Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Çerkes Soykırım ve Toplu Sürgünün 153. yılı - III
19 Mayıs 2017 Cuma Saat 14:26

çerkes soykırımı ile ilgili görsel sonucu

‘Çerkeslerin yarısına boyun eğdirmek için Çerkeslerin diğer yarısını öldürmemiz gerekmişti’.
                                                                            Mihail Nikolayeviç (Grandük Mişel)
Veliaht Prens, İmparatorun kardeşi, Kafkas Orduları Başkomutanı ve Kafkasya Genel Valisi


Bundan önceki iki makalemden ilkinde, 1557’de Kabardey beylerinin (pşı) öncülüğünde Rusların Kafkasya’ya getirildiklerini, 1774’te Kabardey’in, 1783’te de Bağımsız Çerkesya’nın kuzey komşusu Kırım Hanlığı topraklarının Rusya’ya ilhak edildiğini; ikincisinde de Çerkesya dışında, Rusya’nın adım adım Kuzey Kafkasya’yı, ardından Güney Kafkasya’yı (Transkafkasya) ele geçirdiğini, iki Gürcü krallığının (doğuda ‘Kartlı-Kaheti’, batıda ‘İmereti’) varlığına son verildiğini belirtmiştik.

Bu arada bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının aşamalı olarak İran’dan zaptedilerek 1813 ve 1828’de Rusya’ya ilhak edildiğini de söylemeliyiz.

Osmanlı’nın 1815 Viyana Kongresi’ne katılmayarak tarihi bir fırsat kaçırdığını, sınırlarının korumasız kaldığını, arada Çerkesya’nın feda edildiğini belirtelim. Bu oluşum nedeniyle Osmanlı sınırları, Ortoks Hıristiyanlığın hamiliğine soyunan Rusya karşısında korunmasız kalmıştı. Osmanlı, 1774’ten beri, bir başına kendisini koruyacak güçten düşmüştü.

Osmanlı Devleti’ne karşı savaşlarda, 1815 Viyana Kongresi kararları Rusya’yı bağlamıyordu.

***

Osmanlı, 1829 Edirne Antlaşması ile Rusya yararına Çerkesya’dan çekilmiş, kıyı denetimi Ruslara geçmiş, Çerkesya’daki 46 yıllık Osmanlı varlığı sona ermiş, Rus sınırı güneyde Batum yakınına ulaşmıştı. Buna rağmen Osmanlı, bir türlü uyanmıyor, hata üzerine hata yapıyordu.

Kırım Savaşı sonrası Çerkesya

1853-1856 Kırım Savaşı sonunda imzalanan Paris Antlaşması gereği Osmanlı Devleti, 1853 yılı sonrasında yitirmiş olduğu topraklarını (Kars yöresini) Rusya’dan geri aldı. Ancak Çerkesya’nın - adı metne konmamış olsa da- Rusya toprağı olduğu yeniden kabul edilmiş oldu. 1829 ve 1856 statüleri uluslararası hukuka göre geçerli sayılıyordu.

“Çıkmadık candan ümit kesilmez” örneği, 1856 yılı sonrasında, yenik Osmanlı, Çerkeslere yardım edemeyeceğini bildiği halde, Saray, Çerkes delegasyonlarını kabul ediyor, umut veriyor, direnişe devam diyor, hediye ve madalya veriyor, Zaneko Seferbey’i paşa yaptığı gibi, İmam Şamil’in naibi ve Abzahların lideri Muhammed Emin’e de paşalık ünvanı veriyor ve onu ömür boyu maaşa bağlıyordu.

Osmanlı’nın bu çirkin ve oportünist tutumu Çerkesleri etkiliyor, kandırıyor, barışçı bir çözüm yolu aramalarını da engelliyordu.

