Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Rusya’nın İdil-Ural Politikası Üzerine Bir Makale ve Bir Eleştiri
09 Mart 2020 Pazartesi Saat 10:40

"Rusya’nın Yeni Kuzey Kafkasya’sı: İdil-Ural Bölgesi" adlı bir makale “İNSAMER.COM” da yayımlandı. Ben de facebook sayfamda buna ilişkin kısa bir değerlendirme yapmıştım. Makale, RF’nin Volga-Ural Bölgesinde yer alan Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşya, Mordovya, Udmurt ve Mari-El cumhuriyetlerinin sorunlarına ilişkindi. Bu altı cumhuriyetin ikisi, Tataristan ve Başkurdistan Müslüman, dördü de Hristiyan çoğunluk nüfuslu. Dört Hristiyan cumhuriyetten Çuvaşya Türkçe, diğer üçü de Finceye yakın bir dilde konuşur.


Makalede şöyle deniyor:


“Suriye üzerinden Ortadoğu politikalarında etkinlik göstermeye başlayan Rusya, Doğu Akdeniz ve Libya’daki mücadelenin de temel aktörlerinden biri haline geldi”. Doğru. Buna Rus diplomasisinin –Ukrayna ve Gürcistan dışındaki- yeteneğini, Ortadoğu’daki taraflarla iyi ilişkiler kurmayı ve sürdürmeyi başardığını eklemeliyiz. Örneğin, Rusya, birbiri ile anlaşamayan ya da çatışan Türk, İran, Şam, Irak, Mısır, İsrail, Suudi Arabistan, Körfez Emirlikleri ve Libya ile dostça ilişkiler kurmuş durumda. Çoğunda görünmüyor ama işin içinde, ara bulucu görünümünde, Libya’da olduğu gibi. Wagner gibi paramiliter güçleri var, Libya’da isyancı Hafter’i destekliyorlar. Bu başarıda Rus diplomasisini ve Putin’in yeteneğini yadsımamak gerekir. ABD ve diğerleri (Türkiye dahil) gerileyen, RF ise genişleyen (güçlenen) bir süreç içinde. RF, ustalıklı bir politikayla sorumluluklarından sıyrılmayı başarabiliyor.


Ama sürdürülebilir mi?..


Örneğin, Suriye İdlip’te 33 Türk askerini şehit edenler Araplar, Esad’a bağlı güçler değil, Esad değil, Rus askerleri, uçakları olduğu halde, Türk tarafını edilgen  duruma düşürmeyi başardı, Türk tarafı öfkesini Rus’a değil, Esad’a boşaltmakla yetindi. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmek üzere Moskova’ya uçtu. Nazlanan Putin Erdoğan’nı ve heyetini bekletmekten de kaçınmamış. Erdoğan Rus önerilerinin çoğunu kabul etti, karşılığında bazı kazanımlar da elde etti: Türk tarafı Halep’ten Şam’a giden M-5 stratejik kara yolunun tamamını, Halep’ten kıyıdaki Lazkıye’ye giden M-4 stratejik kara yolunun çoğunu Esad’a bıraktı. M-4 kara yolunun kısa bir bölümünde 6+6= 12 km genişliğinde bir güvenlik kuşağında Türk ve Rus askeri devriyeler birlikte görev alacaklar. M-4’ün çoğu, Lazkıye’ye kadar olan son bölümü Suriye yönetiminde olacak. 


Yani Rusya istedi ve aldı, tabii Türk tarafına da, ileride olası bir “güvenli bölge” oluşturması ve olası büyük bir göçü önlemesi için genişçe bir yer ayırdı. Zorunluluk vardı, aksi takdirde, sınıra yönelen ve sınırı geçmek zorunda kalacak büyük nüfus nedeniyle  Türk-Rus ilişkileri kötüleşecek, bundan Ruslar da zarar göreceklerdi. Yani Rusya da büyük bir kayba uğrayacaktı. Rusya’nın Türkiye’de önemli yatırımları var. Aslında Rusya’nın Suriye’de ekonomik bir kazanımı yok. Suriye bir masraf kapısı. Rus varlığı yayılma, stratejik ve politik nedenlere dayanıyor. Sonunda ve şimdilik milyonun üstünde bir sığınmacının Türkiye’ye gelmesi önlenmiş oldu. Statüko korunursa asıl kazanan Türkiye olabilecek. Böylece, belki barışa doğru önemli bir adım atılmış olacak. En azından Nusayri bir azınlık rejimi yerine daha demokratik, geniş katılımlı bir anayasal düzen kabul edilebilecek. 


