Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
2017 Referandum Hallerimiz-Aforizmalar
18 Nisan 2017 Salı Saat 23:25


Fasılalı hazırlıklardan sonra nihayet referanduma gidilerek oylanmış bir ‘’demokrasi rutinini’’ daha geride bıraktık. Geride bırakırken de yaralanmış-berelenmiş-küsmüş-hayal kırıklığına uğramışlarımız varsa da bu saatten sonra onları teskin edelim-etmeliyiz başka çaresi yok.


Seçimler v.b sandık rutinleri öncesi oyunu-tarafını deklere edip üstüne yazılar-yorumlar yazarak ve dahi herkese bıkmadan usanmadan cevap verebilen seçmen profilini saygıdeğer, çabalı ve çalışkan buluyorum yalan yok. (işi analiz olan gazeteci-siyaset sosyoloğu-politikacı. v.b hariç) Fakat ben bunu zerre beceremediğim gibi, işaret ettiğim tarafa yönelecek bir Allah’ın kulu olduğunu bile sanmıyorum. Sosyal endikasyon açısından acınacak vaziyetteyim anlayacağınız. 


Sandığa bile akşamüstü güç bela yetişip son dakikada oyumu kullanabildim. Tecrübeli sandık kurulu başarılı bir seçmen sosyolojisi çıkarmış, anlattılar. ( en geç gitmem hasebiyle bana anlatmalarından bir mesaj sezdim elbette) Misal, sabahın köründe sandığa ilk gelenler iddialı politize seçmen profiliymiş. Öğleden sonra gelenler, ev kadınları- öğrenciler- esnaflar v.b. Son dakikaya kalanlarda, ehli-i keyf ve önceliği olmayanlarmış. Bu zor sosyolojik denklemi çözdükleri için kendilerini tebrik etmemek olmazdı tabi ki. 


O sırada oy kullandığım yan sınıftan tartışma sesleri geldi. 30lu yaşlarının başında genç bir adam, mührü yanında ki küçük kızına bastırmak istiyordu. Ve bunun olanaksız olduğunu söyleyen sandık kuruluyla aralarında geçen diyalog şuydu;


Sandık kurulu başkanı: Beyefendi çocuğunuza mührü veremezsiniz.


Seçmen: Neden, benim çocuğum daha 5 yaşında. Herkes kendi geleceğini oylar. O benim maskotum öyle düşünün.


Sandık kurulu başkanı: Beyefendi mümkün değil. (sonrası ne oldu bilmiyorum)


‘’Herkes kendi geleceğini oylar’’ diye tutturan (ki tek başına düşünürsen fiyakalı bir söz)  mandıra filozofu kıvamlı genç adam yaptığı işi öylesine ulvi buluyordu ki, bu tarihi ana küçük kızını ortak etmek isteyecek kadar masum bir arsızlık peşindeydi.


Oy kullanmaya giderken  evde ki kedisini, köpeğini, papağanını veya hamster’ini maskot olsun diye getirenlerin yanında bu daha anlaşılabilir bir durumdu elbette.

***

Bizim Çerkes ahalinin bu topraklarda ki sıradan sandık seçmeninden ayrı bir sosyal refleksi olmasını beklemiyorum. Bekleyenlerin de niçin beklediğini bilmiyorum.


Bence bu zorlama kategorize mantığı bizi daha baştan yaralı-tahammülsüz yapıyor. Kendimizi öyle bir ulvi zaviyeye koymaya çalışıyoruz ki, bundan ilk sıkılan da biz oluyoruz. 


Galiba izaha muhtaç iki temel refleks ortaya çıkıyor her seçim öncesi;


Biz Çerkesiz bizi ilgilendirmezciler; 

Türkiye’de dünya yansa hasırı yanmayacak pozlarda, biraz önce havai tatilinden palmiye desenli gömleğiyle arzı endam etmiş gibi duran etnik klişeler. Oysa hiçbir yer onların değildir. Zaten dünyalı oldukları için Türkiye meseleleri ile uğraşmayı gericilik falan sayarlar. Nasıl olsa çekip gidecekleri (!) için geride kalanların basit endişeleri bu yüce ruhlu adanmışları huzursuz eder. 


