Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Küreselleşme ve Dil Sorunu
28 Aralık 2019 Cumartesi Saat 16:28
Günümüzde yeryüzünde 7 bin kadar dil konuşulduğu söyleniyor. Sayı daha önce daha fazlaydı. Azalma nedeni bazı dillerin ölmekte, sönmekte olması. Örneğin, Adıge dili ile bağlantılı Vıbıh dili gibi.

Hemen her ay birkaç dil sönmektedir. Bir varsayıma göre, önlem alınmadığında ve yakın bir gelecekte dillerin yüzde 90 kadarı (6,300 dil) sönecek, geride 700 kadar dil kalacaktır.

Vıbıh dilinin sönmesi

Vıbıh diline gelince, bu dili en son Balıkesir Manyas’ın Hacıosman köyünde küçük bir nüfus   konuşuyordu. Son konuşmacı, dilcilere göre, 7 Ekim 1992’de vefat eden Tevfik Esenç . Hacıosman’da şu an dili konuşan yok, ama  anlayan iki kişi var: ǒıv Özcan Komaç ve eşi Şhapĺı Sevinç Komaç. Vıbıh dilinin ve toplumunun çöküşü konusunda bk - http://circassiancenter.com/tr/wubihca-ve-wubihlar-uzerine-uc-soylesi-ve-bazi-bilgiler/

Vıbıh dili bir yana, Türkiye’de Adıge dili de konuşulan bir dil olmaktan çıkmıştır. Çıkmıştır derken çocukları kastediyorum, ileri ve orta yaş Çerkesler Adıgece konuşabiliyorlar.

Aynı  çöküş Rusya Federasyonu halklarının çoğu  için de söz konusu.  Adıgece ve Kuzey Kafkasya dillerinin çoğu çöküntü içinde. Devlet dili olmalarına karşın bu diller ölmek üzereler. Stalin’in “Geleceğin dünyasında tek dil konuşulacak” tezi, kehaneti, yoksa gerçek mi oluyor?

Ancak Adıge dilinin fire vermediği, konuşulduğu bir topluluk da var: 5 bin nüfuslu İsrail Çerkesleri.

Diller niçin ölüyorlar?

İsrail örneği, bir dilin, temel olarak, baskıcı devlet politikaları sonucu öldüğünü gösteriyor. Elbette tek neden bu değil. Oluşum, karşılıklı iki  nedene bağlı olarak gerçekleşiyor: 1) Egemen ya da baskıcı bir dil ya da devlet ve onun bastırdığı (ezdiği) bir dil olmalı, 2) Baskı gören diller ya da egemen devleti olmayan ve korumasız durumda olan diller de olmalı ve bu gibi korumasız diller sönüyorlar, Türkiye’deki Vıbıh (Ubykh) dili, Adıgece, Düzce’de Şapsığ’ın erittiği diğer Adıge lehçeleri ve Abazaca gibi.

Vıbıh dili, Çerkesya’da iken baskı görmemesine karşın, bir devleti ve koruma kalkanı olmadığından çoğunluğu oluşturan, devleti ya da koruma kalkanı da olmayan Adıge dili karşısında erimiştir. Bu eriyiş politik değil, sosyolojik  bir oluşumdur. Nedenleri, kısmen de olsa, daha aşağıdaki  linkte  sunulmaya çalışılacaktır.

Düzce’deki Adıge lehçeleri 1900’lerde bir yazı ve ibadet dili olarak benimsenen Şapsığ lehçesi içinde erimiştir. 

Şimdiki asimilasyon örnekleri ise,  baskıcı politikalardan kaynaklanmaktadır. Devleti olmayan bir dil, modern dünyada, Vıbıh örneğinde olduğu gibi, başka bir devleti olmayan dili artık ve daha önceleri görüldüğü gibi eritememektedir.

Doğal erime ile politik asimilasyon  farklı şeyler. İlki doğal, ikincisi bir kültürel soykırım ve bir insanlık suçudur. Hayvan haklarını ve soyu tükenmekte olan canlıları savunanlar, bu sonuncusunu görmeyebilirler.

Ölü diller canlandırılabilir mi?

Ölü bir dil canlandırılabilir mi? İsrail’deki  İbrani dili (ibadet dili olarak vardı) ölü bir dildi, İsrail devleti tarafından yeniden canlandırıldı, şimdi devlet dili. Britanya’daki Cornish ve Manx dilleri ise, yazılı ve resmi diller oldukları için devlet desteğiyle canlandırılmaya çalışılmakta ve o dillerde eğitim veren okullar açılmış bulunmaktadır. Resmi dil yapılarak İskoç ve Maori (1987) dillerinin   gerilemesi durdurulmuş, yeniden gelişim ve canlanma süreci  başlatılmıştır. Günümüzde artık bu gibi diller canlandırılabilir. Rusya’da ise, maalesef benzeri olumlu örnekler yoktur ve asimilasyon süreci  olanca hızıyla işlemektedir. Bu bir insanlık ayıbıdır, bir kültürel soykırım ve bir insanlık suçudur.

