Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
2014 ÇERKES HALLERİMİZ-AFORİZMALAR (2)
29 Aralık 2014 Pazartesi Saat 00:32


2014’ ün Çerkes soykırımının 150. yılı olması hasebiyle, özellikle Türkiye’de daha yüksek sesle geçeceğini düşünenlerdendim.  Galiba yanıldım. Zira bir iki grubun yeterli olmasa da ısrarlı toplumsal tacizlerini saymazsak, Çerkes ahalinin 2014’ü bir soykırım yılı olarak değil de daha çok ‘’metal yorgunluğu’’ sendromu ile uğurladığını düşünenlerdenim. İradi tercihimle kategorilere ayırdığım aforizma denemeleri, Çerkes ''сэмэркъэу-hiciv''geleneğinin kendince satırları sayılsın.  Ne diyelim, 2015 de seslerimiz daha da çoğalsın, gürleşsin!  


Fraksiyon şefi kıvamında olanlar: 

‘’Halklarımız içinden geçtiğimiz yeni küresel dünya düzeni kavgasında ortak demokrasi mücadelesi alanına hızla ve gecikmeden dahil olmalıdır’’ türünde ki çağrıları misal, kazara katıldıkları bir pikniğe dahi maharetle monte edebilenlerdir. Örgütsel disiplin anlayışıyla idare ettikleri gruplarından çatlak ses çıkmaması için, ölesiye savundukları ‘’demokratik’’ teamülleri yine halkların bekası için rafa kaldırabilen önderlikte asmış yoldaşlardır. Kılı kır yararak yazdıkları uzun nutuklarını, kazara onları dinleme bahtiyarlığına erişenlerin sabırlı bakışlarına rağmen, son satırına kadar okuyarak örgütsel görevlerini tamamlamış olmanın sükünetiyle halkın arasına karışırlar.  


Hızlandırılmış kurslardan sertifika alanlar:

Bir şekilde müdahil oldukları Çerkes gruplarına hızlı uyum yetenekleri şaşkınlık vericidir. İlk paylaşımları-notları önceleri silik- çekingen- uzlaşmacıyken, sonraları nedeni bilinmez bir özgüven patlaması ile yağmur ormanlarında misyonerlere pala kılıç yol açan yerli mihmandarlara dönüşürler. Kendilerini kabule henüz hazır olmayan densizlerin ‘’ağzının payını vermek’’ üzere özel bir savunma mekanizması geliştirmeleri ise, ahir ömürlerinde ki daha nice acemiliğin hazırlık sınıfına işarettir. İnsanın aklına ister istemez, W. Allen’in,’’hızlı okuma yöntemiyle Dostoyevski’nin Savaş ve Barış’ı nı okudum olay galiba Rusya’da geçiyordu.’’ hicvini getirirler.


Seramonikler:  

Çerkes kılık kıyafetini sahiden layıkıyla taşırlar. Sosyal-kültürel toplantılara hayranlık verici aksesuarlarla dahil olup adeta 19. yüzyıl romantizmine biçare ademoğullarını bile özendirirler. Hazır kıta halinde dans-şarkı şölenlerine ayrımsız katılmaları her tür takdiri hak edecek kadar istikrarlıdır. İstikbal vadeden ardıl nesilleri de kılık kıyafet konusunda azimle motive ederler. Seramoninin sürekliliği onlar için adeta İsveç iksiri gibidir. Hasılı; fiyakalı Çerkes kıyafeti ile görünemeyecekleri sosyal alanlarda öksüz kalmaları içten bile değildir. Herhangi bir şöhretin veya Türkiye ünlüsünün kazara Çerkes simgeleri taşıyan elbise giydiğini görmek onları ziyadesiyle mutlu etmeye yeterde artar bile. Kostüm işini niçin bunca önemsedikleri ise sorulmaması gereken bir ayrıntıdır.


‘’Çare biziz, biz çareyiz’’ diyen kimi dönüşçüler: 

Vatana dönüş konusunun yıllardır süren türlü çeşit polemiklerine bıkmadan usanmadan muhatap alınmak isteyenlerdir. ‘’Vatan varsa gerisi teferruattır’’ diyerek son noktayı koyarlar. Toplumsal tartışmalarda durdukları zaviye surların en tepesi olduğundan, çok aşağılarda olup biten kritiklere- tartışmalara ulvi dış ses gibi müdahil olurlar. Bedel ödedikleri tartışmasızdır ancak kırılgan oldukları şey, bunlar için takdir edilmeyi beklemektir. Tam da bu yüzden bazı asabiyetlerini, cami içinde gürültü eden cemaatini azarlayan didaktik imam kadar olağan görürler.


