Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
MARQUEZ & TARİHİ ÇERKESYA HARİTASI & ANNEMİN BAHAR AĞAÇLARI
19 Nisan 2014 Cumartesi Saat 19:41
Marquez’in öldüğü rivayet ediliyor. Bir edebiyat dehası ölür mü?  Ölmek fiili sıradan insanların terk-i diyar etmesini tarifler herhalde yoksa onun gibilerinin naçiz bedeninin artık bu dünyada olmamasını değil. Ardında, şapkasının altında yaşadığı kendi şahsi hayatı dışında bir bakiye bırakamadan dünyadan göçüp gidenler koca bir insanlığı niye üzsün mesela? Oysa bin bir çeşit farklı yüreğe dokunmuş bir yazarın bütün alametifarikası ölünce yine -yeniden başlıyor işte böyle. Dünyada milyonlarca insan yarışa girmiş onu sözcüklerle uğurlamaya çabalıyor. Bu ‘’iyi şeyler söyleme’’ yarışının, halis bir dayanışma hareketini ateşlemeyeceğini biliyoruz elbette, ancak insan yine de düşünmeden edemiyor, madem bu kadar Marquez’i anlayan-seven insan vardı da, o halde neden bunca itiş kakış oluyordu yeryüzünde? Bu işte bir iş var. Ya Marquez’in kitaplarını okuyanlar ona ihanet ediyor, veya dünyada milyonlarca insan fena halde sağ gösterip sol vuruyor.

İnsanı dünyaya, dünyayı insana anlatmak için yaratılan, ölümsüzlüğünü kendi sözcükleri ile ilmek ilmek ören büyük yazarlar dünyanın geri kalanıyla nasıl irtibatlanıyor hep merak etmişimdir? Öyle ya, yan yana dizdiği kelimeleri ile F14 savaş uçaklarından bile daha etkili olmayı başaran büyük yazarlar, yaşamın 3. boyutunda vip koltuklarda astral seyahatler yapmamıza vesile oluyor, ama bunun karşılığında onlara ne zulümler yapıp nasıl hayal kırıklıklarına uğratıyoruz kim bilir?  Bu sorular uzayıp gidebilir tabi ki, ancak sıradan- vasat okurlarını dahi uğurlama telaşına düşürüp kelam etmeye zorluyor olmak müteveffa bir yazar için ne yaman bir tecelli aslında. Hasılı, ‘’hayat iyi ki onun sözcükleri ile tanıştırmış bizi’’ deyip yetinelim. İsmet Berkan’ın deyimiyle ustaların ustası Marquez, neredeyse her şeyin adını koyup göçtü bu dünyadan, ardında kalanları stajyer bırakarak.

***
İnsan- coğrafya ilişkilenmesi ne tuhaf bir yolculuk aslında, çok değil birkaç yıl evvel ‘’Tarihi Çerkesya Haritası’’ konusu neredeyse kayıp ada Atlantis gibi kapalı bir mevzuydu. Çerkesyada bir köy öğretmeni olan Haseneko Hamid’in 25 sene Rus arşivlerinde itilip kakılarak, bin bir gayretle oluşturduğu çalışması artık Türkiye diasporasında isteyen her Çerkes’in evinin duvarlarını süsleyebilecek. Çerkes soykırım ve sürgününün 150. Yılı anısına Çerkesya Yurtseverleri tarafından genişletilmiş olarak yeniden bastırılan harita,  geleceğe kement atmanın sağlam düğümlerinden biri olsun isterim ki. Tarihi Çerkesya Haritası çalışmasının tanıtıcı söyleşileri-seminerleri coğrafya insan ilişkilenmesinin yanı sıra, tarihsel hafızanın yenilenmesi açısından da önemli galiba. Zira kaybolmuş belleklerimizle ait olduğumuz halk için  geleceği adımlamamız imkansız olur. Tamda bu yüzden harita söyleşilerinin, kadim zamanlardan bugüne Çerkesya coğrafyasında yaşananları gözler önüne serip, bugünkü Çerkes kimliğimize domino taşı etkisi yapacağına inanmak istiyorum içtenlikle. Söyleşinin konuşmacıları olacak Sayın Mahmut Bi ve Sayın Cevdet Hapi’nin emeklerine sağlık diyelim. Çerkesya haritası İstanbul seminer programı haber linki; http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=6165

***
70 yaşında bir kadın telaşla neden ağaç dikmek ister her bahar köyünün toprağına?  İnsanoğlu galiba yaşamda biraz eskiyince daha eyvallahsız daha cüretli oluyor, hem hayata hem de doğaya karşı. Ancak bu cüret hayata doğaya karşı ziyankar bir mukavemet değilde, onu zenginleştirmek üzerine kuruluyor sanırım. Bir çeşit labaratuvar çalışması gibi. Hangi ağaç hangi toprakta sağlam kök verir? Mahsulü fasılalı zamanlarda nasıl olur? Sağlıklı büyümesi için hangi zirai destek elzemdir v.b şeyler. Annem tüm bunları eksiksiz takipte ısrarlıdır. Onların büyümesini, yaprağa durmasını, hele hele meyve vermesini adeta pagan bir coşkuyla takip eder. Bu coşkuya ortak olmayanlara da Çerkesce nasihat verir ‘’Zı tlepkım, yı’jıxar zı’emtıshaşt şı’ğı yağeç’ma ğo’gu rıko’huşt.’’ Türkçesi; ‘’Bir toplum, eğer yaşlılar gölgesinde oturmayacakları ağaçlar dikiyorsa ilerler.’’   

Elbette bu nasihat cümlesine itiraz etmek abesle iştigal sayılabilir, ancak annemin toplumu ilerletme gibi netameli sorumluluk duygularından ziyade, yaşamak yanı ağır basan coşkularla hayatını süslemesini tercih ederim. Hatta bu tercihimi onaylayacak bir ''Adığe guşıaj'' arasam bulurum herhalde ancak o sözü aramak yerine, Nazım Hikmet’in tamda bunun için verdiği sufleyi hatırlamak onun yerine ikame olur mu? Bence olur. ’’Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanın ağır bastığından…’’

Yazı başlığına atfen; Marquez, Tarihi Çerkesya Haritası ve annemin bahar ağaçlarının ortaklaştığı pencere, belki de hayata dair umutların yenilmez coşku verici izleklerini yansıtıyor. Hepsinin üzerinde anlaştığı şey; ölümün- kötülüğün- kaybolmanın tarafında değil de, dirilmenin- yeniden ayağa dikilmenin yanında saf tutan muhteşem tarafları galiba.


Bu yazı toplam 3224 defa okundu.





ibrahim Cetao

Edebiyat eleştirmeni Perenuko Kutas,şair ve yazar Kuyoko Nalbiy'in toplu eserlerinin yer aldığı kitabın önsözünde:"...Bu bağlamda söyleyecek olursak K.Nalbiy'in romanı "ölülerin şarabı"Markuez'in "yüz yıllık yalnızlık"romanına benzer..." der.
"Sihirli gerçekçilik" akımının her iki temsilcisini saygıyla anıyorum.

21 Nisan 2014 Pazartesi Saat 14:30
Hudeberdiqo

Hey gidi gabito hey. Ölmeden önce yazdığı son kitabı Ağustos ayında yayınlanacakmış.

21 Nisan 2014 Pazartesi Saat 11:57
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net