Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
1860 Yılı, Kabardey’den Göç ve Düşündürdükleri
25 Haziran 2018 Pazartesi Saat 13:29

Sayın Musa Bağlar “1860 yılında Kafkasya da tren?????????”diyor. http://cherkessia.net/author_article_detail.php?article_id=4459


1860 yılında Nalçik'te demiryolu ve tren istasyonu var mıydı diyor olmalı. Yanıtlayayım:


Evet, vardı.


Yazımın sonunda, 1860 yılında, Kabardey’den Uzunyayla’ya göç eden Kabartayların Kabardey’i, Nalçik’i terk edişi olayını anlatan bir şiir parçasını da sunacağım.


Bizler, maalesef, geçmişe ilişkin korkunç bir bilgisizlik, bir karanlık içindeyiz. Bize ne öğretilmişse onun ötesine geçemiyor, bey (pşı-verk) öykülerini dinliyor, ilerleme, araştırma, yorum diye bir şey yapmıyoruz. Ulusun başına gelen büyük yıkımı değerlendiremiyoruz.


Öncelikle belirteyim, ister iradi (isteyerek) ya da zoraki (istemeyerek) olsun, bir göç, ulusun eksi hanesine yazılmış bir kayıptır. Biz nüfus fazlası veren, emperyal hedefler peşinde koşan, sömürgelerine sömürgeci/ kolon nüfus yollayan, genişleme ve ırkçı hedefler peşinde koşan bir toplum değiliz. Ulusu için yüreği dağlanmayanlar bu türden duyguları algılayamazlar.


Tarihi, olayları, olayların nasıl gerçekleştiğini doğru dürüst bilmiyor ve yorumlar yapamıyoruz. Buna karşılık kabilecilik takıntıları içindeyiz, yanlış bilgiler yayıyor, zararlı oluyoruz.


Dimağlarımız tutsak alınmış. Akıl yürütemiyoruz. Genel kültür düzeyimiz düşük. Tarihimizi bilmiyoruz. Bunu aşmamız, neyin ne olduğunu, modern dünyadaki gelişmeleri öğrenmemiz, bilmemiz, karar verici düzeylere ulaşmamız, yetenek kazanmamız gerekiyor.


Bir hemşehri, Tatarca ile ilgili verdiğim güncel bir habere ve açıklamama tepki gösterdi. Rusya’ya bağlı Tataristan Cumhuriyeti’nde, okullarda Tatarcanın zorunlu dersler arasından çıkarılmasına (Ruslaştırmaya), attan indirilip eşeğe bindirilmesi olayına ilişkin bir haber yazısına ve yaptığım açıklamaya, “Tataristan’dan, Tatarca’dan bana ne?” diyor. Sorunun genel bir insan hakları sorunu olduğunu bilmiyor. Tatar dilinin kullanımının daraltılması, işlevsizleştirilmesi durumu, bu arkadaşı hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Aynı şeyin, Ruslaştırmanın Çerkesçe’nin de başına geldiğini, sorunun ortak olduğunu bilmiyor, öğrenme zahmetine de katlanmıyor. Biliyor olsaydı, herhalde böylesine ters bir tepki vermezdi. Bu ve benzeri kişiler, bilemiyorum uzayda mı yaşıyorlar? Tatarca ve diğer Rusya azınlık dillerinin aynı geminin içinde birlikte yol aldığını, geminin batma noktasına geldiğini, batacağımızı, Rusça dışındaki dillerin yok olma tehlikesi içinde olduğunu, hep birlikte hareket etmeleri, mücadele etmeleri, bir çözüm bulmaları gerektiğini bilmiyor, akıl edemiyor…


Böylesine at gözlüğü takmış kişi sayımız az değil. Bir uyanma, politikleşme olmadığı sürece, böylesine bir ortamda bir geleceğimiz olamaz. Bir dilin varlığı, yaşatılması sorunu isteğe, şansa - oluruna - bırakılamayacak ciddiyette bir sorun. Bunu bilmemiz, önlemler almamız ve çağı yakalamamız gerekiyor.


Bu nedenle, okuyucuları bilgilendirme amaçlı ve konumuzla ilgili genel bir açıklama yapma gereğini duydum.


Sayın Bağlar, aslında güzel bir soru sormuş: 1860'larda ve hemen öncesinde nasıl bir Rusya vardı? Bunu bilenimiz çok değil.


Rusya, yeni topraklar ele geçiren, ele geçirdiği toprakların tamamını veya bir bölümünü kolonize eden (o yeni yerlere, başka uluslara ait topraklara taşıma Rus nüfus yerleştiren), genişleyen, yayılan, kapitalist üretim aşamasına ulaşmış olan, ama geçmişin feodal devlet kurumlarını ve toplum ilişkilerini tasfiye edememiş bir imparatorluktu. Ülkede egemen konumda Çar ve ailesi (hanedan), bağlı yerel prensler, Orta Asya’nın yarı egemen emirleri (Buhara ve Hive emirlikleri), Dağıstan hanlıkları, bu arada Abhaz Prensliği, köy beyleri (pşı, kinyaz), çiftlik ve köle sahipleri, tüccar ve sanayici çevreleri, büyük bir devlet bürokrasisi , kilise, rahipler ve işbirlikçi Müslüman mollalar vardı. Ayrıca güçlenmekte olan bir aydın kesimi ve muhalefet de vardı. Bürokraside üst makamlar ve subay sınıfı kadroları soylu/ makbul kesimin tekelindeydi. Örneğin, soylu bir aileden gelmeyen bir Rus subay, vali, müdür olamıyor, sadece astsubay, çavuş, zabıt kâtibi, odacı, vb olabiliyordu. Yüksek bürokratik makamlar çoğunluğa, soylu olmayanlara (halktan, aşağı tabakadan olan kişilere, köle soyundan gelenlere) kapalıydı, onlar, en çok, dediğimiz gibi çavuş rütbesine yükselebiliyorlardı. Liyakat değil, şecere (soylu olma) aranıyordu, soyluların egemenliği vardı.