Öte yandan sığınmacı sorunu küresel çapta büyüyen ve yayılan bir sorun. Güney Amerika’dan ABD’ye, Suriye ve diğer ülkelerden AB’ye, Bangladeş’ten Hindistan’a doğru nüfus akışları var. Önlenmesi çok zor. Küreselleşme eşitliği değil, sınıfsal  farklılaşmayı getirdi.  Denge bozuldu, yoksulluk ve işsizlik çığ gibi büyüyor. İşte bunun sancıları yaşanıyor. Suriye İdlip’e gelince, son durum kalıcı olacak mı, belli değil. Türkiye’nin önünde cihatçı teröristleri etkisizleştirme gibi bir görev var. Ancak Rus, alınan yerleri  kendi almış değil, Esad’a  verilmiş gibi göstermeyi de başardı.


Ama Rusya tüm bu külfetlerin ağırlığını kaldırabilecek, bedelini ödemeyi, bu yükü halkına kabul ettirebilecek mi?..


Volga yöresi halkları


İdil-Ural bölgesinin siyasi yapılanması 1920’de milliyetçi Rus muhalefetine karşın, Lenin’in Tatar (Kazan) özerkliğini desteklemesi sonucu, Tataristan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin ve yerel (otokton)  halklara ait diğer özerk yönetimlerin kurulmasıyla başlatıldı ve  süreç 1936’da  tamamlandı. Yörede yukarıda adlarını saydığımız 6 özerk Sovyet cumhuriyeti doğdu. Şimdi bu 6 cumhuriyet, RF’deki diğer cumhuriyetler gibi federe devletler  statüsünde. Kuzey Kafkasya ve diğer etnik yörelerde de benzeri bir süreç izlendi. Makalede söylendiği gibi Sovyetlerin bağımsızlık söylemleri her ulusun ya da etnik topluluğun kendi devletini kurması gerektiği biçiminde anlaşılmamalı. Bağımsızlık ya da ayrı/bağımsız devlet kurma hakkı, mutlak bir hak değil, koşullara bağlı ve son çare olarak  desteklenebilecek bir oluşum. Örneğin, 1918’lerde bağımsızlığı tanınan Baltık cumhuriyetleri 1944’te Sovyetler Birliği tarafından  yutulmuştu. Sosyalistler parçalanmayı değil, bütünleşmeyi, bir arada bulunmayı yeğliyorlar.


 “Büyük ülke, büyük ekonomi, daha çok para ve daha az çalışma saati” diyordu Lenin. Bağımsızlık, daha geniş bir çerçevede ve güncel  koşulları oluşmuşsa, parlamento kararı ve referandum, vs yoluyla hala desteklenebiliyor. Nedeni ulusal baskı ve savaşların henüz sona ermemiş olması. Örneğin, Eritre Etiyopya’dan, Güney Sudan da Sudan’dan savaşarak, BM desteğiyle ve referandum yoluyla ayrılmıştır. Bosna-Hersek ve Kosova Sırp esaretinden o yolla kurtulmuştu. Çünkü bu gibi yerlerde bağımsızlık dışında bir çıkış yolu kalmamıştı. Öyle deniyor. Britanya Kuzey İrlanda ve İskoçya için referandum yoluyla   ayrılma hakkını şimdiden tanımış bulunuyor. Fransa da denizaşırı toprakları (örneğin, Yeni Kaledonya) için aynı kuralı kabul ediyor, ama ana karasındaki Korsika ve Bretagne, vs nin; İspanya da Katalan ve Bask yörelerinin  referandum yoluyla ayrılmalarına izin vermiyor.


Eski Sovyet Anayasası


1936 Sovyet Anayasası ve mevzuatı etnik devlet yapılanmalarını 5 farklı kategoride gerçekleştirmişti: Birlik cumhuriyeti, özerk cumhuriyet, özerk oblast, ulusal okrug ve ulusal rayon. Her bir devlet birimi toprak (teritoryal/ülke) temeline dayalı idi. Birlik cumhuriyetleri bağımsızlık yetkisi olan ve birliğin eşit haklı, kurucu üye devletleri idiler, bu hukuki çerçevede, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin sona ermesiyle 15 bağımsız ülke kendiliğinden 


 ve savaşsız doğdu. Yani bağımsızlığı olanaklı kılan bir statü ve  hukuki temel vardı ve buna uyuldu. Özerk cumhuriyetlere bağımsız devlet kurma hakkı tanınmamıştı, sadece siyasal özerklik verilmişti, bu çerçevede  özerk cumhuriyetlerin birer anayasaları, yasa çıkarma yetkileri ve hükümetleri vardı, iç işlerinde bağımsız olmaları kabul edilmişti. Stalin bir açıklamasında, yeni bir birlik cumhuriyeti kurulması için, o yerde  (teritorya’da/ ülkede) çoğunluğu yerli olan en az  bir milyon kadar bir nüfusun bulunması ve o yerin yabancı bir ülke ile sınırının bulunması gerekir demişti.


