Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dr. Karden Murat
Yeni Din:Tanrılar Kalsın, Bize Tanrıçalar Lazım
17 Ocak 2021 Pazar Saat 13:56

Feminizm, kadınların sosyal, ekonomik ve politik eşitlik haklarını ileri sürmek üzere çıkmış bir harekettir. Bu yönüyle, kadınların sosyal, ekonomik ve politik olarak erkeklerle eşit haklara sahip olmasına Türkiye’de karşı çıkan herhalde ancak küçük bir azınlık bulunabilir. Çerkeslerde ise böyle bir azınlıktan bile bahsetmek mümkün değildir, eser miktarda bile demek haksızlık olur. 


Çeşitli milliyetler, ırklar, etnik gruplar, sosyal statüler gibi tasnifleri esas alan bir hareket değil, sadece “kadın”lara hitap eden bir hareket, elbette muazzam bir taraftar toplayacaktır. Çünkü bütün bir dünyanın yarısı kadın, bütün bir ülkenin yarısı kadın, bütün bir milletin yarısı kadındır.


Nitekim, kadınlarla ilgili siyasal ve sosyal taleplerin daima geniş yankılar bulmuş olduğu görüldüğünde, tutuşturulmaya ve kendiliğinden alev almaya aday bir sömürü alanı keşfedilmiş, bir vasıta olarak da kullanılabileceği anlaşılmıştır. Böylelikle feminizm, eşitlik öneren saf özünden uzaklaşmış ve feminizm hareketi içerisinde de çok çeşitli alt dallar, çeşitler ortaya çıkmıştır. 


Öncelikle, “Kadın Hareketi” tabirinin başına “Çerkes” eklendiğinde, bir “etnik feminist” hareket ile mi karşı karşıya olduğumuz merakı doğmaktadır. 


Etnik Feminist Hareket, genel olarak kadınların haklarını ve özel olarak ilgili etnik gruba mensup, daha dezavantajlı durumdaki kadınların haklarını gözeten bir harekettir. Çoğunluğu teşkil eden etnik gruba mensup kadınlar, toplu taşıma aracına binebiliyor, fakat azınlığa mensup kadınların toplu taşıma aracına binmeleri yasaklanıyorsa, etnik feminist bir hareket doğabilir. Türkiye’de hukuk sistemi, kadın ve erkeklerin eşitliği esasını benimsemiştir. Boşanan kadınların, velayeti kendisine verilen çocuğun soyadını değiştirip, kendi soyadlarını çocuklara vermesini hukuk sistemimiz kabul ederken, kadının ikinci evliliği nedeniyle aldığı ikinci kocasının soyadını, velayeti kendisine verilen ve ilk eşinden olan ve ilk eşinin soyadını taşıyan çocuğa verilmesini kabul etmemiştir. 


Medeni haklar sahasında, bu ikinci tip fanteziler dışında gürültü koparılabilecek pek bir konu kalmamıştır. Hal böyle iken, “Çerkes Kadın Hareketi” dendiğinde, acaba Türkiye’nin hukuk sisteminde, Çerkes Kadınlarına ait haklar, diğer kadınların haklarından daha mı azdır ya da Çerkes kadınları aleyhine daha dezavantajlı bir durum mu yaratılmıştır sorusu gündeme gelmektedir. Bu sorunun cevabını herkes verebilecek durumdadır. Türkiye’de hukuk sistemi ve devlet işleyişi, kadını, Çerkes Kadını, Türk Kadını, Kürt Kadını diye ayırdetmez. Dolayısıyla “Çerkes Kadın Hareketi” nin, etnik bir kadın hareketi ya da etnik feminist bir hareket olduğunu söylemek imkansızdır. 


O halde, “Çerkes Kadın Hareketi” nin, gökten zembille indirilip, Çerkeslerin gündemine sokulmaya çalışılmasının sebebi nedir?  


Buna herhalde göz atmamıza hiç kimse engel olamaz. Şimdilerde moda olan iki husus var, birincisi; “her şeyi yapayım fakat aman ortalarda görünmeyeyim” ve ikincisi ise “hiçbir şey yapmasam da aman ortalarda görüneyim”. Şimdiye kadar yürütülen tartışmalarda, ortalığı bulandıran, tartışmaları bağlamından koparan hususların da bu kaygılar yüzünden, eleştirileri baskılamak amaçlı salvolar olduğunu kolaylıkla tespit edebiliriz. 