Bu da, acil bir reform – burjuva demokratik reform yapma gereğini dayatıyordu. Aksi takdirde Rusya’nın ayakta kalması zorlaşırdı. Rusya eski toplumun prangaları ile bağlıydı. Reform yapmamış ya da modern bir ordu kuramamış olma, İngiltere ve Fransa'ya karşı 1853-1856 Kırım Savaşı yenilgisini getirmişti. Buna karşılık, Rus ordusu yetenekli generalleri eliyle, daha geri düzeydeki Osmanlı ordusunu yenmeyi başarmıştı. Eski usulde, gericilikte/ feodal üstünlüğü muhafazada direnen/ aksi Çar I.Nikola 1855'te öldü. Tahta oğlu II.Aleksandr geçti, Rusların Karadeniz’deki hakimiyetlerini ertelemeleri anlamına gelen 1856 Paris Barış Antlaşması’nı imzaladı, ardından reform kararı aldı ve 3 Mart 1861’de serfliğin kaldırılması kararnamesini yayımladı.

***

Generaller (Kafkas Ordusu Kurmay Başkanı, daha sonra Savaş Bakanı General Milyutin başta), 1857 yılında, II.Aleksandr'a, Rus istilasına karşı sert direnişte bulunanan Çerkeslere boyun eğdirmek için Adıge- Çerkeslerin bir bölümünü (Şapsığları) kuzeye (Don bölgesine) sürmek gerektiğini, başkaca bir çözüm yolunun bulunmadığını bildirdiler. Sonradan buna, Osmanlı ile anlaşma sonucu, 1860 yılında Türkiye’ye sürme seçeneği de eklendi ve sürgünün istikameti değişti: Kuzeydeki Don Nehri havzasından, güneybatıdaki Osmanlı topraklarına. İmparator Türkiye’ye sürgün kararını 10 Mayıs 1862’de yürürlüğe soktu. Gerisi ayrıntıdır. O zamanlar, 1860’larda bugünkü gibi soykırım, etnik temizlik ve toplu sürgün kavramları, bu tür suçları cezalandıran uluslararası hukuk kuralları ve ceza normları yoktu.


Büyük çaplı Çerkes soykırımı, etnik temizlik ve sürgün olayı, bu tarihten sonra ve o koşullarda gerçekleşecekti.

***

Durum Çerkesler açısından böyle olmakla birlikte, Rus reform kararnamesi, genel anlamda Rusya yurttaşlarının eşitliğini getiriyor, köleliği ve feodal ayrıcalıkları kaldırıyordu. Demokratik bir adımdı. Ancak Kafkasya'nın yerli/gerici aristokratları (feodal soylular/ pşı sınıfı, toprak, sürü ve köle sahipleri), elbette reformları soğuk karşıladılar. Rus ve Türk hükümetleri de bu hoşnutsuzluğun farkındaydı, Rus yönetimi ve Türkiye, birlikte yerel Kafkas soylularına ve köle sahiplerine yönelik göç düşüncesini işlemeye, göç içerikli girişimleri desteklemeye/ teşvik etmeye başladılar. İşin doğası da öyle yapılmasını gerektiriyordu. Sonuç olarak göç ya da sürgün politikaları ortaya çıkmış olacaktı.


1864 yılında Rusya’ya karşı direnmekte olan yöreler halkı, deniz yoluyla toptan Türkiye’ye sürülecek, boşalttıkları köyler ateşe verilip yakılacak, ekili arazileri atlara çiğnetilecek ve meyve ağaçları da bir bir kökünden kesilecekti. Bu bir acımasız devlet politikası idi.

***

Rus soyluların çok geniş topraklarından, çiftliklerinden kölelere/ serflere bir miktar toprak verilmiş olsaydı, kuşkusuz Rus köylüsü yerinde kalacak, uzak diyarlara göç etmeyi göze alamayacak, dolayısıyla Çerkes soykırımı ve sürgünü gibi bir facia da yaşanmayabilecekti.


Ancak Çar, toprak ve köle sahiplerine bazı ödünler vermek, tazminatlar ödemek zorunda kalacaktı.