Sonunda Muhammed Emin bir başarı şansı kalmadığını, kendi üstü İmam Şamil’in Rusya ile bir anlaşmaya varıp savaşmaktan vazgeçtiğini, maaşa bağlandığını öğrenerek, tepkilere karşın Rus komutanlarla görüşmeleri başlattı, 1859 yılı sonlarında Abzahlarla (Abadzeh) birlikte Rusya’ya bağlılık yemini verdi ve Ruslarca ömür boyu maaşa bağlandı.

Savaş öncesi değerlendirme ve hesaplar

1860 yılında Vladikavkaz’da bir araya gelen 5 Rus generali, Kafkas Ordusu Kurmay Başkanı General Milyutin’in 1857 tarihli, Çerkeslerin bir bölümünün (Şapsığların, vd) kuzeydeki Don bölgesine (Ukrayna taraflarına) sürülmeleri önerisini masaya yatırdı. Üç yıl önceki Milyutin raporu Rusya yurttaşı Müslümanların tepkilerine yol açabileceği kaygısıyla gizli tutulmuş, açıklanmamıştı.

Ancak servisler bundan habersiz olamazdı. Nitekim, Osmanlı istihbaratı da bir biçimde, (muhtemelen İngilizlerden) bunu öğrenmiş olmalıydı, gelişim bunu doğruluyor:

Osmanlı, Çerkes göçünü kendine yönlendirmek, köle sahiplerini etkilemek için ‘yeni’ düzenlemeler yapmaya başladı. Önce köle sahiplerinin çıkarlarını dikkate aldı. Önemliydi, çünkü, etkili kabile Vıbıhların en az dörtte biri sahipli insan (köle) konumunda idi. Köleliğin lağvedileceği bir Rusya köle sahipleri açısından istenecek bir ülke olamazdı.

***

1850-1860’larda Kuzey Anadolu ve Balkanlar, özellikle Tuna Nehri boyları seyrek nüfusluydu, ayrıca buralarda Rus etkisine açık bir Ortodoks Hıristiyan nüfus çoğunluğu bulunuyordu. Osmanlı buralara Müslüman nüfus yerleştirerek denge kurmak istiyordu.

İlk adım olarak, Osmanlı, 1855’te yasakladığı Çerkes esir (köle) ticaretini 1857’de serbest bıraktı. Osmanlı, 40 yıl önce, 1815 Viyana Kongresi ile yasaklanması kararlaştırılan köle ticaretini, sırf Çerkeslerle sınırlı olarak yeniden ihdas ediyor, serbest bırakıyordu. Bu duruma, Osmanlı Devleti ve Padişah özlemcisi kimi Çerkesler acaba ne diyeceklerdir? Doğrusu meraka değer...

Son çabalar

1860 yılında Vladikavkaz’da bir araya gelen 5 Rus generali, General Milyutin’in sürgün raporunu ele alıp geliştirdi ve ona yeni bir biçim verdi. Buna göre Karadeniz kıyıları Çerkes nüfusundan arındırılacak, boşaltılacak topraklara Rus nüfus yerleştirilecek, Çerkesler de Türkiye’ye gönderilecekti. Bu daha az masraflı ve tepkisi daha az bir uygulama olacaktı.

Türkiye’ye gönderme kararını verebilmişlerse, demek ki Osmanlı ile bir gizi anlaşma yapmış olmaları gerekir.

Boşaltma kararı, uygulama sonucu görülebileceği gibi, 1860 yılı Bağımsız Çerkesyası Devleti topraklarının tamamını kapsayacaktı. Öyle yapılmıştır.

O sıralar, Şhaguaşe Irmağı (Belaya) doğusunda bulunan topraklar (şimdiki Adıge Cumhuriyeti’nin bulunduğu topraklar) Bağımsız Çerkes Devleti’nin değil, Rus Devleti’nin egemenliği altındaydı (şimdiki Maykop yöresi de dahil). Şhaguaşe ile Karadeniz arası bölge Çerkeslerin elinde kalmıştı.