Eleştirenleri,  “eril dil kullanmak”, “feodal olmak”, “kadınlara nasıl hitap edileceğini bilmemek”, “dava açarım”, “hedef gösteriliyoruz”, “lince karşıyız”, “ötekileştirilmek” gibi olmadık lakırdılarla susturmaya kalkmak, kadın-erkek eşitliğini zedeleyen bir sorundur. Bütün bir kamuoyuna açık şekilde, fikirlerinizi dile getirdiğinizde, ona mukabele edecek kişilerin çıkacağını tahmin edebilirsiniz. Sosyal medya hesabınızı, bütün bir insanlık alemine açtıysanız, insanlık alemi de bunu olumlu ya da olumsuz benimseyebilir, ondan sonra, bütün bu şeffaflığa yakışmayacak tarzda, feryat etmek herhalde yakışık almaz. 


“Çerkes Kadın Hareketi”nin etnik feminist bir hareket olmadığını anladığımıza göre, ne olduğunu anlamaya çalışmak da hakkımızdır. 


“Çerkes Kadın Hareketi” adıyla ortaya atılan şey, bir kadınlar kulübü müdür, feminist bir hareket midir, feminist bir hareket ise ne tür bir feminist harekettir sorularının, meraklı kamuoyuna açıklanması gerekir. 


Sadece Xabzeye saldırmak, bu hareketin kendisini ne şekilde tanımladığı konusunda bizlere bir ipucu sunmamaktadır. 


Fikirlerini tutarlı bir şekilde ileri sürmediklerine ve açıklamadıklarına, “Xabze” ve “Xabze arkasına saklanan erkek”, “Çerkes kimliğini balyozla parçalamak” gibi sloganlara sığınıp olmayan şeylere, yel değirmenlerine savaş açtıklarına göre, bizim de bu Don Kişotları ve Sanço Panza'ları teşhis etmemize yarayacak göstergeleri kontrol etmemiz icap etmektedir. Bu göstergelerden bir tanesine daha sonra değineceğiz, fakat erkeklerle sosyal-ekonomik ve politik eşitliği ileri süren feminist hareketin rayından nasıl çıkarıldığına da göz atmamız gerekir.


“Hak mücadelesi”, hakları dağıtanlara ve düzenleyenlere karşı yapılır. “Devlet” mekanizmasının icadından bu yana, hak dağıtan kurum devlettir. “Çerkes Kadın Hareketi”, bir hak mücadelesi iddiasında ise, “Xabze” isimli bir devlet ya da devlet kurumu mevcut değildir. Kafkasya’da bir Çerkes Cumhuriyeti varda onun kadın haklarını kısıtlayan Xabze Bakanlığı mı var? Xabze, güya “kadınlar için bir baskı mekanizmasına dönüşmüş”, cümle bu ama hangi Xabze kuralı kadınlara baskı yapmak için, ne şekilde kullanılıyor ? Bunun cevabı yok, çünkü böyle bir şey yok. Hangi birimizin yaşantısı, çevremiz, etrafımız Xabze denilen kurallarla örülü ? Sosyal yaşamlarımızın ne kadarlık bir dilimini Çerkesler kaplıyor ? Çerkeslerin kapladığı sosyal yaşam dilimimizde Xabze mi uygulanıyor? 


Tamamen şehirlerde yaşayan ve şehir hayatının kendisine sunduğu olanaklardan faydalanan ve zorluklarla karşılaşan bazı şehirli Çerkes kadınlarının, gerçek zorluklara karşı bir kadın örgütü içerisinde mücadele etmek yerine, olmayan ile mücadeleyi seçmesi, kolaylık, kaçış, konfor ve en kısa yoldan herhangi bir sosyal statü sağlama çabasıdır (tabi bu hareketin kurdela ile açılışını yapanlar hariç, çünkü onların derdi başka). Çerkesler içerisinde, yel değirmenlerine karşı bir savaşı vermenin maliyeti de yoktur, bedel ödemeniz gerekmez, ya da en azından ucuzdur. 


