Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mahmut Bi
Neredesin Diyane?
08 Mart 2017 Çarşamba Saat 08:13

Çerkesler’de ulusun temeli ailedir. Eğer bir ulusun kadınları bilinçli iseler, milli bilinçleri varsa o toplum ölümsüz olur, sonsuza kadar yaşar.

Eğer o toplumun kadınları milli bilinçten yoksun iseler, o zaman aile yok edilir. Aile yok olunca da zaten toplumun ömründen söz edilmez.

Avrupa tarihçilerinin de tasdik ettiği gibi, eski tanrıçalar içinde Çerkes dilinde yorumlanabilir bir “Diyane“nin bulunması zeki ve soylu Çerkes toplumu için bir şeref payıdır. Kaldı ki, tarihte çok önemli yer tutan ünlü Amazonlar da Kafkas kökenliydiler ve muhtemelen bu savaşçı kadınlar eski zamanda barışın ve birlikteliğin gerçek savunucusuydular.

Çerkes tarihi; kadınlara özgü pek çok gururlu olaylarla doludur. Çerkesler, Doğu halkları içinde kadınlara en fazla saygı gösteren ve onlara önemli sosyal roller veren bir halktı.
çerkes kızı ile ilgili görsel sonucu


Çerkeslik(Adigağe), bugünlerde Çerkesya’da ve Kafkasya dışındaki topraklarda ağır ve acı bir sınavdan geçmektedir. Dünyada, kendini aramayan, kendini bulamayan, bulmaya çalışmayan, hemen hemen Çerkesler’den başka hiçbir toplum kalmadı.


Bu itibarla; Çerkesya Yurtseverlerinin,  bu tarihi süreç içerisinde Çerkes Kurumlarında yalnızca “Çerkeslik” yapmak ve “Çerkes toplumunun önceliği Uluslaşmaktır.” diyebilme erdemliliğini çoktan aşmaları gerekmektedir.


Çerkeslerin hedefi olan Uluslaşmanın gerçekleşebilmesinde, öncelikle;

1- Diğer toplumların yapması gerektiği gibi, Ulus bilincini güçlendirecek değerlere öncelikle sahip çıkmak,


2- Çerkes toplumunun geleceğinin teminatı olan çocukların birer Yurtsever Çerkes olarak günün Xabze(Khabze) kuralları içinde yetiştirmek,


3- Çerkes dilini günlük yaşama aktarmak ve kendine özgü kültürün yaşatılması için çaba göstermek,


4- Çerkes toplumunda, Ulusal önemi olan, özellikle; 14 Mart” Anadil Günü”, 25 Nisan” Çerkes Bayrağı Günü”, 21 Mayıs” Çerkes Soykırımı Günü”, 13 Haziran “Çerkesya’nın Bağımsızlık Günü”, 1 Ağustos” Çerkesya’ya Dönüş Günü” gibi, Çerkesler’in ulusal günlerinde geniş kapsamlı etkinlikler düzenlenerek, bu günlerin anlam ve önemini kendi insanlarımıza anlatmak,


5-Bugünkü Çerkesya’nın sosyo-kültürel ve ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak her türlü girişimlerde bulunmak,


6-Çerkesya’da, Çerkes Bayrağının dalgalandığı topraklarda “Ben Çerkesim” diyen her insanı kucaklayıp, sahip çıkmak, gerekmektedir. (*)


Çerkes toplumunun Uluslaşmasında gerekli görülen bu ve benzeri faaliyet ve girişimlerin gerçekleşmesinde; geçmişte olduğu gibi, bugünkü sosyal ortamda, Diyane’ye şiddetle ihtiyaç bulunmaktadır.


Çerkes dilinde Kuban şivesiyle “ Tiyane “, Kabardey şivesiyle “ Diyane”  şeklinde telaffuz edilen ve “ Anamız”  anlamına gelen bu sözcük, halk dilinde “ Ulus Anası”  olarak bilinmektedir.


Eski Yunanlıların sahip oldukları 12 tanrıdan biri olan “ Artemis “,  Eski Latin dilinde  “ Diyane “ diye tanımlanmakta olup,  bu sözcük, aslında Çerkesler tarafından Latin Ülkelerine taşınmıştır. “ Diyane “ sözcüğü daha sonra Yunanca’ya da “ Ana “ anlamında geçmiştir.