Ancak canlandırılacak bir ölü dilin yazılı ya da derlenmiş geniş bir edebiyatı olmalı. Yoksa diriltme fazla bir anlam taşımayacaktır. İbranicenin, İbrani  ibadet metinleri ve farklı Yahudi  (Yiddish, Ladino, vb) dilleri biçiminde oluşturulmuş yazılı edebiyatı ve  bir kültürü vardı.  

Böyle bir yazılı geçmişi olmayan, örneğin 300 dolayında sözcüğü saptanabilmiş bir  Hattice canlandırılabilir mi?..

***

Türkiye’de de Kafkas dillerini konuşan kalıntı topluluklar vardır: Örneğin K. Maraş’ın bazı Kabardey köylerinde   çocukların hala Adıgece konuştukları söyleniyor. Kendim bu yaz, 2019 yılı yazı, Düzce’de dağlarda yaşayan Laz  çocuklarının Lazca (Mohtice) konuştuklarına tanık oldum. Ancak bu gibi durumlar geçicidir. Bu tür kalıntı dil örnekleri küreselleşme etkilerinin ulaşmadığı ya da geç ulaştığı sapa  yerlerde görülebiliyor. O tür kalıntı diller de teknolojinin yoğun ulaşımı sonucu kuşkusuz sönecektir. Bu bir zaman meselesi. Çünkü bu tür dillerin koruyucu bir iktidar (egemenlik) gücü, bir koruma kalkanı yoktur. 

Korumasız Lazca, insanlık adına kurtarılmalıdır.

Günümüzde durum

Küresel çağda iktidar gücü ya da koruma kalkanı olmayan bir dil korunamıyor, alınacak kısmi önlemler de çözüm olmuyor, RF’deki diller gibi. RF’deki cumhuriyetler iktidarları göstermelik, cumhuriyetler vesayet altına alınmış olup, anayasalarda yazılı olan yetkilerin çoğunu  kullanamıyorlar: Örneğin, Maykop’ta 4 okulda Adıgecenin daha yoğun olarak öğretilmesi kararı alınmış. Yoğun ne anlama geliyor, 2-3 ders saati sınırlaması aşılabilecek mi? Aşılacak diyelim, peki, gerideki 146 okul  ne olacak?  Haftalık  2-3 saat Adıgece dersi ile anadili öğretilebilir mi?  Türkiye’de yabancı dil dersi ortaokul ve liselerde haftada 4 saat, ikinci yabancı dil 2 saat. Dil öğretilebiliyor mu? Hayır. Üstelik Adıgey’deki yabancı dil değil, yerli dil, anadili.

Öğrenci özel, takviye  ders alırsa yabancı bir dili öğrenebiliyor.

 İsrail Çerkesleri

İsrail örneği çarpıcı. İsrail 9 milyon nüfuslu cüce bir ülke, ama bir teknoloji devi. Böyle bir ülkede 5 bin kişilik küçücük bir topluluk olan Çerkesler nasıl oluyor da dillerini diri tutmuşlar ya da tutabiliyorlar? İletişim desen yoğun, televizyon desen yüzlerce uydu kanalı. İsrail Adıgeleri, ayrıca İbranice, Arapça ve İngilizce de biliyorlar ve o dillerdeki yayınları  izleyebiliyorlar. Demek ki, kültürlü ve bilinçli bir toplum söz konusu, böyle bir toplum zor asimilasyona (kültürel soykırıma) uğratılabilir. İngilizlere asimilasyon uygulanabiliyor mu?

İsrailli Çerkeslerin anadillerini korumalarını, yüksek kültürlü olmalarına ve devletin destek politikasına bağlayabiliriz. İsrail yönetimi, resmi diller olan İbranice ve Arapça ile yetinmiyor, çok dilliliği destekliyor. Bu anlamda bir özgürlük ortamı var. Kültürün gelişmesi için buna gereksinim var. Dediğimiz gibi çok dilli bir medya ve yayın bolluğu var. Kimse kimsenin diline karışmıyor, saygılı. Gerici, dinci bir Yahudi kesimi de var, ama demokrat kesim daha etkili. Buna karşın gerici ve baskıcı Türk ve Arap rejimleri hemen her şeye egemenler ve karışıyorlar, çok dilliliğe karşılar, tek dilli bir politika, kültürel soykırımcılık (asimilasyon politikası) ve bir insanlık suçu işleme durumu  söz konusu. İsrail ile  aradaki fark böyle.

