Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tlepşuko Ömer Çakırer
İlahi Adaleti Unutanlar İçin (3)
30 Ocak 2018 Salı Saat 22:19

-Makro Milliyetçilik

-Mikro Milliyetçilik

-Megalo Milliyetçilik


Yazının birinci bölümünde bahsedilen Kremlin'deki "Hubal" sisteminden, sinsice Türkiye Çerkes (Adığe) Diasporasına empoze edilen yukarıda üç başlıkta belirtilen hastalıklı milliyetçilikleri açıklayarak devam edelim bu bölümde.


Bu zararlı milliyetçiliklere dayanarak Çerkes (Adığe) halkının aleyhine çalışan ve etnik bütünlüğü hakkında kavram kargaşaşı oluşturak bu bütünlüğü bozmaya çalışan bazı kişilerin bu açıklamaları artık anlayacağını umarım.


Bu arızalı milliyetçilikler Çerkes (Adığe) ulusal bünyesinde yok iken bunları bünyemize enjekte etmeye kalkanlar ve bünyesinde bunları toplumsal kabul görmüş etkin-saygın bireyler ve zümreler ile barındırıp bize sinsice saldırarak var olmaya çalışan bazı Kuzey Kafkaslı etnoslar içinde ki bilerek ya da bilmeden Moskova güdümünde olan kişi, grup, oluşum, özerk ve "de facto" yapılara karşı, Çerkes (Adığe) halkının kendini savunma yetisini erezyona uğratmaya çalışanlar, belki bunları okur ve bu noktadaki yanlışlarından vazgeçerek, günahlarından arınırlar.


Şunu da ayrıca belirtelim, Kremlin'deki "Hubal" sistemi için, Kuzey Kafkaslar'daki bölünmüş Çerkes (Adığe) varlığı ile Suriye, Libya, Irak ve Ürdün gibi çeşitli ülkelerdeki küçük Çerkes (Adığe) diasporaları ciddi bir tehdit teşkil etmiyor. "Kremlin'in Hubal Sistemi" için tehdit teşkil eden Çerkes (Adığe) Diasporası, "Türkiye Çerkes (Adığe) Diasporası" dır. Bu konuyu daha iyi irdelemek isteyenler daha önce yazılmış şu yazıyı da okuyabilir. http://cherkessia.net/author_article_detail.php…


-Makro milliyetçilik:

Makro milliyetçilik, belli coğrafyadaki farklı etnik köken, tarihi geçmiş, inanç ve dildeki halkları tek bir potada eritip, tek bir halk haline getirmeye çalışmak isteyen bir milliyetçiliktir. Mesela bir "Balkan Milleti" yaratma çalışması böyle bir çalışmadır. Bu çalışma sonucu Balkan adı üst kimlik haline getirilir ve onu oluşturan halkların etnik adı o üst kimliğin alt parçaları mesabesine indirgenir. "Kuzey Kafkas" yada "Kafkas" halkı/milleti/ulusu oluşturma yada Çerkes adının bütün Kuzey Kafkas halklarını kapsadığı iddiası ile yapılan bu tür çalışma ve empozeler birer Makro Milliyetçi çalışmalarıdır. Çerkes'lerin (Adığe'lerin) diğer Kuzey Kafkas halklarını Çerkes (Adığe) yapma gibi bir derdi, isteği ve amacı zaten yoktur, hiç bir zaman da olmamıştır.


Aryencilik, Turancılık ve Pan-Slavizm'de birer makro milliyetçilik örneğidir. Örneğin birbirleri ile etnik, lingustik, kültürel, coğrafi birliği ve ortak tarihi olmayan Fin-Ugor, Türki, Moğol-Mançur, Koreli ve Dene-Yenisey dilleri konuşan Paleosibirya halklarını tek bir millet mesabesinde görerek "kan" cihetinde güdülen bir idea olan Turancılık böyle bir milliyetçiliktir. Turan milliyetçiliği, aslında Aryenci makro milliyetçi ideoloji tarafından düşman ideoloji olarak nitelendirilse bile, bu iki ideolojinin her zaman ittifak içinde olduğunu tarihte gördük. 


Pan-Slavizm, Aryenci makro milliyetçiliğin, Pan-Türkizm'de Turancı makro milliyetçiliğin ayrılmaz parçalarıdır. "Kuzey Kafkasçılık" ve "Kafkasçılık" makro milliyetçiliklerinin de Aryenci ve Turancı makro milliyetçilikler ile organik bağı bulunmaktadır. Aslında Turancılık, Aryenci Germanik Makro Milliyetçiliğin görüşüdür. 18. yüzyılda Avrupalılar içinde oluşan İskit-Sarmat kökenlere dayalı Aryenci anlayış ve özellikle Almanlar içindeki Germanik Aryenci Makro Milliyetçiliğin savunduğu "Kurgan Hipotezi" ne dayalı bir görüş olarak ortaya çıkmıştır. Buradan Batı ve Doğu Slav'larına (özellikle Polonyalı'lara ve Rus'lara), Macar'lara ve Macar'lardan da KazanTatar'ları ve Başkurt'lara geçerek, Türkiye, Azerbaycan ve Orta Asya Türki halklarına sirayet etmiştir.


-Mikro Milliyetçilik:

Mikro milliyetçilik, bir etnik içindeki bir soy/klan/kabile topluluğunun lehçe ve bölge farklılığını öne çıkarılarak, mensubu olduğu etnostan kopma çabasına dayalı bir milliyetçiliktir. Bu kopma, dışardan o etnosa mensup olmayan başka bir halk, devlet, yapı, grup yada kişiler tarafından o soy/klan/kabile ve yöresel topluluğa empoze ediliyor ve bunun için destek veriliyorsa, bu o halkı bölmeye yönelik yapılan bir "DIŞ MÜDAHALE /SALDIRIDIR". Örneğin Şapsığ, Abzakh, Vıbıh yada Kabardey'lerin kendilerini Çerkes (Adığe) etnosundan ayırmaya kalkmaları mikro milliyetçilik olur. Ama Şapsığ, Abzakh, Vıbıh yada Kabardey'leri Çerkes (Adığe) etnosundan ayırma çalışması, etnos dışından mesela bazı komşu halklar, bir devlet yada etnos dışı gruplar eliyle yapılıyorsa, bu etnosu bölmek için yapılan bir "dış müdahale/saldırı" olur. 


