Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Kiraz Çiçekleri
08 Ekim 2017 Pazar Saat 21:23


Polonya ile Çerkesya arasındaki irtibattan çoğumuz haberdarız. Ortaçağda Polonya kraliyetinin hizmetine giren Çerkes soylularının askeri aristokrasi içerisinde yer tutmaları bir yana, Çerkesler ile Polonyalılar arasındaki yakınlaşmanın esası Rus işgalindeki Polonya’dan zorla toplanan askerlerin Çerkesya işgal savaşına gönderilmesi ile başlıyor. 


Öncesinde Lublin dukalığı ile Litvanya’nın 1569’da birleşmesi ile kurulan Lehistan 1791 tarihinde Rusya-Prusya-Avusturya ittifakı arasındaki savaş neticesinde paylaşılarak haritadan silinmişti. Ancak Polonya hiçbir zaman pes etmedi, soylular ve halk defalarca Rus hâkimiyetine karşı ayaklandılar. Lakin bu hürriyet aşkı yüz binlerce Polonyalının dünyanın dört bir tarafına dağılması sonucunu da doğurmuştu.  


Birinci dünya savaşı sonunda bağımsızlığına kavuşan Polonya, 1920’de Kızıl Ordu saldırganlığına karşı da iyi bir direniş göstermişti. Ne yazık ki faşist Almanya ile anlaşan Stalin Rusya’sının iki taraftan taarruzu neticesinde yenilmiş ve ikinci dünya savaşında yine Almanya-Rusya arasında paylaşılarak tekrar haritadan silinmişti. Akabinde kızılların ‘’demir perde’’ yönetimi ve 14 Ağustos 1980’de başlayan sendikal hareket ‘’dayanışma’’nın lideri Lech Walesa’nın önderliğinde yürütülen özgürleşme ve yeniden Polonya olma mücadelesi… Eski başbakan A.Davutoğlu’da 2014’de Polonya Yurtseverliğini pek övmüştü lakin Rusya onun bu çıkışını affetmedi, devlet hafızadır çünkü. 


Avrupa’da modern milliyetçilik teorisinin doğuşuna ön ayak olan şaikayı parçalanmış Polonya’nın defalarca denediği birleşme ve özgürleşme arzunda arayan liberal düşünce adamı Lord Acton (1834-1902; bir devlet bünyesinde birleştirilmeyi bekleyen bir ulusun ortaya çıkmasını, adeta kendisine bir beden arayan bir ruhun arzusu olarak tanımlamıştı. 1864 öncesinde maliyesiz, mülkiyesiz, zaptiyesiz, hapishanesiz, dünyanın özgür kalabilmiş bu son halkı Çerkeslerin özgürlük savaşını bilfiil destekleyen Polonya Yurtseverlerine göre Polonya’nın özgürlüğü, Çerkesya’nın özgürlüğünden geçiyordu. Hazindir ki şimdi ise tarih o şarkıyı tersten söylüyor. 


Baltık-Karadeniz hattındaki bu kader birliğini en iyi idrak eden olan Rusya, bir yandan Baltık da Polonya’yı sıkıştırmayı sürdürürken, güneyde Çerkesya hattında da herhangi bir Çerkes milli uyanışına yol açacak gelişmelerin önünü almaya gayret gösteriyor. Çerkesleri ulusal bilince yerleştirdikleri sahte bir Adığe-Abhaz-Wubıh teslisi üzerinden senelerce uyuttular. Çerkes meselesinin konuşulması gereken her yerde ve her fırsatta baş ortayı kapatan bir avuç sahtekârın yalandan kutsayıp durdukları sözde bağımsız Abhazya’nın bugüne dek Çerkeslere iğne ucu kadar faydası görülmedi. 


Hatta eskiden Karadeniz kıyı boyunda yaşayan ancak işgal nedeniyle bugün özgünlükleri kalmamış kimi Çerkes toplulukları ve Wubıhler ile hala kıyıda varlıklarını devam ettiren Şapsığlerin (hatta içerdeki Abzahlerin bile) Abhaz oldukları gibi iddialarla ortaya çıkan kıymeti kendinden menkul devlet kurumları ile Çerkesler arasında bölücü faaliyetlere dahi giriştiler. Manda söğüt dalına yuva yapmadığı için bu uyduruk üçleme hezeyanı da nihayet uzay boşluğundaki hiçliğe gömülmek üzere. 


