Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nurdan Şahin
SILA ve ELİT ve SABİHA ve…
16 Kasım 2018 Cuma Saat 23:34

Kadın acaba ne yaptı, ne söyledi de adam bu kadar delirdi? sorusunu soranlarla hiç işim olmaz; çünkü şiddetin hiçbir haklı sebebi olmaz nokta!


Doğru bildiniz, son günlerde tüm medyayı işgal eden Sıla – Ahmet Kural olayından bahsediyorum. Kadına karşı şiddette, şiddet uygulayan erkeklerin savunmaları hep ayni. Kimi doğrudan, kimi Kural gibi son derece “akıllıca” yazılmış savunmasında, satır aralarında toplumun “ahlak” kurallarını kaşıyacak imalarda bulunuyor: “evime” gelmişti; “söylediklerini saygımdan tekrarlayamam”, “ikimiz de içkiliydik” gibi. İlk ikisiyle aklınca Sıla’yı kamuoyu gözünde küçük düşürürken, içkiliydik sözü hem neden, hem mazeret ima ediyor- sarhoştum, ben ne yaptığımı biliyor muyum ki! Bil kardeşim; bilemeyecek kadar içme. İçince eline-diline hâkim olamıyorsan, o merete elini sürme.


Her gün ortalama 400 kadın şiddet görüyor bu ülkede; çoğu kadın susuyor, kol kırılsın yen içinde kalsın diyor; haklı olarak kendi hakkında çıkacak dedikodulardan çekiniyor. Şikâyette bulunan az sayıda kadın, genellikle ya uzlaştırılmaya çalışılıyor özellikle evliyse, kutsal aileyi koruma adına; ya da failin Ahmet Kuralvari savunmalarına, erkek dayanışması cevaz veriyor ve fail “ağır tahrik” ten tutuksuz yargılanıyor, ceza indirimi alıyor; kadın şikâyet ettiği ile kalıyor.


Bu kez böyle olmadı ama; en azından şimdilik. Sıla, kendisi ile ilgili söylenecekleri, trollerce sosyal medyada linç edilmeyi göze aldı ve şikâyetçi oldu. Ciddi bir toplumsal destek geldi bu kez; tepkiler nedeniyle kim bilir kaç sıfırlı reklam kontratı iptal edildi saldırganın. Muhtemelen arkası da gelecek. Toplumsal desteğin yanında akıl almaz tepkiler de oldu tabii. Rating peşindeki TV tartışma programlarında bazı magazin figürleri Ahmet Kural’ı mazur göstermeye çalıştı; AÇSH Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ise, Sıla’yı arayıp geçmiş olsun dediği için, kendi mahallesinden resmen saldırıya uğradı – aileyi koruması gerekirken, aile dışı bir ilişkide neden müdahil olurmuş! İnsan olduğu için olabilir mi acaba?


Bu olaydan kısa bir süre önce, gencecik bir dizi oyuncusu Elit İşcan, bir dizi film setinde, kendisi gibi genç meslektaşı Efecan Şenolsun’un sözlü ve fiziki tacizine maruz kaldığını, set sorumlularına şikâyette bulunduğu halde hiçbir tedbir alınmadığını ve hukuksal yollara başvurduğunu açıkladı. Ortada dayak raporu olmadığından mı, oyuncular çok genç ve Sıla- Kural ikilisi kadar ünlü olmadıklarından mı bilinmez, olay medyada yer aldı ama çok ilgi toplamadı.(1)


Birkaç gün önce ise, sosyal medyada rastladığım, Gaziantep’te bir yerel gazetede çıkan bir şiddet olayı var (2) Sezer Samış adlı bir adam, gece geç vakit eve alkollü geliyor; uyuyan karısını uyandırıp, müzik çalıp oynamasını istiyor. Kadın reddedince de tüfekle vurup kaçıyor. İki çocuk annesi Sabiha Samış kurtarılamayarak hayata veda ediyor; yaşadığına hayat denebilirse tabii. Muhtemelen bu adamın daha evvel vukuatları olmuştur ama kadıncağız şikâyette bulunmadığı, bulunsa da kimseden destek görmediği için suskunluğunu hayatıyla ödemiştir. Yeterince toplumsal baskı olmazsa, Sabiha’nın kocasına itaat etmeyerek onu tahrik ettiği, adamcağızın sarhoş olduğu ve ne yaptığını bilmediği, ayrıca kravat takıp pişmanlık duyduğu için hafifletici sebepler uygulanacak, “makul” bir ceza ile paçayı kurtaracaktır muhtemelen.


