Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Chushha Wumar
Rejime ve İktidara Teslimiyet Rusya’da Edebiyatçıların Kaderi mi?
29 Ocak 2015 Perşembe Saat 22:48



Adığe Cumhuriyetini ziyaret eden bir büyüğümüz Meşbaşe İshak ile yaptıkları bir sohbette diasporada yaşayan Çerkeslerin Anavatana dönmelerine sıcak bakmadığını, geri döndüklerinde uyum sağlayamadıklarını, politik olarak da Rusya ile uyuşmayan yapıya sahip olduklarını savunarak, ayrı yaşanan 150 yılın halkımızı farklılaştırdığını, diaspodaki Çerkeslerin dönmesinden yana olmadığını söyleyerek “sözü meclisten dışarı”  ulaşmış oldu.


Hemen belirteyim ki, Anavatanda bırakın cilt cilt eserler vermiş bir edebiyatçıyı  eleştirmeyi, Adığe diliyle yazdığı her bir “Adığabze” kelime, hece, harf için kendi adıma ve halkımız adına büyük minnet duyarım. İster yazdığı eserlerle rejim ve iktidarı desteklesin, ister börtü böceğe şiir yazsın dilimizi kültürümüzü yaşatma yolunda emek verdikleri için saygı duyarım her bir yazarımıza. 1920’li yıllara kadar yazın hayatı olmayan Çerkes halkı ve kültürü için her biri can simididir.


Fakat bir edebiyatçıyı değerli bir yazar kılan en temel faktör  ilk önce kendi halkının sorunlarını dile getirmektir. Kendi halkının yaşadığı tarihi gerçekleri görmezden gelen, bunu dünyaya söylemeyen bir edebiyatçı asla evrensel olamaz. 18-19. Yüzyıl Rus Klasik yazarlarını evrenselleştiren en temel özellik her biri birer derebeyi çocuğu iken gelecek mirasta gözü olmayıp Çarlık İmparatorluğu altında kölelik (serf) hukukunu en acımasız şekilde yaşayan Rus halkının yanında yer almalarıdır.


Gribayev’den başlayıp Gorki’ye kadar uzanan Klasik Rus Edebiyatı yazarları, Rus Halkını kölelikten kurtaran evrensel eserler verirken, Lenin ile başlayan devrimlerin heyecanıyla orta çağ karanlığından kurtulma umuduyla Bolşevik devrimini göklere çıkaran methiye edebiyatı, yerini Stalin’in yazarlar Birliğini direk rejim adına yönetmeye, uymayanı bertaraf etmeye başlamasıyla da güdümlü rejim edebiyatı ve yazarları yaratılmıştı. O dönemlerde belki halkın günlük tükettiği bu eserler tarihin çöplüğünde yok olmaya mahkum oldu.


O bildiğimiz çarşı pazarda, otobüste elinde kitap okuyan Rus halkı, glastnost’dan sonra dünyaya gözlerini açtığında, dünyadan bir haber kaldığını görüp ne kadar kandırıldıklarını idrak etmişlerdi.


Yazarımız Meşbaşe İshak ile Tharkoxo Adam’ın yaptığı röportajda  “Edebî çalışmalarım yanında topluma, ulusuma ve cumhuriyetime bir parça olsun yararım dokunsun, yararlı olayım diye uğraşıyorum. Yazar, her zaman için toplum yaşamıyla iç içe olmak zorunda. Yazar toplumsal ve politik yaşamı daha iyi kavradığı sürece, yazılarında yer alan şeyler daha ilginç, inandırıcı ve daha derinlikli olur. İnsanın bir başına yaşayamayacağı gibi, yazarın da politika dışı bir yaşamının olamayacağı düşüncesindeyim.”  diyor.  http://cherkessia.net/makale_detay.php?id=3509


Bu noktada sanırım edebiyatçının halkına karşı tarihi bir sorumluluğu varsa politikayı kimin yararına kullandığı önem taşıyor. Merkezden belirlenmiş bir politikanın Adığe Cumhuriyetinde yazarlar birliği başkanı olarak hangi yönde kullandığın önemli.


