Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bzhakuko Ahmet Özel
Orhan Alparslan'ın 15. Ölüm Yıldönümü Anısına
11 Haziran 2017 Pazar Saat 14:25


Değerli Kafkasyalı yazar, araştırmacı, ressam, dilbilimci Orhan Alparslan, 11 Haziran 2002’de doğduğu köy olan Çorum, Mecitözü’ne bağlı Danın köyünde öldü. Bugün onun ölüm yıldönümü. 


Daha lisede öğrenciyken tanıdığım Orhan Ağabey, İstanbul Kafkas Kültür Derneği’ne ve o zamanın kültür ve sanat ortamına Paris’ten parlak bir ışık gibi inmişti. Farklıydı, her konuda fikri ve derin bilgisi vardı. Daha çok genç olmasına karşın (30’lu yaşlarda) sanat, felsefe, tarih, dilbilim ve sinema üzerine derin bir bilgiye sahipti. Aşkın bilgisi insanları çabuk etkiliyordu. Buna karşın mütevazı kişiliğe, herkesle dost olmayı başarabilen yaşsız bir görünüme sahipti. 


Kendisine sorulan sorulara sorumluluk duygusuyla yaklaşır ve tüm bilgisini yorulmaksızın aktarmaya, paylaşmaya çalışırdı. 


1941’de Çerkes, Besleney bir ailenin çocuğu olarak Danın’da doğar. Kaynakların belirttiğine göre, köye gelen bir arabanın tozlarına parmağıyla çizdiği resim, onun yeteneğinin anlaşılmasının yolunu açar. Araçla gelen resmi görevliler bu yetenekli çocuğun anne babasını, yarım bıraktığı eğitimine devam etmesi konusunda ikna ederler. Eğitimine devam eder, 1955 yılında İstanbul Hukuk Fakültesine girer. Burada hayatını değiştirecek çok önemli bir kişiyle tanışır. 


Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük dilbilimci, araştırmacı Georges Dumezil (1998-1986) o dönem Kafkas Dilleri üzerinde çalışmaktadır ve araştımaları için Türkiye’de bulunmaktadır. Orhan Alparslan’ın zeki ve araştırmacı yanını keşfeden Dumezil, Kafkas dilini de iyi bilen Orhan Alparslan’a asistanlık teklif ederek onu Paris’e davet eder. Onun için yeni bir dünyaya adım böyle başlar. Burada bir yandan dil üzerine Dumezil ile ortak çalışmalar yaparken, aynı zamanda Paris’te kendini büyük bir kültür ortamının içinde bulur. Açlıkla İngilizce; Almanca ve Fransızca’yı bir çeviri yapacak derecede öğrenir. Bununla da kalmaz, içindeki resim yeteneğine güvenerek, Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nin sınavına girerek bu sınavı kazanır. 1962 de bu okuldan mezun olur. 


Paris’te bir yandan Kafkas tarihi ve dili üzerine yazı ve makaleleri yayınlanırken, tutkusu olan resim ile ilişkisini olabildiğince sürdürür. Türkiye’de yeni yayına başlayan Kültür Sanat dergilerinde sinema üzerine yazılar yazmaya başlar, reklam firmalarına metin yazarlığı yapar. Ama tüm bunlarla ilgilenirken büyük bir aşkla bağlandığı Kafkas kültürü için de araştırmalar yapar ve makaleler hazırlar. 


Ben henüz Kabataş Lisesi’nde okurken resme yeteneği olan bir çocuk olarak, evimize ziyarete geldiğinde tanıdım onu. Henüz 14 yaşındaydım. Benimle çok ilgilendi. Hemen kağıt, kalem alarak nasıl desen çizmem gerektiğini bir çırpıda anlattı, çizimler yaptı. Resimde çizgi, derinlik konusunda kısa ama öz bilgiler verdi. Bu karşılaşma benim resim konusunda yoğunlaşmamı sağlayan önemli bir andı. 


Derin ve tartışmasız bilgisi her zaman hoş karşılanmıyordu. Üzerinde mütevazı keten bir ceketle her ortama giren bu parlak gencin anlaşılması güçtü. Ona rağmen o ışığını etrafına saçmak için olanca gücünü zorluyordu. Aşkın bilgiye sahip bu önemli entelektüeli o dönem hiç kimse anlayamadı. 