Eski Yunan efsanelerine ve inançlarına göre, “ Diyane “ adlı tanrıça büyük Tanrı Zeus’un(Latince’de Jübiter) kızıdır. Güneş ve Ay “Diyane “nin sembolüdür. Adına yapılan en kıymetli heykellerde “ Diyane“ zeki ve güzel bir biçimde, zarif ve doğurgan bir hareket ve yürüyüşle ve de mütenasip bir bedenle gösterilirdi.


Bu tanrıçanın eski Yunan, Latin, Trakya ve Anadolu yurtlarından başka Kuzey Kafkasya’da da kutsandığı “ Bosfor-Kimmeryen Hükümeti”nin başkenti olan Pentikabe’de adına heykellerin ve kitabelerin bulunmuş olmasıyla kanıtlanmıştır.


İnsanlığın tanrılar seviyesine yükselterek kutsadığı bu “ Diyane“ kelimesi köken itibariyle bir “ Hatti; Çerkes “ sözcüğü ve anısı olduğu kuvvetli bir görüş olarak kabul ve iddia edilmektedir.


Eski Yunan tanrıları(12 kişi) arasında ( 6 )’sı kadındır. Bu durum,  kadınların eskiden beri toplumda çok önemli görevler üstlenmiş olduğunu ve onu saygıya değer kıldığını göstermektedir.


Aynı zamanda bu onun hak ve görevlerini çok iyi kavramış olduğunu da kanıtlamaktadır.


Avrupa tarihçilerinin de tasdik ettiği gibi, eski tanrıçalar içinde Çerkes dilinde yorumlanabilir bir “Diyane“nin bulunması zeki ve soylu Çerkes toplumu için bir şeref payıdır. Kaldı ki, tarihte çok önemli yer tutan ünlü Amazonlar da Kafkas kökenliydiler ve muhtemelen bu savaşçı kadınlar eski zamanda barışın ve birlikteliğin gerçek savunucusuydular.


Çerkes tarihi; kadınlara özgü pek çok gururlu olaylarla doludur. Çerkesler, Doğu halkları içinde kadınlara en fazla saygı gösteren ve onlara önemli sosyal roller veren bir halktı.


Sosyal yaşamda kadına önemli rol vermeyen toplumlar, uygarlık yolunda henüz adım atamamış olanlardır. Bir halkın uygarlık ölçüsü kadınlarının sosyal yaşamdaki rolü ile doğru orantılıdır. Tarihsel gerçekler de bunu kanıtlar. Geçmişin aynası olan tarih sayfalarının kadınlarla ilgili kısmı bize gösteriyor ki, kadının toplumdaki sosyal rolü değişikliğe uğramış, büyük devrimlere de öncülük etmiştir.


Kadın doğal yeteneklerini özgürce kullanabildiği her dönem, toplumların ilerlemesine çok büyük, çok faydalı etkiler bıraktı. Toplumları yükseltti, zirveye ulaştırdı. Kadının alçaldığı zamanlarda toplumlar çöküşe sürüklendi. Çağımızda, insanlık tarihinde bir adım daha atarak uluslaşan ve devletlerini kuran toplumlar incelendiğinde, kadınların sosyal yaşamın her döneminde kendilerine yöneltilen görevleri hakkıyla yerine getirmelerinden kaynaklanmaktadır.


Geleneksel Çerkes toplumunda kadının durumuna bir göz atalım;


Eski Çerkesler’de kadının, başlangıç tarihi belli olmayan geleneksel seçkin bir yer ve saygınlığı vardı. Fedakarlığı, sorumluluğu ve hakları paylaşmaktan yana olduğunu geçmişte erkeğini destekleyerek gücünü göstermiştir. Örneğin;


M.Ö. XIII.yüzyılda, Hatti  ve Mısır Devletleri arasında cereyan eden savaşın sonunda düzenlenen Kadeş Barış Antlaşması ( M.Ö. 1278 ) metninde ; Mısır’ın Büyük Kralı Ramses  ile Hatti Devleti adına  Büyük Kral Hattuşil ve Memleketin kadını Hatti kraliçesi Pudu-Hepa’nın mühür ve imzaları birlikte yer almaktadır.