İsrail üzerine Çerkesler tarafından  yapılmış ciddi bir araştırma var mıdır, bilmiyorum. Kuşkusuz dinci ve antisemitist zırvaları kastetmiyorum. Araştırmacı Dr. Ömer Aytek Kurmel’in İsrail Çerkesleri ile ilgili mükemmel bir makalesi var, ancak bu kadarı yeterli olabilir mi? tıklayın - http://cherkessia.net/author_article_detail.php?article_id=4144.

Özet anlamda, İsrail Yahudi toplumunda Çerkeslere ilişkin ciddi bir korku ve nefret duygusu yok. Bunun bir arka planı da var.

Filistin 1917’de İngiliz işgal ve yönetimi altına girdi. İngilizler Yahudi yerleşimcilerin Filistin’e yerleşmelerine izin verdiler. Onlara bir yurt vaat etmişlerdi. Gettolarda, azınlık mahallelerinde kapalı ve yoksul bir yaşam sürdüren, baskı cenderelerinden geçen, ana toplumdan dışlanmış, çoğu soykırım artığı olup Yahudi örgütlerinin desteğiyle Filistin’e  gelmiş bulunan bu Yahudi nüfus korumasızdı ve bir ekonomik çöküntü içindeydi. Kfar-Kama Çerkes köylüleri bu Yahudi yerleşimcilere sahip çıktılar, onları Arap çetelerinin saldırılarından korudular, toprağı ekmenin ve üretici güç olmanın yollarını onlara öğrettiler. Çünkü Çerkesler de benzeri bir ateş çemberinden geçmişlerdi.

İsrail’in Çerkes azınlığı tanıması

1948 Arap-İsrail Savaşı başladığında, Kfar Kamalılar, Reyhaniye adlı ikinci Çerkes köyünün Suriye’ye sürülmesini önlediler. Dikkate alınıyorlardı. Sorunun bu tür bir arka planı da var.

Yine  bazı Yahudi faşistler, dinciler, 1950’lerde Çerkesleri rahatsız etmeye, örneğin ezan seslerini rahatsız edici biçimde taklit etmeye ve bağırmalar yoluyla toplumu incitmeye kalkışmışlar, bunun sonucu olarak da 1956 yılında İsrail dışına Çerkes göçü başlamıştı.

Durumu haber alan İsrail Başbakanı Golda Meir, anlatıldığına göre, Kfar-Kama’ya geldi,  dış göçe karşı çıktı, göçe  izin veremeyeceğini, Çerkeslerin sorunlarını çözeceğini söyledi. Çerkesleri koruma altına aldırdı. bk - http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=7585 

Ardından Adıgece  İsrail eğitim müfredatına alındı ve ortaokulda okutulmaya başlandı, köylerin kalkınmaları çalışmaları başlatıldı. Sulama olanağı sağlandı, kooperatifler kuruldu ve kooperatif üyesi her bir aileye 5 dönüm arazisini sulama hakkı verildi ve seracılık getirisi iyi bir geçim kaynağı oldu.

Koruma sonucu Adıge toplumu şimdilerde ayağa kalkmış, İsrail ekonomisinde, devlet kurumlarında, orduda yer almış  bulunuyor. Adıge kökenli polis ve subaylar çok, kimlik kaybı yok. 7’den 70’e bütün nüfus akıcı bir Adıgece konuşuyor. 

***

Kuşkusuz koruma İsrail’de Adıgeceyi egemen bir dil haline getirmiş değil ama diğerlerinde olduğu gibi, dil ve kimlik baskı altına alınmış değil, özgür ve koruma altında bir dil söz konusu. Rus ise, geçmişte Adıgece konuşanı dövüyor ve arabalardan atabiliyordu. Bu denli bir dil ırkçılığı ve bir kültürel soykırımcılık (asimilasyon) vardı. İsrail’de bu yok. Çerkes Çerkesçe konuştuğu için, diğer ülkelerde olduğu gibi  baskı görmüyor, aşağılanmıyor, aksine destekleniyor. Demek ki, demokrasi gereği, Çerkeslere ve diğer azınlıklara rehabilitasyon uygulanması ve destekte bulunulması gerekiyor.

Oysa tam tersi bir durum var. Rusya’da, Türkiye’de ve Arap ülkelerinde başka dillerde konuşulması hoş karşılanmıyor ve bir kültürel soykırım olan asimilasyon politikaları uygulanıyor. Fark burada.