Çeçenistan ve Dağıstan’dan Türkiye’ye göç yapılmamış ya da çok az çapta yapılmış olması, Şamil’in direnişini bitirmek ve Kafkasya’da istikrarı sağlamak isteyen, sonradan Kafkas Ordusu Başkomutanı olan, yetenekli General Baryatinski’nin akılcı reformlarına, köylü nüfusa toprak dağıtmasına ve bazı yönetsel ayrıcalıklar tanımış olmasına bağlıdır. Böylece Dağlılar arasındaki başkaldırılar yatıştırılmış ve bir rahatlatma sağlanmış, Rusya’ya bağlılık sağlamlaştırılmıştır. 1850’lerdeki Baryatinski’nin reform programı, kuşkusuz 1861 yılı reformlarının önceli (provası) olmuştur. Baryatinski, Şamil’i Gunib’de teslim alan kişidir (1859). Bu ikisi sonradan dost olmuşlardı. Nitekim, 21 Mayıs 1864’te, Çerkeslere karşı kazanılan zafer nedeniyle Şamil, General Baryatinski’yi bir telgrafla kutlamıştı (Bkz. Almir Abreg, Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi).


Baryatinski komutayı General Yevdokimov’a bırakıp Kafkasya’dan ayrılmıştı ama Çar’a sunulan Çerkes sürgünü önerisinin altında başkomutan olarak onun da imzası vardı.


II. Aleksandr’ın 1861 yılında yapmadığı toprak reformunu, 1917 Ekim devrimi ile Lenin yapacak, toprağı köylüye dağıtacaktı. 1860’larda toprak reformu yapılmış, köylüye bulunduğu yerde/ bölgede toprak verilmiş olsaydı, büyük olasılıkla 1864 Çerkes soykırımı ve sürgünü olayı ile 1917 Ekim devrimi de yaşanmayacaktı.


Bu türden beyin egzersizi yapanımız yok gibi. Antimarksist takıntıları da olsa, değerli araştırmacı Sayın Ömer Aytek Kurmel gibi bazı istisnalarımız var tabii.


En başta, objektif değerlendirme yapmak için tarafsız ve önyargısız olmak gerekiyor. Bunun Marksist olup olmamak ile de bir ilgisi yok.

***

Geçmişte, Sovyetlerin Ankara Büyükelçiliği ve Nalçik’teki Kabartay işbirlikçiler tarafından manipüle edilen, fikir babası Fahri Huvaj olan sağ eğilimli bir dönüşçü grubu vardı ve umutsuz bir vakıa idi. Bunlar olmayanı (izin verilmemiş olanı) varmış, dönüş izni varmış havası yayan, dönüşü hadi denince olacakmış gibi basitleştiren, maddi temel, alt yapı gibi kavramları bilmeyen ya da önemsemeyen, bireysel dönüş ile kitlesel dönüşü karıştıran bir grup idi. Sovyetler varken kullanılan bu grup, politik değişiklik olunca, Rus milliyetçilerin örtülü hışmını çeken, Rusların Çerkeslere karşı olumsuz tavır almalarına, dönüşün, Ruslar açısından ciddi bir ‘tehlike’ imiş gibi algılanmasına, sıradan bir Rus’un korku duymasına yol açan bir gruba dönüştüler ve dağıldılar… Adıgeyli bir tarihçi, 1990’larda, “Eğer Türkiye’den 30 bin gibi bir Adıge nüfus gelip buraya yerleşmiş olsaydı, buradaki Ruslar başka yerlere göç edeceklerdi” demişti bana. Tartışılabilir tabii. Saf Ruslar arasında böylesine bir dönüş korkusu yayılmıştı.


Bundan sonrası için böylesine korkular üfürmekten, şişme konuşmalar yapmaktan kaçınmak gerekir. Dönüş, hadi denince olacak şeylerden değil. Rusya’nın dönüş izni vermesi, büyük para ve yatırım, vb çözülmemiş sorunlar duruyor. Gergin örnekler de var. En başta Rus sivil nüfusla bir sorunumuz olamaz, olmamalı, olursa zaten dönüş olmaz. Politik karar verici, belirleyici taraf sadece biz değiliz. Bunu bilmeliyiz. Uluslar yan yana, iç içe de yaşayabilirler. İsviçre, ABD, Kanada, Avustralya, vb bunun örneklerinden. Krasnodar Kray’da yaşayan Ukraynalı Kazaklar, din ve dil dışında Adıgelere yakın, birçok Adıge geleneğini benimsemiş bir nüfus. Bu da bir şans. Onlarla ne gibi bir sorunumuz olabilir? En başta politika bilmemiz gerekiyor
Dönüş işi, Rus demokratların ve Rusya halklarının desteği, yardımı olmadan gerçekleşemez. Para da gerekir. Beş parasız dönüş olur mu? Yani sorun, ciddi bir sorun. Filistinli mülteciler, onca dış desteğe karşın, Yahudi halkını karşıya alarak, çatışarak İsrail’deki evlerine dönebildiler mi?..


Şu an için güç Yahudilerde.


Çok uzun yıllar önce, galiba Hürriyet Gazetesi’nde idi, bir haber yazısı okumuştum, buna göre, kamplarda barınan Filistinli mültecilerin 250 bini İsrail’e, 250 bini Filistin topraklarına, 250 bini ABD’ye, kalanı da diğer Arap ülkelerine taksim edilerek yerleştirilecek, masrafı ABD karşılayacaktı. Olmadı. Zor şeyler bunlar. Filistinliler öneriyi reddetmiş olmalılar.