Bitti mi? Rus devletinde oyun bitmez. Bir milleti yok etmenin en kestirme yolu, inançlarının yok etmektir, efendisinin kıvrak zekâlı yardımcısı rolünü kapan arlequin pelerinli işbirlikçiler sayesinde Çerkesleri bölecek sıfırdan bir Wubıh milleti yaratmaya da çok uğraştılar lakin bu oyun da hüsranla bitti. Şimdi Çerkes bayrağı altında nümayiş yapıyorlar ama millet hafıza demektir ve bizim bir millet olduğumuz gerçeğini yıkmak üzere harekete geçenleri o bayrak günü geldiğinde bir usare gibi kusacaktır. 

 

Her derde deva, kanayan yaraya şifa olan Dostoyevski; her halkın bir özgürlük çıtası vardır, yüksekliği halkın bilinç seviyesi kadar olur diyerek başımıza gelen durumu özetlemişti aslında. Rus devlet aygıtı ve işbirlikçileri Çerkes halkının gömüldüğü çukurda dirilmemesi, modern zamanlarda bir varoluş davası ortaya çıkartmaması için ellerinden geleni yaptılar. Fakat sadece yapması gerekeni yapan, özgür ruhlu bir ihtiyar delikanlının direnişi karşısında felç geçirip kaldılar. 


ĞUAŞÖ Ruslan, halkının onurunun çiğnenmesine izin vermediği gibi hepimizin özlemi olan mertliği göstererek şahsında Çerkeslere oynanan oyunları darmadağın etti. Evet, cesur bir yürek çoğunluktur diye boşa dememişler; Guaşö Ruslan, Khuade Adnan gibi gönüllü aktivistler, Hatajuko Valeri gibi insan hakları savunucusu yetişmiş insanlarımız sayesinde bu halk hala nefes alabilmekte. Her olayda aman vatanımızda hayatlarımız zorlaşıyor, sessiz olun, hiçbir şey yapmayın, kolaysa burada yapın... diye uğuldayan çakıl taşları, kremlin yetiştirmesi süs bitkilerine, narin kiraz çiçeklerine selam olsun, siz vatan sandığınız seralarda, steril hayatlarınıza devam ediniz, ama bilin ki toprağı vatan yapan onun için her şartta açan özgürlük çiçekleridir.


Çerkes halkının ulusal bilinç seviyesinde çıtayı yükseltmek adına Çerkes=Adığe şeklinde özetlenen ulusal birliğimizi savunmak ve Kafkasya’da Çerkesya çatısı altında birleşmek dışında herhangi bir iştirak meselesi bugün için abesle iştigaldir. Yarın olur da uzak-yakın komşu uluslar arasında bir dayanışma gerekirse, kimliklere ve sınırlara saygılı uluslararası normlar çerçevesinde iş birliğine elbette gidilir. Hoş Çerkeslerin dara düştüğünde karınca kararınca yardıma gelen tek bir komşusu var o da Çeçenler. Etrafımız kurt postuna bürünmüş dost bildiğimiz kuzularla çevirili. Masallar, hezeyanlar ve sahneden çekilmesi gereken bir avuç ziyankâr için günler sayılıdır artık, ya çekilip gidecekler ya da ezilip bir kenara süpürülecekler.


Bir soluk alıp, Lanza del Vasto’ya kulak verelim, önce yaşayın diyor hazret, yani sevin ve sevilin, kavga çok sonranın işi… Evet, kavga daha iyiye, daha güzele doğru atılan bilinçli bir adım, sevmemiş, sevilmemiş olan kavga etmez, yok eder. Polonya Yurtseverliği gibi Çerkesya Yurtseverliği de toprağı elinden alınmış, yüz binlercesi vatanını zorla terk ettirilmiş bir halkın birleşme ve vatanına dönerek beraber yaşama isteği, hayatı gasp edilmiş ruhun kendine beden aramasıdır. Her koşulda Çerkes (Adığe) halkımızı ve zorla kopartıldığımız vatanımızın var olması için onu sevmeye devam edeceğiz.