Diğer alt özerk birimlere, oblast (il), okrug ve rayonlara idari özerklikler verilmişti. 


Sovyetlerin dağılması ve şimdiki durum


Sovyet hükümeti 1988 Nagorna Karabağ olayları ile başlayan ve hızla yayılan etnik çatışmaları ve sorunları yatıştırmak, Birliği ayakta tutmak için Rus olmayan halklar üzerindeki baskıları gevşetme kararı aldı. - Örneğin dil özgürlüğü, anadillerinde eğitim geri getirildi ya da genişletildi, 4 özerk oblast cumhuriyet yapıldı - Şimdiki yakınmaların çoğu, o son dönemin (Gorbaçov dönemi) kazanımlarının, özgürlüklerin geri alınmakta ve ilave baskıların getirilmekte olmasından kaynaklanıyor. Baskılar azınlıklara ve aydınlara yönelik, sıradan Rus çoğunluk bundan fazla etkilenmiyor olmalı. Yani ortadaki güncel sorun, bir demokrasi sorunu. RF’nin yumuşak karnı da orası. Buna karşın, RF üst yönetimi, herhalde, hızlı hareket edip yerel dilleri etkisizleştirmek, ardından Rus asimilasyonunu tamamlamak istiyor olmalı. Asimilasyon politikalarına  tepkiler üzerine, şimdilik Tatarca ve Adıgece lehine bazı iyileştirmeler yapıldığı görülüyor. 


Benzeri asimilasyon politikalarının, baskıcı bir ortamda (1971  faşist askeri müdahale döneminde) Türk ve Arap ülkelerinde  başarıyla uygulandığı biliniyor. Asimilasyonu, küreselleşme, gelişen iletişim ilişkileri, baskılar, Birliğin dağılmış olması ve yeni RF’de  çoğunluğun (% 79-80) Rusça konuşuyor olması gibi etkenler de destekliyor, kolaylaştırıyor ve hızlandırıyor. Ancak, yine de sakat, tehlikeli ve milliyetçi-ırkçı bir politikadır bu, insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Her an geri tepebilir, yeni çatışmalara yol açabilir. Çeçen Savaşının korkuttuğu Rus kamuoyunu arkasına alan Putin ise otoriter bir yönetim kurmayı ve asimilasyoncu bir politika izlemeyi yeğlemiş gibi görünüyor. Yakışmıyor. Putin uluslararası koşulların da yardımıyla ekonomiyi, bir ölçüde iyileştirdi. Bu da Putin’e desteği artırdı.


Ancak, asimilasyon, bir kültürel soykırım olarak BM tarafından ilan edilmiş bir insanlık suçu.  


Nasıl bir politika?..


Bugün İdil-Ural bölgesi, Kuzey Kafkasya ve diğer bölgelerdeki RF halkları, RF’deki ekonomik gelişmeye koşut olarak taleplerini siyasi ve demokratik haklar temelinde dile getiriyorlar. Doğru bir politika. Bunu böyle bilmek, yakın bir gelecekte ayrılıkçı hareketlerin (Çeçen örneği) gündemde olamayacaklarını da öngörmek gerekir. Buna karşın dıştan olumsuz müdahaleler ve kışkırtmalar olabilecektir. Oyuna gelmemek gerekir, yoksa sonucu felaket olur. Çeçenya, Irak ve Suriye’de olduğundan daha kötü ve daha beteri bir sonuçla karşılaşılabilir. Küresel çağda kitleler bağımsızlıktan çok demokratik devlet, ekonomik gelişme - iş, eşitlik ve  özgürlük taleplerine öncelik veriyorlar. Diğerleri zor şeyler. Devletlerin gelişmiş silahları ve teknik olanakları var. Direnenler de var, bunlar dış yardım alıyorlar. 


RF, devlet olarak gelişen ve yayılan bir süreç içinde, kitleler devletten çok şey bekliyorlar.  Rusya gelişmiş bir demokrasi değil, ama geleceğe yönelik olarak topluma hala umut vaat edebiliyor. Putin’in ülkeyi yeniden canlandırmış olması belleklerde. Suriye’deki gelişmeleri, Kırım, Ukrayna Donbass (Donets ve Lugansk cumhuriyetleri), Abhazya, Kuzey Osetya ve diğerlerini bu çerçevede değerlendirmek, Ruslar açısından birer gurur kaynağı olduğunu bilmek gerekir. Bu tür oluşumlar Rus milliyetçiliğini güçlendiriyor, güncelliyor ve milliyetçiliği canlı tutmada işe yarıyor. Ancak RF’nin ve dahası batının karşısında Çin gibi yeni dev ekonomilerin doğduğunu, gelişmekte olduğunu, uzun vadede orta boy ülkelerin bunlarla bir başlarına boy ölçüşmesinin  zor olacağını ve küçüklerin birleşmeleri, federasyonlar kurmaları  gerekeceğini bilmek, unutmamak gerekir.