“Rusya’da yaşayan insanların sorunlarının, ne gibi eksikliklerinin bulunduğunun farkındayım, konunun bilincindeyim. Elimden geldiğince devlete yardımcı olma çabası içindeyim. Rusya’da yaşayan değişik ulusal toplulukların birlik ve dayanışma içinde olmaları, devletin güvenliği önemli. Doğanın farklılığı gibi insanlarımız da farklıdırlar. Değişik giysiler giyiyoruz, şarkılarımız, danslarımız ve dillerimiz farklı. Ancak hepimizi bir araya getiren bağ Rusçadır, onu korumamız gerekiyor. Farklılıklarımız bugün için bir zenginlik kaynağımızdır.”

Demek  Rusya’nın güvenliği için değişik ulusal toplulukların birlik ve beraberliği Rusça’yı koruyarak sağlanacak!!! Sonra da faklılıklarınız bir zenginlik kaynağı olacak?!?!?


Çerkes Sorununa bu kadar Moskava merkezli bakan yazarımız diyaspora Çerkesleri hakkında nasıl bir bakış açısıyla kitap yazacak, doğrusu büyük bir merak içindeyiz. Çerkes Halkının bugüne kadar  dünyaya anlatılamamış o en büyük  tarihi sorunlarına  Maykop’dan mı bakacak, Moskovadan mı?


1864’de sona eren Rus-Çerkes savaşlarında soykırım ve sürgünle sonuçlanan büyük tarihi olayları dünyaya anlatmak gerekmiyor muydu? Tarihin hemen hemen en büyük soykırım ve sürgünü uygulayarak  Çerkes Halkını yok oluşun eşiğine getiren Rusya ile nasıl bir ortak gelecek kurabilirsiniz? Bu büyük tarihi gerçeği karşılıklı unutup sağlıklı-mutlu bir gelecek kurmak diasporada yaşayan %90 Çerkes nüfusuna rağmen mümkün müdür?


Meşbaşe İshak  “Bugün “Xexesxer” (Hehesher/ MEŞBAŠE İSHAK: “Bizi Anlıyorlar) adlı tarih kitabı üzerine çalışıyorum. Adıgeler topraklarından çıkartılarak Türkiye’ye/ Osmanlı topraklarına, oradan da  Balkanlara götürülerek dağıtıldılar, bu yüzden çok sayıda sorunla, zorlukla karşılaştılar, tarihî  kitap buna ilişkindir. Tarihte yer almış yazıları ve belgeleri esas alıyorum. Yazarın görevi, ulusları birbiriyle sürtüştürmek değil, gerçeği yazmaktır, bunu belirtmek isterim. Yaşamım ve yazarlığım boyunca değer verdiğim  temel ilke budur. Ulusunun tarihsel geçmişini, katlandığı güçlükleri bilmeden, o acıları yüreğinde hissetmeden yazı yazamazsın.” diye ekliyor röportajın sonunda.


Çok doğru bir yaklaşım değil mi?  Umarım Meşbaşe İshak bir edebiyatçı olarak Suriye’de yaşanan iç savaşta ortada kalan 150-200 bin Çerkes soydaşımızın ne durumda olduğunu çok daha iyi duyumsayabilir. Rusya Federasyonu’nun Rus kökenli Ukraynalı mültecileri koskoca Rusya toprakları bom boş dururken bir avuç Adığe Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkesk veya Kabartay Balkar Cumhuriyetine getirip yerleştirdiğini (6 ayda 5-7 bin kişi), savaştan kaçarak sığınan mültecilere sunduğu imkanları niçin Suriye Çerkesleri için bir türlü çalıştırmadığını da çözebilir.


Umarım Meşbaşe İshak, “Adığe Diasporası” adlı eserinde 21 Mayıs 1864’de Çalık Rusya’sının Çerkeslere uyguladığı politikaların Rusya Federasyonu tarafından da aynen sürdürüldüğünü, durduğu noktadan bir santim dahi taviz vermediğini, soykırım ve sürgünü inkar eden Rusya’nın Çerkeslere dünyanın hiçbir yerinde yaşam hakkı vermediğini iyice idrak edebilir ve bu gerçekleri Rusya yönetimine anlatabilir. İşte bunu yapabildiği zaman Çerkes Halkı sonsuza kadar Meşbaşe İshak’ı  bağrına basar.