Aman Çerkesler ayrışmasıncılar;

Açıkçası böylesi telaşlara kapılanlar ilk örnekten çok daha naif ve anlaşılabilir geliyor bana, ancak gerçekçi değil elbette. Sanki Dünya’da her alanda eksiksiz-kolektif bir bütünlük içindeymişiz de, sadece Türkiye de ki demokratik tercihlerimizde ayrışma yaşayıp birbirimizi incitiyoruz sanılacak. Aynı evde yaşayan 3 kuşak bile toplumsal-siyasi tercihlerde kıyasıya tartışma yaşar. 


Bu coğrafyada kendi etnik kimliğimizle, çoğunluk iradesi ile oluşturduğumuz demokratik bir siyasi yapılanmamız, veya bir diaspora Khase (meclis) oluşumumuz olmadığına göre, elbette kendi fikir - inanç dünyamızla uyumlu bulduğumuz bir siyasi yelpazede olacağız. Buna telaşlanmak manasız değil mi?  


Hobbitlerin orta dünyasında yaşamıyoruz hayatın içindeyiz, Türkiyede’yiz, her şeye müdahiliz, tamda bunun için sert kırılmalara maruz kalabilir- incinebilir-yaralanabilir sonrasında da iyileşebiliriz, herkes gibi.


Bu yazı toplam 4460 defa okundu.





GENAR

Cankat Yavuz ben mizahtan hala anlıyorum, çerkesim gencim de? :) Nurhan abla bakın ne buldum 7 sene önceden referandum yazısı. Bence bu yazı daha güzel :)

Çerkes'in Evet-Hayırla İmtihanı

Kube Nurhan Fidan

05 Eylül 2010

''Sorsalar mağdurunu, gaddar kendin gösterir!''

Koca Ragıp Paşa

***

Halide Edip’in Kurtuluş savaşına ilişkin anılarını aktardığı ‘’Türkün Ateşle İmtihanı’’ kitabından intihal edilmiş bu başlıkta yazmak istediklerim her ne kadar kitabın içeriğiyle uzaktan yakından ilgili olmasa da, parametrik kullanımıyla yüzlerce namlı-namsız köşeciye ilham vermiş bu kitaba atıfta bulunmadan geçmeyelim.

Halide Edip, kitabın bir yerinde Çerkes Ethem’le ilk karşılaşmasını şöyle anlatır ‘’bulunduğumuz odaya, aniden uzun boyu, delici bakışlarıyla orada bulunan diğer herkesin etkisini azaltan biri girmişti.’’ O dönemde entelektüel kadın yazarları dahi kendisine hayran bırakan Çerkes Ethem’in, acaba memleketi ‘’ateşten kurtarmak’’ dışında şahsi bir isteği yok muydu? Mesela hiç aşık olmuş muydu? ‘’Milli kahraman Pşevu Ethem’’ olmanın dışında bir hayatı var mıydı? Kim bilir?

Kitaptan aklımda bu ayrıntıların kalmasını,tarihi figürlerin şahsi hayatını lüzumundan fazla merak eden okur olmaya bağlayıp geçelim.

***
Son günlerde 'referandum oylaması' gündemi bu ülkede yaşayan her kesimin en yakıcı konusu olmaya devam ediyor. Öyle ki, teravih namazı çıkışlarında- ev hanımlarının altın günlerinde- beach partilerde- mahalle bakkallarında, sıradan sohbetlerde konu gelip Anayasa referandumuna takılıyor. Şu sıralar başka bir konunun gündem alması mümkün değil. Enteresan olan ise, sıradan insanların bile bu konuda son derece aktivist takılmaları.