Rusya’da 1861 reformu ve sonucu

O dönemde Rusya’da burjuva demokratik reformlar ve serfliğin (toprak köleliğinin) kaldırılması gündemdeydi ve bunun çalışmaları yapılıyordu. Nitekim, 1861’de eksikli bir demokratik reform programı kabul edildi. Buna göre, toprak, sahibinde (soylularda) kalıyor, köleler özgürleşiyor, ancak özgürleşen eski kölelere toprak verilmiyordu. Bu nedenle büyük bir toprak açlığı vardı. Rus Hükümeti, topraksız köylülerin tepkilerini yumuşatmak için, onlara boşaltılan ya da boşaltılacak Bağımsız Çerkesya Devleti topraklarını ve işgal edilen başka yerlerdeki (Orta Asya ve Sibirya) toprakları gösteriyor, onlara devlet desteği sağlıyor, onları merkezden uzaklaştırıyordu. Nitekim iç Rusya’dan topraksız Rus köylüleri akın akın Çerkesya’ya gelmeye, yerli nüfustan temizlenmiş topraklara yerleşmeye başladılar.

O dönem toprak ana geçim kaynağıydı.

***

Bu bağlamda, gerek duyulmuş olmalı, Ruslara boyun eğmiş olan Abzahlar da, herhalde güvenlik (yoğun nüfus) ve ekonomi (toprak gereksinimi) nedeniyle olmalı, 1861 yılında sürülecekler (Şapsığlar, vd) listesine eklendi. Oysa Abzahlar iki yıldan beri Rusya yurttaşları olmuşlardı. Yurttaşın toplu halde sınırdışı edilmesi hukuka uygun olamazdı.

Rusların gerekçelerine göre Abzahlar, Vıbıh kışkırtıcılarla (çapulcularla) işbirliği halinde Şhaguaşe (Belaya) Irmağı sağ yakası boyunca uzanan müstahkem hattaki Rus karakollarına saldırmış ve yağma hareketlerinde bulunmuşlardı (Kurt kuzu hikâyesi). Böylece verdikleri sözlere ve 1859’da verdikleri bağlılık yeminine ihanet etmişlerdi.

Abzahlar bindikleri dalı kesecek kadar aptal kişiler olmadıklarına göre, böylesine tehlikeli bir girişimde bulunmuş olabilirler miydi? Abzah kolluk gücü (zabıtası, jandarması) süs için mi vardı? Ayrıca on binlerce Abzah’tan kaçı böylesine bir ‘yağmaya’ katılmış olabilirdi? Ölçülülük ilkesi diye birşey yok muydu?..

13 Haziran, Çerkes Ulusal Meclisi ve İmparator’un teftişi

Sürgün programına alınan 3 Çerkes yöresi (Şapsığ, Abzah ve Vıbıh) politik anlamda birleşti, topraklarını terk etmeme ve sonuna değin direnme, bir yandan da barışçı bir çözüm yolu arama amaçlı çalışmalar başlatıldı. 13 Haziran 1861’de Soçi’de Çerkes Ulusal Meclisi açıldı. Ancak, bir süre sonra güneyden (Abhazya’dan) küçük bir tekneyle, gizlice bir Rus komando birliği geldi, Meclis binasını ve rezidanslarını ateşe verdi (bk. “Çerkes Ulusal Meclisi”). Meclis binasız kalmıştı.

***

Eylül 1861’de İmparator II. Aleksandr Kuban yöresine (oblast) geldi ve Çerkes temsilcilerle de görüştü. Barışçı bir çözüm, iki yüzlü İmparator’un umurunda değildi. Kendi sürgün kararını Çerkeslere masrafsız kabul ettirmenin peşindeydi. İmparator Abzahlar’a, ‘Türkiye’ye göç etmelerini ya da Kuban Irmağı solunda gösterilecek yerlere yerleşmelerini, düşünmeleri için kendilerine bir ay süre verdiğini, yanıtlarını General Yevdokimov’a bildirmelerini’ emretti. General Yevdokimov hastalanan Kont Baryatinski’nin yerine Kafkas Ordusu Başkomutanlığı görevine yeni atanmıştı.

