Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
Bir Coğrafyadan Silinmek
08 Mayıs 2019 Çarşamba Saat 14:15

21 Mayıs yaklaşıyor.

Bir Çerkes/ Adığe olarak içim acı ile doluyor.

Bütün yaşanılanlar, insanın gözlerinin önünden geçiveriyor.

Atalarımızın çektiği acılar, felaketler, kayıplar, bir daha hiç bir zaman yerine konulamayacak.

Bir daha tekrarı olmayan bir tarihe bakıyoruz.

Verdiğimiz nefesi, geri almak mümkün mü?


Fakat hayat ile ölüm, bir diyalektik süreç.

Bu birbirlerini izleyen süreçleri tanımak ve hayata tutunmak gerekiyor.

Her şey olup, bitiyor, insan da, dünya da, tarih de bir gün bitecek.

Evren için henüz düşüncemiz eksik, söyleyecek bir sözümüz yok.


Yaklaşan Çerkes Soykırım ve Sürgününü anma yıldönümü yaklaşırken Anadolu Rumlar'ının yaşadıkları aklıma ve yüreğime düştü.

Milyonlarca insanın hayatını etkileyen ve kökten değiştiren bu acılı olayları anmak istedim.

Dolayısıyla yazıma Anadolu Rumlar'ının uğradıkları mağduriyeti içimde hissederek başlamak istedim.


mübadele ile ilgili görsel sonucu

Anadolu Rumlar'ının zorlu süreçleri XX.yy. başından itibaren başlamış. 

 

1908’de Rum erkekleri zorunlu olarak askere çağrılmışlar. 

1914’de seferberlik sebebiyle bu tekrarlanmış, genç ve üretken nüfusları savaş, açlık, kıtlık vb sebeplerle azalmış. 

1921’de 15 yaşından büyük erkekler Asya’nın derinliklerine sürgüne gitmişler.

En sonunda 1923’de mübadele ile 1.2 milyon daha Rum vatanlarını terk etmek zorunda kalmış.

Böylece bir halk binlerce yıldır yaşadıkları coğrafyadan silinmiş oldular. 


Bugün Türkiye(çoğunluğu İstanbul)'de 3 bin kadar Rum'un yaşadığı tahmin ediliyor. 


Ah ulan insanoğlu! 

Bu açgözlülüğün, fütursuzluğun, vurgunculuğun, kendini şu koskoca yeryüzünde bir oraya bir buraya savurup, dağıtmaların! 

Türk'ü, Asya'dan, Avrupa'ya kovan da, Balkanlar'dan, Anadolu'ya sıkıştırın da sensin, Rum'u, Ermeni'yi, Anadolu'dan çıkartan da. 

Çerkes'i Kafkasya'dan boşaltan da bir başka ulus filan değil, bu doymak bilmez iştahlar, bu tükenmek bilmez mal-mülk sevdası. 

Bu bizim, insanların, insanlığın tarihi, insanın insanlığı ile sınavıdır. 


Ve orada (dünyada) ölen de, öldüren de, zalim de, mazlum da, katil de, maktul de, ezen ve ezilen de biziz, kendimiz. 

Bu devasa hengamede, muhteşem varoluş sırlarıyla düzende,kaosta, kozmosta, iyilikte, kötülükte biz olduk. 


Onun için sırası geldi mi kendi gözlerimiz ile görmek kadar, karşı taraftan da bakmayı ve görebilmeyi başarmalıyız. 

Empatik olmak, objektif bakmak her şeyi daha iyi anlamamızı sağlar. 

Çünkü insanlığın tarihi, Tanrı'nın gözleriyle daha şeffaf, daha geniş ve daha net görünür. 

Oradan baktın mı bu öykülerden oluşan uzun ve bitimsiz romanın yani tarihin acı da olsa tadı başka çıkıyor.


Ezilmiş, parçalanmış, yok edilmiş, yok olmuş olabilirsin.

Fakat herkese bir şans verilmiş olabilir.

O şans; bilinmez avuçlarımızın içinde dahi olabilir.

Onun için şöyle düşünüyorum; yanlışsam da düzeltiverin:

İnsanı insan yapan düşünmesidir.

Düşünmek, zor bir iştir.