Şehirli bir Çerkes kadının mücadele edeceği alanlar belli değil midir? Dev şirketlerde çalışan şehirli Çerkes kadınları, o şirketlerin insan kaynakları birimlerine gidip; “aynı işi yaptığım halde niçin erkeklere daha fazla para ödüyorsunuz”, “niçin alım yaparken kadınları değil, erkekleri tercih ediyorsunuz ?” gibi sorular soramaz, buna benzer bir mücadeleye giremez, çünkü ödenmesi gereken bedel vardır. Aynı şekilde, devlet memuru olan ve aynı zamanda “Çerkes Kadın Hareketi”ne ön ayak olan bir kadının, devlet idari mekanizmalarında kadınlara karşı ayrımcılık yapıldığı iddiasıyla tek bir mücadelesinin olduğunu göremezsiniz.  


2020 yılının son günlerinde ortaya çıkan bu hareket, eğer yıl sonuna doğru bir fon tarafından sağlanan bir kaynağın yıl sonuna kadar kullanılması gerekliliğinden dolayı ortaya çıkmamış ise, ya da salgın nedeniyle evlerinde oturanların can sıkıntılarının bir sonucu değilse, Xabze’yi ve Çerkes kimliğini hedefe koymalarının tesadüf olduğunu söyleyemeyiz.  


Xabze’ye karşı yapılan bu taarruz, aklımıza hemen şu bilimsel çalışmanın sonucunu getirmektedir; “ Khakuasheva, diğer milletlerin, belirli bir yerde toplu halde yaşama ya da ortak bir dil gibi özelliklerinden Çerkeslerin yoksun olduklarını ve şu anda “tek bir milli ajanda” nın da bulunmadığını ifade etmektedir. Fakat Çerkesler, kendi kimlikleri temelinde asırlardır mevcut olan Adgye Habze ismi verilen ortak bir ahlaki koda sahiptirler…2012 yılına kadar birçok Rus yorumcu, dışarıdaki birçok analistin ve bazı Çerkeslerin dahi aldırmadığı bir fikir olarak, küreselleşmenin ve Rus ve Sovyet hükümetlerinin politikalarının bir sonucu olarak, Adyge Habze nin ölmekte olduğunu ileri sürmüşlerdi... Önceki asırlarda Rus ilerleyişine karşı Çerkes mücadelesinin ölmekte olduğunu bildiren emperyal merkezin, buna inanma umutlarından daha az gerçeği tarif eden benzeri Rus önermelerine, ancak bir süre geçtikten sonra inanmak için iyi nedenler bulunmaktadır.” http://cherkessia.net/news_detail.php?id=7617


Demek ki Xabze, Çerkes Kimliği’nin çok önemli bir parçası. Bu nedenle, Xabzeye saldırmanın, doğrudan Çerkes kimliğine saldırmak olduğu sonucu rahatlıkla çıkarılabilir ki, zaten bunların arasından bazıları da açıkça bu hususu dile getirmektedir. 


Türkiye’de HDP ve çevrelerine bulaşmadan aydın ve politik olunamayacağını düşünenlerin, uzay mekiği ile gönderdiği kişiler tarafından kurulan “Almastı-Çerkes Kadın Hareketi”, Çerkes kimliğine saldırmakta iken ve mukaddimesine bu saldırı ile başlarken, “Kürt Kadın Hareketi” denen hareket, Kürt kimliğine asla saldırmamıştır. “Kürt Kadın Hareketi” nin en birinci amacı her zaman Kürt kimliğini pekiştirmek olmuştur. 


“Kürt Kadın Hareketi” gerçek feminist bir hareket olmadığı gibi gerçek bir kadın hareketi de değildir, her zaman HDP ve benzeri çevrelerin, Kürt kadınları içerisindeki örgütlenme zemini olarak kullanılmıştır; en sıradan kadınlara ulaşma ve onlara, anlamalarının pek mümkün olmadığı bir dille kendi ideolojilerini anlatıp aşılama. Hatta milliyetçiliği ilk başta güya eleştiren Kürt kadın hareketinde şu günlerde yeni bir sonuca ulaşıldığı da söylenebilir; “Doğulu toplumlarda milliyetçilik, kadın-erkek eşitliğinin bir garantisidir”. 


Türkiye’den tutun da Arap ülkelerine kadar verilen örneklerde milliyetçilik ve milliyetçilerin iktidarlara gelmesinin, kadının sosyal, ekonomik ve politik durumunu yükselttiği ifade edilmektedir. Kürt kadın hareketinde böylesi bir evrilme eğilimi varken, HDP çevrelerinin Çerkeslerin arasına saldığı “Çerkes Kadın Hareketi”nde, Çerkes kimliğine saldırı söz konusudur. HDP bağlantılı basının, büyük bir iştahla "Almastı-Çerkes Kadın Hareketi” haberlerini yapması, söz konusu yapı ile ilgili göstergelerden sadece bir tanesidir. Diğerleri ise ayrı bir yazının konusu olabilir.    