Bu yazı toplam 5004 defa okundu.





hapi cevdet yıldız

Sayın Fatma Özbay,
Meşbaşe İshak'ın romanları Kafdav tarafındanTürkçeye çevrili olarak yayınlanmıştır. Bunları Ankara'daki Kafdav merkezinden, Kaffed'e bağlı Kafkas derneklerinden ve internet yoluyla ulaşabilirsiniz. Çevirmen Mevlüt Atalay'dır. "Bitmeyen Umutlar" ve "Taş Değirmen" Meşbaşe'nin iki romanının adıdır. Saygılar.

06 Şubat 2015 Cuma Saat 08:37
Fatma Ozbay

Meşbaşe İshak'ın kitaplarını nereden ulaşabiliriz?

05 Şubat 2015 Perşembe Saat 22:57
hapi cevdet yıldız

Sayın Ömer Çuşha,
Ön yargılarla hareket etmemeliyiz. Türkler ya da Çerkesler konukseverdirler dediğimizde ne kadar gerçeği ifade etmiş oluruz? Örneğin, sokakta kalmış birine buyurun demeyecek Türk de, Çerkes de olabilir. Bu bakımdan hemen kategorileştirme yapmaktan ya da damgalamadan kaçınmak gerekir.

“Çerkes Diasporasını tarihsel sebep ve sonuçlarıyla yazmayı amaçlayan bir yazarın tiraj kaygısı yaşadığını sanmıyorum” diyorsunuz. Bunu bilemeyiz, kestirip atamayız, sadece tahmin edebiliriz. Tahminlerle de sadece öznel bir görüş ortaya koyabiliriz. Bu bizi yanıltabilir.
Gerçeklerden kopuk olursak akıntıya kürek çekmiş oluruz. Bugün için Adıge dilini, edebiyatını ve kültürünü ayakta tutan güç, esas olarak Adıge Cumhuriyeti Hükümetidir. Bunları hükümet finanse ediyor. Bizim geçmişimizden Hıristiyan topluluklar ya da Türkler gibi koruyucu önlemler oluşturma gibi bir gelenek kalmadı. Kabile geleneğini aşamamış durumdayız. Bakın, İstanbul’da Ermeni’nin mal toplulukları, vakıfları var. Bunlar Ermeni okullarını, öğretmenlerini, gazetelerini, Ermenicenin öğrenilmesini finanse ediyor.

Sayıca daha fazlayız ama bizim Ermeni diasporası gibi finans kaynaklarımız yok, maalesef dans eden topluluklar oluşturma dışında dişe dokunur bir şey üretemedik. ‘Buz üzerine yazdık’, şimdi de eriyip gidiyor.

Ben Meşbaşe’nin dönüşe karşı çıktığını sizden duymuş bulunuyorum. Durum nedir, içeriği nedir, bilemiyorum. Bu nedenle bir şey diyemem. Ama Adıgecenin ustası olan bir yazarın Adıge ulusunun genel iradesine ters düşecek bir davranış içine girebileceğini, gireceğini hiç sanmam. Adıgey’de resmî sınır yanında, bir de geleneksel sınır vardır. Geleneksel sınırı aşan kişi dışlanır. Bugün Meşbaşe 80’ini aşmış biri. Meşbaşe’yi 2006’da İstanbul’da dinlemiştim. Konuşmasını özetle de yayınladım, Jıneps gazetesinde. Şöyle demişti: “Biz artık savaşla bir yere varamayız. Ulusumuzun geleceği için kaleme sarılmalıyız, kalemle, yetenekli insanlar yetiştirmekle kendimizi koruyabiliriz”. Bu sözlerin nesi yanlış?..

Rusya Federasyonu yanlısı olmak Rusçu olmak anlamına gelmez. Ben de Rusya’nın demokratikleşmesini istiyorum, Rusya Federasyonu’na karşı değilim ama eleştiriyorum, Rus demokratları ile her zaman için işbirliğine hazırım. Bu durumda Rusçu mu oluyorum?

