Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Özgürleşme, Fransız Devrimi ve ABD Örneği
15 Eylül 2020 Salı Saat 23:19

Rusya dışında, 1860’larda ABD’de de kölelik kaldırıldı, bu da iç savaşa yol açtı ve köleci güney eyaletleri (1861-1865) yenildiler, ancak Rusya’da olduğu gibi, eski köleler olan siyahi (Afrikalı) nüfusa toprak verilmedi, toprak tüm eyaletlerde beyaz toprak sahiplerinin mülkiyetinde kaldı, siyahların oy kullanmaları da (seçme ve seçilme haklarını, vd haklarını kullanmaları) 100 yıl boyunca yasa dışı yollarla engellendi. Daha önce siyahlar köle pazarlarında alınıp satılıyor, seks kölesi olarak kullanılıyorlardı. 1865 yılı sonrasında siyahi nüfus kağıt üzerinde eşit haklara kavuştu. Gerçekte ise, Siyahlara yönelik baskıcı, ırkçı ve sömürücü düzen, 1962 yılına değin, daha 100 yıl  devam etti. Hak arayan siyahlar basit nedenlerle linç edilebiliyor, gaz dökülüp yakılabiliyorlardı.


Türkiye’de 1839 Tanzimat Fermanı ile özel mülkiyet ve yurttaşların eşitliği ilkesi kabul edilmiş, ancak büyük ölçüde  kağıt üzerinde kalmış,  toprakta özel mülkiyet tesis edilememişti.  1858 Arazi Kanunnamesi ile yurt dışından getirilen iskanlı göçmenlere tapulu toprak ve mera verilmeye başlandı. Göçmen statüsü bulunmayan   Türk ve diğer yerleşik köylü nüfusa (Arap, Kürt, Laz, Arnavut, Boşnak, Pomak, Romen, Bulgar, Rum, Ermeni,  vd) ise toprak verilmedi, toprak devletin (hazine) mülkiyetinde kaldı ya da yeni oluşan köy beyleri (mütegallibe; toprak ağaları) ile zengin köylülerin elinde toplandı, topraksız köylü ırgat (pşıł)  ve ortakçı (maraba) konumuna düştü. Büyük bir sömürü çarkı oluştu.


Çerkes göçünü ülkeye çekmek için, ilginç ve çelişik düzenlemeler yapıldı: 1855 yılında yasaklanmış olan Çerkes esir ticareti 1857 yılında yeniden serbest bırakıldı. Çerkesler artık köle olarak esir pazarlarında satılabilecekti. Bu da şeriata (dini hukuka) aykırıydı. Müslüman birinin köle yapılması ve satılması şeriata göre yasaktı. Ama menfaat söz konusu olduğunda dini hukuk ihlal edilebiliyordu.

Amaç Çerkes köle sahiplerini, köleliğin kaldırılması çalışmaları yapılan Rusya’dan Türkiye’ye göçe özendirmekti. Nitekim, 1860’da Rus yönetimindeki Kabardey’den 10 bin, Kuban ilinden de (oblast) 4 bin Çerkes, köleleri ve adamları (vork ve fekol) ile birlikte, mallarını paraya çevirerek ve  iskanlı göçmen statüsüyle Anadolu’ya göç etti. Bunlara, 1858 Arazi Kanunnamesi’ne dayanılarak parasız toprak ve mera verildi, her türlü maddi yardım sağlandı. 


Bu göçler yapılırken, 1860 yılında Şapsığlar, bir başlarına ve var güçleriyle General Yevdokimov’un Kuban Ordusuna karşı ülkelerini, topraklarını savunuyorlardı.


1858 yılında Arazi Kanunnamesi (tapu kanunu) çıkarıldı ve toprakta özel mülkiyet kabul edildi. Toprak para etmeye başladı. Bu yeni düzenleme Adıgelerin Türkiye’ye göçünü çekici ve avantajlı hale getirdi. Rusya, kıyıdan ya da etnik temizliğe uğrayan yörelerden Kuban’a göç eden ailelere ortalama 7 desyatin (76,5 dönüm)  toprak veriyordu (Rus ailesine  ise 33 desyatin = 360 dönüm arazi veriyordu). Türkiye daha verimli topraklardan, Rus’a oranla daha fazla toprak veriyor, konut, çift ve süt hayvanı, tarım araçları (sapan, çapa, balta, keser, vd), para, birkaç yıllığına da gıda yardımı yapıyor, vergi almıyordu. 