Bu konuda da bazı komşu Kuzey Kafkas Halkları tarafından tarihi, lingustik, etnolojik gerçek dışı hipotezler ile Vıbıh, Şapsığ, Abzakh, Bjeduğ, Natukhay ve Kabardey'leri Çerkes (Adığe) etnosundan koparma çalışmaları uzun süredir yapılmakta ve bu Çerkes (Adığe) topluluklarında Çerkes (Adığe) etnosundan kopmaya yönelik bir mikromilliyetçilik yok iken bu mikro milliyetçilik empoze edilmeye çalışılmaktadır. Bunu kimsenin inkar etme gibi bir durumu da yoktur, her şey ortadadır.


-Megalo Milliyetçilik:

Megalo milliyetçilik ise, bir etnosun tarihte etnik ve lingustik olarak yaşamadığı toprakları, saçma sapan mesnetsiz hipotezler ve sahte destanlar/hikayeler/büyüklerin anlattıkları masallar ve bazı tarihsel terminolojinin anlamını çarpıtarak, geçmişte sanki etnik olarak o topraklarda yaşamış gibi kendilerini göstererek, başka bir etnosa ait tarihi yada mevcut toprakları kendi yurdu haline getirmek için güttüğü IRKÇI, FAŞİST, ASİMİLASYONCU bir idea'ya (Megalo İdea'ya) dayalı milliyetçiliktir. 


Çerkesler (Adığeler)'in, Tarihi Çerkesya (Adığe Xeku) üstündeki hak, hukuk ve geçmişleri, megalo milliyetçilik ile kendine gelecek arayan bazı halklar ve onların Çerkes'ler (Adığe'ler) içindeki açık destekçileri ile de yoğun bir saldırı altındadır. Bu saldırı, Çerkes'lerin (Adığe'lerin) tarihlerine, kültürlerine, dillerine çeşitli merkezlerde üretilmiş hiç bir bilimsel dayanağı olmayan absürd hipotezler/faraziyeler ile de yapılmaktadır. 


Bunun dışında bu halklarca Çerkes'lerin (Adığe'lerin) anavatanlarında günümüzde yaşadıkları özerk birimler içindeki tarihsel hakları da, Moskova'nın megalo milliyetçilik formatı attığı bazı halklara verdiği avantalar, arka ve koltuk çıkmalar ile sürekli zarar görmekte ve Çerkes'lere (Adığe'lere) onulmaz maddi ve manevi kayıplar vermektedir. 


Ayrıca günümüzde, 1864 öncesi Tarihi Çerkesya (Adığe Kheku) üzerinde, bu halkların gerçek dışı faraziyeler ile haklar iddia ettikleri topraklar vardır.


1921 sonrasında, Abhazya sınırlarına Rus'ların oraları vermesi ile katılmış Tarihi Çerkesya (Adığe Kheku) toprağı olan Psov ve Bzıp arası toprakları kendine yeterli görmeyen Abhaz megalo milliyetçiler, Abhazlığın sınırını Anapa'ya, Afıps nehrine ve Giaginsk'e (Cecehable) kadar ilan etmişlerdir.


Karaçay Megalo Milliyetçiler ise Adığey ve Karaçay-Çerkesya arasındaki, Tarihi Çerkesya'nın (Adığe Kheku'nun) parçası olan günümüzde Krasnodar Krayı içinde yer alan Mostovsky Rayonu'nu uzun süredir Rusya Federasyonu'ndan istemektedir. Bunun yanında tüm Karaçay-Çerkesya'yıda bir Karaçay toprağı olarak görürüyorlar.


Malkar Megalo Milliyetçiler keza bütün Kabardey-Balkarya topraklarını "Tarihi Malkar Toprağı" ilan edeli çok oldu.


Abazin Megalo Milliyetçiler, Şapsığ, Abzakh, Cıhı, Madzmey, Natuhay, Bjeduğ, Jane, Vıbıh Çerkes (Adığe) kabilelerinin geçmişte Abazin olduğu iddiası ile bütün Batı Çerkesya'yı (Adığe Kheku) "Tarihi Abazaşta" ilan ettiler. Abhaz Megalo Milliyetçilerde, Şapsığ, Abzakh, Cıhı, Madzmey, Natuhay, Bjeduğ, Jane, Vıbıh Çerkes (Adığe) kabilelerinin geçmişte Abhaz olduğuna dair gerçek dışı iddialara sahiptir. 


Bu iddialara kendilerince dayanak olarak, Bjedığ'u kabilesinin geçmişte Bzıp'ta yaşamış olmasını ve 19. yüzyılın ilk yarısına kadar sadece Çerkes (Adığe) dili literatürüne ait "Abaze Çile" denen Çerkes (Adığe) topluluğunu oluşturan ve sadece bu Çerkes (Adığe) topluluğunu yani Şapsığ, Abzakh, Vıbıh, Ciget, Madzmey ve Natuhay'ları oluşturan "Abaze/Abadze" adını istismar ederek, Abaze/Abadze'nin "Abazin" olduğundan bahisle, gerçek dışı faraziyeler üreterek bu iddialar ile hak talep ederek, hatta Çerkes (Adığe) Kabardey kabilesinin sub-etnik dokusunun %40'ını oluşturan Batı Çerkesya'lı bu Kıyı Çerkes (Adığe) varlığını, Abazin kökenli ilan ederek, Tüm Çerkes (Adığe) halkının en az %70-80'ini Abhaz - Abazin ilan edecek kadar tarihi ve etnolojik realiteyi ayaklar altına alıp sınırları ihlal ettiler.


Ve bu halkların içindeki, Rusya Federasyonu tarafından desteklenen megalo milliyetçi etkin kişiler ile yapıların bu tutumları Çerkes (Adığe) halkının en büyük sorunları arasına girmiş bulunuyor.


