Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dr.Seyok Bülent Özgönenel
Havva Anamızın DNA’sı
29 Haziran 2019 Cumartesi Saat 22:36

1987’de Nature dergisinde Cann, Stoneking, ve Wilson adlı yazarlar tarafından yayınlanan bir çalışma, insan genetiği çalışmalarında çığır açmıştır. Bu çalışmada araştırmacılar, dünyanın farklı bölgelerinden 147 insandan DNA örneği alıp incelediler. Araştırmacılar, özellikle mitokondriyel DNA üzerine odaklanmışlardı.


Görüntünün olası içeriği: yazı

DNA yani deoksiribonükleik asit, canlıların kalıtsal şifresini taşıyan çift sarmal yapısında bir moleküldür. DNA deyince aklımıza gelen hücrelerin çekirdeğindeki kromozomlarda bulunan DNA’dır. Bu DNA’yı toplumsal çalışmalarda incelemek zordur çünkü anne ve babadan gelen genler kromozomlar arasında değiştokuş edilir, üstelik bu genlerin sadece yarısı bir sonraki kuşağa iletilir. Kromozomlardaki gen sayısı yaklaşık 30 bin civarında olduğu için sonuçlardan mantıklı bir çıkarım yapmak da zordur.


Kromozomlardaki DNA’dan en çok işe yarayan Y kromozomudur çünkü bu kromozom babadan oğula iletilmektedir, üstelik sadece belli başlı genleri içerdiği için Y kromozomunu incelemek daha kolaydır. Ancak hücerede bir başka DNA şekli daha bulunmaktadır. Çekirdeğin içinde değil de hücrenin enerji santrali görevini gören mitokondrilerinde de DNA bulunmaktadır. Mitokondrilerde sadece 37 gen bulunmaktadır ve bu genler çok nadir değişikliğe uğrar. Üstelik her insan, mitokondriyel DNA’sını annesinden alır, çünkü mitokondri DNA’sı erkek sperm hücresinde değil döllenen kadın oosit hücresinde yer almaktadır. 


Bu demektir ki mitokondriyel DNA’yı takip ederek anadan kıza kalıtımı inceleyebiliriz. Mitokondriyel DNA’daki değişiklikleri ilk çıkış noktasına kadar takip edersek dünyadaki ilk kadının (yani Havva anamız!) mitokondriyel DNA’sını saptayabiliriz. Mitokondriyel DNA’daki değişiklikler çok yavaştır: her bir milyon yılda ancak % 2 ila 4 değişikliğe uğrar. Buna göre mitokondiriyel DNA’daki değişiklikler hesaplanarak moleküler saat oluşturulabilir ve insanoğlunun mitokondriyel DNA’sının yaşı belirlenebilir.


Araştırmacılar, Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya ve Yeni Gine’nin yerel kavimlerinden DNA örneği toplamışlardır. Araştırmacılar öncelikle mitokondriyel DNA’yı nereden keseceklerini anlamaya çalıştılar. Restriksiyon endonükleazı denilen enzimler DNA’yı farklı yerlerden keserek DNA’yı bölgelere ayırabilir. Bu kesme işlemini önce HeLa ve GM 3033 hücre kültürlerinde denediler ve mitokondriyel DNA’yı 133 farklı parçaya ayırarak bir haritasını ortaya çıkarttılar. (Bazılarınız belki hatırlayacak, HeLa hücreleri 1951’de Henrietta Lacks adlı zenci kadın hastanın kanserli dokusundan elde edilmiş ve hâlâ kültürlerde yaşayan ölümsüz hücrelerdir).


Mitokondriyel DNA haritası hazırlanınca en büyük gen farklılığının Afrikalılarda, daha sonra da Asyalılarda olduğu gözlemlenmiştir. En eski olan DNA’nın en çok değişime uğradığını varsayan araştırmacılar, insanoğlunun yani modern Homo sapiens’in 140-290 bin yıl önce Afrika’da ortaya çıktığını, 90-180 bin yıl önce de Afrika’dan çıkıp dünyanın diğer kıtalarına yayıldığını tahmin etmişlerdir. Nature dergisinde yayınlanan makalelerinde araştırmacılar, modern Homo sapiens’in atası (daha doğrusu anası!) olarak belirledikleri kadın için ‘mitocondrial Eve’ yani mitokondriyel Havva terimini kullanmışlardır.


Sonradan başka araştırmacılar bu konuyu incelemeye devam etmiş ve mitokondriyel Havva’nın ortaya çıkış tarihini 170 bin yıl önce olarak oturtmuşlardır. Sonradan yapılan Y kromozomu çalışmaları, ‘genetik Adem’in’ de benzer bir tarihte Afrika’dan çıktığını göstermiştir. İşin ilginç tarafı, arkeolojik bulguların ve dilbilimsel verilerin de bu moleküler tarihleri desteklemesidir. Afrikadaki dillerin zenginliği ve diğer dillerde bulunmayan, öğrenilmesi çok zor klik seslerinin sadece Afrika’da bulunması, ilk insan dilinin de Afrika’da çıktığını düşündürmektedir.


Fotoğraf açıklaması yok.

Araştırmada modern insanın kökeninin Afrika olduğunun belirtilmesi nedeniyle 1988 Ocak ayında Newsweek dergisi, zenci Adem ve Havva’yı gösteren bir kapak resmi koymuştur. Araştırmacılar, her ne kadar ‘Adem ve Havva’ adlarının bu çalışmalarda sembolik anlamda kullanıldığını belirtseler de, araştırmaların sadece ve sadece sayısal tahminler verdiğini hatırlatsalar da, toplumun genelindeki izlenim, araştırmaların kutsal kitaplarda geçen Adem ve Havva öyküsünü doğruladığı şeklinde olmuştur (!)


Sonuçta Cann, Stoneking, ve Wilson’un araştırması, genetik, dilbilim, paleontoloji ve arkeoloji bilimlerini kuvvetle etkilemiş, insanın kökenine bakışımızı önemli derecede şekillendirmiştir.


Bu yazı toplam 3634 defa okundu.





Ender. Ö. Özhan

Seyok Bülent hocam, ilk insanların ortaya çıkış hikayesinin baştan yazılması gerekecek desenize.

30 Haziran 2019 Pazar Saat 16:07
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net