Biz bunları konuşurken dünya ve Türkiye gündemi de boş durmuyor, Suriye meselesinde sona gelinmişken, kuzey Irak merkezli yeni bir çatışma alanı yaratılması çabası ile karşı karşıyayız. Bağımsızlık için yoklama çeken Barzani Kürdistan’ına karşı Türk-Acem-Arap (Türkiye-İran-Irak) uyuşması neticesinde savaş tam tamları çalmaya başladı. 


Bölgede her milletin bir devleti mevcut, Türk, Acem, Arap, Ermeni, Gürcü, Azeri, her dinin de bir devleti var, Müslüman’ın, Hıristiyan’ın, Yahudi’nin, her mezhebinde devleti var, Sünni’nin, Şii’nin, Vahhabi’nin… E peki Kürt’ün?  O sorunun bir cevabı yok.


Amerikanya’nın bölgemize fiili müdahalesinin üzerinden 25-26 sene geçti. Irak’ı parça pinçik eden yankee’ler şimdi bu durumu kuvveden fiile geçirmek üzereler. Yani biz istesek de kurulacak, istemesek de. Süreç olgunlaşmış vaziyette arta kalan birkaç detay ve tabiî ki zaman. Zaman oyun kurucular açısından her şeyi bir anda bitirerek, yani bölgenin kendi arzuları istikametinde debelenmesinden aldıkları o müthiş hazzı yok etmek istemiyorlar hepsi bu. Yoksa sarı fırtına Trump akşam habelerine bağlanıp Kürdistan’ı kurdum dese kime ne diyebilecek? Zaten 91’de Barzani’yi Saddam Hüseyin’e karşı koruyan, 38nci paralel hikâyesini biz hayata geçirmiş ve Çekiç Güç biriliğini de ülkemizde barındırmamış mıydık? 


Barzani Kürdistan’ı ile başlattığımız alegorik husumet durumu bize pek kar sağlayacak gibi gözükmüyor. Geçmişte Irak’ın her karışını bombalayan haçlı koalisyonu, BM’de aldırdığı kararlar ile koyduğu ‘’uluslararası ambargolar’’ ile savaş sonrası ülkenin imar ihalelerini kendi şirketlerine kapatmıştı. Şimdi kuzey Irak bölgesel yönetimi ile aramızı açanlar, yine aynı saikler ile hareket etmemizi bekliyorlar. Yani ambargoyu biz koyacağız, ama onlar nemalanacak. 


Onun yerine pire için yorgan yakmaktansa daha ılımlı hareket ederek, kurulmasına engel olamayacağımız beli olan, üstelik savaş çıktığında zemin sıvılaşmasına yol açarak Suriye örneğinde olduğu gibi uluslararası terör örgütlerinin mekânı haline gelerek başımıza bela olacak bir kuzey Irak yerine, kendimizin kurup yönettiği bir kuzey Irak için neden planlar geliştirmedik bunca sene? 

Çünkü sınır çizmek demek sadece nerde duracağını söyleyip muhatabını uzaklaştırmak demek değildir, aksine ne yaparsa yaklaşabileceğinin bilgisini de vermek demektir, yani kapsayıcıdır… *böylesi bir tavır bölgesel güç olduğunu ilan eden bir devlet olmanın da gereği aynı zamanda da devlet aklının şıklığının da ispatı olmaz mıydı? 


Savaşa gençler karar verip yaşlılar gitse elbette şık olurdu ama maalesef tam tersi geçerli. Üstelik bir ne menem bir devletmişiz ki her şey bize tehdit oluşturuyor? Rusya 12bin küsur atom silahını Avrupa ve Amerikaya çevirmiş ama adamlar bizim kadar endişe duymuyorlar. Bizse kendimizi kiraz çiçeğiyiz zannediyoruz, yani her şey bize zarar verecekmiş gibi geliyor, oysa yaşamaya bir başlasak ne kadar dirençli olduğumuzun da farkına varabileceğiz. 


Bu yazı toplam 3776 defa okundu.





KOBLİ

Kiraz Çiçekleri başlığı ile yazının içeriğinin ilgisi nedir?

11 Ekim 2017 Çarşamba Saat 14:19
Bergun Harun Çevik

Vural bey Polonya Çerkes ilişkisini detaylı tarihi kesitlerle anlatan kitap önerebilir misiniz?
Ayrıntıları merak ettim doğrusu.
İyi çalışmalar.

10 Ekim 2017 Salı Saat 16:36
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net