Ulusal ölçek olarak, çoğunlukla köy ünitesi ölçeğini bilen Çerkeslere köyler kurdurarak tepkileri yumuşatıyor, rahatlıkla göçmenleri dört bir köşeye dağıtıyordu. Rusya ise etnik ve dini bütünlüğü dikkate alıyor, yerleştirmeleri öncesinden belirlenen  yörelere topluca kanalize ediyordu. Osmanlı, asimilasyonu, Türkleştirmeyi esas alıyor, etnik kimliğini sürdüremeyecek biçimde Adıgeleri parçalayarak ve dağıtarak değişik yörelere yerleştiriyordu: Samsun, Sinop, Düzce, Varna, Köstence ve Tuna boyları, Bulgaristan, vb gibi. Oysa, 1860’da Kabardeyleri bütünlük oluşturacak biçimde toplu halde Uzunyayla yöresine yerleştirmişti. İstese diğer Adıgelere de Kabardeyler ve Trakyalı Macirler (göçmenler) gibi bölge ya da bölgeler ayırabilirdi. Demek ki, kötü niyet vardı ve Adıgelere fazla güvenilmiyor olmalıydı.


Sonuç olarak göçmen topluluklara farklı bir devlet siyaseti uygulandı:  Çerkes, Tatar, Balkanlı (Macir), vd iskanlı göçmen statüsündekilere, 1858 yılı Arazi Kanunnamesi’ne dayanılarak  devlet (hazine) arazilerinden tapulu toprak verildi ve etnik köyler kurmaları sağlandı. 


Tapulu toprak verilmese ve köy kurdurulmasa,  Çerkesler, Ukrayna yerine Türkiye’ye gelirler miydi? İncelenmeye değer.


Çerkeslerin diasporadaki nisbi refahı Türkiye ve diğer ülkelerde toprak sahibi olmalarına dayanıyor. Adaletsizliğin, geriliğin, yoksulluğun, sömürü ve yaşanan  diğer sorunların temel kaynağı, topraksız köylü çoğunluğunun ve yerleşik eski kölelerin (mujik, pşıł ) Türkiye’de ve Rusya’da topraksız bırakılmış olmasına dayanıyor. Rusya’da 1917’de sosyalist  devrim gerçekleşti ve yeni bir düzen kuruldu, Türkiye’de ise ırkçı, faşizan, asimilasyoncu ve baskıcı  bir sistem egemen oldu, bunun bir sonucu olarak da Ermeni ve Rum nüfus sınır  dışı edildi.

***

1789 Büyük Fransız devrimine gelince, toprağın tümü kral ve soylular ile kilisenin elinde idi, alındı ve  kölelikten kurtulup özgürlüğe kavuşan Fransız köylülerine dağıtıldı, devrimci iktidar  İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’ni yayımladı, siyasal ve hukuki eşitlik, insanların doğuştan hür ve eşit haklı olarak dünyaya geldikleri ilkesi kabul edildi ve demokratik bir toplum düzeninin temeli atıldı. Fransız devrimi, köylülerin destek verdiği, feodalizmi tasfiye eden bir burjuva devrimidir. Köylü, kral, soylu sınıfı ve kilise zulmünden kurtulmak ve toprağa kavuşmak için burjuva devrimini desteklemişti.


Köylü, Rusya’da da, toprağa kavuşmak için 1917 Sovyet devrimini, işçi sınıfını destekledi. Ortada, Sovyetler bir yana, en azından  başarılı bir Fransa örneği, yönetim konusunda da bir İsviçre demokratik yapılanması, federalizmi vardı. İktidarlar bunları, elbette biliyorlardı, ama   uygulamak egemen sınıfların işine gelmiyordu. Fransız devrimi, 1775–1783 Amerikan bağımsızlık savaşı ve getirilerinden de esinlendi, yararlandı, ancak, ilkin lokal (yerel ölçekte) kaldı. Küresel düzlemde, ölçekte sömürgecilik, ırkçılık, sömürü ve eşitsizlikler devam etti. İçeride burjuva demokrasisine dayanan Fransa dışarıda sömürgeci ve emperyalist bir politika izledi: Fransa’nın Cezayir ve diğer yerlerdeki zulüm ve katliamları ortada. Ancak, beri yandan, Fransız devriminin getirdiği eşitlik ve özgürlük anlayışı ve evrensel demokratik ilkeler diğer ülkelere de  yavaş yavaş yayılmaktaydı.


Alıntı: 156 Yılında Çerkes Soykırımı, Sürgünü, Kafkasya, Cumhuriyetler ve Gelecek - II


Bu yazı toplam 2008 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net