Her dönemde muhakkak “ezber bozmak”, “gelenekleri yıkmak”, “düzeni değiştirmek” gibi iddialarla çeşitli sahte kurtarıcılar ortaya çıkar. Çamaşır yıkamaktan, ekmek pişirmekten, evi temizlemekten, durmadan hamile kalıp çocuk doğurmaktan bıkan kadınlara seslenip, erkekler tarafından kurulan zulüm düzenini değiştirmekten bahsederseniz epeyce taraftar toplamanız ya da en azından fikir alemi içinde bir adımlık da olsa yer edinmeniz doğaldır. Bu nedenle “dünyanın tüm kadınlarına” seslenmek, görünen ya da görünmeyen amaçlarınız için elverişli bir ortam sunar. Feminist hareket de klasik amaçlarından saptırılmış, oldukça fazla alt dallara ayrılmıştır.  


19. yüzyılın sonuna kadar Fransa’da kamusal alanlarda başlarını örtmek zorunda olan kadınlar olmasına rağmen, feminizm Fransa’da kendiliğinden ortaya çıkmış bir hareket değildi, erkekler tarafından tohumları atılmış ve geliştirilmişti. Herhalde bunun sebebi, toplumun yarısına dönük ajitatif hareketlere izin vermesi idi. Hiçbir sosyal sınıf, eğitimli-eğitimsiz, çalışan-çalışmayan, şehirli-köylü ayrımı gözetmeksizin “kadın” demekle insanların yarısını yanınıza çekebiliyordunuz. 


Feminist Hareketin destekçilerinden bir erkek, Caleb Williams Saleeby ise “Kadın ve Kadınlık” adlı bir kitap da yazmıştı. Fakat aynı zamanda ırkçıydı, bir ansiklopedi maddesinde ırkçı fikirlerini açıkça dile getirmişti: Ona göre insanoğlu, evrimin zirvesiydi ve beyaz adam kafatası ölçüleri esas alındığında diğer insanlara göre üstündü. Önceleri, güneşlenmeyi teşvik eden Günışığı Cemiyeti kurmuştu. Daha sonra bir çıplaklar kulübü kurmuştu. Arkadaşlarına, Günışığı Cemiyeti’ni çıplaklığı teşvik etmek için kurduğunu söylemekteydi.   


Feminist hareketin tanınmışlarından biri olan ve hayatı boyunca depresyondan ve kendi ifadesiyle “başkalarının hissedemeyeceği bir beyin hastalığı” ndan muzdarip Charlotte Perkins Gilman ise, evin ve ailenin hizmetçi mitolojisinden, kadınların kendilerini kurtararak özgürleşeceklerini söylüyordu. Depresyon nedeniyle eşinden boşanmıştı. Kız çocuklarının, bebek oyuncaklarıyla “anneliğe hazırlanmasına”, erkek çocuklarından farklı şekilde giydirilmesine de karşıydı, kız ve erkek bebekler belli bir dönem aynı ihtiyaçlara sahipken bile bu farklılaştırılıyordu. Ona göre, bir kadının, evin hiçbir işi ile uğraşmaması gerekliydi. Yemek pişirme, çocuk bakımı, dikiş, ev temizliği gibi şeylerin hiçbir şekilde evde yapılmaması gerektiğini ve bu hizmetlerin bütünüyle dışarıdan alınması gerektiğini söylüyordu. 


Yeni yapılan evlerde mutfak olmamalıydı. Bu anlayışa uygun olarak inşa edilen apartmanlarda yemek pişirme hizmetini merkezi bir mutfak dışarıdan ücret karşılığı vermeliydi. Nasıl ki evlerin içinde yer alan çamaşırhaneler ve fırınlar kaybolmuşsa, mutfaklar da bu şekilde kaybolmalıydı. Gilman, engelli insanların iradeleri dışında kısırlaştırılmaları gerektiğini savunmaktaydı. Daha sonra kamuoyundan gelen itirazlar üzerine, doğum kontrolün, zorla kısırlaştırmaya iyi bir alternatif olduğunu, bundan kadınların ve ırkın fayda göreceğini belirtmişti. Daha sonra Amerikan kısırlaştırma uygulamaları ile Nazi Almanyası’nın kısırlaştırma uygulamaları birbiri ile kıyaslanmış ve totaliter bulunmuştu. 