Bunun ötesinde dil, eğitim ve eşitlik içerikli kitle talepleri, gerek RF’de ve gerekse RF diasporasında şimdiden  görünür olmuş durumda. Özellikle dil ve kültür üzerindeki baskıların kınanmalarına öncelik verilmiş bulunuyor. Doğru bir politika. Çirkin Rus kınanmalı. Kınamalar sonucu olmalı, diasporaları geniş olan Tataristan ve Adıgey cumhuriyetleri kendi dillerinde eğitimi (anadili ve edebiyat dersleri ile sınırlı da olsa) RF federal eğitim programı listesine aldırmayı başarmış bulunuyorlar. Bu kısmi bir başarı, belki de bir ilk adım. Diğer 20 cumhuriyet de bu iki örneği izleyebilecektir diye düşünüyorum. Çünkü, birçok ulusal topluluğun  anadilinde konuşma yüzdesi hızla düşüyor. Önlem alınmaması, temposu giderek artacak tepkilere dönüşebilir. RF’de kitleler, özellikle aydınlar asimilasyonun ayırtında. 1971’de Türkiye’de kimse asimilasyonun ‘farkında olmamış’, asimilasyon, askeri faşist rejim tarafından  sessizce gerçekleştirilmişti.


RF’de asimilasyon ciddi bir sorun, bütün azınlık dilleri korunmasız. Silinebilirler. Ancak 22 cumhuriyet halkı ve diğer azınlıklar dillere ve dil eğitimine konan baskılara ve engellemelere karşı ortak bir mücadele platformu kurma çalışmaları içine girmiş bulunuyorlar ve bunu başarabilirler.


O zaman Rus devlet milliyetçiliği, demokratik kamuoyunun desteğiyle geriletilebilir.


Kitle talepleri


Bunun ötesinde gerek RF’de ve gerekse diasporada sürdürülecek kınamaların, özellikle ayrılıkçı, anti Rus söylemlerin sonuç getirici olamayacağı, aksine RF’de sertleşmeye yol açabileceği düşüncesindeyim. RF, yukarıda da değindiğim gibi bir gelişim ve bir büyüme trendi içinde. Yani istekler farklı bir platformda, ‘daha fazla ekmek ve daha fazla özgürlük’ biçiminde beliriyor. Kitleler ekonomik gelişimden pay alma umudu içindeler. Ayrıca RF iktidarının küçüklerin tek tek olası muhalefetlerini  bastıracak gücü ve potansiyeli de var. Rus çoğunluk asimilasyon politikalarından rahatsız değil, çünkü şoven etkiler altında. Küreselleşme kitleleri hayli apolitik (bilinçsiz) yaptı. Bunu bilmek ve ona göre çalışmak gerekir. Tabii bu da kolay bir şey değil.


Yerel yönetimlere sahip çıkmak ve denetlemek gerekiyor


Sorunu anayasal açıdan tartışacak olursak, RF içindeki cumhuriyetler federasyonun eşit haklı  kurucu üyeleri. Anayasal mevzuat ve Federasyon Sözleşmesi bunu öngörüyor. Prosedür, biçimsel olarak, üye devletlerin referandum yoluyla bağımsızlık ilan etmelerine ve diğer haklarını kullanmalarına kapalı değil. Tabii teorik olarak. Kişilikli kadrolar görev başına getirilebilirse anayasal haklar daha güçlü bir temelde yükseltilebilir, korunabilir. Rus milliyetçiliği ve baskı politikaları ile mücadele öncelikli görevlerden olmalı. Pratikte RF’nin olası bir dağılması söz konusu olacaksa,  Sovyetlerin dağılması sürecinde yaşandığı gibi beklenmedik kötü ekonomik ve siyasi gelişmelerin belirmesine (gerilemeye, ırkçı baskıların artmasına, vs) ya da RF’nin gerçek bir hukuk devleti olmasına bağlı olarak ortaya çıkabilir. Ancak hukuk devleti gerçekleşirse, zaten dağılma ve parçalanma söz konusu olmaz, aksine parçalanma önlenir, birlik ruhu güçlenir, İsviçre’de olduğu gibi. Ancak Rus milliyetçiliğini önceleyen Sovyetler dağılmayı hızlandırmışlardı. Bir de İskoç, Bask ve Katalonya örnekleri var, bu yöreler ana karaya oranla  daha zengin kaynaklara sahipler, zenginliği paylaşmak istemiyor olmalılar. Basklar’ın durumu farklı, Basklar Adıgeler ölçüsünde olmasa bile Franco faşizmi döneminde acı çekmiş ve ezilmiş olan insanlar.


Bu yazı toplam 3866 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net