Bunun yanında tek bir köyde, ilk kez tespit edildiği 1796'dan 1864'e kadar 40-50 hane tarafından konuşulmuş lokal bir dilden yola çıkarak, tümevarım gibi bilimsel olarak pek tasvip edilmeyen bir yöntemle, bu lokal dili bütün Vıbıh'ların ve bir kısım Şapsığ, Natuhay ile Abzakh'ın geçmişteki dili yapma çalışmalarına dayalı mikromilliyetçilik ile Çerkes (Adığe) halkının Soçi Rayonu üzerindeki tarihi hakları ve geçmişi de yok edilmek istenmektedir. Ruslan Berzekov'un, Kabardey-Balkarya, Karaçay-Çerkesya ve Abhazya Cumhuriyetlerince de desteklenen, Soçi'de, Çerkes (Adığe) etnosundan ayrı bir "Vıbıh" özerk yapısı kurma çalışmalarını buna bir örnek olarak verebiliriz. (Bkz. https://www.google.com.tr/url…)


Çerkes (Adığe) halkı, anavatanında ve diasporada da bu üç arızalı, azılı, çarpık milliyetçiliğin tehdidi altında uzun yıllardır açık bir saldırıya uğramaktadır. Türkiye'de bu tür milliyetçi müdahaleler ile Çerkes'in Adığe olduğu temeline dayalı bir Çerkes (Adığe) örgütlenmesinin önü de sürekli kesilmektedir. "Çerkes eşittir Adığe" gerçekliğinin izinden gidenler, Tarihi Çerkesya (Adığe Xeku)'da 1864 öncesi olmuş olaylar ve mevcut realiteyi tüm çıplaklığı ile ortaya koyduklarında bu makro-mikro-megalo milliyetçi cenahın taarruzlarına maruz kalmaktadır. 


Bu taarruzlara maruz kalıp göğüs geren "Çerkes eşittir Adığe" gerçekliğinin savunucuları, herşeye rağmen dimdik ayaktadır. Bu insanları sindirmek için acımasızca ve kalleşçe "halkların kardeşliğini bozuyorlar", "Kuzey Kafkas/Kafkas kardeşliğinin düşmanı bunlar", "dış güçlerin adamları bunlar", "Adığe-Abhaz kardeşliğini bozmak istiyor bunlar" ve benzeri gibi reel karşılığı olmayan suçlamalar ile itibar suikastleri düzenleyen "Hubal Sistemi" güdümlü makro-mikro-megalo milliyetçi cenahın Alamut'un dan komut almış assassin'ler hemen devreye girmektedirler. Ancak bunlar vız gelip tırıs gittiklerinin farkına varma yetisine vakıf olmadıkları için çoktan dikkate alınmayan kişiler kategorisine kendilerini koymuş bulunmaktalar. Bunların A ve B planları çökmüştür. Bu cenah'ın bir C planı var mı bilemiyorum ama, "Çerkes eşittir Adığe" diyenlerin tek ve şeffaf olan bir yolu vardır.


Bu makro, mikro, megalo milliyetçiliği güden o diğer etnoslar ile yakın temas içinde olan Çerkes'ler (Adığe'ler) de var. Bunlar bilinçli ve bilinçsizce kendi halkları dışında herkese hizmet ediyorlar.


Şereltıko Hacı Kızbeç, Hacı İsmail Degumuko Berzeg, Hacı Tlam, Lepşhace Braqıy ruhunu yitirmiş şahsiyetlerin, sözde akılcılık adı altında ortaya döktükleri boş görüşleri, Çerkes'ler (Adığe'ler) için bir ışık değildir, tam tersine zifiri bir karanlıktır, dipsiz bir kuyudur.


Sub-passioner karakterleri ile katile karşı, maktûlün passioner torunlarının içindeki "özgürlük ve birlik ruhunu" ateşe atmış katil lehine, katil ile dost olduğunu izhar edercesine, "Çerkes eşittir Adığe" diyenler ile düşman oldukları bilinsin diye, ateşe ağızlarında çalı çırpı taşıyarak yok edemeyecekleri acı gerçeğini bu satırları okurken çok daha net görürler umarım.


Çerkes (Adığe) diasporası üstünde diğer Kuzey Kafkas halklarının müesses nizamlarının hizmetkarı olmuş "efor'lar" desteği ile hayallerinden/faraziyelerinden/hırslarından oluşmuş Olimpos Dağına yerleşip, üyesi oldukları "Hubal Sistemi" panteon'una tapınmayan, gerçekliğin bu noktadaki tek tanımı olan "Çerkes eşittir Adığe tevhidi" ne sadık Çerkes'leri (Adığe'leri), "Hubal Sistemi" ne bağlanmadıkları için mecazen/zımnen bir nevi tu kaka ilan eden, o sözde tanrısal kibirle kendi aleminde takılan zihniyet ile aynı yolda yürümek diye bir şey söz konusu dahi olamaz.


Çerkes'in (Adığe'nin) salt "Adığe" olmadığı anlayışı Türkiye'de artık Çerkes'lere (Adığe'lere) ve diğer Kuzey Kafkas halklarına sıklıkla empoze ediliyor. Çerkes adı üzerinde yapılan bu dezenformasyonlara dair birçok zincirleme programın, geleceğini "Nova Rusya" dediğimiz "Güney Rusya Federal Bölgesi" bazında Rusya Federasyonu ile komşuluk ve müttefiklik ilişkisi kurmak isteyenlerden kaynaklı olduğu ve bundan dolayı bunların kendi halklarının pozisyonu açısından, komşu olarak gelecekte, özerk de olsa bir Çerkesya'nın (Adığe Kheku'nun) yanıbaşlarında var olmasını istememelerinden kaynaklı olduğunu açıkça söyleyebilirim. 


