Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
Corona Günlüğü -İstanbul (1)
08 Nisan 2020 Çarşamba Saat 17:02


Çok değil daha 8 Mart'ta kalabalık bir nikaha gitmiştik Bağlarbaşı Kongre Merkez'inde. Sonrasındaki 14 gün boyunca ''bizden bir vaka çıkar mı'' diye az endişelenmedik değil. Neyse ki sonradan nikahın ev sahibi Gül ablayı arayıp davetlilerin olası akıbeti hakkında detaylı bilgi aldık, rahatladık.  


Yeğenim Merveyle gittiğimiz, sarılma-öpüşme-kucaklaşma gibi rutin cemiyet eylemlerinden bütün çabamıza rağmen nasibimizi aldığımız o günden sonra tüm toplu evlilik merasimleri iptal olmuştu. Belki son toplu merasime katılma başarısı gösteren kişiler olmamız muhtemeldir.


Nam-ı diğer COVİD-19 tarafından burnumuza yumruğu yeyip paşa paşa evde oturmaya başlamadığımız günlerdi. 


Henüz, ''bu musibet nasıl olsa önüne gelen her haltı mideye indiren Çin'de olup biter, bize de geyiği kalır'' türünden zevzeklikler yaptığımız zamanlardı. 


Ben yine de eczacı arkadaşımın ısrarıyla bir miktar eldiven, maske ve kolonya  alıp eve getirmiş, sanki bir cephane saklar gibi banyo dolabının en ücra köşesine yerleştirmiştim. Bu stratejik hayati öngörüm sayesinde eser miktarda eldiven ve maskemiz halâ mevcut. Hatta karşı komşuma 10 tane maske hediye etmiş biri olarak kendi kendimle ne kadar övünsem azdır. (hiç küçümsemeyelim, zira koca koca devletler bile maske için birbirini dolandırıyor, okuyorum)


Tam bugünlerde annem Yalova'da, ben İstanbul'da, küçük ablam başka şehirde, bir yeğenim Antalya'da dağınık bir aile tablosu çiziyorduk ki, büyük ablam ''hepiniz İstanbul'a dönün'' anonsunu geçti. Kendisi ilk vaka günleri ve sonrasında Türkiye'nin diğer gündemlerinin yanı sıra sağlık gündeminin de en sağlam takipçisidir. 


El mecbur herkes İstanbul'a toplandı. ''E deli misiniz ne diye Türkiye'nin Wuhan'ı olan İstanbul'dasınız kardeşim Yalova'da köyünüzde değil de'' diye soranları ikna etmek için hemen her gün telefonda açıklamalar yapıyoruz eşe dosta.


Annem 76 yaşında ve kronik akciğer rahatsızlığı neredeyse her kış nükseden biri olduğu için, ''doktorundan uzak, köyde bu musibet zamanda ne yaparız'' diyerek, zorunlu olarak köyü pas geçtik. Ardından ışık hızıyla 65 yaş üstü için evden çıkma yasağı gelince anacığım Çerkesce ''адэ мы вирюсыр тэра зыужы йтыр, ащыгъом тик1ынэп?'' ''bu virüs sadece bizim peşimizde mi, o halde çıkmayız'' diyerek kabullendi. O gün bugündür evde. 


Eş, dost, ahbap telefonlarında yasak bitince, havalar açınca köye gideceğini, orada yapacağı işlerin akışını detayıyla anlatıyor. Ceviz ağaçlarının ilkbahar bakımı,  bahçeye ekeceği bilumum sebzenin tohum-çim tedarikini v.b mesailerini sıraya koyuyor.  Bu kuşakta ''umut'' dediğimiz şeyin, yaşama bağlılığın sonraki pesimist nesillerden daha fazla olduğunu sevinçle görüyorum, biraz tuhafıma gitse de. Sahiden zor'un ne olduğunu görmüş bu kuşak dünyevi provokasyonlara kolayca eyvallah etmiyor.  


Öte yandan annemin kuşağındaki Çerkes kadınlarının her tür belalı durumda rutinlerini sıraya koymalarını, küçük mikrokosmoslarını özenle korumalarını, ahretlikleri (onlar öyle diyor) ile görüşmelerindeki ferasetli konuşmalarını müthiş şifalı buluyorum. Çerkesce'nin şifalı bir dil olarak kullanıldığında, insan ruhuna dokunma becerisinin nasıl güzel, nasıl müstesna olduğunu bilen bilir. Tersi de aynı oranda inciticilikte mahirdir. Dedem Kube Arslan birbirini incitmiş insanları barıştırırken Çerkesce şöyle dermiş, ''пхъэхым убытыбит1у и1 о нахь тэрэзыр уубытыщт, къызэрык1о арэп'' türkçesi; ''sen testerenin mahir tarafını tutacaksın, hangi tarafı eline geçerse değil''


Torunları, yeğenleri ile whatsapp'ta görüntülü konuşurken annemin mutluluğundan herkese bir parça lazım bence. Hasılı ''enseyi karartmadan'' yaşamayı bilenlerden öğrenecek çok şey var.


20 yaş üstü ve 65 yaş altı olan biz ölümlüler ne yapıyoruz güzelim İstanbul mapushanesinde? Misal ben, 2 takım gri eşofman, 2 spor ayakkabı, yeşil yağmurluğum ile (ki benim için zul değil, normal zamanda da Kuzey Kore modeli giyindiğim için) her yere gidiyorum. 2 market, 1 fırın, 1 eczane,  1 ATM,  biraz okuma, biraz çalışma, yemek hazırlama, site içi yürüyüş, az ev sporu, ev dezenfektesi v.b aksiyonlarla akşamı ediyorum, hatta günün yetmediği dahi oluyor. 


Belki de şahsi tarihimizde görüp görebileceğimiz en belalı günlerde, iç siyasete verip veriştirenleri, bulaşık arası sosyal medyada stajyer varoluşçu kesilenleri, yaşam koçlarının pazarlama lafazanlıklarını (bu memlekette neredeyse her kişiye bir yaşam koçu düşüyor olmalı) ekşi mayalı ekmek pişirme skorcularını, ilkokul müsameresi kıvamında duyar kasanları, mühtelif durum tespitçilerini,Türkiye'nin yarı ünlülerinin hiç merak edilmeyen evcimenlik gösterilerini, kendimi bazen zorlasam da izleyemiyorum. Gerçi bu yarı ünlülerin teveccüh gösterdiği #HayatEveSığar kampanyasına karşı #ÖyleEveBabamdaSığar kampanyası fena değildi. Mizah her daim fakat böyle zamanlarda olmazsa olmaz.   


Galiba bu süreçten sonra hasarsız hayatta kalırsam-kalırsak, nerede iddialı bir ademoğlu görürsem hilafsız sesli gülerim. 


Hasılı, insanın yaşama dair bütün iddialarından men edildiği, işinin gücünün hayatta kalmaya çabalamak olduğu gerçek üstü bir netflix dizisinde gibiyiz.


Bu da geçer diyeceğiz, başka ne diyeceğiz.


Bu yazı toplam 2393 defa okundu.





XAРУН-DÜZCE

Nurhan hanım Fatih Altaylı villalardan gösteri yapan ünlülere söyledi öyle eve babamda sığar diye. Adamın 55 metrekare evi var 6 kişi yaşıyor, nasıl sığacak o eve diye programında fırçaladı ünlüleri.

09 Nisan 2020 Perşembe Saat 23:48
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net