Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
İstanbul'un Yaşayan Dillerinde Şarkılar
14 Ocak 2020 Salı Saat 12:54

Türkçe’de güzel bir tespit vardır; “Renkler ve zevkler tartışılmaz!”


Buna rağmen insanların vazgeçemediği bir tavırdır, karşısındakini diğerileştirmek, yer yer küçümsemek, ya da hor görmek.


Yerleşiklerin, göçmenleri, batılıların, doğuluları, kentlilerin, köylüleri ya da tersi, her türlü farklılıktan bir tavır, ayrılık, aykırılık, terslik, ayıplık çıkartmakta üstümüze yoktur.


Mutlaka herkesin, herkes olmasını isteyemeyiz, hatta istememeliyiz.


İsteyenin herkes olmasına karşı koyamayacağımız gibi.


Kişilik, aidiyet, mensubiyet, her zaman toplumların içinde çokça tartışmalı, netameli konular arasında gelir.


Bireyin kendini bir topluma aitliğini, gururla açıklaması ayıp olmadığı gibi, bir topluma ait olmadığını da açıklamak hakkı ve hukuku vardır, hatta birden fazla aidiyete de sahip olmak hakkı gibi.

Görüntünün olası içeriği: yazı

Türkiye toplumu içinde kendimi yaşadığım topluma ait hissettiğim gibi, bana, beynime üstelenerek işlenmediği halde, yürekten benimsediğim, aidiyetim, kimliğim Çerkeslik olmuştur. Bu iki kimlik/ aidiyetin, birbirinden tamamen ayrı, fakat bende ayrılmaz bir ikili oluşturduğunu düşünüyorum. Ulusal ve politik seçenek anlamında kategorize edilirsem eğer, Türkiyeli ve Çerkes kimliğimin, dünyalı/ insan kimliğimin altında harmanlanmış birer yurtseverlik olduğunu belirtirim.


Ailemin İstanbul’da doğan ilk kuşağına mensubum. Doğduğum ve yaşadığım kente de bir aitlik söz konusudur. İstanbul’un her semtini tanıyor olmasam bile, nostaljik ya da eski İstanbul’un her sokağında bir anım saklıdır. Beyoğlu’nun, Fatih’in, Üsküdar’ın, Kadıköy’ün, Beşiktaş’ın, Şişli’nin, her sokağında beyin hücrelerimi harekete geçirecek bir şeyler mutlaka bulunur. 


Bireyi birey yapan yaşadığı yer değil midir? Kentlilik kültürü de adeta içimize işlemiş. Kırsala özlem duysam ve kırsalda yaşamak istesem de, bu kentten tamamen ayrılmak, onsuz yapabilmek mümkün mü? Hem neden kazandıklarımı kaybedeyim? 


Daha çok genç bir çocukken ilk yaz aylarında, Eminönü-Tahtakale’de çalışmaya başladığımda Urfalı bir Kürt’ün yanında çalışmaya başladım. Sonraki yaz bir Yahudi iş adamının. Daha 15 yaşımda babamla beraber Beyoğlu’nda ticarete atıldığımda; onlarca etnikten, dinden, cinsiyetten insanlardan oluşan bir müşteri kitlesiyle karşı karşıyaydım. Yaşamımın orta, lise, üniversite eğitimi buyunca çalışarak, hem nasıl yorularak geçirmişim. İyi ki de yorulmuşum, iyi ki kendime tahsis edilmiş bu yaşamı sürmüşüm. 


Ne kadar güzel deneyimler, yaşayışlar biriktirmişim. Herkesten, her şeyden bir şeyler kazanmışım ve bugün Semih’i, Semih yapan da bu. Bakıyorum da ne kadar şanslı imişim? Yolunda gitmeyen işlere, kayıplara, üzüntülere rağmen.


1979 yılının başlarında ilk kez iş yaşamı olarak adımımı attığım Beyoğlu bana daima iyi gelmiştir. Geçenlerde mensubu bulunduğum OCEMUT korosunun İstiklal Caddesinde ki Saint Antuan Kilisesi’nde konser vereceğimiz haberini aldığımda da bütün bunları anımsadım.


***


Öncelikle Ocemut korosunu kısaca tanıtmak gerekir. Şefimiz gerek akademisyen kimliği, gerekse de komple bir müzik adamı oluşu ile göz ve gönül dolduran biridir; Oğuzhan Uç .  Ocemut ise Çok Sesli Etnik Müzik Topluluğu’dur. Arada koristlerin sayısı artıp azalsa da topluluğumuzun ortalama sayısı 15 civarında. Grubumuzun saz icracıları ile koromuz mensuplarının sayısı 18.


Ocemut korosuna benim katılımım, henüz 2 yılı geçkin bir süre oldu. Fakat koro 5 yıldır İstanbul’un farklı dillerinde etnik müzik çalışıyor. Henüz yedi ayrı dilde şarkıları repertuara kazandırmış Oğuzhan hoca; Türkçe, Rumca, Ermenice, Ladino(Judea İspanyol), Arapça, Süryanice ve Çerkesçe. Daha fazla yaşayan İstanbul dilini de repertuara kazandırmak istiyor.