Bunun yanında Kuzey Kafkasya'da, 1864 sonrası Çerkesya'nın (Adığe Kheku'nun) yok edilmesi ile ondan önce nüfus, nüfuz ve toprak olarak kayda değer bir esameleri olmayan bazı halkların, 1864 sonrası Çerkes'lerden (Adığe'lerden) boşalan topraklardan Rusya'nın bu halklara verdiği toprak parçaları ile etnik sınırlarını genişletmeleri sonucu elde ettikleri kazanımları kaybetmek istemediklerini ve bu nedenle, Kuzey Kafkaslar'da ve Türkiye Diasporasında güçlü, örgütlü, dinamik ve bilinçli bir Çerkes (Adığe) halkının varlığına karşı çıktıklarını NET ve AÇIK olarak söylüyorum.


Karaçay-Çerkesya'da Abazin Rayonu'nun kurulma evresi olan 2006-2009 yılları arasında, Abhazya Bilimler Akademisi ve Abazin Gençlik Örgütü "Şarpnı" tarafından üretilen onlarca çarpıtılmış etnolojik, lingustik ve tarihi hipotez, piyasaya sürüldü ve akabinde çok büyük tartışmalar başladı oralarda. 


İlişkilerin kopma noktasına kadar geleceği nefret söylemleri ile beraber bu gerçeklerle örtüşmeyen hipotezleri döktüler ortaya. Oralardan Türkiye'ye kadar bir zehir gibi akarak ulaşıp geldi bu hipotezler ve Türkiye'de zaten sakat olarak kullanılan "Çerkes" adının içini boşaltıp bu hipotezler ile doldurmaya ve 21 Mayıs üzerinde de oyunlar oynamaya başladılar.


Her Kuzey Kafkas halkının kendini temsil eden örgütlü yapısı vardı ama sadece Çerkes'ler (Adığe'ler) bu konuda yetim ve öksüzdü ve bu dezenformasyonlar ile mücadele eden karşı çıkan çok fazla kimse de yoktu. Hâlâ da ciddi manada yok. Sadece bireysel karşı çıkışlar var. 


Çerkes adının içini boşaltma ve Çerkeslik (Adığelik) bilincini sıfırlayıp, Adige-Abhazcılığa eklemlemek suretiyle dumura uğratma operasyonlarını yapma cüretini; 

Çerkes (Adığe) halkının Türkiye diasporasında örgütsüz, sahipsiz ve birlik içinde olmaması ile artık bunlara dur diyecek ağırlığını ortaya koyacak "Thamate" denen Çerkes (Adığe) kanaat önderlerinin neredeyse bir elin parmakları sayısı kadar kalması ve onlarında kendilerini belli etmemesi sonucu meydanı boş bularak, en önemlisi bu gibi operasyonlara karşı Çerkes (Adığe) ekseriyatının tepkisizliğinden cesaret alarak gerçekleştirdiklerini alenen görmekteyiz.


Bu konuyu son olarak toparlarsak;

Türkiye'de Çerkes'ler (Adığe'ler), en çok Kremlin'in Hubal sisteminin işine yarayan bu üç milliyetçilik ile tehdit ediliyor.


1-Makro milliyetçilik ile Çerkes'ler (Adığe'ler) Kuzey Kafkas Halkı yada Kafkas Halkı potasında asimile edilmek isteniyor.


2-Megalo milliyetçilik yapan Abhaz, Abazin, Karaçay gibi halkların çabaları ile Çerkes'ler (Adığe'ler), Çerkes (Adığe) adından koparılmış salt "Adığe" olarak, bu şekilde her tür müdahaleye ve parçalanmaya açık bir hale getirilmek isteniyor.


3-Mikromilliyetçilik dayatılarak, Çerkes (Adığe) ulusunu oluşturan parçaların ayrı ayrı Vıbıh, Kabardey, Şapsığ, Abzakh gibi mikro halklara parçalanmasına çalışılıyor. Bir de Çerkes'lerin (Adığe'lerin), Abhaz-Abazin'ler iç içe yaşadığı yörelerde "Adige-Abhaz" ve "Adige-Abaza" sun'i etnogenezleri ile uygun yapıda olan bir kısım Çerkes'i (Adığe'yi) Abhazlık ve Abazinlik içine alıp kendilerini nüfuz ve nüfus olarak genişletmek istiyor Abhaz ve Abazin megalo milliyetçiler. Elbette bunda da amaç, De Facto Abhazya Cumhuriyetine Türkiye diasporasında, Çerkes (Adığe) bilincinden kopmuş/koparılmış şekilde uzun yıllar destek verecek ve Abhaz-Abazin menfaatlerini savunacak kullanışlı bir halk yaratmaktır. Bu sun'i etnogenezler Abhazya De Facto yapısının hamiliğini ve korumacılığını yapan Kremli'nin Hubal sisteminin işine de gelmektedir.


Türkiye'de, Kuzey Kafkaslı her halkın, ulusal tanınmış marka isimleri ile kendilerini temsil eden örgütlü yapıları varken, Türkiye Çerkes (Adığe) Diasporası'nın, kendisini ulusal tanınmış marka ismi ile "Çerkes eşittir Adığe" temelinde kendisini temsil eden, Türkiye Çerkes (Adığe) diasporasını oluşturan her yöre ve kesimden Çerkes'ler (Adığe'ler) arasında birlik, beraberlik, dayanışma ve yardımlaşma ruhunu tesis edecek, ata toprakları ile sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlayacak, Çerkes (Adığe) dili, tarihi, kültürü ve etnografyası hakkında kurumsal ciddi araştırmalar yapacak bünyesinde bir enstitü ve vakfı olan, Türkiye Çerkes (Adığe) diasporası'nın iş ve kültür çevrelerinin, diğer ülke Çerkes (Adığe) diasporaları ve anavatandaki özerk cumhuriyetler ile Krasnodar Krayı iş ve kültür çevreleri arasında ekonomik ve kültürel "ağ bağlantılarını" kuracak, yine Türkiye Çerkes (Adığe) Diasporası'nın %90'ının atalarının geldiği Krasnodar Krayı içindeki Tarihi Çerkesya (Adığe Kheku) topraklarında şu an mevcut yerel yönetimler olan Krasnodar Krayı ve onun bağlı olduğu Güney Rusya Federal Bölgesi iş ve kültür çevreleri ile "iletişim ve diyalog" kurabilecek, Moskova ile ilişkilerde, Türkiye Çerkes (Adığe) Diasporası'nın sesini duyurma ve haklarını dillendirme yönünde mücadele edecek, vatandaşı olduğu Türkiye Cumhuriyeti ile Çerkes (Adığe) halkı arasında kurumsal köprü vazifesi yaparak sorunları ve talepleri ileterek çözümler üretecek, diğer Kafkas halklarında bir örneği bulunmayan, Çerkes (Adığe) halkına özel "Thamate'lik" ve "Khase" müesseselerini özüne uygun olarak tekrar diriltecek ve Çerkes (Adığe) toplumunun bu gün eksikliğini çektiğini, içinde bir kaç dişi hariç artık mevcut olmayan "Thamate" sıfatına haiz kişilerin tekrar yetişmesini sağlayacak kültürel ve sosyal zeminin oluşmasını sağlayacak, bir Çerkes (Adığe) Dernekleri Federasyonu maalesef yok. 