Kadına şiddet, inanç, eğitim, sınıf ve sosyal statüden bağımsız olarak düşündüğümüzden çok daha yaygın. Geçmişe göre olaylarda mı artış var yoksa artık bu tür olaylar, hem yasal gelişmeler hem de kadın örgütleri ve sosyal medya sayesinde daha mı çok duyuluyor bilmiyorum çünkü geçmişe yönelik çok istatistik yok. Şiddet olayları da zaten ancak resmi başvuru olduğu zaman istatistiklere giriyor. Sadece Sabiha gibi daha konservatif ortamlarda yaşayan kadınlar değil, ekonomik bağımsızlığına sahip, meslek sahibi kadınlardan da şiddet görenler var ve onlar bundan utanç duydukları için yasal haklarını kullanmıyorlar. Bu açıdan, Sıla’nın davranışı, duruşu çok önemli. Yapılabilecek tüm negatif yorumları göze alarak, yasal yola başvurdu ve şiddet gören ya da şiddet görme riski olan pek çok kadına cesaret verdi. Elit İşcan da öyle. Tüm dünyada, bu tip olaylarda, ünlülerin verdiği tepki medyada daha fazla yer buluyor. A.B.D.’ndeki “Me Too” hareketi de ünlülerle ve ünlülere yönelik başladı ve bu nedenle bütün dünyada ses getirdi.


Sıla ünlü bir insan; şiddet gördüğüne dair somut delilleri var; bütün bunlara rağmen, mahkeme 6 aya kadar uzaklaştırma cezası verme yetkisi varken, saldırgana sadece 3 ay veriyor. 6 ay için acaba ne olması gerekiyordu- kemiklerin kırılması, hayati organ kaybı falan mı? Bu da yetmezmiş gibi, mahkeme bir de uzlaştırmaya yönlendirmiş tarafları. Bütün sorun da bu zaten - sistem direniyor.


Oysa bu konuda ülkedeki yasal düzenlemeler mükemmel olmasa da, oldukça iyi düzeyde. Kadına şiddetin tanımı ve önlenmesine yönelik en kapsamlı belge olan ve halen yanılmıyorsam 45 ülkenin imzaladığı İstanbul Sözleşmesi’ni (3), 2011’de ilk imzalayan ve mecliste onaylatan ülkeyiz. Belki de bu, AİHM nezdinde, kadını şiddete karşı koruyamamış olmaktan hüküm giyen ve ceza ödeyen ilk ülke olmamızdan kaynaklanıyordur – her neyse. Sözleşmenin temel fikri şöyle özetlenebilir: Şiddet hiçbir şart altında normalleştirilemez; gelenekle ilişkilendirilemez. 


Devletin birinci görevi, kadına karşı şiddeti önlemek; önleyemediyse etkin koruma kanunu uygulamak; bütün bunlara rağmen kadın zarar gördüyse, adaleti sağlamaktır. Yani sarhoştu, sarhoştum, beni tahrik etti, aldattı, el âleme rezil etti gibi bahaneler şiddeti mazur göstermez, cezasını hafifletmez bu sözleşmeye göre. Mart 2012 de ise, şu anda çok gündemde olan ve aşırı muhafazakâr kesimin hedefinde bulunan 6284 sayılı yasa çıktı ki, sonradan kısmen değişse de, hala İstanbul Sözleşmesine uygun sayılabilecek bir kanun bildiğim kadarıyla.