‘’Çare biziz’’ diyenlere veryansın edenler:

Dönüş fikriyatının evvel-ahir teşkilatlanmış organize bir hareket olmadığını bildikleri halde sanki öyleymiş gibi kabul edenlerdir. Şahsi hayatında vatana dönmüş olmayı mütevazı bir ihtilal sayanlara yüksek sesle mukavemet ederler. Oysa ihtilal sayılsa ne olacaktır o da bilinmez. Dertlerinin  diasporik seslerin vizeye tabi tutulmasında başladığı aşikardır. Ülke sevmekle ülkenin bulunduğu sistemi sevmek arasında ki farkı diğer tarafa ikna dilinde anlatabildiklerin de, aralarında ki sorunların belki de kendi kendine imha olacağına henüz inanmayanlardır.


Ne olup bittiğini anlamaya çalışan bazı yeniler:

Profesyonel hayatlarının-kariyerlerinin sonlarına doğru geldiklerinde ‘’yahu şu bizim Çerkesler vardı ne haldeler acep?’’ diyerek topluma yüzünü çevirenlerdir. Ancak aradan geçen zaman hem kendilerini, hem de yine/yeniden ilgi alanları olan Çerkes ahaliyi epey değiştirdiğinden, arada ki makas farkını ‘’унэмкIэ гъэцэкIэн - ev ödevi’’  olarak önlerinde bulmaları muhtemeldir. Ve fakat yıllar süren profesyonel kariyerlerinden edindikleri kıvrak refleksler sayesinde, Çerkes ahaliden her an yeniden sıkılmaları an meselesi olduğundan genelde kendi hallerine bırakılırlar. ‘’Dönerse bizimdir, dönmezse hiç bizim olmamıştır’’ diyerek onlara karşı halis bir cemaat olgunluğu gösterilir.   


Yarı ünlü sendromunu atlatamayanlar:

‘’Ünlü bizden medet umar, biz ünlüden medet umarız’’ denilerek tanımları yapılabilecek yorgun çelişkilerin kahramanlarıdır. Çerkes sorununun anti sosyallik olduğuna hükmedenlerdir.  Çerkes toplantılarında, eylemlerinde, programlarda v.b yerlerde metrekare başına en az  ½  ünlü, hadi o da olmadı hiç olmazsa yarı ünlü düşmesi gerektiğine inanırlar. Görünür olmanın magazinel biçare ünlülerin dokunuşlarına bağlı olduğunu sanırlar. Dikkat çekmek için isminin yanına Çerkes takısı almış herhangi birinin görüş alanında olmayı mesut olmak için düstur sayarlar. Bunca Çerkes olmakla övünen (niye ise?) magazin aktörlerinin dişe dokunur bir Çerkes öyküsü-filmi -tiyatrosu yapmıyor olması sorgulanmaya muhtaçken, çocukça bir saflıkla onların bir gün işe yarayacaklarını düşünürler.  


Çekirdek çitletenler: 

Kendileri için neden sıkıntıya düşüldüğünü zerre anlamadıkları gibi, tartışmaların hatta bazen kavgaya varan polemiklerin neden yapıldığı ile hiç ilgilenmezler. Onları uyandırmaya-ayaklandırmaya ant içmiş tasalı adamların yazılarına - konuşmalarına acımayla karışık ‘’тхьамьıкIэжъ - thamıçej’’ gözüyle bakarlar. Siyasi partilerin seçim kabusu olan ilgisiz seçmen kitlesine benzerler. Arenada olup biten itişmelere tenis maçı seyreder gibi bakarlar. Yalnız tenis maçı izlemekten tek farkla ayrılırlar; kimin kazandığı da umurlarında değildir. Hatırı sayılır oranda olmaları hasebiyle, Çerkes teşkilatlanmalarının adeta kabusudurlar.



Bu yazı toplam 4682 defa okundu.





h. yaşar Nogay

Nurhan'ın sitem de içeren mükemmel bir analizi.
okuyan, anlayan ve etkilenen üyelerin de olduğunu düşünüyorum.
şu gerçeği de hesaba katmakta fayda var. bu millet 150 yıl evvel komaya sokulduktan sonra, yakın zamana kadar narkoz altında tutuldu. üstelik, kendisine ait olmayan coğrafya ve yabancı iklimlerde. şimdi narkozdan çıkarken, anormal farklı sesler duymak ve garip davranışlar görmek doğaldır.
önemli olan, zamanın aşındırıcılına karşı onarıcılığını güçlü kılmak için çalışılmalı.

29 Ocak 2015 Perşembe Saat 19:34
nekolen ender

zekanızın ironi katsayısını tebrik ediyorum kube nurhan.

kalp kırmadan yazılabilecek akide şekeri tadında toplumsal eleştiri yazısı olmuş.

tarzınızı anlayanlar çoğalsın isterim.

28 Ocak 2015 Çarşamba Saat 18:08
Ğış Musa

Nurhan hanım kategorileri okuduk. Size sorsam hangi kategoriye girersiniz acaba :)

02 Ocak 2015 Cuma Saat 03:06
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net