Olmaması da, "Hubal Sistemi" nin Kremlin'deki versiyonu ile onun hempalarının oldukça işine gelmektedir. Şunuda belirtmeden edemeyeceğim; Çerkesce (Adığabze), MÖ. 6. yüzyıldan beri bu günkü şekliyle konuşulduğuna dair verilere sahip çok eski bir dil. Bu dilin Avrupa kıtasında Hind-Avrupa dilleri öncesinde (Pre-Aryen dönemde) Alpler'den Ural dağlarına kadar olan alanda ve Kuzeybatı ile Merkezi Orta Kafkas'larda MÖ. 6. yüzyıldan çok daha önceleri konuşulmuş bir dil olduğuna dair izleri taşıyan, Alpler'den Ural dağları ve Kafkas'lara kadar yüzlerce toponim var. 


Bunun haricinde Baltık, Slav, Kelt, Latin, İliric Arnavut, Grek, Germen ve Sanskrit dillerinde, Çerkes (Adığe) diliyle ortak bin küsür ortak kelimenin olması, Proto Indo-Europe (PIE) dilinin, MÖ. 2500'lerde Abaşeva kültüründe ilk ortaya çıktığı oluşum döneminde, Çerkes (Adığe) diliyle yoğun bir etkileşim içinde olduğunu gösteriyor. Bu da, o dönemde Çerkes (Adığe) dilinin çok geniş bir coğrafyada, Pre-Aryen (Ari halklar öncesi) yerli bir Avrupa dili olarak çok canlı bir şekilde konuşulduğunu gösteriyor. 


Bu konuda rahmetli Almir Abreg'in bir çalışması olduğunu ve vefatından hemen önce nerdeyse tamamladığını biliyorum. Umarım o çalışma yakında oğlu tarafından yayınlanır. Yani demem o ki, Çerkesce (Adığabze) çok uzun yıllar, asırlar boyu izole kalmış neolitik çağ ve daha öncesi orta ve doğu Avrupa'nın native/yerli/aborjin dili ve neolitik çağda Batı Avrupada konuşulan, Kuzey Afrika'dan Cebelitarık yolu ile İber yarımadasına orta neolitik çağda geçen Vasconic dilden bağımsız ve kıta Avrupa'sında ondan çok daha eski bir dil. Ve bu yönüyle Çerkesce (Adığabze), her açıdan araştırılmayı ve korunmayı hakeden müstesna insanlık miraslarından biridir. Bu dilin Türkiye Çerkes (Adığe) Diasporasını temsil edecek kurumsal bir yapı tarafından Türkiye'de korunması, öğrenilmesi ve yaşatılması gerekmektedir.


Ayrıca Çerkes'ler (Adığe'ler) olarak böyle ciddi bir kurumsal yapıya sahip olunmaması nedeniyle, ruhuna ve tarihi gerçekliğine uygun bir şekilde, 21 Mayıs'ı dahi anamamakta, o gün geldiğinde enerjimizi "soykırıma uğramış, etnik temizlik kapsamında ölümcül koşullarda sürülür iken sürgün yollarında can vermiş atalarımızın ruhunu inciten ve kemiklerini sızlatan" büyük eksiklikler ve hakikate uygun olmayan yörelerde, 1763-1864 Çerkes (Adığe) - Rus savaşlarının sonucunda, 12 Mart 1863 ve 17 Haziran 1864 arasında vuku bulup sadece Çerkes'leri (Adığe'leri) kapsayan modern çağın bilinen ilk insanlık dışı soykırım ve etnik temizlik kapsamında ölümcül koşullarda yapılmış sürgününü, başkaları yaşamadığı halde onlarıda dahil edip seramonize ederek, şirazesinden çıkarmış bir şekilde gerçekleştirmekte ve 1810-1864 arasında, Rus Çarlığı'nın korumasına girerek onun safında Çerkes'lere (Adığe'lere) karşı yapılan saldırılara defalarca katılmış ve Rus Çarlığı'nın küçük suç ortağı olmuş bir feodal yapının ve onun yöresel feodal alt bileşenlerinin tabiyetinden gelen bir toplumu da dahil ederek soykırım ve sürgün anmaları yapılmaktadır.


Artık uyanıp, ilk iş olarak 21 Mayıs 2018'de, 500 bini soykırıma uğradıktan sonra sağ kalan çoğunun, özellikle de Karadeniz, Bzıp ve Şhaguaşe arasında tek bir Çerkes'in (Adığe'nin) dahi bırakılmadığı "12 Mart 1863 ve 17 Haziran 1864 arasında vuk'u bulan etnik temizlik kapsamında ölümcül koşullarda zorla uygulanan deportasyon" ile sürülürken, sürülen nüfusunun yarısına yakınını Karadenize kurban veren, sağ kalıp Osmanlı Devleti topraklarının Anadolu ve Balkan kıyılarına ulaşanlarının da yarıya yakınının kamplarda ve iskan sürecinde öldüğü atalarımızın, ruhunu incitmeyi ve kemiklerini sızlamatmayı bırakarak, hakkıyla onları doğru yerlerde anmaya başlayabiliriz. 


