Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
SIRRI SAKIK’I ‘’KINAMANIN’’ DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
06 Şubat 2013 Çarşamba Saat 02:11

‘’Başkalarının günahıyla aziz olamazsın!"

Çehov

****

Türkiye adıyla maruf bu ülkede bir haftadır kamusal alanı işgal eden cümle: ‘’Sonradan bu ülkeyi kendisine vatan edenler, Kafkaslar’dan, Boşnaklar’dan gelenler, siz bu ülkenin sahipleri değilsiniz, haddinizi bileceksiniz!” Barış ve Demokrasi Partisi milletvekili ve nev-i şahsına münhasır bir meclis üyesi olan Sırrı Sakık bu sözleri ettiğine pişman mıdır bilinmez ama maksadını aştığını söylediği (bknz: maksadı aşan sözler antolojisi) o sözleri için, bir müddet daha ağır ve incinmiş ‘’kınama’’ yazılarına maruz kalacağı aşikar. Maruz kalmasının hatta ‘’beter’’ olmasının bir sakınca yok elbette, ancak bizim Çerkes milletinin bu sözler karşısındaki kimi reaksiyonları da o sözleri gölgede bırakacak cinsten tuhaflıklarla dolu olduğundan önce kendimize dokunmamız daha isabetli olabilir.


Kürt siyasetinin en iş bilir (!) simalarından biri gibi gözüken Sırrı Sakık ne söyledi de biz bu kadar ‘’kahroluyoruz’’? Sonradan bu ülkeyi vatan ettik mi? Ettik. Bu ülkenin sahibi miyiz? (veya kadim halkı mıyız) Değiliz. Dağdan gelip bağcıyı kovma hakkına sahip miyiz? Değiliz. O halde geriye bir tek ‘’haddimizi bilip bilmediğimiz’’ kısmı kalıyor ki o da fazla kahredici bir sözcük değil bana kalırsa. Zira bu ‘’had bilip bilmemek’’ lafzı mütedil çoğunluğa söylenen sıradan uyarı cümlesidir ve kerameti kendinden menkul bir söz olarak herhangi bir özgül ağırlığı yoktur. Sanırım bu sözlere içerleyip kızanlarımızın nedenleri de muhtelif.

Birinci grup kendisini bu ülkenin gerçek sahibi gibi gören ve Türk ulusalcılığının Çerkes kanadını temsil edenler. Bunlar en çok incinenler, zira temel argümanları olan ‘’biz bu ülkeye saçımızı süpürge ettik, burası herkes den çok bizimdir’’ söylemleri an itibarıyla ciddi yara almıştır. Ve ülkeden çıkış kapısını gösterenlere karşı gecikmeden aynı kararlılıkla ve sertlikle cevap verilmelidir. Yalnız yine yeniden vurgulamadan geçmemek gerekir ki, bu grup öyle koftiden incinenler değil sahiden kalbi kırılanlar grubudur. Ve hislerinin sahiciliği karşısında yapılabilecek tek şey, onlara ve acılarına karşı saygı duymaktır. İkinci grup ''ben demiştimciler'' grubu. Minumum siyasi empatiye dahi karşı olup Kürtler veya değil empati yapmayı satılmışlık pozisyonuna evriltebilen, öz hakiki Çerkes olmayı diğerlerinin engellediğini düşünen değerli arkadaşlardır ve temel çelişkilerinin standartları zorlayamayacak vasatlıkta reaksiyon üretmeleri olması muhtemeldir.

Üçüncü grup tepki sahipleri ve bu sözlerden galiba en örselenmiş olması gerekenler ise, kürtler ‘’mutlu’’ olmadan Çerkes halkının ‘’mutluluk’’ aramasını utanç verici bulan endişeli modernlerimiz. Gerçi kimi aydınlarımız bu fiili sözlerle yüzleşmek yerine konvansiyonel ataklarla ‘’biz her halkın milliyetçisine karşıyız’’ gibi karavana söylemlere sığınarak bu provakatif toz dumanı savuşturmaya ve an itibarıyla yeniden Kürtlere mutluluk aramaya devam edebilirler. Aitliğini unutmuş entelektüel formasyonun, (belki de buna kaybedenlerin belleği demek daha isabetli olur) mağduriyet üzerinden ürettiği her söylemi veya çözüm önermelerini, kendi halkına değil de neredeyse kayıp ada Atlantisde yaşayanlara ithaf etmesi artık alıştığımız bir refleks. Bizim endişeli modernlerimizin Edward Said’in İsrail sınırına taş atarken çekilmiş fotosuna ne anlam verdiklerini hep merak etmişimdir.

Öte yandan Çerkes örgütlenmelerinin kınama mesajlarının sorunlu içeriklerine falan hiç girmeden şu soruyu sormak biz ölümlüler için yanlış olmaz umarım ki; Sırrı beyi’n husumetlerin ateşlendiği bir zamanda sarf ettiği öfkeli vasat hükümlerinin günahlarını mahkum etmek, kendi günahlarımızı temizlemeye yeter mi?

Öyle sanıyorum ki bu türden sözler bize çift taraflı ayna tutacak ve Kürtlerden daha fazla işimize yarayacak. Zira zayıf ve aidiyetsiz yanlarımızla bir kez daha yüzleşmemize vesile olacak.

Daha ne olsun?

Bu yazı toplam 4993 defa okundu.





Blenawo Erkan

Al bendende o kadar hatko yılmaz.
Okuyan gözlemleyen insanın bir zaman sonra yazma ihitiyacı kaçınılmazdır.
Çerkes gençliğin çoğunluğunun sahip olduğu dinamizme, kendini ifade etmenin en kullanışlı aracı olan yazmayıda eklemlemesi gerekir.

Nurhan hanım sırrı sakık konusu üzerinden içimizdeki hastalıkları gözlemenin gereğini yerine getirmiş. Bence yeterli.

14 Şubat 2013 Perşembe Saat 20:22
Hatko Yılmaz

Nıbjeğuler Nurhan hanıma sipariş vereceğinize siz yazsanız nasıl olur?
Ya arkadaşlar biz türkiyede konuşunca 4-5 milyon adıge var diyoruz. Çerkes sitelerinde yayınlarında yazı yazanlarımızın sayısı 20 30 kişiyi geçmiyor. Nasıl oluyor bu iş bende bunu anlamıyorum.
fb sayfaları ve Twıtterda da öyle. Yazdığı okunacak kişi sayımız
çoğalmalı.
çoğalsın.
çoğalacak.
Başka çare yok arkadaşlar. Kitaba kağıda kaleme yakın olalım. Selamla

10 Şubat 2013 Pazar Saat 23:34
Sinan Oral

Nurhan Hanım Selamlar... Hani bir de bizi Sırrı Sakık'ı aklamayı, sözlerini yumuşatmayı kendine vazife edinen "insiyatifçi" Adigelerimize de keşke 1-2 satır ayırsaydınız. Bu da önemli bir konu değil mi sizce?

09 Şubat 2013 Cumartesi Saat 11:35
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net