Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tegulan Yakup Temel
Çerkesler ve Yaşam Kültürleri: Misafir Mezarlığı
30 Eylül 2020 Çarşamba Saat 14:00


Uzunyayla'da Eylül ayının sonlarıydı. Ekinler ve otlar toplanmış, dere kenarlarındaki çayırlıklar ve boş tarlalar rahatca dolaşan koyun ve büyükbaş hayvan sürüleri tarafından doldurulmuştu. Bütün yaz çevrili alanlarda tutulmuş olan atlarda serbest bırakılmış, şimdi orada burada dağınık büyük gruplar halinde özgürlüğün tadını çıkarıyorlardı. Soğuklar bastırıncaya kadar kadar bu böyle devam edecek. Kar yağdığında ise koyunlar ketlere, at sürüleri ise her zaman olduğu gibi kendiliklerinden köylere, ahırlarına dönecekler.


Akşam üzeriydi. Beşkazakhable köyünün çobanlarından biri köyün yakınlarında, ırmağın biraz üst tarafındaki arpa tarlasında yayılmakta olan koyunlarını toplayarak sürüsünü Kurt Deresine ( Dığujıkue) doğru yönlendirdi. Geceyi orada geçirecekti. Çoğu zaman öyle yapardı zaten, orası hem gecelemeye elverişli hemde su kaynakları çoktu. Dğujıkue yolu üzeründe küçük bir vadi var, önde kendisi arkada sürüsü, vadi içine girerken biraz ilerde küçük bir kayalığın hemen yanında yerde bir karaltı gördü. Yerde yatan birine benziyordu ama karanlık bastırmaya başladığı için ne olduğunu tam seçemiyordu. Hızlı adımlarla kayalığın yanına gidip bakınca korku ve şaşkınlık içinde olduğu yerde kalakaldı; yerde bir adam yatıyordu. Adam 45 - 50 yaşlarında gözüküyordu. Önce uykuya kalmış bir çobandır diye düşündü. Seslendirerek uyandırmaya çalıştı ama daha sonra öldüğünü anladı. Bağırarak çevredeki çobanları çağırdı. Sonrada sürüsünü onlara bırakarak koşar adım köye, Beşkazakhable’ye doğru yöneldi.


Ertesi sabah Beşkazakhable köylüleri cesedin başında toplanmışlar ne yapmaları gerektiğini tartışıyorlardı. Ceset ( Hade ) kendi köylerinden biri değildi. Yakın köylüler hepsi genellikle birbirini tanır, onlarıdan birinede benzemiyordu. Belki tanıyan biri çıkar diye çevre köylerede haber verdiler ancak tanıyan ve sahip çıkan kimseyi bulamayınca cenazeyi kendi köylerinde defnetmeye karar verdiler.


Çerkeslerde misafir odası yoktur ama misafir evi vardır, onada kendi dillerinde misafirin mekanı anlamında Haşeş derler. Haşeşler evden ayrı müstakil mekanlardır. Mahremiyeti sağlamak ve misafiri rahat ettirmek için avluda, evden biraz uzak bir yerde bulunur. Haşeşin kendi antresi ( Uj ) ve ayrı bir tuvaleti( psıwıne) vardır. Dış kapıda da gelenlerin atlarını bağlayacakları ahşaptan direkler ( Şı f'edze ) bulunur. Haşeş antresinde temiz yataklar, ibrik ve tas ( Tas Ubğan ) ve  havlu ( nape aleş’) her daim hazırdır ve her şey misafirin rahat ettirilmesine yöneliktir.


Dağda buldukları cenaze her ne kadar cesed de olsa oda bir tür misafirleri sayılırdı, tabiki onada yakın ilgi göstereceklerdi. Sahibi çıkmayınca naaş köye getirilerek cenaze namazı kılındı ve mezarlıkta ayrı bir bölüm hazırlanarak çerkes adetlerine göre toprağa verildi. Ama bu iş burada kalmayacaktı. 4 - 5 ay geçmiş olay tam unutulmaya başlamıştı ki  köye iki atlı geldi. Gelenler haşeşe alındı. Çerkeslerde geleni hiç tanımıyor olsalarda misafire ne işi olduğu, niye geldiği, nereden gelip nereye gittiği sorulmaz. Ancak kendisi söyler. Yemek yiyip biraz dinlendikten sonra gelme nedenlerini kendileri söylediler; bir kaç ay önce köylerinde defnettikleri cenaze kendilerinindi. Şimdide  onu alıp götürmek için gelmişlerdi.


Beşkazakhable’liler tarafından köylerine yakın bir yerde bulunan ceset Sivas taraflarından gelen çeçen bir yolcuya aitti. Bir daha haber alamayınca akrabaları onu aramaya, izini sürmeye başlamışlar ve bu köyde toprağa verildiğini öğrenmişlerdi. Şimdi debonu alıp kendi köylerine, kendi mezarlıklarına götürmek istiyorlardı. Bu istek haliyle köylüler tarafından garip karşılandı. " Bu her ne kadar cenazede olsa o bizim misafirimiz sayılır, onu tekrar çıkartılması uygun olmaz, hem bu onada eziyet olur " demelerine rağmen gelenler, " Hayır, biz cenazemizi götüreceğiz " diye ısrar ederek epey bir zaman bu şekilde tartıştılar. Gelenleri  ikna etmek mümkün olmuyordu. Sonunda  cenazenin çıkartılmasına karar verildi.


Cenaze sahiplerininde bulunduğu bir grup, misafir cenazesinin kabri başında toplanarak mezarı kazmaya başladı. Kazma kürekler habire çalışıyor, mezarın üzerindeki toprak yan tarafa yığılıyor ama bir türlü cesete ulaşılamıyordu. Epeyce kazdıktan sonra ilginç bir şey olmaya başladı; kazdıkları yerden öbek öbek sineğe benzer uçan parçacıklar çıkmaya başladı. Başlangıçta bunu önemsemediler ama sinekler gittikçe artıyor, havaya yayılıyor devasa bir hal alıyordu. Sonradan anlatanlar söylüyor, mezar kazılırken mezarlıktan yükselen sinek kümeleri köyün uzak taraflarından bile devasa bir bulut şeklinde görülüyordü diye. Gömülü cesede bir türlü ulaşılamıyordu. Sonunda, bu durum bütün bu yapılanların şeyin doğru olmadığına yorumlandı. Cenaze sahipleride ikna olmuştu artık. Mezar toprak dökülerek tekrar kapatıldı.


O tarihten sonra mezarın o bölümü misafir mezarlığı olarak anılmaya başlandı. Yanına köyden başka cenaze konulmayıp çevresi korunarak muhtemel diğer misafir cenazeler için boş bırakıldı. Bir seferinde Maraşlı köyünden gelen bir misafir aniden vefat edince, yaz ayıdır, kendi köyüne götürülünceye kadar ceset bozulur diye misafir mezarlığına defnedilmek istenmişti ama akrabaları buna razı olmadan zorda olsa kendi köylerine götürmüşlerdi. 


Çerkesler, ayrımsız olarak tüm insanlara insan olmalarından dolayı verdikleri değer yanında cenazelerede aynı ilgi ve önemi gösterirler. Dünyada başka milletlerden misafir mezarlığı olan var mı bilinmez ama çerkeslerin misafirlerinin yanında, onların cenazelerinede gösterdiği itina burada da çok çarpıcı bir şekilde kendini göstermiş oldu. 


Bu yazı toplam 2022 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net