Umarım bu konuda artık özellikle "nahıj" dediğimiz büyüklerimizin "Thamate'lik" yolunda bir mesafe kaydederek, her şeyin bir gün aslına rücu edeceği hakikatine uygun olarak Çerkes (Adığe) halkının 154 yıldır hasretini çektiği "Thamate'ler" olarak rücu etmeleri dileğiyle, herkese saygılar ve selamlar.


İlahi Adaleti Unutanlar (1): http://www.cherkessia.net/author_article_detail.php?article_id=4414

İlahi adaleti Unutanlar (2): http://www.cherkessia.net/author_article_detail.php?article_id=4420


Bu yazı toplam 4032 defa okundu.





Ömer Çakırer

Rauf bey, Adiğe-Abhaz denen dil ailesi diye iddia edilen dil ailesi N. Marr adındaki birinin, özellikle Gürcülerce desteklenen Yafetik diller faraziyesinin İber-Kafkas dilleri diye üretilmiş sözde alt ana dalının bir kolu olarak yıllardır sunumlanıyor.

Özelikle Gürcülerin baştacı olan bu dil ailesi faraziyesinin sınırları yok. Yafetik diller Hind-Avrupa dili olmayan eski Avrupa ve Asya dillerini de içine aldığı için Dene-Yenisey ve Çin-Tibet (elbette Birman) dilleri dahi bu sözde dil ailesi içine giriyor ve Kuzey Amerika yerli dilleri ile ve hatta Ayn adındaki Japonyada konuşulan bir dili dahi içine alıyor.
Yani N. Marr nerdeyse tüm ergatif dilleri Yafetik dil olarak bu özelliğe bakarak tek bir dil ailesi haline getirmiş oluyor. Öyleyse Zazaca gibi Hind-Avrupa dil ailesinin İrani koluna mensup ergatif yapıdaki dilleri ne yapacağız?

Ergatiflik tek başına akrabalık içinde yeterli mi? Elbette değil. Çerkes (Adığe) dili ile Abhaz - Abazin dillerinin akrabalığı tartışmalı bir konu. Kafkasyada konuşulan dilleri Güney, Kuzey Batı ve Kuzey Doğu diye alt dallara bölen Tiflis ekolü, Svan dilini hangi gerekçe ile Güney Kafkas dil ailesi içine alıyor bu da tartışmalı?

Vainakh ve Dağıstan dilleri ile bu iki dil grubu ve Gürcü dili arasında ne gibi akrabalık var? Bunlar hiç de açık belirgin değil. Beş on benzer kelime üzerinden gidilerek böyle akrabalıklar üretilecek olursa, Çerkes dili ve Hind-Avrupa dilleri arasında 1400 ortak kelime var bu kelimelerin çok eski devirde, Abaşeva kültürü döneminde PIE'nin bu kültürde ortaya çıkışı sürecinde Hind-Avrupa diline geçtiğini düşünüyordu Almir Abreg.

Vakit olsa Sanskiritçe ile Çerkesce arasında ki bazı ortak kelimeleri yazsam şaşırırsınız.

Litvan ve Leton dillerindeki Çerkesce ile ortak bazı ortak kelimeleri, Kabardey lehçesindeki "ve" öküz adının, Neolitik Avrupalı tarımcı topluluklara geçişi ve bu Anadolu kökenli Neolitik tarımcıların Hind-Avrupa dilli halklara evrildiği süreçte "ve" gibi Çerkes (Adığe) dili kökenli onlarca, Neolitik tarımcı göçleri öncesi döneme ait olup tarımcı topluluklara geçen kelimelerin, buradan Hind-Avrupa dillerine geçişini, İrlanda dili ile Çerkesce arasındaki ortak kelimeleri felan görseniz, bu etkileşimin boyutları hakkında şaşarsınız eminim.
Ve bu geçiş yapmış kelimelerin Abhaz - Abazin dilinde olmaması ayrı bir konu. Sözün kısası Çerkes dili ile Abhaz-Abazin dilinin akrabalığı bir faraziyedir. Bu faraziyenin en büyük savunucusu da Gürcülerdir. Tiflisdeki çocuklar, İber-Kafkas dil ailesi adındaki faraziye dil ailesini bu şekilde kategorize etmiş durumda. Ve bunu politik amaçları doğrultusunda da çok iyi kullanıyorlar.

Ege, Anadolu ve Mezopotamya kökenli ergatif dillerle, Abhaz - Abazin ve Gürcü - Kartvel dilleri arasındaki sıkı bağ, Çerkes (Adığe) dilini bağlamaz. Ön Asyalı ergatif dillerle Çerkes (Adığe) dili arasında, bu dili İber - Kafkas dil ailesi adlı faraziye eğreti çatı altına sokup, Çerkes (Adığe) dilinin Neolitik öncesi Avrupanın yerli halkları tarafından üretilmiş en eski Avrupa dili olduğu realitesini örtmek Hind-Avrupacı kulübün her zaman işine gelen bir durumdur.

Orta Avrupa coğrafyasında ki 300 küsür Çerkesce (Adığabze) toponimin varlığı da Hind-Avrupacılara oldukça ağır gelmekte. Evcil at'a ait en eski buluntular günümüz Adığey Cumhuriyeti içinde ortaya çıktı ve Erken Maykop dönemine aittir. Buradan yine Maykop kültürünün geniş eklentisi olan Yamnaya kültürüne ait alana Kalkolitik çağda yayıldı At kültürü.

Dünyada Çerkesceden başka hiç bir dilde at ve erkek kardeş kelimesi aynı kelime ile ifade edilmez. Abhaz-Abazin dilinde dahi yoktur bu. Ayrıca Abhaz-Abazin dilinde çı/açı şeklinde olan at kelimesinin Çerkes (Adığe) - Besleney lehçesinden bu dile geçtiğide ortada. Abhaz - Abazin dili Çerkesce (Adığabze) ile akrabalık kuracak düzeyde komplike bir dil değil maalesef. Çerkes (Adığe) dilinin iskeleti, Abhaz - Abazin dilinin iskeletinden çok çok önce, uzunca izole bir dönemde ortaya çıkmış görünüyor.

