarımızda bilinçaltımıza Çerkesyayla ilgili aitlik ve sahiplik duygularını böyle yerleştiriyordu. Kim bilir?

***

Gelelim bu güne, tarih iki bin on dur. Çerkesler(Adıgeler) şimdiye kadar kendileri için, ama sadece kendileri için ne istediler? Bu bizler için epeyce şık ve fiyakalı bir final sorusu esasında, zira daha bu soruya gelmeden cevap arayıp durduğumuz o kadar çok şey var ki. Bunlardan en namlı olanı ise, hala bize ‘seç beğen al’ şeklinde tanımlar uydurulması ve daha da acıklısı bunu Çerkesim diyenlerin de yapıyor olması. Çerkes = Herkes haline vardırılan ‘Mevlana Çerkesliği’ absürt tanımlamalar konusunda, Oscar’a aday olacak kadar etimolojik bir kargaşa haline getiriliyor çoğu kez.

Oysaki karışıklıktan, kargaşadan tarihin her döneminde çok çekmiş bu halkın, daha şeffaf, daha konsantre ve de gerçek tanımları kullanması gerekmez mi? Gerçi bu durum, son zamanlar da epeyce kırılmaya uğradı ve de kendini yeniden tarif etmekte bir beis görmeyen  Çerkeslerin (Adıgelerin) sesi daha gür çıkmaya başladı. Çerkes = Adıge doğru denklemini dillendirebilmek için, uzun bir süre gereksiz masallarla narkoz etkisinde tutulmuş bu halkın, kendini yeniden var etmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğu aşikar.

Peki bu minvalde hatırı sayılır sayıdaki Diaspora Çerkesleri kendilerini temsil eden üst örgütlenmelerden ne bekliyor? Öncelikle kendilerinin özne olarak kabul edildiği ve bunun tarifinin açıkça yapıldığı bir Çerkes Federasyonu. Azımsanmayacak Çerkes ( Adıge) çoğunluğun beklentisi de artık bu değil midir? Kimseleri tatmin etmeyen muğlak ‘Kafkas Federasyonu’ tanımı, bugünkü koşulların getirdiği bölünmeler sayesinde, belki de gerçek mecrasını bulabilir, neden olmasın?

Öte yandan, bilinçli bir Diasporalı olmanın da kendine göre bir ‘raconu’ olması gerekmez mi? Kadim Çerkesya topraklarından bihaber, vatan bilinci olmayan, köklerini bilmeyen, kültürüyle ilgisi olmamış insanlara Diasporalı denilebilir mi? Hangi ülkede yaşarsak yaşayalım, bize kim olduğumuz sorulduğunda, kendimizi tanımlamamız için bunları bilmemiz gerekmez mi? Yaşadığımız ülkelerde sadece kültürüyle mutlu olan ‘folklorik Çerkesler’ olmakla nereye varılabildi ki? Yaşanılan ülkelerin kültür mozaiğini renklendiren etnik unsur olma hali, yeteri kadar icra edilmedi mi? En azından bu saatten sonra, diasporada en kalabalık halk olan Çerkeslerin (Adıgelerin) kadim toprakları olan Çerkesya’ya kendi konumları oranında sahip çıkması, namuslu bir tavır olmaz mı?

Kaldı ki, hal-i pür melalimiz, bugün geldiğimiz noktadaki gibi sert ve dramatik gerçekler içeriyor olmasaydı, kendimiz için büyük ulaşılmaz hayaller kurmayı veya düze çıkmış tuzu kuru halklar gibi, daha konformist amaçlar için, entelektüel gevezelikler yapmayı kim istemezdi ki?

Çerkesya gibi iddialı bir isimle internet sitesi açmak, hem cesur bir duruşu hem de sorumluluğu ağır bir duyguyu yaşatır elbette. Tüm okuyucularınıza bağımsız ve doğru haberler verebilmeniz temennisiyle.

Yolunuz açık olsun Cherkessia.net



Bu yazı toplam 3213 defa okundu.





Genç Adige

Lütfen adımı soyadımı yayına vermeyin.genç Adige şeklinde belirtin. Nurhan abla artık sana burdan açıkça teşekkür etmek istiyorum.Sayın Çerkesya moderatörü lütfen beni yazımı yayınlayın. Ben bundan önce Nurhan ablamın eski sitesi adına düzenlediği kahvaltıya katılmak istemiş sağolsunlar bazı katılımcılar bana yakınlık göstermişlerdi. Son anda çıkan bir sağlık kontrolüm yüzünden katılamamıştım. Aradan epeyce bir müddet geçince Nurhan Fidan beni aradı buldu ve o toplantının yapıldığı yerde yine bir kahvaltıda ağırladı. İnanın ben ne kadar mutlu olduğumu anlatamam Nurhan ablam aramızda kalacak demişti ama dayanamadım buraya yazdım. Nurhan Abla yeni sitede hayırlı olsun.Buraya bunları yazdığım içinde beni bağışla.Allah seni korusun.

02 Mart 2010 Salı Saat 23:18
Erşat Tunç

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan,kendini gizler mi alevden? Sen istedin,ondan bu gönül zorla tutuştu.. Bir zamanlar böyle yazılmaya başlanırdı size ve akabinde.. Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol şeklinde yazılar ithaf edilirdi size.. Sizin yeriniz Kalplerdir. Yazılarınızın akış mecraı yüreklerdir. Bazı gafilleri lütfen dikkate almayın. Sizi sabırla bekleyeceğiz ve okuyacağız. Çerkesya seninle daha bir anlamlı...

02 Mart 2010 Salı Saat 23:13
Esat Tunç

Bir an bir sitede izlediğim sayın Fidanı aradığım yerde bulamamanın paniğini yaşamadım değil.Bir kaç arkadaşıma gelişmeleri bana bildirmedikleri için ciddi sitemlerde bulundum.Sayın Fidan yeni köşenizi ve sitenizi tebrik ediyor saygılar sunuyorum.
Bir sanatçı duyarlılığı ile yazdıklarınızi her zaman hayran hayran okumuşumdur.Uğratıldığı haksız eleştiri karşısında takındığı asil tutum hala aklımda.Ne asil bir duruştu o.
Asla unutamam okur yazarına sahip çıkmış kimler nelerin özrünü beyan etmek zorunda kalmıştı.Hey gidi zaman hey.
Sayın Fidan sizleri yetiştiren şartları kültürü çerkeslik değerlerini bilmiyor olabilirim.Ama bunlar sizinle aynı çağda yaşayıp sizin derin yazılarından sonsuz bir haz alıp bunun mutluluğiunu yaşamaya engel değil.iyiki varsınız.
Kısa bir not bir çok okurunuz sizin yeni yerinizi kaşfediyor.saygılarımla...

01 Mart 2010 Pazartesi Saat 23:13
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net