İmparator, ayrılırken Yevdokimov’a ‘Çerkes işini halletmek için gerekli hazırlıkları başlat’ talimatını verdi.

Yakılma sonucu, Meclis, içerideki Mutıhua (şimdiki ‘Plastunki’) dağ köyüne taşındı ve bir devlet yapılanmasına gidildi. Bir ordu oluşturulması kararı alındı, dış yardım aramak üzere İstanbul, Paris ve Londra’ya temsilciler yollandı. Ama hiçbir yardım ve destek sağlanamadı, Rusya ile arayı bozmamak nedeniyle olmalı, yetkililer Çerkes temsilcilerle temastan adeta kaçış kaçış kaçtı. Hiçbir resmi kişi Çerkes temsilcilerle görüşmeye yanaşmadı (Bu durum Halit Kakınç’ın “Çerkes Aşkı” adlı romanında İngiliz belgelerine dayalı olarak anlatılmıştır).

***

Kış mevsimi Çerkesya’da askeri harekât için elverişli değildi. Dondurucu bir kış söz konusuydu. Harekât için 1862 ilkbaharı beklenecekti.

10 Mayıs 1862 tarihli bir Rusya Hükümet Kararı yürürlüğe sokuldu. Buna göre ‘asi Dağlıların (Çerkeslerin) göç ettirilmeleri görevi’ General Yevdokimov komutasındaki Kuban Ordusu’na verildi. Yevdokimov, özel eğitimli ve deneyimli askerlerden oluşma çevik kuvvetler oluşturdu, Çeçenya ve Dağıstan harekâtlarında deneyim kazanmış biriydi. Çevik kuvvetlere, en acımasız paralı savaşçılar olarak bilinen işbirlikçi yerli müfrezeler öncülük ediyorlardı. Çerkes köylerine yönelik geniş çaplı ve sistemli bir harekât başlatıldı. Çerkesler tüm güçleriyle karşı koyuyor, kıyıya ve dağlara doğru yavaş yavaş geri çekiliyorlardı. 1862 yılı boyunca sert ve kahramanca Çerkes direnişleri yaşandı. 1863 yılında Ruslar, Abzahları çembere alarak diğer Çerkeslerden ayırmayı başardılar.

Ruslar köy köy ilerliyor, karşılarına çıkanı öldürüyor ve stanitsa diye bilinen müstahkem Kazak köyleri (kale köyler) kuruyor, hatlar durmadan ilerletiliyor, ordu bu tür yerleşimci köyleri (kale köylerdeki yeni Rus yerleşimcileri) koruma altına alıyordu.

1863 yılında ilkin (Temmuz ya da Ağustos başında olmalı) zor durumdaki Abzahlar boyun eğdiler. Geride Şapsığlar ve Vıbıhlar kalmıştı. Şapsığlar 1863 yılı Ekim ayı sonunda ya da Kasım ayında savaşa son verdiler (Ay oynamaları takvim farklılığından ileri geliyor). Direnmenin anlamsızlaştığını anlamış olmalıydılar. Rus komutanlığı ile Şapsığ temsilciler arasında görüşmeler yapıldı ve ateşkes sağlandı. Anlaşmaya göre, kış mevsimi koşulları gereği, Şapsığlar 6 Mart 1864 günü akşamına değin köylerinde kalabileceklerdi. (Rus takvimi, bugünkü takvime göre, 12 gün önceki bir tarihi gösterir. Buna göre, Şapsığlar, aslında 6 Mart değil, 18 Mart günü akşamına değin yerlerinde kalabileceklerdi).

***

Şapsığlar’a oranla daha küçük bir topluluk olan Vıbıhlar’a gelince, onlar doğrudan Ruslarla temasta ya da çarpışmalara doğrudan hedef olmayan bir yörede bulundukları ve ilkbahar öncesi, ateşkes ve kış koşulları gereği Rusların harekete geçemeyeceklerini bildikleri için beklemeye karar verdiler. Vıbıhlar, yeni bir ‘Avrupa-Rusya Savaşı’ çıkmasına umutlarını bağlamışlardı.