Düşünce üretmek ve sorunlara çözüm bulmak zeka, ustalık ve çaba gerektirir.

Fakat yeniden var olmak ve adalet arayışında öne geçmek zorundayız.

Hem geçmişi kabullenip, kadere boyun bükmek bizim gibilerin yapacağı bir şey değil.

Hem kendimize biçilen kaderi, başkalarına biçmek de doğru değil.

Ne yapacağız?

Ne yapmalı?

Ki yapılan hem doğru, hem iyi, hem kendi menfaatimize, hem insanlığa, hem de çağa ve uygarlığa uygun olsun.


Dikkat edin! 

Bu yaşadıklarımız çok insani, herkesin yaşadığı ya da bundan sonra yaşayabileceği sorunlar.

Fakat bir karar vermek zorundayız.

Yukarıda kısa vurup, geçtiğimiz, değindiğimiz gibi bir sınav, bir insanlık sınavından geçiyoruz.

Kimi zaman kendimiz, kimi zaman karşımızdaki olalım.

Durup durup, kendimize karşımızdakinin gözüyle bakalım.

Sorunlarımızı ve sorunlara yol açan herşeyi bütünlüğüyle tanıyamaz, kavrayamazsak çözemeyeceğiz.

Ve içine düştüğümüz bataklıkta çırpınıp duracağız.


Kimileri diyorlar ki, "hep konuş konuş, hep yaz yaz.

Hiç bir türlü sona varmıyorsun!"

Fakat biz daha neyi konuştuk, neyi tartıştık, sorunlarımızda neyi etraflıca ortaya koyabildik?

Daha hiç bir şeyi henüz tartışmadık, ne karşımızdakini, ne kendimizi etraflıca tanıyamadık.

Sorunlarımızın ana kaynaklarına inemedik.

Henüz istediğimizi bile yeterince anlatamadık.

Kendi toplumumuz bile zır cehalette yarışıyor.

Milyonlarca insan Çerkes olduğunu ya da Çerkes'in ne olduğunu dahi bilmiyor.

Hala eğitimin bittiğini, toplumun hazır olduğunu düşünebilenler var.

Onun için yıllardır Çerkes rönensansı ya da aydınlanması diyoruz.


Unutmamalı kişi bir yola çıkmadan önce kendi iç yolculuklarına çıkmış olmalıdır.

Yoksa yolculuğa hazır olmak, "ha!" dedin mi olacak bir şey değildir.


Her insanın bir yerlerde kökleri vardır ve o köklerin nerede olduğunu, kendisinin nereye ait olduğunu bilmek ister. 

Aidiyet, öz değerlerini tanımak, geleneklerini ve toplumsal-kültürel varlıklarını bilmek gerekli ve değerlidir. 

Soykırım, savaş, sürgün, mübadele, vb. bütün acılar sonraki kuşakları sırf bu sebepten kanatır. 

Giden, gelen dedelerimizde bu değişimle büyük ıstıraplar çekmişlerdir.


Kuşkusuz ne olduğunu, nereye ait olduğunu bilmek kadar, yeni kuşakların zamanda ve mekanda asılı kalmamaları demek, çağı, uygarlığı, insanlığı ve önümüzde duran yığınlarca sorunu tanıyıp, çözüme ulaştırma çabasıyla mümkündür.

"Hangisi daha iyidir" diye soru sormaya ve zaman yitirmeye gerek yok.

Belki kimilerine göre "hiçbir yere ait olmamak, sadece dünyalı olmak yeter."

Fakat o kimileri hep eksiklik hissedeceklerdir.

Birileri eskilerden, geçmişten, yaşadıklarından, memleketlerinden, köklerinden, göreneklerinden söz ederken, kendini sürekli arayış içinde bulacaktır. 


Kötüdür soykırım, sürgün, savaş, mübadele, hele kök salamamak, vatansızlık, kendini hiç bir yere sığdıramamak, hiç bir yere ait hissedememek kötüdür.

Fakat biz kendi köklerimiz kadar, insanlık ve evrensel değerlerimizi de unutmayalım.

Bizi sonuca götürecek olan da nihayetinde köklerden çok, ağacımızın gövdesi, dalları ve yaprakları olacaktır.


Bu yazı toplam 2605 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net