Sovyetler Birliği İkinci Dünya Savaşı içinde sürgüne yolladığı 10 ulusun 5 ini (Kalmık, Karaçay, Balkar, Çeçen, İnguş) 1957’de anayurtlarına geri getirdi, yol, barınma ve beslenme masraflarını karşıladı, onlar için konut ve iş garantisi sağladı, özerklik verdi. Sovyetler ve izleyicisi Rusya Federasyonu diğer 5 sürgün ulusu (Volga Almanları, Kırım Tatarları, Baltıklı Almanlar, Koreliler ve Ahıska Türkleri) hâlâ rehabilite etmiş değil. Bunu da bilmek gerekir.


Filistin sorununa dönersek, egemen bir Filistin devleti kurulmadığı sürece, çözüm olabilir mi? İsrail engeli var. Biliyorsunuz İsrail ve Filistin biçiminde iki devletli çözümü kabul eden İsrail Başbakanı İzak Rabin katledildi (1995). Kolay şey değil. Ayrıca İsrail ABD korumasında teknolojide üstün, gelişmiş bir devlet. Genişlemek, dünyadaki Yahudi nüfusu İsrail’e çekmek istiyor, Çerkeslerinki gibi adalet temelli bir istek, bir dava değil bu.


Çerkes sorununun çözümü de kolay olmayacaktır. Ama birgün mutlaka çözülecektir inancındayım. Çünkü adaleti arayan bir sorundur.


Sorun, Rusya’nın güvenlik sınırları içinde ele alınmalı ve Çerkes sorununun insani bir sorun olduğu kavratılmalıdır. ‘Rusya dağılacaktır’ gibi zarar verici söz ve davranışlardan da kaçınılmalı. Aksine Rusya daha da güçlenen bir ülke. ABD ve Batı ile boy ölçüşüyor, özellikle silah üretimi alanında. Yayılmacı, Kırım Yarımadasını yuttu, Donbass’a (Donetsk ve Lugansk) el koydu. Abhazya, Güney Osetya, Karabağ ve Transdinyester’i korumasına aldı. Zengin kaynakları var. Suriye’ye yerleşti.


ABD, teknolojik üstünlüğüne karşın, dünya ticaretindeki payı küçülmekte olan bir ülke. Çin ve başka rakipleri var. Çin, ABD ve batılı ülkelerin sömürü üstünlüğünü giderek sarsıyor. Aklımda kalan bir örneği sunayım: Bir bitkinin dünya piyasa fiyatı 2 dolar, Çin o fiyata üretiyor ve satıyor. ABD ise o ürünü 10 dolara mal ediyor ama bu 10 doları devlet karşılıyor, bu sübvansiyon sayesinde ABD’li üretici Çinli ile rekabet ediyor. Ama ne zamana kadar?..

***

1860’lı yıllara dönersek, Büyük Rus yerleşimci akımının başlaması, göç dalgası nedeniyle, 1861 yılı sonrasında iş işten geçmiş, Şapsığ ve Abzahların tüm uzlaşma ve barış çabaları sonuçsuz kalmış, yıkım gelmişti. Rusya açısından hedef, artık, yerli nüfusu sürmek, gerekirse yok etmek, yerlilerden temizlenecek topraklara da topraksız Rus nüfusu yerleştirmek olmuştu. Adıgeler öncesinden bunu okuyamadılar, anlayamadılar. Çünkü gelişimin gerisine düşmüşlerdi, politika bilmiyor, ABD ve İngiliz sömürgelerinde neler yaşandığının, kapitalist dönüşümün farkında değildiler. Ayrıca Kırım Savaşı sırasında üçe ya da dörde bölünmüşlerdi (Şapsığlar, Abzahlar, Natuhaylar, vb).

***

Demiryolu olayına dönersek, Rusya'nın kapitalist gelişme sürecine girmiş olması, yeni topraklar ele geçirmesi ve bu yeni toprakların yerli nüfustan temizlenip egemen ulus lehine kolonize edilmesi (Ruslaştırılmaları), o zamanlar için demiryolu yapımını zorunlu kılıyordu. Başka türlüsü de olamazdı. Askerler ve tüccar sınıfı dışında, yüzbinlerce, milyonlarca topraksız Rus köylüsü, demiryolu yoksa, binlerce km uzaklıktaki yeni topraklara nasıl aktarılabilir ve yerleştirilebilirdi? O insanlara, toprağa kavuşmak için, Adıge ve diğer sömürge topraklarına göç etme dışında bir seçenek de bırakılmamıştı. Yani, Rus’un çıkarı için Çerkes feda edilecekti. O dönemler toprak, köylü açısından ana geçim kaynağıydı. Bu insanlar Kuzey ya da Merkezi Rusya’dan kalkıp dört beş bin km’lik bir yolu öküz ya da at arabaları ile aşabilirler miydi?..


Amerikan filmlerinde Batı’ya hücumu, demiryolu ve ordu birliklerinin birlikte ilerlemelerine bağlı olarak Avrupalı göçmenlerin batıya, Kaliforniya'ya doğru akışını, yerli Kızılderili nüfusun yok edilişini ya da sürülüşünü, ele geçirilen yeni topraklarda yerden mantar biter gibi biten yeni kent, kasaba ve çiftliklerin doğuşunu hepimiz görmüşüzdür.