Ancak, bürokrasi adeta direniyor. Sığınma evleri son derece az ve yetersiz. Kadınların cesaret gösterip, şikâyette bulunduğu durumlarda mahkemeler, Sıla’da olduğu gibi, uzaklaştırma tedbirini mümkün olduğu kadar kısa veriyor; koruma kararını sadece adresle sınırlı tutuyor, geç tebliğ ediyor, uzlaştırmaya çalışıyor, koruma süresi içinde yeniden şiddet olduğunda, anında uygulanması gereken “zorlama hapsi” ni uygulamaktan imtina ediyor. Bu tip uygulamalar nedeniyle, “ koruma talebiyle savcılığa başvuran kadınların %73’ü, sığınma evlerinde olan kadınların ise %27’si cinayete kurban gidiyor.” (4)


Kısacası, durumun değişmesi için, kanun çıkarmak yetmiyor; çıkan kanunların arkasında duracak siyasi irade gerekiyor. Siyasi irade zihniyet nedeniyle oluşmuyorsa, toplumsal baskı nedeniyle oluşabilir ancak. Bu konuda umut veren bazı gelişmeler var. Öncelikle dünyada kadın hareketi giderek güç kazanıyor, etki yaratıyor. “Me Too” hareketi tüm dünyayı etkisi altına aldı. Hareketlenme sadece batıda değil; İran’da kadınlar kendilerine dayatılan yasaklara karşı ciddi ve yaratıcı bir mücadele gösteriyorlar. Türkiye’de de kadın hareketi güç kazanıyor, hem de her kesimden kadını kapsayarak. Dahası “yanındayız” diyen erkeklerin sayısı yavaş da olsa artıyor. 


Kadir Has üniversitesinin Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı (5) araştırmasına göre, “bir erkek ailenin dirlik ve düzeni için zaman zaman şiddete başvurabilir” cümlesini onaylayanların oranı 2016’da %14, 2017’de %10 iken 2018’de sadece %5. ”Aile içi şiddet görmezden gelinebilir” cümlesini onaylayanlar, 2016’da %18 iken, 2018’de %7’ye düşüyor. “Boşanmış kadının iffeti eski kocasını ilgilendirmez” cümlesini onaylayanlar ise, 2016’da %52 iken 2018’de %75’e yükselmiş. Bu verilere göre, kadına yönelik şiddete neden olduğu düşünülen “geleneksel” temel çok şükür ki giderek zayıflıyor. Bu gelişme mutlaka bir gün, bir şekilde siyasi iradeye dönüşecek ama bunun için hepimizin çabası gerekiyor.


(1) http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/magazin/oyuncu-elit-iscandan-taciz-iddiasi-40998736 


(2) http://www.gaziantepgunes.com/80618/Muzik-%C3%A7alip-oynamadi%C4%9Fi-i%C3%A7in-esini-oldurdu


(3) http://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/uploads/file/istanbul_sozlesmesi.pdf http://kadinininsanhaklari.org/wp-content/uploads/2018/06/Istanbul_Soz_TR_Izleme_Pl-atformu_G%C3%B6lge_Rapor2.pdf 


(4) http://www.kahdem.org.tr/?p=298 


(5) http://www.khas.edu.tr/w243/files/2018TCKAA-9mart2018-V2.pdf


gusips


Bu yazı toplam 3593 defa okundu.





JANXOT

Orada mıydınız gördünüz mü Sıla'nın şiddet gördüğünü. Dayak yedim diye ününe ün katmak isteyende çok oldu Türkiye'de. Bazen bazı şeyler göründüğü gibi değildir. İyi akşamlar.

23 Kasım 2018 Cuma Saat 20:59
Gubj Erdal

Kadın, çocuk, yaşlı döven erkek aşağılıktır. Hayatımda bir kere denk geldim karısına eczanede tokat atan adama bende onu tartakladım. Eczacı hanım kimi suçladı? Beni suçladı dükkanımda olay çıkardın diye.

21 Kasım 2018 Çarşamba Saat 10:53
JANSET MERCAN

Kadınlar dünyanın her yerinde dayak yiyip, şiddete maruz kalıyor. ABD'de her yıl 4 bin kadın dövülerek öldürülüyor, Türkiye'de kadınların yüzde 79'u şiddet görüyor. Gelişmiş, azgelişmiş, gelişmekte olan hiç farketmiyor. :(

Türkiye, dayak konusunda yüzde 58'le, Bangladeş (yüzde 47), Etiyopya (yüzde 45), Hindistan (yüzde 40) ve Mısır'ın (yüzde 34) önündeymiş. :((

17 Kasım 2018 Cumartesi Saat 22:16
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net