Savaş çıkacağına ilişkin söylentiler vardı ama boş çıktı, 30 Mart 1864 günü (11 Nisan 1864) Vıbıhlar da boyun eğdiler. Genel Vali ve Başkomutan Mihail Nikolayeviç, Mayıs ayının ilk haftasına kadar, 1 ay, Vıbıhlara ve diğer Çerkeslere hazırlanmaları ve gemilere binmeleri için süre verdi.

Mayıs ayı gelip 1 aylık ‘göçe hazırlık süresi’ dolduğunda 3 dağ köyünün kıyıya inmediği ve yerlerinde kalmaya devam ettiği görüldü. Bunun üzerine Rus birlikleri bu 3 köye yönelik harekete geçtiler. Güçlü Rus birliklerinin üstlerine gelmekte olduğunu gören iki köy direnişten vazgeçti, kıyıya inip Türkiye’ye göç etti. Sarp bir yamacın üstünde bulunan Aibga köyü ise 11 Mayıs günü boyunca umutsuzca direndi, Rus birliklerinin köye girmeleri öncesinde ormana kaçan köylüler, ertesi gün temsilciler göndererek boyun eğdiklerini bildirdiler, kıyıya inip Türkiye’ye göç ettiler “Rus tarihçi Semen Esadze’nin “Çerkesya’nın Ruslar Tarafından İşgali” ve Adıge/Kabardey tarihçiler Ali Kasumov - Hasan Kasumov’un “Çerkes Soykırımı” kitapları önemlidir).

21 Mayıs Kbaada Yaylasında Zafer töreni

21 Mayıs’ta şimdiki Soçi’ye bağlı Krasnaya Polyana (Atkuac köyü) denen yerin üzerindeki Kbaada adlı dağ çayırında (yayla) dört ayrı yönden gelen sembolik 4 Rus birliği buluştu, Kafkasya Genel Valisi, Başkomutan ve Veliaht Prens Mihail Nikolayeviç’in komutasında dizildi. Aralarında işbirlikçi müfrezeler de vardı. Mihail Nikolayeviç, Kafkas Savaşı’nın (Rus-Çerkes Savaşı) kendi zaferleriyle sona erdiğini, dağlarda direnen bazı küçük toplulukların kaldığını, ancak bunların sonucu etkileyemeyeceğini ağabeyi İmparator II. Aleksandr’a muştuladı. Haber telgrafla İmparator’a ulaştırıldı.

***

Direnenler, Şapsığların kolu Hak’uçlar ve onlara katılan diğer Şapsığlardı. Bunların direnişi bir yıldan uzun sürdü (1865 yılı sonbaharına değin). Gür ormanlara sığınan kalıntı küçük grupların direnişleri ise 1870’lere değin sürdü (Polovinkina’nın “Çerkesya Gönül Yaram” kitabı bunu özetliyor). Bu son direnişler, büyük bir Rus kolonizayonunu geciktirmiş oldu. Ülke, eski tarım toprakları güvensiz, geçilmez, çalı ve sarmaşıklarla kaplı bir ‘cangıla’ dönüştü. Kurt çakal ulumaları korkutucu bir boyuttaydı. Sonunda dağlarda direnenlerle Rus makamları arasında anlaşmalar yapıldı, Çerkes direnişçilere düze inmeleri koşuluyla istedikleri yerlerde köy kurma yetkileri verildi ve böylece Karadeniz kıyısı Adıge- Şapsığ topluluğu oluştu.