Rusya'da da öyle oldu. 1860’larda Kabardey köy beyleri (pşı) ve köle sahipleri (ki bunlar ulusun/ toplumun en katı, en gerici, en çıkarcı ve en acımasız kişileri idiler) burjuva reform programından kuşkusuz hoşnut olmadılar. Bu gibi kişilerde, beyni sadece kendi çıkarı için çalışan bu tür kişilerde, yurtseverlik ya da ulus sevgisi, bilinci gibi üst kavramlar, duygular oluşabilir miydi? Bu kişiler, Rusya’da kaldıklarında mal varlıklarında büyük eksilme olacağını, kölelerini ve ayrıcalıklarını yitireceklerini biliyorlardı. Bu nedenle beyler değişik taktikler uygulayarak, Rus ve Osmanlı yönetimlerinden destek ve teşvikler aldılar, Uzunyayla’da bedava arazilere ve geniş otlaklara kondular, kendileri için yararlı anlaşmalar yaptılar, kendilerini sağlama alarak Türkiye'ye göç ettiler. Bunu daha önceki yazı ve yorumlarımda ayrıntılı olarak anlatmaya çalıştım, çeviri yazılar da sundum. Bu göçün içinde zorunluluk unsuru, yani sürülme, beyin toprağına ve mal varlığına el konulma gibi zorlayıcı bir uygulama, bir öğe var mıydı? Bu beyler, reform öncesinin geleneksel Rus dostları idiler. Bunların birçoğu terk ettikleri toprakları, eğer satmamışlarsa yakınlarına bıraktılar. Bu kişilerde gönüllü bir Türkleşme ön kabulü de vardı, yollar oraya çıkıyordu; çoğunluk açısından ise, oyuna getirilme, manipülasyon söz konusuydu, kendilerini kandıranlara (göçe yönlendirenlere, efendilere) ilişkin beddua ve lânet vardı.


Göçü organize eden bu kurnaz, bu çıkarcı kişiler, kendi uluslarına zarar vermiş olsalar da, yeni ülkelerinde beyliklerini ve üstün konumlarını sürdüreceklerdi.

***

Nalçik'te tren var mıydı sorusuna gelince, vardı demiştik. Aksi takdirde 10 bin Kabardeyli (tüm Kabardey nüfusun dörtte biri ya da daha fazlası) Nalçik'ten başlayan, Kuban Nehri kuzeyi boyunca (1860 yılında Kuban’ın güneyinde Rusların Şapsığlarla savaşı vardı) batıya doğru ilerleyen 1000 km ve üzeri bir yolu öküz arabaları ya da at arabaları ile geçip Rusya'nın Karadeniz kıyısı limanlarına varmaları olacak şey miydi?..Bilmeyene bu iş kolay gelebilir. Onca insanın ve hayvanın beslenme, yem ve barınma masrafının altından kim kalkabilirdi?


Kabardeyliler otlak ve yağma peşinde dolanıp duran Ortaçağ’ın göçebe yağmacıları mı idiler? Ya da bir köyden başka bir köye ya da bir pazardan başka bir pazara yapılacak basit bir yolculuk muydu söz konusu olan.


Sözü uzatmayayım. En yerinde yanıtı yine bir Kabartay halk şiiri veriyor. Şiiri ve elden geldiğince çevirisini sunup konuyu kapatayım.


Налшык тетыжьым пашпырт къыдет,

Зыри къыдамыту хэкур добгынэ.

Пщэдджыжь мафIэгур къыдкIэщIолъадэ,

Дызохэлъадэри ди щхьэр догъей.

Балъкъызу дахэм пшынэр къегъаджэ,

Благъэр къыдэджэм дамыгъуэтыж.

Консулым щIэсыр пащIэ бзииплъщ,

Сабийм дахэплъэм ди гур мэуз.

Уэ си цейшхуэр зэрысхуэкIэщI,

Зи гъащIэр кIэщI хъунхэм дыкъагъэпцIа мыгъуи.

---

Nalçik'teki yetkili bize pasaport veriyor,

Başka bir şey verilmeden memleketi terk ediyoruz.

Sabah treni (мафIэгу) yanaşıyor,

Koşuşturarak (trene) doluşuyoruz.

Güzel Balkız mızıka (pşıne) çalıyor,

Gelen yakınlarımız bizi bulamıyor.

Konsolosluktaki kişi kızıl bıyıklı,

Bebeklere baktığımızda içimiz dağlanıyor.

Ey benim koca paltom kısa geliyorsun bana,

Ömrü kısa olasıca uğursuzlar aldatıyorlar/ kandırıyorlar bizi.


Kaynak – Къэбэрдей литературэм и тхыдэм теухуа очеркхэр (Kabartay Edebiyat Tarihi Üzerine Etüdler), Налшык, 1965, s.46.


Bu yazı toplam 3501 defa okundu.





hapi cevdet yıldız

Navurjan,

Siz sorduğum sorulara yanıt vermiyor, konuyu laf kalabalığına boğuyorsunuz.

Havdıko Mansur, Battal Hüseyin Paşa olayı gibi değişik dönemlere ait olayları aynı sepete dolduruyorsunuz. General Yevdokimov diyecek yerde dalgınlıkla General Yermolov diye yazmış olmamı bile kötüye yorumlamak istiyorsunuz. Konuları bilmediğiniz halde biliyor kurnazlığı içindesiniz.