 Daha birçok örnek sayabiliriz.

İsrail’de belirleyici olan şey, Adıgelere ve Adıgeceye/Çerkesçeye ilişkin bir baskı politikasının olmaması. Çerkes’i Türk ya da Arap olarak değil, Adıge-Çerkes olarak tanıması. Osmanlı ve İngiliz yönetimleri döneminde de dil yasağı ya da etnik baskılar yoktu, ama bir devlet desteği de yoktu. Buna karşılık,  Türkiye’de faşist askeri rejim döneminde,  1982 anayasası  ile Kürtçe, Adıgece ve diğer yerel dillerin hepsi resmen yasaklamıştı.

Bütün bunlar kuşkusuz travmalara yol açmışlardır.

RF’de ya da Adıgey’de durum

Rusya Federasyonu’nda resmi dil olsun olmasın, baskı nedeniyle, Rusça dışındaki dillerin geleceği tehlike altında.

2018 ve 2019 yıllarında olumsuzun olumsuzu bazı düzenlemeler yapıldı. Moskova, ilkin, okullarda Rusça dışındaki dillerin seçmeli ders dili statüsünde öğretilmesi kararını aldı. 2018 yılı öncesinde öğrenci okul müdürlüğüne Rusça dışında bir dilde okumak istemediğini ayrı bir dilekçe ile bildirmemişse, o öğrenci doğrudan, otomatik olarak Adıgece dersinin de  okutulduğu bir sınıfa kaydediliyordu. Yani kötünün iyisi bir durum vardı. Rus tarafı bu kadarını çok gördü. Okul yönetimi  devreden çıkarıldı. Karar ulus dillerinin ölüm fermanı anlamına geliyordu. Benzeri bir statü Türkiye’de de var ama işe yaramıyor. En az 10 öğrencinin istemesi durumunda Adıgece ortaokulda hafta 2 saat okutulabilir. Alt yapısı olmadığı ve pek de hoş karşılanmadığı için anadili projesi işlemedi ve havada kaldı. 

2018’de anadilinde okumak isteyenin bunu bir dilekçe ile belirtmesi biçiminde bir düzenleme getirildi. Dilekçe vermeyen öğrenci doğrudan Rus sınıfına yazılacaktı.

RF’deki cumhuriyetler (22 cumhuriyet var) halklarının tepkileri üzerine RF eğitim bakanlığı bazı değişiklikler yaptı:  Rusça dahil bütün anadillerinin zorunlu ders dili olarak okullarda okutulabileceği, ders dilini  seçme yetkisinin  ana babalara bırakıldığı kararını aldı. Küçük de olsa, bir öncekine göre olumlu bir gelişme.

Demek ki, hak mücadelesi gerekiyor, haksızlık boyun eğilerek değil, mücadele edilerek ortadan kaldırılabilir.

***

Demokratik uygulama örneği olarak, yetkinin, öğrenim dilini seçme yetkisinin, o yerin yerel iktidarına, meclisine bırakılması gerekir, bireylere, Ahmed’e, Mehmed’e değil. O zaman devlet (cumhuriyet ve özerk okrug) olmanın bir anlamı kalmaz.

İsviçre’de eyalet (kanton) ya da köy ya da bucak (Gemeinde) okulunda okutulacak dilleri seçme yetkisi, Adolf’a, Hans’a, Anita’ya değil, eyalet ya da köy meclisine aittir. Özerklikte bireyin değil, toplumun (topluluğun)  dili esas alınıyor, herkes, Rusya’dakinden farklı olarak, kendi resmi dilini  öğrenmek zorunda, seçimlik ders dili, başka kantonların dilleri ve yabancı diller için söz konusu. 

Peki, diyelim,  kantonun resmi dili Almanca ama kantonda Fransızca konuşan bir köy de var, o  durumda ne olacak? Öğrenci Almanca ve Fransızca, ikisini de okuyacak, çünkü ikisi de resmi dil, sorun yok. Diyelim o kantonda İspanyolca konuşan bir köy varsa, o zaman, öğrenci Almanca ve Fransızcayı (ya da başka bir İsviçre dilini)  zorunlu ders dili olarak okuyacak, üçüncü dil olarak da İspanyolcayı seçebilecektir. İsviçre’de bir öğrenci en az iki İsviçre dilinde okumak zorunda, seçmeli dil daha sonra geliyor. Dil dağıtım çizelgesi de, gerekiyorsa, kanton yasası gözetilerek kasaba (Gemeinde) meclisi tarafından belirlenir. İsviçre’de 4 resmi dil vardır (Alman, Fransız, İtalyan ve Romanş dilleri). 