Şimdilik bu kadar yazayım. Bu konuyu ilerde detaylı bir hale getirir ve paylaşırız. Saygılarla.

11 Şubat 2018 Pazar Saat 23:49
Nogay Rauf

Çule Eray Bey yorumunda; "tarihte ubıh diye bir halkın olmadığını, dilininde o bölgede yaşayan Adığe topluluğunun kölelerinin kendi aralarında anlaşmak için %45'i Adığe, %35-40'ı Abhaz, geri kalanı da Svan ve diğer halkların dilinden toplama bir dil olduğunu..." iddiasını öne süren bir kısım Abhaz/Adige olduğunu dile getirmekte.

Yazımın, anlamadığınızı söylediğiniz ilk paragrafı bu absürtlüğe işaret etmekteydi.

Açıklamam gereken ikinci konu da, yazımda vurguladığım gibi "Ayrıca, iki dil, iki ayrı kökenden gelseler bile, toplumların karşılıklı ilişkileri nedeniyle ortak sözcüklere sahip olabilirler. "Yani, ortak sözcükleri olan diller akrabadır diye bir iddia yok o yazıda. Öyle olsaydı, bolca örneklerini verdiğiniz tüm bu milletler akraba olurlardı.

Özetle, ortak sözcükleri çok olan Kuzey Kafkas dillerinin 3-5 bin yıl önce ayrışmaya başladığından mı, yoksa birbirlerinden etkilendiğinden mi çeşitli ortak sözcük havuzları ortaya çıktığı hipotezinin (maalesef pek de fazla olmayan) dilbilimcilerimizce araştırılması gerekmekte.

Saygılarımla...

10 Şubat 2018 Cumartesi Saat 21:41
Ömer Çakırer

Selamlar Rauf bey.
Öncelikle "Wubıh’ların Adige/Abhaz’lardan farklı bir etnik grup olmadığı ve bağımsız dillerinin de olmadığı iddiasını dile getiren Abhaz'ların var olduğunu görünce..." dediğiniz bu cümleyi anlayamadım, özür dilerim.

Karaçay-Çerkesyalı ve Abhazyalı Azğelerden sanırım bir kısmı Vıbıhları Azğe yani Abhaz ve Abazin, bir kısmı da ayrı bir kavim olarak mütalaa efiyır elbette bir kısım Çerkes (Adığe) de. Orjinal adı Atsınçorakh oşan Son Vıbıh adlı roman adı üstüstün bir roman.

O romanda yazanlar gerçek manada bir kaynaK olamaz HaTta tarihi gerçekliğe aykırı bir çok mevzu ve durum var. "Wubıhca Abaza ve Adige dilleri ile ortak bağı olan bir dildir." ifadesini izninizle şöyle diyelim.

Pekhibze, Abhaz-Abazin ve Çerkes (Adığe ). Bu üç dilin akrabalığı bir önerme (hipotez, faraziye) . Vıbıh Adığe lehçesi ve Pekhibze farklı ifadeler. Vıbıhça adı yerine Pekhibze adı kullanılması daha dopru olur. Amerikalı dilbilimci J.C.Catford’un yapmış olduğu ortak kelime orantısı üzerinden gitmek ne kadar doğru? Bu meseleye bakıp akrabalık çıkarmak ne kadar doğru olabilir?

Çerkesce ve Abhazca arasında %27 ortak kelime var ama Abzıp lehçesinde, yani 3000 ortak kelime. Ya Tsabal, Abjuwa gibi lehçelerde ne kadar ortak kelime var? Daha az. Karaçay-Çerkesyadaki Azğelerin Aşuwa lehçesinde sanırım %32-33, Aşharıwaların lehçesinde %30 oranında ortak kelime var Çerkesce ile. Ama bu akrabalık için yeterli mi?

Abhaz-Abazin dilleri Çerkesceden kelime almış olamaz mı? Abhazca ve Megrelce arasında ki ortak kelime ve ortak cümleler sayısı ne kadar? Ayrıca Çerkesce ve Pekhibze arasındaki ortak kelime sayısı oranı %45 ve sanırsam bu dil toplamda 3000 kelimeden oluşuyor. 20 kadar ses toplamda 100 kadar kelimede kullanılmış. Ayrıca bu 20 ses ne Çerkesce de ne de Abhaz-Abhaz dilinde yok. Çerkescedeki her seste Pekhibze de yok.

Abazin (Karaçay-Çerkesya da yaşayan Azğeler)'in bu konudaki iddialarına göre Pekhibze bir "artificial" dil. Yani Çerkesce ve Aşharıwa diyalekti karışımı bir dil ve yine onlara göre bu Vıbıhlar daha önce Aşharıwa lehçesinde konuşuyorlarmış mış. Elbette bu fantaziye itiraz eden Azğe görmedim. Ama biz itiraz ederiz. Pekhibze Soçi yöresinde ilk kez 1796'da tespit edildi.
Tespit edildiği dönemde 30-40 hane tarafından konuşuluyordu ve 1859'da gene 40-50 tarafından konuşuluyordu. Psakhe Çerkes (Adığe) kıyı topluluğu içinde yeralan tek bir köyde konuşulan bu dil, 500 hanelik nüfusa sahip bu Çerkes (Adığe) topluluğu içinde dahi %8-9 bir konuşucu oranına sahipti ve Pekhibze konuşucuları bu dili Çerkesce ile birlikte konuşuyorlardı. Bu dil kıyıdaki Vardan (Tsöpsin), Şaçe, Hamış Çerkes (Adığe) topluluklarında bilinmediği gibi, Şahe ve Soçi nehirleri arasındaki dağlık bölgede yeralan gerçek Vıbıh topraklarında dahi bilinmiyordu.

