Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tegulan Yakup Temel
Dünya’nın ''En Büyük'' Üniversitesi
04 Eylül 2019 Çarşamba Saat 23:12

19. Yüzyılın sonlarında, uzun mücadeleler sonunda vatanlarını terk etmek zorunda kalan Çerkeslerin Osmanlı topraklarına yerleştiği bölgelerden biri olan Uzunyayla yöresinde, Merzey Reşid isminde gözünü daldan budaktan esirgemeyen ve aynı zamanda bilge bir kişiliği olan bir adam yaşardı. Uzunyayla o zamanlar Sivas ili sınırlarına içerisinde bulunmaktaydı.


Günün birinde, devrin padişahı o yöre ile ilgili bir işi gerçekleştirmek üzere Sivas valiliğine bir emirname gönderir ve bunun içinde valiyi görevlendirir. İşe ilk Uzunyayla bölgesinden başlanınca Merzey Reşid bu konudan haberdar olur ancak yapılan şeyleri yanlış bulur. Bunu üzerine valiliğe giderek yapılan işin uygun olmadığını ayrıntılı ve mantıklı bir şekilde valiye izah ederek itirazda bulunur.


Konuya yapılan bu muhalefet çok geçmeden İstanbul’ da bulunan padişahada ulaşır. Padişah çok akıllıca yapılan bu itirazın gerekçelerini okuyunca tekrar bir düşünür ve itirazı haklı bulur ancak bir taraftanda bu mantıklı gerekçeleri ortaya koyan, hazırlayan kişiyi merak etmeye başlar; Uzunyayla gibi bilinmeyen ücra, kırsal bir bölgede böyle biri nasıl bulunabilirdi? Sonunda onu çağırıp tanışmaya karar ve Sivas valisine onu İstanbul’ a çağıran bir mektup gönderir. Sivas valiside bir görevli yollayarak bu mektubu Merzey Reşid’e verir.


O devirde, padişahın fermanına karşı gelen birinin İstanbul’a bu şekilde çağrılmasının pek hayra alamet olmadığı açıktı ve ne yapması gerektiği konusunda danışmak (kenkeş) üzere hemen Uzunyayla’nın büyükleri ve ileri gelenleri ile bir araya gelir. Haçeşlerin birinde yapılan toplantıda, asılma ihtimali olduğu için kimi gitmemesini, zorla götürüldüğü taktirde onu koruyacaklarını söylerken, bir kısmıda her şeye rağmen çağrıldığı yere gitmesinin daha uygun (yiğue) olacağını telkin eder.


Toplantının sonunda Merzey Reşid söz alarak şöyle der: Padişah beni asacaksa nerde olsa asar, yanına gidip durumu öğreneceğim”. Haçeşde bulunanlar Reşid’in bu kararını saygı ile karşılarlar. Reşid hiç telaşa kapılmaz ve çok geçmedende İstanbul’a gider. Padişah adet üzere cuma günleri namazdan sonra halkın arasına karışarak halka görünürdü. Gene bir cuma günü padişah namazdan sonra dört atın çektiği faytonu ile halkın arasında gezdiğini gören Merzey Reşid, kendisinin daha önceden hazırladığı altı atın koşulu olduğu son derece gösterişli faytonu ile ortalığa çıkar; halk padişahı bırakmış kim olduğunu bilmedikleri bu gösterişli faytona merakla bakmaktadır..Sonunda padişah da merak eder ve tanışmak üzere bu yabancıyı çağırır.


Tanışırlar...Padişah bu yabancının kendi fermanına karşı çıkıpta Sivas’ dan çağırttığı bilge adam olduğunu öğrenir;


“ Nerede okudun, nerede öğrenim gördün, hangi üniversiteyi bitirdin?”

“Dünyanın en büyük üniversitesini bitirdim..”

“ Darül Fünün mü?”

“ Hayır”

“ El Ezher mi?”

“ Oda değil”

“ O halde?”

“ Babamın üniversitesinde okudum”


Padişah misafirinin şaka yaptığını sanar. Daha sonra epeyce sohbet ederler. Reşid Çerkeslerden, onların kültürlerinden, haçeşlerinden, haçeşlerin bir üniversite gibi işlev gördüğünden söz eder.


Tanışma ve sohbetin sonunuda aralarında gelişen dostluk ve güvenin sonunda, padişah Reşid’e Erzurum valiliğini teklif eder. Bunu üzerine Merzey Reşid şöyle der:


“ Efendim, şimdi beni Erzurum valisi yaparsanız, Sivas için yaptığınız uygun olmayan bir karar çıkartırsınız, o kararı ben uygulamazsam sizin itibarınız, uygularsamda benim itibarım düşer. Onun için ben bunu kabul edemiyorum”


Merzey Reşid bu şekilde cevap verir ve Uzunyayla’ya geri döner.

.

* Bu olayı yıllar önce Çerkesçe olarak yazmıştık.


Bu yazı toplam 2026 defa okundu.





Ender Ö. Özhan

Haçeşlerimiz birer okul gibiydi. Saygı, dinleme, söz alma, kendini ifade edebilme, hepsi vardı. Bugün Çerkes tavrı diye bir şey hala söyleniyorsa eğer, bunun haçeş kültürünü alma ve hayata geçirmede katkısı büyüktür. Ne zamanki haçeş kültürünü yitirmeye başladık, yerine bir şey koyamaz olduk, çok şey eksildi hayatımızdan.

06 Eylül 2019 Cuma Saat 00:24
besleney

Şu anlattıgınız şey Nasrettin Hoca fıkrası diye anlatılsa gülünüp geçilir de, sözlü tarih diye anlatılıyor...Çok ama çok acıklı...."Altı atlı fayton-padişahın bile yok-o kadar havalı", bi sakin olun yaaa.....Üç yaşındaki kızımın izlediği çizgi filmde sizin Merzey gibi bir kahramanı padişahın çağırdığı oluyor da, çocuk bu yaşında onu didikliyor bana hesap soruyor/saçma diyor.....detaylara ve tarihselliğe hiç girmiyorum. Uzun yıllar önce keşfettiğim birşey var; şu, uzunyayla'da ismine referans yapılarak hikaye üretilen bilindik kişilerle ilgili anlatıların pek çoğunun, laz-yahudi-hristiytan-kürt-süryani vesair anonim fakat azınlık karakterlerin başrolünde olduğu, ağızdan ağıza yayılan ortak söylenceler olduğunu farkettim. Şu anlattığınız masal mesela, içinden Çerkes'i-Merzey'i çıkarın, yerine göre kürt-süryani-keldani-alevi-hristiyan-yahudi dilediğinizi koyun, azıcık da Çerkesler dışındaki azınlıklarla ilişki kurup onlara kulak verin, onlarca versiyonu olan uydurma bir halk söylencesi olduğunu göreceksiniz....Merzey Reşid ve örnekse Mole Yusuf ile ilgili anlatı çoktur....Doğru olma ihtimali olanlar olmakla birlikte, çoğu uydurma-uyarlama, aslı astarı olmayan masallardır.....

05 Eylül 2019 Perşembe Saat 20:00
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net