Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dr. Kurmel Ömer Aytek
“Arada Kalan” Topraklar
04 Şubat 2018 Pazar Saat 23:17

Orta-Doğu Avrupa “arada kalan” topraklardır.  


Almanya ile Rusya’nın… Avrupa ile Asya’nın… Doğu ile Batının “arasında kalan” topraklar. 


Baltık-Adriyatik-Karadeniz üçgeni ortasındaki bölgeyi kapsar.  


On beşinci ve on yedinci yüzyıllar arasında Batı Avrupa’da ulus-devletlerin temelleri atıldı. “Arada kalan” topraklar – bu dönemde – çok-uluslu imparatorlukların hegemonyası altına girdi.  


İmparatorluklar sürgün ve yerleştirmeyi sistematik hale getirdiler. Halklar hiyerarşisi kuruldu. 


Baskı ve durağanlık modern bir sivil toplumun gelişmesine olanak vermedi. Muazzam çeşitlilik çok-kültürlülüğe dönüşmedi.  


Rejimler halka hesap verme zorunluluğu duymadılar. 


Dil ve din sosyal grup oluşumunun temel belirleyicileri oldu. 


Aydınlara göre geri kalmışlıktan kurtulmanın çaresi Batı Avrupa’ya yetişmekti. Fransız Devriminin liberal değerleri rağbet görüyordu.  


Temel öncelik baskıcı devleti “halka” hesap verir hale getirmekti. Çözüm ulus-devletti.  


Ama bir sorun vardı: Ulus – yerel koşullarda – nasıl tanımlanacaktı?  


Fransız modeli ulusu yurttaşlık bağı üzerinden tarif ediyordu.   


Ne var ki Fransız modelini Orta-Doğu Avrupa’ya uyarlamak zordu. Zira “halk” tanımı üzerinde bir mutabakat yoktu. 


Yardıma Alman Romantizmi – bilhassa Herder – yetişti. 


Romantizm kültüre ve dile vurgu yapıyordu. Bu tanım Orta-Doğu Avrupa koşullarına daha uygundu.   


Etnik topluluklar adına öz belirtim (self-determinasyon) hakkı talep ediliyordu.  


Orta-Doğu Avrupa’da sınırlar yeniden çizilmek zorundaydı. Zira aynı toprak üzerinde birden fazla halk hak iddia ediyordu.  


1918 sonrasında doğan yeni ulus-devletlerin önünde iki sorun vardı: Sağlam siyasi kurumlar devralmamışlardı… Her ülkede kalabalık azınlık grupları yaşamaktaydı.   


Tekçi yönetim anlayışı sorunu daha da ağırlaştırdı. Çoğunluğun egemenliği adına dayatılan merkeziyetçilik istikrar getirmemişti.  


Otuzlu yıllarda buna bir de dış tehdit eklendi. Nazi Almanya’sı ve Sovyetler Birliği yayılmacı devletlerdi.   


Nitekim “arada kalan” toprakları paylaştılar. 


Polonya işgal edildi… Baltık devletleri Sovyetler Birliğine katıldı… Çekoslovakya ve Yugoslavya parçalandı… Nazi-yanlısı Slovak ve Hırvat devletleri kuruldu. 


Polonyalılar ve Ukraynalılar… Macarlar ve Romenler… Sırplar, Hırvatlar ve Bosnalı Müslümanlar birbirlerine düşman edildi.  


Yahudiler ve Romanlar katledildi.  


İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelen barışın bedeli ağır oldu. Sovyet ordusu Batılı güçlerle mutabakat içinde bölgeye girdi.  


Sovyet modeli temelinde sosyalizm kuruldu. Bölge bir kez daha Batıya yetişmeye çabalıyor ama bu defa sosyalizm yoluyla yapıyordu.  


Oysa komünizm bölgeye yabancıydı. İşgal rejimi olarak algılandı. İçselleşmedi. Şark Despotizmi olmaktan öteye geçemedi.  


1989-91 devrimlerinin yaygın sloganı “Avrupa’ya dönüş” idi. 


“Avrupa” – Oszkar Jaszi’nin ifadesiyle – “demokratik halkların demokratik konfederasyonu” anlamına geliyordu.  


Avrupa küçük, zayıf ve bölünmüş bölge halkları için bir çerçeveydi: Bu sayede jeopolitik problemi aşacak… Güvenlik ve refaha erişeceklerdi.  


Ne var ki “Avrupa’ya dönüş” sorunsuz değildi.   


Bütünleşmeden otuz yıl sonra Avrupa’da derin çelişkiler mevcut.  


Bir yanda kıtanın post-endüstriyel, post-ideolojik batısı; diğer yanda “özgürlükçü olmayan demokrasiler” denen eski komünist ülkeler var.   


Güçler ayrımından göçmen kotasına kadar bir dizi sorun yaşanıyor.  


Galiba son otuz yıl çok hızlı yaşandı. Bir şeyler gözden kaçırıldı.  


Belki reform için ödenen bedelin ağırlığı fark edilmedi. Belki de geleneksel değerlerin halklar için ne kadar önemli olduğu görmezden gelindi.



Bu yazı toplam 4445 defa okundu.





Murat Ozturk

Sayın Kurmel -Arada kalan topraklar- müthiş özet olmuş. Biraz ekonomi tarafından bakarsak, yaklaşık 30 yıl önce ‘Demir Perde’ ülkeleri diye burun kıvrılan, kapitalist sistemin dışında olan Doğu Avrupa ülkelerini, uluslararası yatırımcıların yeni gözdesi haline getiren faktör ne? Bu da çok önemli.

Bence bölge ülkelerinin en büyük avantajı, hem gelişmiş AB pazarlarına hem de Rusya’dan Orta Asya ülkelerine kadar geniş bir pazara hitap etmeleri. Bunun yanı sıra becerikli ve ucuz işgücü, AB ile uyumlu ve yatırımcı dostu mevzuatı, basit ve çekici vergi sistemi, stratejik transit ve lojistik merkezleri, yüksek üretkenlik ve düşük kurumlar vergisi de Doğu Avrupa ülkelerini cazip yapıyor.
Zaman zaman yaşanan ekonomik istikrarsızlık ve ülke ölçeklerinin ufak olması yatırımcıları frenleyen negatif taraflar.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Bain&Company tarafından hazırlanan Yurtdışı Yatırım Endeksi 2017 raporunda, Doğu Avrupa ülkelerinin yatırım adresi olarak son yıllardaki çıkışını sürdürdüğüne vurgu yapılıyor. DEİK raporlarında bulabilir ilgilenenler.

09 Şubat 2018 Cuma Saat 22:31
Wotey

Aytek hocam bu yazınızı okuyunca 4 sene önceki çevirinizi buldum.

Devrimlerin 25. senesini değerlendiren. Yeniden okumak isteyenler için linki:

http://www.cherkessia.net/makale_detay.php?id=3472

Çok faydalı çeviri arşivi oluşmuş sayenizde. Ben göz atıyorum en az haftada bir kaç kez. Emeklerinize sağlık.

08 Şubat 2018 Perşembe Saat 00:32
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net