Rusya’da ise, tek Rusça öğrenim  özendiriliyor. Yapılanlar bunun için. Sanki İmparatorluk otokrasisine  dönülmüş gibi. Küçük diller ayakaltı. Yeni düzenleme kuşkusuz demokratik değil, baskıcı, kültürel soykırımcı.

Rusya’da bu son yeni düzenleme ile anadilinde eğitime dönülmüş olmuyor, kısıtlamalar yine var, üstelik anadili dersi haftada 2-3 ders saati gibi göstermelik, sınırlı ve yetersiz. Ruslaştırma amaçlı.

Anadilinde eğitim Lenin döneminde, bir ölçüde de Stalin ve Gorbaçov dönemlerinde vardı. Şimdi dil ve edebiyat dersleri anadilinde, diğer dersler (yabancı dil dersleri dışında) Rusça  okutulacak. Yani yerel diller üzerindeki baskı (kısıtlama) kaldırılmış değil, sadece hafifletilmiştir.

Bütün bunlar bilinçli yapılıyor ve Moskova’dan tezgahlanıyor.

İbretlik baskılar ve örnekler

Durum kötü. Türkiye’de cadı avı mevsimi diye niteleyebileceğimiz 12 Mart 1971 faşist askeri rejimi döneminde, sıkıyönetim baskılarından ve toplu tutuklamalardan bunalan barışçı ve dağınık azınlıklar, televizyon ve iletişimin de bastırmasıyla, toplu halde anadillerinde konuşmaları terk etmişlerdi. Halk sabıkalı ve güvenilmez bir geçmişi belleğinde saklıyordu.

Yine doğudaki Kürtler ve Araplar dillerini korudular.

12 Mart’ın devamı olan 12 Eylül faşist askeri rejimi yerel diller için yasaklama  ve anayasal dayanak da getirdi.

Yaşanmış olan  bu ibretlik örnekler, Kafkasya’daki cumhuriyetler yönetimleri tarafından dikkate alınmadı. İşi savsakladılar, uyarılara kulak asmadılar, sonunda da bir heyula gibi acı gerçekle baş başa kaldılar. Bütün RF azınlık ulusları için çanlar çalmaya başladı. Tepki olarak, örneğin bir Udmurtlu profesör Albert Razin dil kısıtlamasına ve Ruslaştırma politikasını  tepki anlamında Udmurtya Parlamentosu  önünde  kendini yaktı. Kuşkusuz bir demokrasi şehididir.

Şevmen Hazret olayı

2006’da, Adıge Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şevmen Hazret (Шъэумэн Хьазрэт) Adıgece lehine küçük bir değişiklik yaptırdı diye tefe konuldu, istifaya zorlandı, istifa dilekçesi de verdi, ama Putin beş yıllık süresini tamamlamasını istedi, dilekçeleri geri çevirdi. Şevmen’i istifaya ettirmeye kalkışanlar, şimdi dönüp kendilerine bir bakmalılar. 

Şevmen Hazret asimilasyon (kültürel soykırım)  tehlikesini öngördü, haklı ve tarihsel bir misyon olarak Adıgeceyi koruma altına almak istedi, Adıgece dersini Adıge kökenli  öğrencilerle sınırlı olmak üzere, 2006 yılında bir yasa ile zorunlu dersler arasına aldırdı. Ancak bir hukukçu olmadığı ve aceleye de getirildiği için  hukuk tekniğine uygun, sağlam bir  düzenleme yapılamamıştı. Yasa hazırlamak zor bir iştir, çok yönlü ve çok şeyi dikkate alan bir çalışma gerektiriyor. Bu nedenle  Türk yasalarının çoğu ithal, çeviri. Getirilen yasadaki teknik açığı fırsat bilen bazı Ruslar (ırkçı kesim) ve yerli yalakaları  hemen yargıya başvurup  yasayı iptal ettirdiler. İptal gerekçesi de ilginçti: Rusçaya özgü zorunlu dil statüsü,  seçmeli bir ders dili olan Adıgeceye de tanınmış, bir kısım öğrenci  rızası alınmadan Adıgece okumaya zorlanmıştır, “bu da İnsan Haklarına ve anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır” denildi.

Adıge öğrencilerin, kendi Adıgece anadillerini öğrenmeleri gereği, hakkı, iyi formüle edilememiş, iyi bir gerekçe yazılamamıştı.