Kiminle işbirliği ettiğimiz önemli. Yine 2006’da Adıge Cumhuriyeti’ni feshetme, topraklarını eskiden olduğu gibi Krasnodar Kray’a ekleme gibi bir proje ortaya sürülmüştü. Ciddî bir projeydi. Sonraları vazgeçildi . Ancak bu bağlamda 6 özerk okrug da tasfiye edildi, toprakları kraylara bağlandı. Başka cumhuriyetlerin tasfiye edilmeleri de gündemdeydi, ama öncelik Adıge Cumhuriyeti’nden başlatılacaktı. Bu girişimi alkışlayan ‘Adıgeler’ de vardı. Yine ‘Adıgeceyi zaten biliyoruz, onu ayrıca okulda öğretmeye ne gerek var, benim çocuğum Rusça ve İngilizce okusun yeter’, diyen Adıgeler ve Rus olmayanlar da vardı. Yine varlar.

İşbirlikçiler işte böyleleri olabilir.
Rus da Rusçayı zaten biliyor, Rusçayı ayrıca okulda okutmaya ne gerek var diyen var mı? Yok. İşte bunlar devlet politikalarıdır. Mengeneyi görmek gerekir. Bunları iyi kavrar, ona göre hareket eder, önlemini alırsak ayakta kalırız. Onu bunu suçlayarak, yetenekleri değersizleştirerek ya da karalayarak varabileceğimiz sağlıklı bir yer olamaz.

Herkes bizim gibi düşünmek zorunda değil. Düşünceleri tekele alamayız. Sayın Meşbaşe, 1950’lerden beri ayakta ise, romanları okunuyorsa bunun bir nedeni olmalı. İşbirlikçiyi, gereksinim kalmadığında, kullananı bile kovar, atar. 70 yıllık bir işbirlikçilik? Rekor sayılmaz mı? Bunu başarabilecek kişi olabilir mi?

Rusya’da İki Ülke anlayışı var. Birincisi, Büyük Ülke olan Rusya Federasyonu, herkes onun yasalarına uymak zorunda. Kimse bundan muaf, bağışık değil. İkincisi, Küçük Ülkeler olan cumhuriyetlerdir, örneğin Adıge Cumhuriyeti’dir. Herkes cumhuriyetlerin yasalarına da uymak zorundadır. Kimse bundan bağışık değildir. Mevzuat böyle.

Peki sorun nereden kaynaklanıyor? Sorun küçüklerin kendilerini yeterince koruyamamalarından, özgürlüklerin kısıtlanmasından kaynaklanıyor. Lenin, aklımda kaldığı kadarıyla şöyle demişti: Ezilen ya da azınlıkta olan uluslar, konumları nedeniyle, büyüğün, yani Rusların karşısında kendiliğinden oluşan büyük bir baskı altındadırlar. Bu nedenle küçüklere büyüğün aleyhine de olsa, artı haklar verilmeli. Böylece haksızlık ve dengesizlik, bir ölçüde de olsa giderilmeye çalışılmalı.

Azınlıkların dilleri resmi diller olarak kullanılmalı, okullarda öncelikli ve baskın dil olarak okutulmalı.
Böylece yüzlerce yerli alfabe hazırlandı, yüzü aşkın cumhuriyet, özerk oblast, ulusal okrug ve ulusal rayon (ilçe) oluşturuldu. Maalesef bu örnek girişim daha sonra Rus milliyetçiliğinin hışmına uğradı, berbat edilmeye çalışıldı. Şapsığ Ulusal Rayonu bir örneği ortada.

Sayın Çuşha, olaya geniş bakmalıyız. Dereyi görmeden paçayı sıvamamalı, önyargıyla hareket etmemeli, roman yayınlanmadan önce hüküm kurmamalıyız, kişileri kaldıramayacakları yüklerin altına girmeye zorlamamalıyız. Adalet terazisini eşit tutmalıyız. Saygılar.

31 Ocak 2015 Cumartesi Saat 11:31
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net