Bu da bize gösteriyor ki, Hatti Devletinde, o zamanlar kral ve kraliçe, resmi bir antlaşmayı aynı haklara sahip olarak imzalıyorlardı. Böylece, Mısır’da olmayan bir durum, Hatti Devletinde mevcuttu ve Çerkes kadının siyasi haklarını belirtmesi bakımından bu çok önemliydi. Bu tutumu daha sonra Hititler de  isteyerek ve severek sürdürdükleri bilinmektedir.


Eskiçağın efsanevi kadın savaşçılarının, başlangıçta Karadeniz’in doğu kıyılarında yaşadıkları söylenir. Yunan mitolojisinde adı geçen Amazonların erkek gibi savaştıklarını ilk defa Homeros yazmıştır.


Coğrafya bilgini Strabon’a göre; Kafkasya’nın doğusunda, Albanya(**) denilen ülkenin dağlarında Amazon adı verilen kadın savaşçılar yaşardı. Ülkelerine saldıran halklara karşı ülkelerini savundular. Gerektiğinde komşu ülkelere de akınlarda bulundular. Örneğin, o dönemde Kafkasya’nın dağlarında İskitler yaşardı. Amazonlar da İskit topraklarına yağma yapan savaşcı kadınlardı. Kendilerine Ay’ın çocukları derlerdi. A-Maz-on, Adigece Maz-e “Ay” demektir. Amazon kadınları zamanla “ kadın özgürlüğü düşüncesi” üzerinde etkili olmuştur. Kadınlar toplumda sevgi, barış ve eşitliğin sağlanması için mücadeleye devam ederler.


Çerkes kadınları, geçmişte düşmanlara karşı yapılan savaşlarda, erkeklerden ayrı olarak oluşturdukları atlı silahlı birliklerle mücadelede yer aldıkları bilinmektedir. Aynı şekilde, Çeçen kadınları da barış için seslerini, erkeği ile birlikte savaşarak dünyaya duyurdular. Abhaz kadınları da yılmadılar, dünyadaki tüm anaları arkalarına alıp, savaş aleyhtarı gösterilerini yazılı ve görsel yayın organlarıyla dünyaya duyurdular.


Çerkesler’de ulusun temeli ailedir. Eğer bir ulusun kadınları bilinçli iseler, milli bilinçleri varsa o toplum ölümsüz olur, sonsuza kadar yaşar. Eğer o toplumun kadınları milli bilinçten yoksun iseler, o zaman aile yok edilir. Aile yok olunca da zaten toplumun ömründen söz edilmez.


Bilindiği gibi, Çerkesler’ de aile fikri çok eski ve gelişmiş bir tarzda olduğundan toplum hayatında ailenin kıymeti pek yüksektir. Neslin sağlıklı olması için yedi göbeğe kadar (Blağa)  akraba ile evlenilmezdi. Bu anlayışın tam olarak geçerli ve egemen olduğu dönemlerde Çerkesler de doğuştan, zekâ engelli veya özürlü insanların görülmediği, yabancı gözlemcilerin tespitlerindendir. Hatta Çerkesler evine gelen misafire büyük önem verir. Misafir onun için bir onurdur. O misafirine buyurun, hoş geldiniz derken  “Keblagh!” denir.


Bu sözcüğün içeriği başka hiçbir toplumda kullanılamaz. Anlamı, misafire “yedi göbeğe kadar bizimle ol”, demekte ve misafire bu onuru vermektedir.


Kısacası,  Xabze’ de yedi kuşağı kapsayan geniş bir akrabalık anlayışı esastır. Bu da sağlıklı ve güçlü bir toplum oluşumu ve düzeni açısından büyük önem taşır.


Kendi soyundan kız almayı Çerkesler yasaklamışlarsa da hiçbir zaman anaerkiller de olduğu gibi gayri tabii bir aile yaşantısını kabul etmemişler, kan kardeşliğini baba tarafına bağlamışlardır.


Geleneksel Çerkes aile hayatının esası “Resmiyet”tir. Çerkesler, gerek evlerinde, gerekse dışarıda saygısızlığı, teklifsizliği ve nezaketsizliği büyüğe karşı saygısızlık kabul ederler. Bu resmiyete rağmen ailede sevgi, samimiyet, bağlılık, saygı ve neşe ile bunların sonucu aile hayatında büyük bir düzen, saygılı bağlılık içinde doğup büyüyen çocuklar için aile hayatı bir fazilet mektebi olur.


