Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
Tletseruk Erol Olçok ve Darbe Türbülansı
31 Temmuz 2016 Pazar Saat 00:51


Hepsi İstanbul’da üniversite öğrencisiydi. Uzak şehirlerden gelmiş Çerkesler kendilerinden önce gelenlerle burada tanışmıştı. Haftanın bir günü Beyazıt- Çınaraltı’nda buluşup naif sohbetler yapar, dans halkaları kurar, ülkede ki politik alçak basıncın dışına taşmaya çalışan zeki muzipliklerle başka bir dünyanın kapısını aralamaya çalışırlardı. Pek çoğu Birgül ve Nurgül ablam’ın arkadaşlarıydı. 


Tletseruk Erol Olçok bu şehirde sanat tarihi okumanın anlamını çözmeye çalışıyordu. Aynı fakültede edebiyat okuyan Nurgül ablama ‘’hadi sen bir okulda muallim olursun da, biz ne yapacağız okulu bitirince onu bilmiyorum’’  derdi. 


Her zaman yanında taşıdığı küçük not defterine şiirler ve resimler karalardı. Şahane Çerkesce konuşur, bazı kelimelerin Türkçe karşılığı olmaması ile adeta cenk ederdi. Bir keresinde Çerkescede ki ‘’шъхьэк1о-şhako’’kelimesinin Türkçe anlamının olmadığını kafaya takıp ‘’ ya bu Çerkesce büyük dil ya da Türkçe, bir türlü yenişemiyorlar Nurgül sen dilcisin bu işler sana havale, ben pes ediyorum’’ diye kendi köyünde söylenegelen çerkesce bir şarkı kuplesi mırıldanıp reverans yapmıştı. Çok okuyordu ve sanırım kitapların dünyasına dalıp hayatla tümden bağını koparan birisi olmaktan ürküyordu. İlk görenlerin hiç konduramayacağı kadar matrak ve eğlenceliydi. 


90 lı yılların ilk yarısı olmalı. Çalıştığım Siemens’in Almanya merkez ofisinden bay Bauer’e tarihi yarımada gezisi yaptırırken, Sultanahmet civarında ki ofisine uğradığımızda işini gücünü bırakıp mihmandarlıkta bana eşlik etmişti. Bay Bauer ile Almanya-Bavyera’da görüşmek üzere helalleşmeleri de cabasıydı. 2001 krizi sonrası işsiz kaldığımda  ‘’dert etme, gel benimle çalış kardeşcağzım’’ demişti. Teklifsiz önerisi dostluğunun baki olmasındandı. 2008 senesinde babamın ani ölümünde en önce yanımıza yetişendi. Sonrasında da ‘’sizin erkek kardeşiniz yok sanmayın, ben varım’’ diye yanımızda durmuştu. Bize geldiği belkide bir elin parmağını geçmeyecek öğrenci misafirliklerine atfen ''Faik amcanın ekmeğini yedik, iyiliğini gördük her ne sıkıntınız olursa ben uzakta değilim'' diye teselli etmişti. 


Ofisine her uğradığımızda şahane Medine hurması tabağını ortaya koyar, aromatik çayları söyler ardından daimi sorusu gelirdi. ‘’Yauw niye evlenmiyorsunuz kardeşim, nedir aradığınız kriter vallahi en sonunda seçip getireceğim birilerini, yanımda da nikah memuru artık hayır deme şansınız kalmayacak’’ diye anlatır, gülerdik. Yalova Altınova’da ki köyümüzden yer almıştı ‘’sizin oradaki arazimin orta yerine ev yapacağım, her sıkıntıda soluğu orada alırım artık’’ diyordu. 


Çorum'un uzak Çerkes köyünden İstanbul metropolünde siyasi iletişimciliğin, kurumsal reklam kampanyalarının doruklarına uzanan bir hayat. Niyeymiş, nasılmış ne fark eder. Darbeci ahtapotların sinsi kurşunları çarçabuk gelip onu ve güzelim Abdullah'ı buldu. Dostluğunu her daim özleyeceğiz Tletseruk Erol Olçok. Mekanın cennet, ruhun şad olsun!  

***

15 Temmuz gecesi Türkiye bir korku tünelinden geçti. Üst akıl, kullanışlı ve maharetli Gülen örgütü taşeronluğunda anahtar teslim ülkeyi ele geçirmeye çalıştı. İlk saatlerde kahir ekseriyet birkaç meczup  TSK subayının kalkışması sandı. Olmadığı çabuk anlaşıldı. Sokak çağrısının ardından gecenin 3 ünde İstanbul’da insanlar Cem Sancar’ın deyimiyle ‘’rengarenk bir uçurtma kuyruğu’’ gibi sokaklara aktılar.