Türlü imkansızlıklara, finansal zorluklara, yersizliklere, yetersizliklere rağmen, kendi iç dinamikleri ve öz gücüyle çalışmaları sürdürerek bugünlere geldi OCEMUT. Beyoğlu’nda Taksim Masters, Üsküdar-Altunizade’de OGLİV karşılıksız olarak son dönemlerde yer tahsis ederek, ısıtmasını, aydınlatmasını sağlayarak önemli bir destek yapmış oldular. Fakat devlet ya da belediye desteği gibi daha somut sponsorluklar olsa bir çok imkansızlıklar, imkana dönüşecek. Belki bir şirket ya da vakfın maddi ve manevi desteği de… Bu işler sonuçta sadece koro mensuplarının ayırdığı zaman, para ya da seslerle yürümez. Yürürse de bir yere kadar. Bebekler için ya da onların kanatlanıp uçmaları için devlet anaya, belediyelere, vakıflara, koruyup kollayan duyarlı firmalara gereksinim var. OCEMUT şimdilik biz mensuplarının üzerine titrediği bir bebek oluşum.


***


Sahi biraz şundan söz etmek istiyorum. Türkiye’nin önemli bir firması Borusan Holding’in sponsoru olduğu Borusan Filarmoni orkestrası var, bilirsiniz. Ocak ayının 9’unda Lütfi Kırdar’da bir konserini dinlemeye/ izlemeye gittik kuzenimle. Konserde Rumen asıllı soprano Angelica Georgıu’nun seslendirdiği eserleri dinlemek bize nasıl iyi geldi, nasıl merhem oldu yüreklerimize, inanamazsınız.


Buradan ülkemizin ulusal veya uluslar arası şirketlerine, sahip ve yöneticilerine seslenmek isterim. Her şey para değildir dünyada. Zenginliğin tek ölçüsü para olabilir mi? Eğer para; sanat, kültür, kitap, müzik vb insani-toplumsal değerler ile taçlandırılamıyorsa hiçbir anlamı olmaz. Değere gerçek değeri veren de bunlardır. 


Onun için sosyologlar, siyaset bilimciler, ekonomistler; Türkiye’de bir burjuva sınıfından söz etmekte zorlanıyorlar. Fakat Koç, Eczacıbaşı, Borusan gibi sanatın, kültürün ellerinden tutan bazı gruplar var. Fakat bunların istisna olduğu da ortada. Umarım kısa zamanda bunların da sayısı artar. Zira yaşadığımız ülkeyi, barış, esenlik, güvenlik ile zenginleştirme şansımız var. Yoksa etnilerin, din ve mezhep taraftarlarının birbirlerine kuşku, düşmanlık ve nefret güdüleriyle baktığı bir ülkede para kazansan ne? Yaşamak bile ağır gelir insana.  


Turizmin önünü açacak bir formül, işte bütün ülkedeki ekonomik sektörleri harekete geçirecek bir gönül mekanizması… Çocuklarımız ve torunlarımız için bir şeyler yapalım. Gelin koromuza destek verelim. Ve başka koroların da önünü açalım… Kültürel, sosyal birliktelik içeren, farklılıkları dışta bırakmayan, bilakis içselleştiren bir toplumsal yapıyı böylece harekete geçirelim.


Bakınız, bir yerleşke diyelim ki İstanbul, bir kurum diyelim ki kilise, eğer sanat ile uğraşıp didinen birilerine kapılarını açıyor ve destek sağlıyorsa bu ne demektir? Uygarlık demektir değerli dostlar.


***


Bizler hala, Hz. Muhammed’in izni ile Mescid-i Saadet’te Afrikalı-Siyahi Müslümanların verdikleri danslı müzik şölenini bilmiyor ya da farkında bile değiliz.


Biz İstanbul gibi 20 milyondan fazla insanın yaşadığı devasa bir metropolde yaşıyoruz. Milyonlarca insan her gün komşu şehirlerden okumak, çalışmak ya da ülke dışından turist olarak bu şehre geliyorlar. Artık İstanbul sadece bir Türk şehri bile değil. Dünyanın en kalabalık Türk şehri evet, fakat en kalabalık Kürt şehri de, hatta en kalabalık Çerkes şehri de. Dünyada Çerkesler’in en çok yaşadığı şehir Nalçık, Maykop ya da Soçi değil, İstanbul.


İstanbul şehrine yakışanı kapatılan tiyatro sahneleri, resim atölyeleri, müzikten vaz geçen koroları değil, sanat ve kültürün en iyisi, en güzeli. İstanbul, onlarca etnik kökenden gelen, onlarca inanç sistemi ve yaşam tarzının harman yeridir. Çağdaş Türkiye ve Türklüğe yakışan da budur; yani uygarlık, çağdaşlık, gelişmişlik ve en önemlisi insanlık.


Değerli okuyucular, bu ayın 26’sında Pazar günü, saat 15.00’da Beyoğlu-İstiklal Caddesindeki Saint Antuan kilisesi alt salonunda, mensubu olduğum koromuz OCEMUT’un konserine hepiniz davetlisiniz. Yaşayan İstanbul’un dilleri, şarkılarıyla; barış, kardeşlik ve birlik şölenini beraberce yaşayalım, yaşatalım. 


Dünyamız o kadar sıkıcı, o kadar tatsız, o kadar düşmanlık dolu bir dünyaya son hız dönüşüyor ki, buna dünyanın başkenti olmayı hak eden bir şehirden hayır demeyi teklif ediyoruz. Bizler şarkılarımızın ve müziğin evrensel tınılarının yoldaşlığını severiz fakat bizleri yalnız bırakmayınız. Mutlaka bekliyoruz.


Bu yazı toplam 3454 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net