1774 Kabardey'in ilhakı ile 1829 Edirne Antlaşması hükümlerini bir tutmaya çalışıyorsunuz. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması öncesinde ve sonrasında ne oldu? Savaşta Kabartaylar Ruslarla birlikte Osmanlılarla savaştılar ve Osmanlıların yenilmesine katkıda bulundular. Bu büyük bir hataydı.

O savaştan sonra Osmanlı bir daha belini doğrultamadı. Denge siyaseti sayesinde ayakta kaldı. Kabardey beyleri işbirlikçi siyasetlerini 1846'da Şamil'e karşı da kullandılar, Rusları desteklediler, Şamil'in Doğu Kafkasya ile Çerkesya'yı, daha geniş bir ifadeyle Kuzey Kafkasya halklarını birleştirme projesini akamete uğrattılar. Bunu savunulur yanı var mıdır?

Allen'in 1768-1774 savaşına ilişkin sözlerine yanıt vermenizi istedim, vermediniz, daldan dala atlayarak kaçtınız. Çerkes-Rus savaşında (1829-1864) Rus birlikleri içinde bir Ermeni birliği bulunduğunu, 21 Mayıs 1864'te Kbaada yapılan törene katılan birlikler içinde kimlerin yer aldığını yazmanızı istedim. Kıvırdınız.

Şapsığlara ilişkin münferit olayları zikrediyorsunuz. Yunan Anadolu'ya geldiğinde, örneğin Balıkesir Belediye başkanının Yunan işbirlikçiliği yaptığı ve Yunanistan'a kaçtığı söyleniyor. Bu durum Balıkesir'i işbirlikçi yapar mı? Abat'ın Ruslara kaçması Şapsığları işbirlikçi yapar mı? Hainler her zaman ve her yerde bulunabilir. Bjeduğ kolluk gücünün Yevdokimov'un Şapsığlarla yaptığı savaşa katılmadığını söyledim. Bu onurlu bir davranış. Bu onurlu davranışı göstermeyenler yok mudur?..

Antlaşmaları soruyorsunuz.

Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış, uluslararası antlaşmalar imzalandıktan sonra tanımama işe yarar mı? Çerkesya örneğinde yaramadığını gördük. İşe yaraması için güç gerekir, Sevr'i yırtan Anadolu gücü gibi. Boşuna konuşuyorsunuz. Kaçamak güreşiyorsunuz. Sizin Şapsığ, Kabartay ya da bir başka kabileden olup olmamanız durumu değiştirmez. Laf kalabalığı yapıyorsunuz. Sorduğum sorulara yanıt vermiyor, kaçıyorsunuz. Bu kadar...

11 Temmuz 2018 Çarşamba Saat 08:35
Navurjan

Tatlıses-Kuantum ikileminden de vahim bir yerlere evriliyoruz... Hadi hayırlısı...

Balkız'ın Treni ile cıktığınız yolda Belgrad ve Kucuk Kaynarca antlaşmalarına da böyle şaşı bakmanız hiç şaşırtıcı degil.

Kendi içerisinde bile çelişkili bir sürü cümle yazmışsınız ama cevap yok, sonuç yok. Şimdi biz tekrar soralım iki antlaşmanın arasındaki fark nerede?

1774'de konu olan topraklarda Kabardeyler yaşadığı için ilhak, 1829'da konu olan topraklarda Şapsığlar yaşadığı için ilhak değil öyle mi?

Evet içinden geçtiğiniz tarih tedrisatına göre de I.Dunya Savasında Osmanlı yenilmedi, Almanlar yenildiği için Osmanlı da yenik sayıldı ne de olsa!

1829'dan önce bağımsızlık, 1774'den önce tarafsız bölge vardı??

Bu tarafsız bölge tanımını uluslararası hukuka göre bir açıklar mısınız? Veya Kuban'ın güneyinde kalan toprakların bağımsızlığının hangi antlaşmaların hangi maddelerine göre kimler tarafından tanındığını? Kucuk Kaynarca ile beraber 1774 de kabul edilen Osmanlı-Rus sınırını da eklerseneniz hep beraber aydınlanırız.

İlginç bakış açınıza birbirinden ilginç dayanaklar arıyorsunuz. Şapsığlar topraklarını korudu, Kabardeyler topraklarını korumadılar diyor yine aynı yalana başvuruyorsunuz.

Size Mezdeug'da ilk savaşların nasıl başladığını, Bometyiko Mıssost'u, neden Janhot'un yerine Pshıxeme'arıpsh seçildiğini, Xase'yi, savaşların nasıl devam ettiğini... II.Ketarina'yı, Potemkin’i, De Medem'i anlatmak isterdim ama nafile...

Bunun yerine Prof. Penesh Asker'in cevirisi bizzat sizin tarafınızdan yapılmış satırlarıyla cevap verelim;

"…1774 yılı öncesi bağımsızlık döneminde Adıge toprakları(Kabardeyler Kuban Irmağı doğu yakası boyunca yayılmışlardı, şimdi esameleri okunmuyor, o yerler Adıge nüfusundan tamamen temizlenmiş durumda. Bu soykırım toprağında şimdi Nevinnominsk, Essentuki, Kislovodsk ve Pyatigorsk gibi Rus kentleri oluşmuş bulunuyor)…"

"…1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'na göre Kabardey toprakları Rusya'ya bırakıldı. İşin burasında şu durumu belirtmemiz gerekiyor, her iki ülke, Rusya ve Osmanlı Devleti, kendilerine ait olmayan toprakları da aralarında paylaşıyor ve o topraklarda yaşayan insanları boyunduruk altına alıyorlardı…"

"…İlk dönemde 1778-1798 yıllarında, Kabardeylerin özgürlük mücadelelerine önderlik edenler daha çok aristokrat sınıfından kişilerdi..."