Ellerine yasin kitaplarını alan komşu teyzeler, sala sesini duyar duymaz abdestlerini alıp mahalle camilerine koştular. Ertesi akşam ve bir ertesi akşam ve şimdilere kadar devam eden bir sokak nöbeti var. Tüm bunları küçümseyen, dudak bükenler ne düşünür bilmem ama; ister zamana şahitlik deyin, isterseniz tarihe tanıklık deyin fark etmez, içinde yaşadığımız toplumun mobilize ve tuhaf şekilde her şeye hazırlıklı olma direncini görmek güzeldi.


15 Temmuz sürecinde İstanbul sokaklarında ve kendi mahallemde gördüğüm insan hikayelerinden öğrendiğim; olağan üstü durumlarda toplumun diriliği, samimiyeti, zekası, özgüveni ve adanmışlığı. Gece yarısı nalbur dükkanlarını açıp, tankların görüş alanını kapatacak branda toplarını dükkanların önüne fırlatan esnaflar. Sokağımız da ki lokantaların gece 4 te açılıp lahmacun ve su dağıtmaları. Alanlarda ki kolluk kuvvetlerinin sivil halkla olağan üstü işbirliği. 


Niğde’li yoksul bir başçavuşun insanın tüm yargılarını hükümsüz bırakan Ankara'da ki saf yiğitliği. Hemen yanı başımızda ki site komşumuz, 32 yaşında ki Şükrü Baltacı’nın gözünü kırpmadan tankın önüne arabasıyla dikilmesi. Sonra İhsan Galip amca; Karadenizli, 80 yaşını geçmiş, meydanda bastonuyla dimdik duruyor. Yanında oğulları, gelinleri var. Zayıf yüzü küskün-öfkeli. ''yorulmadın mı, istersen şuraya otur?'' deme gafletinde bulunuyorum. Dediği şey onlarca sosyolojik analize eş değer belki de; ''A benim kız uşağım, beni bu yaşta nöbet ettiren ne bilir misin? Gördüğüm 3 darbeden sonra bu yaşta yine yüreğimi incitti bu allahsızlar ne yorulacağım onlar yorulsun!''  


Sahte demokratlara, ''duyarlı'' sanat çevrelerine, kağıttan kaplan muhaliflere değil de, bastonuyla meydanda durup meydan okuyan İhsan Galip amcalar var, homurdanmak yerine hayatı savunmamız gerektiğini gösteren.  


Batının kayıtsızlığına-çifte standardına şaşıranlara, romancı ve insan hakları aktivisti Susan Sontag şöyle ses vermişti;‘’Batı mı dediniz, o başkalarının acılarına sadece bakar’’


Olup bitenlere ''uzak ecnebi'' gözüyle bakarak kendisini hükümsüzleştirenleri bilmem ama, bu ülkeye bir ‘’yerli’’ gibi bakanların daha çok muhtelif hikayeleri olacak kuşkusuz. 



Bu yazı toplam 7013 defa okundu.





İhsan Eker (Hajuko)

Semih bey yorumunuza katılıyorum. Erol Olçok ve oğlunun ölümü kesinlikle şüpheli.

07 Ağustos 2016 Pazar Saat 11:40
Gonepsey YLDRM

:((((((((((( Allah rahmet eylesin. Becerikli bir Çerkes kardeşimiz hakka yürüdü. Allah taksiratını affetsin cennetiyle müjdelesin.
Türkiye cumhuriyet tarihinin en hain saldırısıyla karşılaştı. Kimse hazırlıklı değildi.İnsanların cefakarlığı sayesinde şimdilik ucuz atlatıldı. Tehdit sona ermedi bunuda bilelim.

Selamlar

04 Ağustos 2016 Perşembe Saat 23:38
Bergun Harun Çevik

Nedenler, niçinler tartışılır daha onlarca sene nurhan hanım. Fakat naif yazınızda anlattıklarınız o değişkenlere bağlı olmayan gerçekler. Darbeye karşı dururken ölenler için anıt yapılmalı İstanbul veya Ankarada bir an önce.Tek gerçek, onların hepsinin birer isimsiz kahraman olduğudur.
Tanıklık ettiğiniz, ettiğimiz günler bir daha yaşanmasın!

02 Ağustos 2016 Salı Saat 15:20
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net