Böyle bir ailede yetişen, geleceğin anne adayı Çerkes kızları pek nazlı olurlar. Anne bütün şefkat ve dikkatini ona hasreder. Kardeşleri taparcasına severler. Aile fertlerinden hiç biri, bu aziz misafirin gönlünü kırmaz. Buna karşın, kızların kıymeti güzelliği ile değil, ev kadını olabilmek için gösterdiği kabiliyetlerle takdir edilirler. Hatta Xabze gereği, evlenip gelin gittiği ev halkı tarafından, yetişip geldiği ailenin kızı, örneğin Hatkolar’ın kızı = (Hatkoha Yabkh) diye hitap edilerek saygı gösterilir.


Çerkesler kadına gerçekten çok değer veren halklardan biri olagelmişlerdir her zaman. Gerek toplumu ilgilendiren, gerek işlerde, gerek kendi cemiyeti ve dar çevresi içinde her zaman kadın, çok önemli bir yeri ve değeri olagelmişti.


Çerkes töresinin kadına verdiği değeri ve kadına bakışını yansıtan pek çok mitolojik örnek vardır. Örneğin, herkesin bildiği Setanay Guaşe‘yi ele alalım. Onun mitolojideki yeri, diğer kahramanlarla kıyaslandığında hiçte küçümsenmeyecek kadar önemlidir. Setanay Guaşe olmaksızın Nart efsaneleri bugünkü önemini kazanamazdı.


Şorten Askerbiy bunun için şöyle der ; “ Setanay güzeldir, akıllıdır, alımlıdır. O Nartların annesidir, danıştıkları akıl hocasıdır. İleri görüşlülüğü ile onların gözüdür. Sevecenliği ile iyiyi ve güzeli gösterendir. Namusludur. Kısacası incelediğimizde dürüstlük ve açık sözlülükle Setanay’ı gölgede bırakabilecek bir başka Tanrı yoktur Adığe mitolojisinde.”
Diğer bir örnek Meliçıphu’yu ele alırsak; Meliçıphu, Setanay gibi güzel değildir. Bu kadın kahramanı küçük ve zayıf,  sıradan hatta komik bile denilebilecek bir tiptir.

Ancak, onun gerçek güzelliği ile değil, aklı ile kendisini toplumda kabul ettiren bir kişiliğe sahip olduğudur.


Hanceriy bir yazısında, kadına gösterilen saygının Çerkes töresinde en önemli geleneklerin başında yer aldığını belirterek şöyle der;

“ Öldürülen birinin intikamını almak için, kılıç elde yola çıkan bir grup araya bir kadın ricacı girdiğinde, yollarından döner ve silahlarını bırakırlar.” Bu yakın zaman kadar uygulanan bir Xabze kuralıdır. Çerkes kadınının barışta simge olduğunu anlatır.


Rahmi Tuna bir konuşmada şöyle diyor ; “ Yine toplumca seçilmiş Thamadeler’den oluşan Wunafe heyeti, kadının devreye girmesiyle sağlanan oluşumu karara bağlayarak uygulama alanına koymak durumundadır.” Bu ve buna benzer örnekler pek çoktur eski Çerkes efsanelerinde.


Çerkesler’de kadınlar, diğer Müslüman halklarda olduğu gibi eve kapatılıp dış dünya ile ilişkisi kesilerek köle gibi davranılmaz. Lapinski, Çerkeslerin ailelerine çok değer verdiklerini, büyüklere ve kadına duyulan saygının Çerkes töresinde çok önemli bir yeri olduğunu, kadının baskı görmediğini ve dolayısıyla ezik yetişmediğini fakat bu serbestliğinde hiçbir zaman kadını şımartarak utandıracak davranışlara sebebiyet verecek şekilde istismar edilmeyeceğinden söz eder.


Gerçekten Çerkes ailelerinde kadın, evde pek değerli, şerefli mevkii sahibi ve egemen durumdadır. Özellikle evin iç işlerinde hak ve özgürlüğüne saygı ve riayet olunur. Aile reisi olan babanın buna karışmasını saygısızlık, kadına baskıyı mertliğe aykırı sayarlar.