Feminist Margaret Sanger ise daha temiz bir ırk için doğum kontrolünün şart olduğunu ileri sürüyordu. Sanger’e göre ; “bir kadın, kendi bedeninin sahibi olmadığı sürece hiçbir şekilde kendisini hür olarak adlandıramaz” . Doğum kontrolü, kadın serbestiyeti ve eşitliğinin garantisidir. Ku Klux Klan ile de ilişkileri olan Sanger’in göçmen karşıtı ve ırkçı fikirleri vardı.


Günümüzde anarşist feminist hareketin kurucusu kabul edilen Emma Goldman, kadınların özgürlüklerini, Tanrı’nın, devletin , toplumun, kocasının ve ailesinin “hizmetçisi olmayı reddetmekle” kazanacağını söylemişti. 


Radikal feminizmin, anahtar sözcükleri; “patriarki” ve “erkeğin kadını sömürmesi ve kuşatıcı baskısı” . Radikal feminizme göre, erkeklerin çoğunda, kadına karşı tecavüz ve öldürmek de dahil olmak üzere fiziksel şiddet potansiyeli mevcuttur. 


Victoria Woodhull “serbest ilişki” yi savunan bir feministti. Akıl hastası bir oğlu vardı ve kadınlara tavsiyesi şu idi : “Çok sevdikleri ve ona şiddetli arzu besledikleri erkek tarafından olmadığı sürece , kadınlar en iyi çocuklarını doğuramazlar” . Woodhull’a göre, evli bir kadın cinsel köledir, kendi gelişimini sağlayamaz ve önemli hayat tercihlerinde bulunamaz. Kadınlar evlilik baskısından kaçınıp serbest ilişki uygulamasına geçebilselerdi, özürlü çocukların da dünyaya gelmeleri söz konusu olmayacaktı. 


Amerikalı feminist ve aynı zamanda Budist olan Rita M.Gross ise patriarkal-erkek merkezli dinleri ortadan kaldırmak için, androjin devrimi de önermiştir. Androjin, hem kadın hem de erkek rollerini aynı anda bünyesinde taşıyan yeni insan modelidir. “Tarafsız cinsiyet” modeli ile kadın ve erkek arasındaki sorunlar çözülecektir. Dinlerin postpartiarkal geleceğine de bakılmalıdır, çünkü geçmiş, tamamen eşit modeller önermemektedir. Eşit bir model olmadan yaşamak, feministlerin artık taşıyabileceği bir vaziyet değildir. Bu nedenle Gross, feministlerin, yeni ve üstün bir dini görüş inşa etmelerini, bunu yaparken geçmişin kalıntılarından da faydalınabileceğini, tekerleğin yeniden icadına ihtiyaç olmadığını, özellikle tanrıçaları olan Hinduizm gibi kaynakların tercih edilebileceğini, post-patriarkal dinin ise Vajryana Budizmi olacağını savunmuştur.  


Feminist Katolik ilahiyatçı Elisabeth Schüssler Fiorenza ise, “eşitlerin havariliği” düsturu altında “kadın kilisesi”  konseptini savunmuştu. 


Ve daha yüzlercesi… Sosyalist Feminizm, Marksist Feminizm, Liberal Feminizm, Anarşist Feminizm, Radikal Feminizm, Lezbiyen Feminizm, Erkeğin Feminizmi, Postmodern Feminizm…


“Anti-Xabze Feminizmi” denen şeyi de herhalde “ezber bozucu”, “balyozla put parçalayıcı” kadınlar bir gecede kuruverecek  ve onları da “Anti-Xabze Erkek Feminizmi” akımı savunuverecek.


“Modern”  erkeklerin, kendi öz evlerinden yükselen kadın yakınmalarını duyup duymadıklarını, gerçekten çifte standartlı ve ikiyüzlü davranıp davranmadıklarını da kamuoyu herhalde oldukça merak ediyordur. 


Artık her şeyin “açık ve seçik konuşulması”, “yüzleşilmesi”, sadece “başkaları” için geçerli olmasa gerek, kendilerine yöneltilen soruları “özel alan” diye geçiştirenler için, “başkaları” nın özel alanı yok galiba.


Ne günlere kaldık.


Bu yazı toplam 4117 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net