Soykırım ve sürgün

Yevdokimov’un yerine Kafkasya Genel Valisi ve Kafkas Orduları Başkomutanı olan Veliaht Prens (Grandük) Mihail Nikolayeviç, ‘Dağlıların (Çerkeslerin) yarısına boyun eğdirmek için diğer yarısını öldürmek zorunda kalmıştık’ diyor. Bu ifade, savaşın korkunç boyutunun ve bir soykırıma dönüştüğünün, en yetkili bir ağızdan itirafıdır. Çerkeslere karşı oluşturulan nefret o denli korkutucu bir boyuta ulaştırılmış olmalıydı ki, Çerkes, öldürülmesi gerekli vahşi bir yaratığa dönüştürülmüş, en üst düzeydeki Rus yetkililer açısından bile, Çerkes öldürmek, cinayet, bir övünme vesilesi haline gelmişti.

***

1864 yılı şubat ayında, şimdiki Adıge Cumhuriyeti’nin Dahovskaya stanitsa (kaleköy) denilen yerinden Karadeniz’e doğru, Vıbıhlarla savaşmak üzere yürüyüşe geçen ‘Daho Birliği’ adlı bir müfrezede görevli olan bir Rus subayı, yolda gördüğü manzarayı anlatır, özetleyelim: Yollar cesetlerle doluydu, cesetleri aç köpekler hırlayarak parçalıyordu. Bazı Çerkesler hâlâ can vermemişti, can çekişen bu kişilerin kendilerini korumak için çırpındıkları, aç ve bitkin Çerkeslerin kımıldayamaz halde, kaçınılmaz sona, çaresizce boyun eğdikleri görülüyordu.

***

Kıyıda Anapa, Semez (Novorossiysk/ Yeni Rusya), Gelencik, Tuapse, Soçi ve diğer nehir ağızlarında yüzbinlerce Çerkes toplanmıştı, gemilere binenlerin yerini yeni gelenler alıyordu. Kafilelerin sonu gelmiyordu. Büyük bir ulus yollara dökülmüştü.

Kafileler süngülü Rus askerleri tarafından çevrelenerek gemilere doğru sürülüyor ve bindiriliyordu. Gemilere biniş sırasında Çerkesler hep birlikte ağıtlar söylüyor, Ruslara lânet yağdırıyor, toprağın onları yiyeceksiz bırakmasını, kıtlık vermesini Tanrı’dan (Tha) diliyorlardı.

Her geminin başında ellerinde haç Ortodoks Rus papazları bekliyor, istavroz çıkarıp haçı öpen ve Hıristiyan olmayı kabul edenler sürülmekten bağışık tutuluyor, Kilisenin koruması altına alınıyorlardı.

***

Bu hazin tablo Haziran 1864 ortalarına değin sürdü. Son gemi ayrıldığında Çerkesya’nın Karadeniz kıyılarında, kuzeyde Kuban Irmağından güneyde Bzıb Irmağına kadar uzanan bir alanda, oralardan da, doğuda Şhaguaşe Irmağına (şimdiki Krasnodar ve Maykop önlerine) ulaşan geniş bir alanda tek bir Çerkes köyü ya da tek bir Çerkes bireyi olsun bırakılmadı. Köyler tek tek ateşe verildi, ekin tarlaları atlara çiğnetildi, ele geçenler öldürülüp uçurumlardan atıldı, ceviz ağaçları başta meyve ağaçları bir bir kesildi, ülkenin Çerkes etnik kimliği ve mirası hedef alındı, yok edilmeye çalışıldı. Çerkesya yerinde Yeni Rusya ülkesi (Novorossiya) oluşturuldu.

Bütün bu insanlık dışı uygulamalara karşın, ne yazık ki, Gürcistan dışında Çerkes soykırımını tanımış ikinci bir ülke yok (Türkiye ve bütün Müslüman ülkeler dahil).

1864 yılı öncesi Çerkes nüfusunun yarısının öldüğü ya da Ruslar tarafından öldürüldüğü belgelerde yazılı, en yetkili ağız Kafkasya Genel Valisi, Başkomutan Büyük/Veliaht Prens Mihail Nikolayeviç’in itirafı orta yerde. Bundan daha kesin bir kanıt düşünülebilir mi?..