Çerkes erkeği kadına karşı şiddet kullanamaz, hakaret edemez, onu toplumda küçültecek davranışlarda bulunamaz. Ona daima öncelik verir. Kadının bu hakkına ima olarak “Dibisim” yani “Ev sahibemiz, Mihmandarımız” diye hitap eder. Böylece kadının asıl ev sahibi ve kendisini onun misafiri saymakla, ev işlerinde kadının başkanlığına hürmet gösterdiğini belirtir. Ev işlerinde tam yetki sahibi olan Çerkes kadınının sorumluluğu çok geniştir.


Diğer toplum adetlerine zıt olarak, Çerkesler’de kadının kocasının sağında hatta üst tarafında oturabilmesi de, annenin yerinin yüksek tutulduğuna delildir. Kocasının bu derece saygısına erişen anneye, gelinleri “Guaşe” yani prenses diye hitap ve ona saygı duyarlar.


Çerkesler’de anneye sevgi ve saygı her milletten fazladır. Bu nedenle anne, ailenin en çok sayılan üyesidir. Çerkes kadınları kocalarına karşı saygı ve tam sevgiyle, sadakatle şöhret sahibidirler. Kadın her türlü fedakârlıkta bulunarak, kocasıyla didişmek, onu ruhen üzmek çirkinliğinden tiksinti ve utanç duyar. Bu gibi fena hareketleri hayat arkadaşına uygun görmez, onu ezmekle değil, mutlu kılmakla kendisinin sevinç duyacağını bilir.


Çerkes kadınlarının diğer uluslar yanında kıymetli ve saygı değer olması nedenlerinden biri de kocalarına karşı olan bu saygı, sevgi ve samimiyettir. Kadın kocasına asla adı ile hitap etmez. Ona karşı saygılı ve hürmetkârdır. Bu erdem  aileyi mutlu edecek nedenlerin en başında gelir. Bir atasözümüz şöyle der; “Aileyi bozan da yücelten de kadındır.”


Çağdaş Çerkes toplumunda kadının durumuna gelince;

  “Kalabalık ailelerde oluşa gelen Xabze dediğimiz örf ve adetlerimiz, şehirlerde tek aileye dönüşme zorunluluğunda kalınınca uygulama zorluğu ortaya çıktı. Eskiden bir baba, çocuklarıyla arasında bir mesafe oluştururdu. O çocuğun alışkanlıkları, terbiyesi, öğrenimi amcalarının, dayılarının, hala ve teyzelerinin, birikimli dede ve ninelerinin örnek davranışları ve gözetimlerinde gelişirdi.


Günümüzde çekirdek aile anlayışıyla bu geleneklerimizin tamamının uygulanması imkansızdır. Bu arada uygulanamayan adetler, zaten çağın süzgecinden geçerek kendiliğinden yok olmuştur. Şimdiki ortamda çocuk neyi, nerede görecek; örf ve adetlerini nasıl öğrenecek, nasıl uygulayacaktır?


Eski Çerkes toplumunda olduğu gibi, bu günlerde Çerkes toplumunda yokluğunu hissettiğimiz karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörünün yeniden tesisinde, dünyaca kabul görülen Çerkes kimliğimizin ve kültürümüzün geleceğe taşınmasında, çağdaş Çerkes kadınlarına çok büyük görev düşmektedir. Çağdaş Çerkes kadını, içinde bulunduğumuz toplumdaki aksaklık ve çirkinlikleri, güzellikler yaratarak başa çıkabilecek güçtedir.

Çağdaş Çerkes kadını, özgürce düşünüp, özgür yaşayabileceği sürece, bilimde, sanatta, düşün yaşamında ilerleme, güzellikler yaratma gücü kazandıracaktır.

Çerkes toplumunun, Uluslaşma aşamasında, geçmişte olduğu gibi, yeniden Çerkesya’da özgür ve bağımsız bir Çerkes Ulusu oluşturulabilmesinde Çerkes kadınına çok büyük işler düşmektedir.

İşte burada en büyük görev ve sorumluluk Çerkes Kurumları’na düşmektedir.  2 Ocak 2012 tarihinde İstanbul’da faaliyete geçen Çerkes Kadınları Teavün Cemiyetine de, günümüzde yitirilmekte olan karşılıklı saygı, sevgi ve hoşgörünün ağırlık kazanmasında; Çerkes kimlik ve kültürünün geleceğe taşınmasında çok büyük görevler düşmektedir. Cemiyet kurucu öncülerine ve tüm destekçilerine başarılar diliyorum.