"Ikinci dönemde, 1799 - 1807 yılları arasında, Kabardey'deki özgürlük savaşında öne çıkan önderler Abıko Efendi komutasındaki kişilerdir..."

"Üçüncü dönem, 1808 yılından başlayıp 1825 yılına değin uzanan çarpışmalar sonunda Kabardey topraklarında tam bir Rus denetimi sağlandı..."

Kaynak; Prof. Dr. Penesh Asker "Cerkesya Kurtuluş Savaşı'nın Önderleri ve Komutanları (1763-1864). Çeviri; Cevdet Hapi! Cherkessia.net, 6 Agustos 2014.

Balkız'ın Treni de nihayet Çerkesk'e varmış. Battal Paşa'nın ihanet ederek yanındaki altınlarla beraber Rus tarafına geçişine de Kabardeyler sebep olmuş. Belki Battal'ın kendi isteği dışında Kafkasya'ya gönderilmesine sebep olan entrikaların ardında da İstanbul'da yaşayan Kabardeyler vardır.

Birbirinden alakasız bir çok konuyu aynı kompozisyon içerisinde ele alıp yanlış sorular eşliğinde çelişkiler oluşturmaya çalışmak bir polemik taktiği mi sizin için bilemiyorum ama bu ancak kendi içinizdeki tartışmalarda işe yarar. Kafa karışıklığı oluşturmaya çalışırken bu sefer ilk önce sizin kafanız karışmış. 1860'da hangi Yermolov'a Bjeduglar hayır demiş de "başkaları" destek vermiş?

General Yermolov 1861 ilk baharında öldü, sizlere ömür. 1860 yılında ise 88 yaşındaydı ve aktif hiç bir görevi yoktu, hastaydı. En son görev yeri ise Moskova idi ve bu görevden de 1855 yılında yaşlılığından ötürü ayrılmıştı.

Bjeduğlar, Yermolov, Ermeniler derken Hatukaylar, Suvorov, Ermeniler çağrışım yapıyor ama arada nerdeyse bir asır var. Tarihleri mi karıştırdınız demek istiyorum ama bu olaylar hakkında hiç bir şey bilmediğinizi Pshı Çerçenoko'nun ismini bile duymadığınızı düşünüyorum.

W.E.D Allen'dan alıntıladığınız cümleleri neden tekrar tekrar yazıyorsunuz anlayamadım. 1768-1774 savaşları sırasında Osmanlı'nın Adige ve Çeçenleri Rusya'ya karşı kullanmaya çalıştığı ve bunda başarısız olduğu bir sır değil ki.

Kolluk kuvvetleri? Rusya'nın işgal ettiği bölgelerden- "amanat" olarak alınan çocuklardan bile- oluşturduğu birliklerin varlığı ve faaliyetleri de sır değil.

Bunlarla nereye varabileceginizi düşünüyorsunuz?

Peki yapmaya çalıştıgınız bu vurgulardan hareketle öz be öz Şapsığ Abbat'ları nasıl yorumlayacaksınız? Rus tarafına geçişlerini, öz kardeşleri Şapsığlara karşı nasıl savaştıklarını, bu olayların Adıge direnişi açısından nelere mal oldugunu nereye koyacaksınız?

Cevdet bey, tüme-varım matematiksel bir metoddur, modern tarih biliminde yeri yoktur. Tarihçiliğe soyunmuşsunuz ama metodoloji sıfır. Subjektif yargılarınızla munferit örnekler üzerinden sonuca gitmeye çalışıyorsunuz. Gidemezsiniz...

Hekuç Hable-Amasya-Hamamözü köyü (şu anda belde). Köyün kuranlar katıksız Şapsığ. Doğal olarak yanlarında, etraflarında bir Pshı da yok. Türkiye'ye geliş tarihleri 1888. Yani 1864'den tam 20 yıl sonra.

Şimdi sizin yöntemlerinizle Şapsığların da tamamı soykırıma maruz kalmadı, sürgün olmadılar sonucuna mı varalım?

"Natuhaylar 1861'de boyun eğmiş". Halen aynı saçmalığı tekrarlıyorsunuz. Boyun eğmediler, katledildiler. Geride kalanların da ne savaşacak gücü ne de imkanı kalmıştı. Bildiğim kadarıyla coğrafya öğretmenisiniz ama coğrafi faktörleri bile gözden kaçırıyorsunuz. Neyse belki Natuhay "yiğitliğini" su satırlardan anlarsınız. Size rahatlık olması açısından Türkçe çeviriden aktarıyorum.

" Savaş Şarkısı...

Rus Generali Şad Kalesine geldiği zaman heyet toplandı... Sarı saçlı General geldi: O ne hak ediyor? 'Büyük bir savaş' dedi Çerkesler. Gaziyiko Pşımaf, senin kalbin Saberkveş Dağı kadar büyüktü. Fakat savaş alanında başsız olarak düştün. Cennetin kapıları senin için açıldı ve oradan sen içeri girdin. Savaş sırasında Aslan atını ayaklarıyla yönetti ve düştüğü zaman da onu çelik zırhıyla örttüler...