***

Türkiye’ye gelenler ise, boğazlardan geçirilmiyor, İstanbul’a sokulmuyorlardı. Hastalık bulaştırmalarından korkuluyordu. Gelenler Karadeniz kıyılarına ve Balkanlar’a yerleştiriliyordu. Önce kamplara alınıyorlardı. Batum, Trabzon, Samsun, Sinop, Akçakoca, Burgaz, Varna ve Köstence’de kamplar oluşturulmuştu. Dağıtım buralardan yapılıyordu. Kamplarda sıtma başta, tifo, tifüs, kolera gibi salgın hastalıklar sonucu on binlerce insan öldü. Kitlesel ölümler daha sonraları da devam etti. Çocuklar, genç erkek ve kadınlar esir pazarlarında çok ucuza satıldı, haremlere dolduruldu. Fransız Kuzey Afrikasına (Cezayir) ve İskoçya’ya bile genç erkek (damat adayı) ihraç edildiği, oralardaki kadınlarla evlendirildikleri yazıldı. Daha fazlasını yazmaya elim varmıyor.

Bu bir soykırım değildir, bu bir gönüllü göçtür diyenlere ne demeli?..


Bu yazı toplam 3700 defa okundu.





vahiterdo

NEDEN,,, DEVRİMCİ GLOBALİZİM PYD yi DESTEKLİYOR ???
Egemenlerin temsicileri kalpazan proflar basında devlet-din-milletler üzerinden her şeyleri gösteriyor açıklıyor,,, üstelik sosyalist fıraksiyonlar aynı görüşte, artı vekalet savaşları komplo teorileri ile açıklamaya çalışıyorlar ,,,oysa komünizmin kuramcısı kapital adlı kitabınde her şeye PARA dan bakarak analiz edip tesbit ve açılmalar yapmış, 1974 teknik devrimi başlatan USA 1991 de CCCP stalinist elitler tarafıdan parti kararı ile sovyetleri dağıtınca (((CCCP yıkılmadı hala karkas ayakta))) Globalizmin önü açıldı, yeni 6 temel politika üretti ve yürürlüğe koydu,biz konumuzla ilgili olanı inceleyeceğiz..
1-Tarihi dönüşümler içinde uluslaşamamış ve kimlik sorunları yaşayan toplulukları özgürleşmesini desteklemek,,, neden çünkü , dini ve milli anlaşmazlıklar savaşlar ticaret yollarını tıkıyor META nın -FİNANSIN dolaşımı için yeni tic. yollarının açılmasını engelliyor yani Globalizmin dünyalaşmasının önünde engel teşkil ediyor,,, balkanlardaki sorunları kendi karekterine göre düzenleyen globalizim on yıllardır orta doğuda islam dinide reform yaptıracak , mesepotamyanın kadim halklarınıda konfederasyon şeklinde özgürleşmesine yardımcı olacak , kaçarı yok, bunun başarılması için her türlü yardımı yapıyor yapacak,
2- Üç vakte kadar sıra KAFKAYA daki 1558 den beri süre gelen RUS işgali altındaki ezilen halkların özgürleşmesine gelecek. 16 yıldır anlatıyorum bir de derler ki Kafkas kültüründe yaşlıların görüşleri dikkate alınır, ben henüz bunu göremedim, Tarihi uykularda sayıklıyorlar,, keşke özgür olsak diye ..EMEK-BİLGİ-_GİRİŞİM en yüce değerlerdir .çok marifet var insanda...selamlar.
Not; IŞID arap-islam sentezidir, anti emperyalist-anti kapitalisttir, USAnın arap topraklarını işgalinde işbirliği yapan Kürtleri cezalandırıyor, sapkınlık saydığı Alevileri sorgusuz katlediyor gayri müslümleri İslama davet ediyor,

19 Mayıs 2017 Cuma Saat 18:29
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net