1830 yılında bir kaynak Vıbıhların çok temiz ve saf bir Çerkesce konuştuklarını belirtiyor. Pekhibze dilinin de temeli Adığabze, o kadar ki sayı sistemi bile aynı. Bilindiği üzere sayı sistemi benzerliği akrabalık için gerekli temel kriterlerden biridir. Bunun yanında - ko, -qua soyadı ekleri de önemli.Bunun yanında Pekhibzenin yüzde kaçı Abhaz - Abazin dili ile ortak kelimelerden oluşuyor bunu da bilmeliyiz. Gerçekte böyle bir benzerlik var mı acaba? Şunu da düşünmeliyiz, Pekhibze konuşanları küçük bir grup olarak 1796'dan önce Çerkesya (Adığe Kheku'ya) sığınmış küçük bir grup olamaz mı?

Hangi mantığa ve veriye göre Pekhibze konuşanlarının Soçi yerlisi olduğu iddia ediliyor?

Ve hangi verilere dayalı olarak bu dilin geçmişte bütün Vıbıhların ve çoğu Şapsığ, Abzakh ve Natuhayın dili olduğu iddia edilebiliyor.

Abaza etno - sosyonimine gelirsek, Abaza, Abhaz, Abazin adları birbirinden farklı adlardır. Abaza/Abaze/Abadze adı, Azğeler kusura bakmasın ama, Abhaz - Abazinleri ifade etmek için Çerkesce literatürde kullanılmadı.

Çerkesce bir etnososyonim olan Abaze/Abadze sadece Kıyı Çerkeslerini ifade eden bir terimdir. Abasgoi adıylada fonetik bir benzerliği yoktur. Abasgoi adı Abaza adının kaynağı değildir. Abasgoi adıda Çerkes dili ile alakalı olup Bezxağ adının Yunanca transkripsiyonundan başka bir şey değildir. Ve biz çok iyi biliyoruz ki Bezxağlar da 18. yüzyılın başına kadar sadece Adığabze konuşan bir Çerkes (Adığe) kabilesi idi. Aşuwa ve Aşharıwa adlı günümüz Karaçay-Çerkesya Azğelerinin ne zaman Karaçay-Çerkesyaya geldiğini çok iyi biliyoruz.

300 yıl önce Abhazyanın Tsabal yöresinden gelmiş Apsuwaların Urup, Zelençuk ve Teberda vadilerinde yaşayan Çerkes (Adığe) kabileleri arasına yayıldığını ve dillerinin 1950'de artık bütün Abazinler tarafından tamamen kabul edildiğini biliyoruz. 550 Abazin sülalesinin 284'ü bu 300 yıllık süreçte yavaş yavaş Aşuwalaşarak Aşharıwalaşarak bu günkü Abazin adlı küçük Azğe topluluğu bu Çerkes - Abhaz karışması sonucu oluştu. Abazin, Bezxağ da, Abaze/Abadze de demek değildir.

Avarca ile ilgili oran için şu açıklamayı yapayım Rauf bey.

Dağıstanın kuzeyinde Temirhanşura Çerkes (Adığe) Prensliği vardı. İsteyen bu bilgiye kolayca ulaşabilir. Bu prenslik içinde yoğun bir Çerkes (Adığe) - Kabardey nüfus mevcuttu.

Bu Prensliğin ortadan kalkması sonucu Dağıstanın kuzeyindeki bu Çerkes (Adığe) - Kabardey nüfusunun Kumuk ve Avarlar arasında büyük oranda asimile olduğu biliniyor. Kumuk nüfusunun %13'ü, Avar nüfusunun %7'si Çerkes (Adığe) - Kabardey kökenlidir ve bir çok Kumuk ve Avar hâlâ ailesinin Çerkes kökenli olduğunu biliyor. Avar dilindeki bu %10 benzerlik (ki o kadar olduğunu sanmıyorum) bu nüfusun Avarlar içinde asimile olmasına dayalıdır.

Benzer durum Svanlar içinde geçerli. Svancada ki Çerkesce kelimelerin, Çerkes etkisi ile bu dile girdiği biliniyor. Ortak Proto Kafkas dili faraziyesi N. Marr adındaki bilimsel olmayan yollara başvuran birine aittir. 15 bin yıl önce günümüz Kafkas dillerinin bu Proto - Kafkas dilinden ayrılmaya başladığı tamamen masaldır. Etnogenoloji, Jeoloji, Klimatoloji, Hidroloji ve Glasyoloji gibi bilimleri yok sayarak ortaya atılmış bu faraziyenin savunulacak bir tarafı yok.
Bunun yanında Adığe dili ve Kabardey lehçesinin birbirinden 270 yıl önce ayrılmış olduğu iddiası hiç inandırıcı olmamış. Kabardey lehçesi oldukça eski bir lehçe. Bu dilbilimcinin iddiasının çok tutulmadığı, aynı mantıkla çok daha önce ortaya atılan Ural - Altay dil hipotezinin bile çeyrek asır önce çöpe atıldığı şu devirde bu dilbilimci gibi yada N. Marr gibi siyasi gerekçeler ve ideolojik niyetlerle ortaya atılan Yafetik diller fantazisini güden kişileri bilim dünyası takip ettiğim kadarıyla artık ciddiye almıyor.

Şimdi bahsettiğiniz dil bilimci ve onun bahsettiklerinin savunucularının mantığından gidersek, dillerin akrabalığı fonetik ile olacaksa İngilizce ve İrlanda dili akraba oluyor. Kelime oranına göre akrabaysa Türkçe ve Farsça, Türkçe ve Sırpça (8000 ortak kelime var), Türkçe ve Rusça (4000 ortak kelime var), Türkçe ve Yunanca, Türkçe ve Arabça akraba oluyor öyleyse. Gramere göre akrabalık güdülecekse Arabça ve İspanyolca akraba oluyor öyleyse. Çerkescenin Abhaz dilinden farklı olduğunu, Abhaz dilinin Çerkes dilinden etkilenmiş ayrı bir dil olduğundan daha 16. yüzyılda bahseden kaynaklar var. Yorumunuz için teşekkür ederim Rauf bey, saygılar selamlar.

10 Şubat 2018 Cumartesi Saat 19:02
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net