Şapsığlar tepelerin kenarından bakarken, Natuhaçlar kılıç elde savaş alanına daldılar ve orada öldüler...

Havudyiko Mansur, ata bindiğinde yiğitlerin yiğidi meclislerde bilgelerin bilgesiydi. Kalabatyuko Hatukay kendisi ve atıyla gurur duyarak kılıcını çekti ve savaş alanına daldı..."

"O sırada Ruslar, şimdi tamamlanmış kalenin (Abın kastediliyor a.n) yapımı için oraya gidiyorlardı... Bu sırada aralarında, Ruslara nasıl saldıracakları konusunda ateşli bir tartışma oldu. Guzel Beg'in (Tığujıko Kızbeç kastediliyor. a.n) emrindeki Şapsığlar tüfek kullanmak için oy kullandılar-eminim Guzel Beg onlara katılmadı. Mansur ile adamları ise ellerinde kılıç olduğu halde aniden Rusların arasına dalarak, ya bir şeyler elde etmek ya da bu uğurda ölmek istediler... Kendilerine Guzel Beg(Tugujıko Kızbeç) ile bir kaç Şapsığ daha katıldı.

Geride kalan 150 kadar Şapsığ, kesin bir şehadet olarak gördükleri bu olayın sonucuna bakmak için beklemeye başladılar. Fakat sonuç savaşa katılan bütün 500 kişi için böyle olmadı. Yaklaşık yüz elli kişi öldürüldü ve geride kalanlar oldukça şiddetli bir savaştan sonra yedi arabayı yakalayarak getirmeyi başardılar! Bu olay sırasında gösterilen kahramanlık ve korkaklık, sana gönderdiğim şarkıda anlatılmaktadır."

James Bell. Çerkesya'dan Savaş Mektupları. Sayfa 176. Sayfa 200-201.

(James Stanislaus Bell - Journal of a Residence in Circassia during the years 1837-1838 and 1839. London, 1840.

James Bell - Çerkesya'dan Savaş Mektupları 1837-1839. Çeviri: Sedat Ozden, Kafkas Vakfı Yayınları 1998 İstanbul.)

Cevdet Bey ısrarım sürecek, Adıgeleri bölme uğraşınızdan vazgeçin. "O savaştı bu savaşmadı, o sürüldü bu göçtü, o boyun eğdi öteki silah bıraktı vesair..." Vazgeçin bu çoçukca söylemlerden.

Kendim de bir Şapsığ olarak diyorum ki; Biz Adigeyiz, Biz Biriz! Tarihimiz de bir bütün. Topluca başımıza gelen felaketin adı soykırım. Büyük Öncu ve Artçılardan oluşan çok şiddetli bir deprem!

21 Mayıs'da Ana Sarsıntı'yı simgeliyor. Elbette ki Ana Fay Hattına daha yakın olanlar daha fazla zarar gördüler, elbetteki Ana Sarsıntı'dan daha fazla etkilendiler. Bunu tartışmak abesle iştigal. Bugün Kafkasya'da Ubıhların ismini andığınız zaman tarihi çok iyi bilmeyen insanların bile yüreklerindeki sızıyı yüzlerinde görürsünüz.

Tercih sizin, ister kendi özeleştirinizi yapar nelere sebebiyet verdiğinizi düşünür ve mesainizi gerçekten bu topluma yararlı olmak için sarf edersiniz. İster Şorten Askerbi'nin portresini duvarınıza asar yürüdüğünüz yolda devam edersiniz...

Saygılar.

10 Temmuz 2018 Salı Saat 00:40
hapi cevdet yıldız

Sayın Nogay Rauf, Kabardey halkı ile Rus işbirlikçi beyleri (pşı) bir tutmamak gerekir. Ben halkı değil, beyleri sorumlu görüyorum.
Ayrıca söz konusu olarak 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı sırasındaki tutumdur. Daha öncesi ve daha sonrasını ele alıyor değilim. Kabardeyler hep Rus yanlısı idiler diyen yok. Öyle olsaydı göç olmazdı. Bir de 1860'larda yapılan göçler söz konusu. Savaş değil barış daha değerli. Keşke hiç savaşılmasaydı. Bazıları atalarımız Ruslarla savaştılar diyerek bir üstünlük elde edemeyiz.

Dikkat ederseniz 1800'lü yıllardan söz ediyorsunuz. Çünkü Rus kolonizasyonu yoğunlaşmıştı. Kolonizasyon, toprağın Rus nüfus yararına Adıgelerden alınması demek. Kabardeylerin kolonizasyona karşı direnmeleri, ticari kısıtlama ve ablukaları yarmaya çalışmaları çok doğal. Ben bunlara değinmedim.

Küçük, ama önemli bir tarih kesiti üzerinde durdum. Kabardey, Şapsığ ya da Vıbıh değil, bütün Adıge-Çerkesleri bütün görmek, tarihi verdiğiniz Ali-Hasan Kasumov'ların gördüğü gibi bütün halinde ele almak gerekir diye düşünüyorum. Bilmem analatabildim mi? Saygılar.

08 Temmuz 2018 Pazar Saat 23:51
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net