Herkes yanında yöresinde yakaladığına iddialı siyasi propagandistler gibi söylev çekiyor. Bu durumu, memleket insanının kendisine bir şey danışılmaya karar verildiğinde ne kadar mutlu olup, hevesle gündeme dahil olmak istemesi şeklinde algılamaktayım. Fakat bu masum fikrimin partizanlıkla gölgelenmesi an meselesidir, zira en yakın arkadaşlarımdan bile evet-hayır meydan savaşları nedeniyle yarasız beresiz kurtulmam neredeyse imkansız.

Bu meydan savaşlarının, ikna etmekte görevli figürleri de var elbette. En majör figürler de tabi ki siyasi parti liderleri ile tarafını çoktan tespit etmiş iş başında ki medyadır. Küskün Kürtleri temsil eden BDP bir bildiri ile boykot çağrısı yaptığı için, cool davranıp ortalar da fazla gözükmüyor. MHP lideri Sayın Bahçeli’nin sinirli - gergin referandum konuşmaları kendi seçmen kitlesi üzerinde umalım ki pozitif etki yapsın.

Sayın Tayyip Erdoğan referandum mitinglerini ‘’iktidar olan muktedir olur’’ rahatlığı içinde, konforlu bir ekiple Edirne den Ardahan’a kadar (memleket sathı böyle isimlendirilir) başarıyla yapmaktadır. Bazen ‘’bitaraf olan bertaraf olur’’ gibi tehdit unsuru olarak algılanan sözlerle iletişim kazasına neden olmakta, memleketin asıl sahibi patronlar kulübünü incitmektedir, üstelik bir özür bile dilememektedir. Oysa TÜSİAD, iktidarlara çeki düzen vermeyi asli görevlerinden sayan güzide bir kurumumuzdur ve bunun hesabını er veya geç soracaktır. Göreve geldiği zaman birbirinden özgürlükçü ve duyarlı açıklamalarıyla dikkat çeken patronlar kulübünün taze başkanı Ümit Boyner ile yadigar sanayicilerimiz, benzer özgür açıklamaların adresi kendileri olduğu zaman, neden homurdanma tercihi kullanır bilinmez.

CHP nin çiçeği burnunda enerjik başkanı Sayın Kılıçdaroğlu ‘’bizim ora işi’’ kasketiyle halkla bütünleşmeye çalışıp partisine yeniden bir kimlik kazandırmaya canla başla uğraşmaktadır. Fakat iç Anadolu'da ki köylerde bile insanların artık kasket takmadığını ona kimse söylemediği için, halkla istediği kadar bütünleşememektedir.

Bugün için CHP ye yürekten bağlı medya kuvvetlerinden biri olan Hürriyet gazetesinin müstesna yazarı Ayşe Arman, ‘’Kemal bey de rock yıldızlarının ışığını görüyorum’’ diyerek absürd mizahın sınırlarını zorlayıp halkı gülme krizine soktuğu için, yetenekli bir magazinci olarak görevini başarıyla ifa etmiş sayılmaktadır. Bana kalırsa, U2 nin solisti ve namlı aktivist Bono’nun, İstanbul'da vereceği konser öncesinde ‘’artık ben rock yıldızı olarak anılmak istemiyorum’’ diyerek, manidar bir basın toplantısı düzenlemesi elzemdir.

***
Çerkes okur yazar ahalisinin referandum konusuna bigane kalmadığını görmek, ‘’acaba Çerkesler'de tasalı bir halk olmaya aday olabilir mi‘’ sorusunu akla getirmektedir. Facebook sayfalarında, tematik Çerkes sitelerinde veya münferit bu konuyu dert etmiş insanlarda, yoğun propaganda çalışması var. Kimi okurların ‘’yahu buralar Çerkes platformları, niye siyasete alet oluyorsunuz’’ sızlanmaları, iştahla tartışan grupların arasında ‘’bir hoş sada’’ olarak kalmaktadır.