Onun çabaları ile oluşmuş İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde, Kafkas tarihi, politikası ve coğrafyasına yönelik yoğun kültürel bir gündem vardı. Sonradan yine onun çabalarıyla 1977 yılında kitaplaştırılan ‘Kafkasya Üzerine Beş Konferans’ çalışmasına kaynaklık eden konferansların da birisi ona aitti. Ben bu konferansı izledim. O kadar derin ve ayrıntılı bilgiye sahipti ki konferans uzadıkça uzadı, salondaki insanlar bu derinliğin pek farkına varamadılar ve konferans sonunda dernek salonunun da ancak birkaç kişi kalmıştı. Ben bu duruma çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Sonrasında kitaplaştırılarak kalıcı hale gelmesi bir ölçüde üzüntümü azalttı. Ama anlatılan bilgi ve belgeleri düşündüğümde sanırım, bu konferans sonunda kalınca bir kitap çıkarmak gerekirdi.


O zaman köyden kente gelerek, henüz feodal bir bakıştan öteye geçemeyen bir dernek ortamında daha fazla taktir görmeyi beklemek mümkün değildi. 


Ama o bütün bilgi ve yeteneğini mensup olduğu toplum ile paylaşmak istedi. O dönem derneğin salonundaki kolona yaptığı Kafkas mitolojisini ele alan uzun, nefis resmi de anlaşılamadı. Resmin kompozisyonunda mitolojik temalı, göğüsleri saçlarıyla örtülü bir kadın figürü yer alıyordu. Bir grup ‘thamade’, resmin uygunsuz olduğu söylentisini yaydı ve nihayet bu resimlerin üzeri kapatıldı. Eğer bu resim kalmış olsaydı şimdi Orhan Alparslan’ın sanatının gücünü daha iyi anlayabilirdik.


Anlaşılmamak, bir noktadan sonra hassas ruh haline sahip Orhan Alparslan’ı küstürdü. Kabuğuna çekildi ve ani bir kararla doğduğu köye geri döndü. Mütevazı bir yaşam kurdu bu köyde. Burada da ‘anlaşılmamak’ üzerine yine sıkıntıları vardı. Çok az insanla görüşüyordu. O insanlardan biri olan Çorum’lu öğretmen Burhan İhsan, onunla ölümüne kadar dostluk kurabilmiş nadir kişilerden biriydi. Daha önce yayınlanmış metinde, ateist diye köylülerinin dışladıkları Orhan Alparslan’ın ezbere Kuran-ı Kerim’i bildiğini, ondan İslam dini üzerine öğrendiği bilgilerle, kendini ikinci kez İlahiyat Fakültesi’nden mezun olmuş gibi hissettiğini yazar. 


1982 de, kendisine not aldırarak tarih düştüğü öngörüsünde 80’lerin sonunda Sovyetler Birliği’nin dağılacağını, Kafkasya’ın özgür bir ülke olması konusunda büyük bir fırsatın doğacağını söylemiş ve bu konuda diasporanın hazır olması gerektiğini belirtmişti. Bu öngörü 1990 da dediği gibi gerçekleşmiş ancak diasporanın kopuk ve dağınık yapısı böyle bir hazırlık içinde olamamıştı. Kafkasya’ya hiç gitmemiş olmasına karşın, yüzü hep Kafkasya’ya dönük olmuş, gerçek bir vatanseverdi. Yaptıkları ve yazdıkları bunun kanıtları.


Bugün 11 Haziran 2017. Ölümünün 15. yılında bu değerli varlığımız, aşkın kültür ve sanat adamını şükran ve vefa ile anıyorum. Umarım yazdıkları değerli yazılar, notlar bir külliyat olarak değerlendirilir ve kültür ortamına sunulur.


Bu yazı toplam 4476 defa okundu.





hapi cevdet yıldız

Sımha Orhan Alparslan düşleri, geleceğe ilişkin arzuları olan biriydi.

Herşeye karşın hayatı özgürce yaşadı. Yakından tanırdım.
Mekânı Cennet olsun.

14 Haziran 2017 Çarşamba Saat 22:55
Orhan Halman

Derneklerimizde kütüphenecikler bile doğru dürüst yok. olanları da yok ettiler de, böyle değerlerimize ait arşivlerimiz yok.

12 Haziran 2017 Pazartesi Saat 22:58
Fıkrıye Gonenç

Ahmet bey anlattığınız bu kişiden kalan çok değerli bilgi belge arşivler vardır diye tahmin ediyorum.
Bu belgelerin insanlara ulaştırılması ne iyi olurdu. Onu tanımayanlar en azından arşivinden faydalansalardı. Küstürülmüş olmasına çok üzüldüm. Nur içinde yatsın. :(

12 Haziran 2017 Pazartesi Saat 14:00
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net