Yalakalar diyoruz, çünkü “Mı sivnıku ṡıqur ğešeğonı, zı adıgabze guşıe kıximığahev vırısıbze meguşıe. Cıre  ćalexer ğešeğonı, yecağexev keĥux/ Мы сиуныку цIыкIур гъэшIэгъоны, зы адыгабзэ гущыIэ къыхимыгъахьэу урысыбзэ мэгущыIэ. Джырэ кIалэхэр гъэшIэгъоны, еджагъэхэу къэхъух” (Bu oğulcuğum bir harika, tek bir Çerkesçe sözcük katmadan Rusça konuşuyor. Şimdiki çocuklar birer deha, okumuş [Rusça konuşuyor] olarak dünyaya geliyorlar) diyen Rusça sevdalısı kadınlarımız da az değil. - Tıklayın - http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=6618

***

RF ya da Adıge Cumhuriyeti anayasalarında zorunlu ve seçmeli ders dili diye bir ayırım var mıdır? Bildiğimiz kadarıyla yok. Yargı, başka bir açıdan eşitlik ilkesini kendi ihlal etmiş. Dillerin  statüleri arasında bir eşitsizlik var idiyse, son düzenlemeyi nasıl açıklayacağız? Anayasa mı değiştirilmiş? Hayır. Yeni düzenleme, bütün dillerin zorunlu  ders dili olarak okullarda okutulabileceğini kabul ediyor, görünüşte bir eşitlik getiriyor, ancak bir çentik de atmaktan geri kalmıyor, okutulacak dili seçme yetkisini ana babaya bırakıyor. Cahil ana babanın Rusçayı seçeceğini umuyor. Sivnukçuğu (Rusça -  oğulcuğu) olan veliler için gün doğmuş olmalı. 

Adil bir düzenleme olabilir mi bu?

Düzenlemeyi doğru ve demokratik bulmuyoruz. Ders dilini seçme yetkisi velilere değil, cumhuriyetlere, özerk okruglara ve onların yerel meclislerine bırakılmalıydı. Çünkü, onlar da devletin parçaları. Federal devletlerdeki diğer örnekler öyle.

Şimdiki durumda, RF iktidarı infazı uygulatan savcı, cumhuriyetler de savcının emrini uygulayan  ‘infaz memurları’ rolünde. Demokratiklik bunun neresinde?

Sonuç olarak yargı, sadece Türkiye’de ve Arap ülkelerinde değil, Rusya’da da iktidarın, kültürel soykırım politikacılarının emrinde.

Kem küm etmeye gerek yok, bu böyle bilinmeli.

Kötü tablo

Şimdi yalakalar dönüp kendi eserlerine bakabilirler: Bırakın kentleri, cumhuriyetlerin Adıge köylerinde bile çocuklar  Rusça konuşmaya başlamışlar. Sadece Adıge çocukları ile sınırlı değil olay. Bunun böyle olacağını bilmek için kâhin olmaya  da gerek yoktu. Peki, bunun bir geri dönüşü  olur mu? Zor. Hızlı ve ciddi adım atılmazsa  çok zor. Oluşum bulaşıcı ve öldürücü, çağın vebası  gibi bir şey, 
Britanya’daki Cornish ve Manx dillerini destekleme,  İspanya’da Bask dili örneğindeki gibi koruyucu önlemler  alınmadığında, hastalık  Rusya Federasyonu’nun bütün yörelerine sıçrayıp yayılacaktır, Türkiye ve Arap ülkelerinde olduğu gibi. Kırmızı çizgiler aşıldıktan sonra geriye dönüş olanaksız gibi bir şey. Geri dönüş, dili yeniden canlandırma için büyük bir devlet desteği gerekir. Hangi otoriter ülke bunu yapar ki?.. Otoriter Türkiye örneği ortada, milyonları bulan bir nüfus, bir çırpıda ve aynı yıl içinde anadillerini birden  terk etti (1972).

Demokratik bir örnek olarak, İspanya’da, Bask Ülkesinde bütün öğrenciler  - Bask kökenli olsun olmasın - okullarda Baskça okumak zorunda, ayrıca Baskça bilmeyen devlet memuru olamıyor ve lisans alamıyor, serbest meslek sahibi olarak iş yeri açamıyor. Baskça devlet tarafından korunuyor. Çünkü, Franco faşizmi döneminde Basklara katı bir dil yasağı ve asimilasyon politikası uygulanmıştı.

Örnek bir asimilasyon süreci  için bk. -  http://www.cherkessia.net/author_article_detail.php?article_id=3918

Asırların yıllara sığdırıldığı küçülmüş bir dünyada yaşıyoruz. Bu çağa globalleşme, küreselleşme diyoruz. Küreselleşme, küçük ve az kültürlü (ya da kültüründen uzaklaştırılmış) toplumları öğütüp bitiriyor.