Esasen bu sitelerin veya paylaşım sayfalarının sadece referandum konusunu değil, mesela ‘’nano teknolojinin sosyal algıya etkileri’’ tarzında akademik bir başlıkta veya ‘’karşılaştırmalı edebiyatın toplumsal motivasyonu’’ gibi konuları da tartışmasını canı gönülden arzu ederim.

Önümüze zaten pişirilip getirilmiş referandum oylaması için sil baştan tartışmalar yapmak beyin fırtınası sayılır mı bilmem ama bildiğim şey, pratikte bu saatten sonra sadece evet veya hayır diyerek konuya müdahil olabileceğimizdir. Çerkes dünyasında, sanal ortamda da olsa böylesi ateşli forum tartışmaları artık fikirsel yoksulluklar içinde olmadığımızın bir nişanesi olabilir mi? Bence olabilir.

Asabiyette sınır tanımayan bazı değerli fikir adamı ve aktivistlerimizin hırçınlıklarını doğal bularak, fikirsel itişmelerimizi daha zarif hale getirerek, kimi iletişim kazalarımızı da özenle onararak, gelişerek var olacağız, öyle anlaşılıyor. Tüm bunları yaparken vasatın üstüne çıkmamız ise an meselesidir artık. Şahsi tespitim, karavana konuları tartışabilen entelektüel ne kadar haşmetli görünürse, aynı konuyu tartışan vasat, o kadar gayri estetik görünüyor. Bu çıkarımım, ‘’kontr izahlama’’ modeline dayandırılmakta olup ilgili cümleden kimsenin alınmaması istirham edilir. Zira vasatın bir milleti yoktur, her millette ziyadesiyle mevcuttur.

Diğer taraftan, referandumla ilişkisini evet- hayırla sınırlı tutmayıp, daha özel kılmak isteyen bir kesim, ‘’iki kere evet’’, ‘’iki kere hayır’’ ‘’kesinlikle hayır’’, ‘’kesinlikle evet’’ gibi tercihler dillendirmektedir. Böylesi orijinal tercihler, bugün için sandık seçeneği arasında olmasa da, gelecek referandumlar için sufle niteliğinde değerlendirilmelidir.

Naçizane fikrim; toplumsal mutabakatla elden geçmemiş de olsa revize edilmiş bir anayasaya şüpheci davranmanın isabetli bir tutum olmadığı, değişebilen bir anayasadan değil de değişemeyen bir anayasadan korkmanın daha anlaşılır olduğudur.

Bendeniz ‘’evet - hayır imtihanımı’’ iştahlı, teorik tartışmaları es geçerek galiba böyle vereceğim.

24 Nisan 2017 Pazartesi Saat 00:06
CANKAT YAVUZ

ÇERKES GENÇLERİ MİZAH DUYGULARINI ÇOKTAN KAYBETTİ İHSAN BEY.

ONLARCA GRUP, OLUŞUM, ÜNİVERSİTE GRUPLARIDA DAHİL MİZAHI UNUTMUŞ.

NEREYE GİTTİ BABALARIMIZIN, DEDELERİMİZİN SEMERKOV GELENEĞİ?
CİDDİLİKTEN, KENDİMİZİ KASMAKTAN ESPRİYİ GÜLMEYİ UNUTMUŞUZ.

KİMSE BANA BU ÜLKEDE GÜLÜNECEK ŞEY VARMI TRİBİ ATMASIN. DEDELERİMİZ 100 YIL ŞAVAŞMIŞ DA SEMERKOVU UNUTMAMIŞ. BİZ NE HALT ETTİKTE BU KADAR İÇİ BOŞ CİDDİYETE KALDIK ?!!

22 Nisan 2017 Cumartesi Saat 22:26
ihsan eker

Kube Nurhan kızımız nüktede yetenekli.Bizim milletimize buda çok ihtiyaçtır. Nükte vasıtasıyla yazabilmek her şeyi yumuşatır küskünlüğe dargınlığa nazaran. Beni de güldürdünüz çok yaşayın siz emi.

21 Nisan 2017 Cuma Saat 00:03
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net