Çerkes kurumlarında; annelerin, babaların, büyüklerin ortaklaşa yürütecekleri ve gençleri de değerlendirecekleri işler çoktur. Sosyal dayanışma ve hoşgörü ile azami katkının sağlanması gerekmektedir.

Bu inançla, Diyane’nin bize yardım etmesini diliyor, Çerkes kadınları ve annelerinin önünde saygıyla eğiliyorum.


Notlar:

(*) Bu konuda daha detaylı bilgi edinmek isteyenler; Kafkas toplumu içinde önemli bir denge sağlayan Çerkesler’in Çerkesya’da bir bayrak altında birleşebilmeleri ve geçmişte olduğu gibi, dünyaca kabul gören bir Çerkes Ulusu oluşturabilmelerinde tesbit edilen hedef ve izlenmesi gereken hususlar için, “ Çerkeslerin Hedefi Plebiseteden geçer “ başlıklı makalemizi okuyabilirler.


 (**)  Albanya; Bugünkü Dağıstan, Azerbaycan ve kısmen de Çeçenya’yı içine alan ve döneminde 26 dil ve lehçenin konuşulduğu ülke. Dağıstanlılar’ın ataları olan Albanlar’ın doğrudan bakiyeleri bugün Azerbaycan-Ermenistan sınırının her iki yakasında da giderek sıkışıp asimile edilen Alban/Udi halkıdır. En azından bugün Udice konuşan bu grubun Albanya’nın eski kraliyet ailesinin siyasi elitleri olduğunu söyleyebiliriz. Çerkesler’le doğrudan ilişkileri olmasa da çok eski tarihlerde aynı kökenden ortaya çıkmış bir halk olarak bilinir. Strabon’un iddia ettiği gibi Amazonlar’ın Alban kökenli olup olmadıkları kesin bir bilgi değildir. Belki hiçbir zaman çözülemeyecek bir sorun olarak Amazonlar tüm Kafkas halkları tarafından kabul görmektedirler. Aslında gerçekte yaşayıp yaşamadıkları da bilinmemektedir. Mitolojiye girmiş olmaları, bir gerçek paynı barındırıyor olsa da. Tabii bu bölge halkların yaşam tarzları ve dünya görüşleri ile ilgili olarak değerlendirilmelidir.


Makalenin hazırlanmasında başvurulan makale ve kaynak eserler:

1-Met İzzet;” Diyane, Diğer Bir Deyişle Millet Anası”,Diyane dergisi,(Türkçesi: Fikri Tuna),İstanbul, 2004.

2-Sezah Puh;” Sosyal Yaşamda Kadının Rolü”, Diyane Dergisi.

3-Sinemis Sun;” 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Çerkes Kadınları”, Nart Dergisi, Ankara, 1998, Sayı; 6.

4-Hanceriy;” Çerkeslerde Kadın, Adigelerde Kadının Yeri”(http://www.sanalda.1numara.net)

5-Çerkes Kızlarının Özellikleri;(http://adigeyiz.blogcu.com)

6-KIP Gubse Altınışık;” Hem Çerkes Hem De Kadın Olmak”(http://çerkes.net)

7-“Amazonlar” maddesi, Temel Britannica, İstanbul, 1992.

8-Afet İnan;”Eski Anadolu Tarihi”, Ankara, 1962.

9-Afet İnan;”Eski Mısır Tarih ve Medeniyeti”, Ankara, 1956.

10-Ekrem Akurgal;” Anadolu Kültür Tarihi”, Ankara, 1998.

11-Sedat Alp;” Hitit Güneşi” Ankara, 2002.

12-(Sonerkoçsav.blogcu.com).



Bu yazı toplam 4304 defa okundu.





Shavuj Melek

Kadınlar gününde Çerkes kadınlarına güzel bir hediye
olmuş yazınız. Sağlık, uzun ömür ve esenlik dilerim.

08 Mart 2017 Çarşamba Saat 21:11
Mahir Tunalı

8 mart dünya kadınlar günü için güzel bir mesaj olmuş.
Teşekkürler.

08 Mart 2017 Çarşamba Saat 17:12
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net