Globalleşmeyi kavrayamayan ve önlemini alamayanlar ise, başkalarına yem oluyorlar.

Öngörülen projeler, alınan önlemler  yetersiz

Şimdiki Adıge Cumhuriyeti Önderi (Łışha) Kumpıl Murat tehlikeyi okumuş olmalı. Dürüst biri olduğu anlaşılıyor. Örneğin, daha başbakan iken “Adıge mak” gazetesinin abone yazma kampanyasına destek vermiş, gazetenin ayakta kalması, haftada 5 gün çıkması için elinden geleni yapmıştı. Diğer bazı yörelerde, örneğin Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde Adıgece, Abazince ve Nogayca gazeteler devlet bütçesi yardımıyla haftada sadece  ikişer gün yayımlanabiliyor.

***

İyi bir önder halkına çıkış yolunu gösteren, çözüm getiren kişidir. Genç Kumpıl Murat, daha önceki Adıge önderler gibi Putin’in “Birleşik Rusya partisinden”, yani arkası sağlam. Ruslarla da bir sorunu yok, dengeleyici biri: Söz gelişi, Adıge Parlamentosu-Khase Başkanı ve Başbakan Rus. Bunlar önemli.  Ahbaplara değil, liyakata değer verdiği anlaşılıyor.

Bütün bunlar, akılcı tutum; gelişen ve hızlanan küreselleşme ortamında sorunu çözmeye yetecek midir? Önemli olanı bu.

 Łıuj Adam

1992’de Adıge Parlamentosu Başkanı olan Łıuj Adam’la (ЛIыIужъу Адам) makamında 40 dakikalık bir görüşme yapmış ve notlarımı aylık “Argun” gazetesinde ve başka yerlerde yayımlamıştım. Łıuj Adam, Adıgey’e ilişkin konulara hakim, sistemi ve işleyişini bilen bilgili biri, bir devlet adamı ve bilim insanı. Rostov ve Moskova’da tanınan ve sözü dinlenen biri. Ancak Yeltsin sonrasında geri plana itilmiş, pasif bir göreve çekilmişti, danışmanlık gibi bir görevi vardı. Şimdi Adıge Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü müdürü ve  Proje Ofis Başkanı. İsabetli bir seçim diyelim. Ama başarılı olacak mı? Bekleyip göreceğiz...

Uygulamaları bilen ya da bilinçli kişi sayısı az

Rusya’da ve Adıgey’de uygulanan eğitim sistemini ve mekanizmanın nasıl işlediğini yeterince bilmiyoruz. Bir ketumiyet, bir ağzı sıkılık, bir karma karışıklık durumu vardı ve birçok sorumuz yanıtlanmıyor ve boşlukta kalıyordu. Sorduğumuz kişiler ya bilmiyorlardı  ya da konuşmaktan korkuyorlardı. Şimdi bunlar biraz aşılmış olmalı. 

Diasporadan Maykop’a gitmiş kişilerimiz de var, bunlar konulara ne ölçüde vakıflar?  Bilemiyoruz. Bu bakımdan bize basın dışı pek bir bilgi akışı gelmiyor.

Bu nedenle eksik, özet ya da kırıntı bilgilerle yetinme durumundayız.

Kuşkusuz her şeyi çok iyi bilenler de vardır.

Atılan adımlar yetersiz, peki ne yapılmalı?..

Şu anda Adıgey’de atılmış olan adımlar, kısmen olumlu ama yetersiz. 4 pilot okulda ve 8 kreşte  yoğunlaştırılmış anadili eğitimi uygulanacakmış, özel gruplar oluşturulacakmış... Bu ne demek? Açık değil. Ne zaman uygulanacak? Belli mi? Adıgey’de 150  okul bulunduğunu düşündüğümüzde 4 okul ne ki? Yoğunlaştırılmış Adıgece eğitim, bir pilot okulun tamamında mı, yoksa o okulun pilot sınıflarında mı uygulanacak? Ne zaman yaygınlaştırılacak? Moskova bu işe ne diyecek?  Cumhuriyetlerde benzeri girişimler var mı? Bunlar da belli değil.

“Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete”. Bunu, padişahın saraya ilk kez gelen  zürafaya bindirdiği saray binicisi söylemiş. Durumumuz ona benziyor olmasın?

Kreş sayısını ise bilmiyoruz.

Sorun kısmi değil, toptan, bütüncül olarak ele alınmalı. Sorunun gecikmeye tahammülü kalmadı... Ulus uçurumun eşiğinde.

Geleceği tehlikede olan bir ulusun, uluslararası hukuk gereği, gerekli önlemleri alma hakkı vardır.

