Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Cansu Denef Oktay
ATALARINDAN DAHA YAŞLI VE ÇARESİZ BİR HALK
14 Mayıs 2012 Pazartesi Saat 16:36

“İNSANLARI VATANLARINDAN ÇIKARTMAK MÜMKÜNDÜR, FAKAT O İNSANLARIN YÜREĞİNDEN VATANLARINI ÇIKARMAK ASLA MÜMKÜN DEĞİLDİR.”

“Bugün yapacak o kadar çok şeyim var ki… Çocukların ödevleriyle ilgilenilecek… Ardından eşimle beraber çocukları oyun parkına götüreceğiz, sonrasında Madine ve eşi ile buluşacağız. Baharın gelmesiyle birlikte açıkhavada olmak istiyoruz ailecek. Maykop daha bir güzelleşiyor baharla birlikte. Kışın bize verdiği beyaz mutluluk baharın taşıyıcısı kelebekler vasıtasıyla yerini bambaşka bir boyuta bırakıyor. Tüm dostlar, akrabalar haftasonları pikniğe gidiyor, haftaiçlerini ise genelde kısa buluşmalar şeklinde geçiriyoruz.

Krasnodar’a gidiyoruz ara sıra ailecek, alışveriş için. Çocuklar için de değişiklik oluyor. Fakat uzaklaştığımız anda da hemen özlüyoruz Maykop’umuzu. Maykop bizim için her şey demek.. Tüm eşimizin dostumuzun yaşadığı, aile bildiğimiz toprak burası. Buradaki dingin yaşam birçok insan için fazla sakin gelebileceği halde buradan vazgeçmek de bir o kadar imkansız.“

Bazen kendimizi başkalarının yerine koymak oldukça zordur. Bu kolay görünen bir durum olduğu halde, en etkili biçimde anlamak için bir şeyi görmek yada duymak gerekmektedir. Örneğin, bir Maykop’lunun gözünden Maykop’un ne ifade ettiğini anlamak için de; kendimiz olmaktan bir süreliğine uzaklaşmamız yani orada olmamız, ve biz olmaktan çıkmamız gerekir.

Tıpkı biz 1864 sonrası sürgün çocukları için sürgünün ne ifade ettiğini anlamak için olduğu gibi… Bunun için, Kafkasya’dan hunharca sürgün edilmiş bir toplum oluşumuzu hep sorgulamak, bunu haykırmak ve şu anki hayatımızı deneyimlerken hiç yaşayamadığımız hayatlarımızın farkında olmamız gerekir.

Yukarda bahsi geçen satırlar da, hiçbir zaman deneyimleyemediğimiz olası hayatlarımızdan bir kesit olarak görülmelidir. Bu travmaları yaşamamış bir toplum olmamız halinde, şu an yaşayabileceklerimizi tahmini bir biçimde ifade eden bir Maykoplu hayatını bu şekilde böyle resmetmek insanın içini ne yazık ki acıtabiliyor. Ne kadar bize uzak, ne kadar da basit ama anlamlı hayatlar olabilirdi oysa ki yaşayabileceğimiz. Gerçekten bir Çerkes olarak yaşamak gibi, ne eksik ne de fazla… Derneklere ihtiyaç duymayan, kültürün hayatın içinde dimdik varolduğu… Sokaklardaki o gerçek hayat, nefes gibi, su gibi, kendiliğinden bir hayat… Kendi dilimizi konuşmanın tarifsiz mutluluğuyla ve kendinden olan insanlarla çevrili olmanın gayriihtiyarı güveni ve birçok başka şey ile…

Bizlerin artık birbirimizle yaşadığımız anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp bu tarz hayati konularda kafa yormamız gerekmektedir. Hepimiz gayet iyi görebiliyoruz ki bizler, bugüne kadar birçok anlamsız ve gereksiz mevzu ile birbirimizin ve kendimizin hayatından çaldık.

Bazen Çerkes kimliğinin içine sığınmak nedensizce kaçış oldu bize, bazense Çerkesliğin nezaketine ihtiyacımız olduğunda yada güvenirliğimizi kanıtlamamız gerektiğinde Çerkes olduk.

Fakat, tezattır ki, Çerkeslikle ilintili olarak oluşan bilincimizin kutusunu açarsak ilk dökülecek şeyler şu anda toplumumuzda büyüteçle aramamız gereken kavramlardır.

Çerkesler içinde; kendini övme, kibir gibi kavramlar toplum tarafından hoş karşılanmıyor gibi görünse bile, şu anda sadece kendinden bahsetmekten oldukça keyif duyan, birbiriyle kesinlikle anlaşamayan bir kesim de var aramızda.

Lakin, neresinden tutacağımızı bilemediğimiz hayatlarımızı salt yapay bir Çerkeslik tarafından tutmamız halinde Çerkeslik olgusu ile kuracağımız ilişki de ancak o kadar samimi olabiliyor.

Artık anlamamız gereken şey şudur ki bizlerin yapması gereken; Adiğabzeyi konuşmak, bilmiyorsak öğrenmek, Kafkasya ile bağımızı canlı tutmak, oradaki yaşamın gerisinde kalmamak ve çocuklarımızı da buna uygun düzeyde yetiştirmek olabilir. Bunların hepsini ise sadece bir kavram üzerinden yorumlamamız gerekmektedir; Sürgün.

Hiç sürgün ve soykırım yaşamamış olmak, yani hayallerimizdeki o Maykop, Nalçik’te olmak imkansız… Amacımız, elimizden kayıp giden bu geçmiş ve onun içimizden atamadığımız acılarını tüm Dünya’ya haykırmak, 148. Yılında bu vahşetin tüm Dünya tarafından soykırım olarak tanınması adına elimizden geleni yapmak olmalıdır.

Evet çünkü biz Çerkes’iz… Atalarımızdan daha yaşlı ve çaresiziz… Atalarımızın bir vatanı vardı, elle tutulur gözle görünür bir vatan… Ellerinden acımasızca alınan…

Bizse onlardan daha mutlu değiliz… Hiçbir zaman bizim olmamış bir vatanı düşleyerek ve buraya adapte olamadan, ne burada ne de tam olarak orada varolabiliyoruz. Bizi ayakta tutan tek şey umudumuz olacaktır.

Bu sebepten, umudumuzu kaybetmeden yolumuza devam etmeliyiz. Bu sebepten ve  herşeye rağmen, bizler umutlu insanlarız…

Ve biz, 20 Mayıs’ta Taksimdeyiz, soykırımı haykırmak için!

Cansu Denef Oktay

T’lişhe


Bu yazı toplam 4505 defa okundu.





Ş'hafit

Erkan nıbjeğu, pesimist bulduğun başlık tırnak içinde verilmiş yalnız dikkatini çekerim...

18 Mayıs 2012 Cuma Saat 01:30
Blenawo Erkan

Denef hanım başlığınızı yazı içeriğine göre çok pesimist buldum. Çerkeslik gayretinde olan herkese selam olsun. Vatanda ve diasporada.

selamlar.

16 Mayıs 2012 Çarşamba Saat 00:32
Nihal Eser

Hayal de olsa içimi ısıttı.Bir anadil(Türkçe)öğretmenliği görevi için bulunduğum Fransa yerine kendi anadilini öğreten bir çerkes olarak Kafyasya'da olmayı hayal ettim ben de.Ama kendi anadilimi bilmediğim acı gerçeğini unutarak.Bu güzel hayallerimizin gerçekleşmesi dileğiyle,sevgiyle kalın

16 Mayıs 2012 Çarşamba Saat 00:12
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net