Peki öngörülen önlemler yeterli olacak mı?

Örneğin, dil, edebiyat, gelenek (xabze), Adıge kültürü, tarih ve Adıgey coğrafyası konuları Adıgece olarak okutulacak deniyor? Plan öyle imiş. 

Bütün bu dersler, sınıflara dağıtılarak haftalık Adıgece 2-3 ders saati  içine sığdırılmaya, yedirilmeye çalışılacak. Öyle anlıyorum. Ders saatlerini güme getirmemek, öğrenciyi de bıktırmamak ve boğmamak gerekir. Tıklayın - https://www.adygvoice.ru/wp/%d0%bd%d1%8b%d0%b4%d1%8d%d0%bb%d1%8a%d1%84%d1%8b%d0%b1%d0%b7%d1%8d%d1%85%d1%8d%d0%bc-%d1%8f-%d0%b8%d0%bb%d1%8a%d1%8d%d1%81-%d0%b8%d0%b7%d1%8d%d1%84%d1%8d%d1%85%d1%8c%d1%8b%d1%81%d1%8b%d0%b6%d1%8c/

Bütçe zayıf 

Her şeyin başı yeterli  para ve kadro. Para oldu mu  Adıgece temelli eğitim verecek, derslerin çoğunu Adıgece okutacak özel okullar açılabilir. Ancak Adıgey bir tarım bölgesi, Hollanda gibi gelişmiş ileri bir tarımı ve tarıma dayalı sanayisi, ihracatı yok. İliğine değin sömürülüyor. Tanınmış ürün olarak ev yapımı Adıge peyniri  var sadece. Diğer Adıge ya da Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri desen, daha da yoksullar.

Adıgey’in, bildiğimiz kadarıyla iki tür gelir kaynağı var, biri federal merkez adına toplanan vergilerdeki düşük oranlı pay, bir dilim, bu pay Moskova tarafından Maykop’a gönderiliyor. Diğeri belediyelerin topladığı gelirlerden Adıgey devlet bütçesine aktarılan başka bir küçük pay. Bu cılız gelir devasa sorunları çözmek için yeterli olur mu? Bu azacık parayla ne kadar ileriye gidilebilir?
Moskova zorunlu giderler için borç para gönderebiliyor, sonra da geri alıyor. Adıgece dersler için borç para göndermesi beklenemez tabii ki...

Adıgey, Tataristan ve Başkırdistan gibi petrol zengini ve sanayileşmiş, vergi gelirleri yüksek (pay küçükse de gelir yüksek olduğunda, küçük pay da büyük oluyor) bir yöre değil. Turizm henüz yatırım ve başlangıç aşamasında. Turizm gelişirse gelir de artacaktır. Rus turist şimdilerde Adıgey’in üzerinden Türkiye’ye, Antalya’ya uçuyor ve parayı dışarıya bırakıyor.

Eşitlik temeline dayalı demokratik bir eğitim sistemi gerekiyor.

Adıgey’in, diğer cumhuriyetlerin ve tüm azınlıkların tek bir platformda demokrasi mücadelesi vermeleri, haklarını savunmaları ve almaları gerekiyor. Korku duvarı artık aşılmalı. Ortada bir beka, bir var olma sorunu var.

Karaçay-Çerkes’te Karaçay, Çerkes, Abazin ve Nogay sivil toplum örgütleri dil kısıtlamasına, Ruslaştırma politikasına karşı, aralarındaki çekişmeleri bir yana atıp  ortak bir platformda birleştiler. Aynısını Kabardeyler ve Balkarlar da başarmışlar mı? 14 resmi dilli Dağıstan ne yapıyor? Diğer cumhuriyetler, özerk okruglar (4 özerk okrug var) halkları ve azınlıklar ne yapıyorlar?

Antidemokratik eğitim yasasına karşı cumhuriyetler halklarının itirazda bulunduklarını ve Moskova’nın kısmi bir iyileştirme yaptığını gördük. Ama bu yetmez, başarı için direniş, ortak bir platform ve üst koordinasyon kurmak gerekiyor. Baskı kaldırılmalı, özgürlük ve eşitlik temeline dayalı demokratik bir eğitim sistemi getirilmeli. Demokratik dünya ülkelerinde, Batılı ülkelerde durum öyle. Başka türlü koruma kalkanı kurulamaz. Çünkü Rusya’da, Türkiye’de de olduğu gibi faşist ve ırkçı sayısı Avrupa ortalamasının çok üzerinde.

Cumhuriyetler kendi ulusal dil ve kültürlerini korumak için ellerinde bulunan demokratik olanakları sonuna değin kullanmalı.

Bu yazı toplam 3624 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net