Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Ümitvar Olabilmek
15 Mart 2021 Pazartesi Saat 16:22

Fiilin mastar halini pek sevmem aslında, -mak, -mek,-cek, -cak ile biten cümleler bana uzaklara ötelenmiş bir sonuçsuzluğun buruk tadını verir. Hani Osmanlının son demlerindeki ünlü derdin varsa Marko Paşa’ya söyle misali ya da bizimkilerin herhangi ciddi bir konuda efendi gibi bir karar almayı kurdukları ‘’komisyona havale etme’’ minvalinden bir şeyleri anımsatıyor. 


Ümitsizlik mi çaresizlik mi? Ümit nedir diye sorsan belki yaşaya kalabilme hissiyatı derim. Öyle ya Dostoyevski boşuna söylememiş; ‘’hangi serçe atlamış camdan, hangi balık kendini boğmuş suda… Yaşayamamak insan özgü bir yeteneksizlik…’’


Siyaset toplumların sorun çözme yeteneklerine verilen ad. Arapça seyis kökünden türediği söylenen ‘’eğitmek’’ fiilinin toplum bilimlerinde kategorileşmiş hali. Lingua franca’da politika, kısaca şehir yönetimi. Eğitmek ise ‘’enemek, iğdiş etmek’’ kökünden sonu kısırlaştırmaya varan eylem. Çok garip. 42nci kuzey paralelinin altı toptan şahsına münhasır çok garip bir yer. Adı: Ortadoğu bataklığı.


Ortadoğu bataklığında siyaset 2nci dünya savaşının ardından kısa süren modernleşme çabası İsrail yayılmacılığından beslenen Arap milliyetçisi Baas partileri ve kollarının bir dizi askeri darbe ile iktidara gelmesinden sonra kesintiye uğradı. Hemen hepsi ‘’dini eğilimli’’ milliyetçi kadrolar tarafından yönetilen coğrafya halklarını yurttaş seviyesine çıkarmadan, kimliksiz kalabalık yığınlar halinde tutmaya çabalaması ile bugünlere gelindi. Zaten milliyetçiliği din ile bir arada olmadığını düşünmek imkânsızdır. Sonuç elde var sıfır. Her yerde eşitsiz gelir dağılımı, fakirlik, yoksulluk, cehalet ve toptan adaletsizlik.


Irak ve Suriye diye bir ülke kalmadı, İran huzursuz, Lübnan’da yeni bir iç savaş ha patladı ha patlayacak, Yemen zaten  2 nci iç savaşını yaşıyor, Libya hakeza aynı, Mısır delik deşik mumyadan farksız, Körfezin hayatı pamuk ipliğine bağlı, ya da sarı fırtına Trump’ın ifadesi ile ‘’ Amerika olmazsa bir hafta bile dayanacak takatleri yok’’.


Bizde de durum pek iç açıcı değil. Akıbetimiz İran mı olur yoksa Pakistan mı? Tartışmaları süregidedursun temenniler Afganistan bari olmayalım kıyasında sabitleniyor. Benim için işlerin düzelmeyeceğine kanaat getirdiğim son kerte yüce diyanet işlerinin ‘’fakirlik Allah’a yakın olmaktır’’ hadis-i güzellemesi oldu. Papası, engizisyonu, aforozu, endüljansı ile kilisenin Avrupa halklarına bin yıl süre boyunca dayattığı ‘’günahkâr insanlık’’ vizyonunun bir benzeri düştü aklıma.


Nasıl yani? Fakirlik, İslam, Allah! Kilise Avrupa topraklarının yarısından çoğunu mülküne geçirmiş, halkın sırtına bindirdiği vergilerle yaşayıp giden keyfi yerinde bir zümreydi. Yanında krallar, prensler, kontlar, senyörler, dükler… Sonra bir deli çıktı ve dedi ki: Tanrı katında müspet Hristiyan zengin olandır, iyi yaşayın... Ortalık karıştı. Güneş batıya seğirtmiş, kilisenin ve ortaçağın gün batımı başlamıştı. Yarı çıplak, yarı aç zapturapt altında tutulan kalabalıklar efendilerinin belirlediği tayına razı gelmemeyi öğrendi, hakkını aramayı bildi.


Kendi tarihi ve kendi halkları ile sürekli bir didişme halindeki Türkiye’de sağ siyaset hiç bu kadar güçlü olmamıştı. Ülkenin on yıllardır karşılaştığı askeri darbeler, ekonomik krizler ve bitmek bilmeyen terör meselesi konusunda sağ siyasetin kendilerine göre önemli iki mucizevi vecizesi vardı; birincisi ‘’bu ülkeyi aslında Türk ve Müslümanlar yönetmiyor…’’, ikincisi ise derin devlete bir teessüf olarak okunan ‘’iktidar oluyoruz ama muktedir olamıyoruz…’’ önermesiydi.


İkincisi kısmen doğruydu, 1950’den beri bu ülkede sağ hükümetler kuruluyorsa da terazinin diğer kefesine cihet-i askeriye dengeleyici unsur olarak oturuyordu. Üç benzemezin koalisyonunda vuku bulan 2001 ekonomik buhranı ve ardından birkaç parçadan oluşsa da tek başına iktidara gelen merkez sağ hükümeti liberal politikalar ile bu gidişatı sürdürdü. Ama kefenin diğer yarısı sürekli eritildi.


Ortalama vatandaşın alnı secdeye değiyor diye sevindiği Türk ve Müslümanların iktidarında, orduya sızan ama yine Türk ve İslam referanslı meşum hainler kanlı 15 Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştirdi. Her şerde vardır bir hayır minvalinde bu kötü olayların sonu Türkiye’nin ileri seviyede demokratikleşmesi, yerleşmiş vatandaşlık hukuku, insan hakları, şeffaflık, özgürlükler, adil paylaşım, ekonomik büyüme, eşit gelir dağılımı ve saire gibi büyük umutlar beslenen bir yurtseverliğe dönüşür mü derken, 5 yıl sonra geldiğimiz nokta hiçte hayırlara tevil edilecek cinsten değil. Sükûtu hayal.


Ekonomi dökülüyor, çıktığında 132 USD olan 200 TL şimdi 26 küsur TL kaldı yani para pul oldu, on milyonu bulan mülteci ha bire artıyor buna paralel yoksulluk da ha bire artıyor, insan hakları oldum olası hak getire üniformayı sırtına geçiren cellat oluyor, hapishaneler doldu da taşıyor, Allah’ın her günü gasp, cinayet, dolandırıcılık haberleri izliyoruz ve dahası ülkedeki her halk zümresi bir birini öteleyen parça pinçik hale getirilmiş ne yazık ki her gün televizyonlardan bu durumu meşrulaştıran söylemler liderler ağzından yayılıp duruyor. Söylemeyelim fazlası var eksiği yok tam bir cinnet hali.


Türkiye halkları darbe teşebbüsünü yenmeyi bildi ama makûs tarihini yenemedi. Yarı aç, yarı çıplak yaşamak yerine insan gibi yaşamayı seçemedi. Nasıl seçsin? Türkiye insanı doğduğundan beridir karşısına geçen tüm süzerenleri tarafından kesin bilgi ile hükmedilen bir meta haline indirgenmiş vaziyette, insandan çok bir robot. Kendisine dayatılan hayat şartından şüphe etmeyi hele hele eleştirmeyi aklının ucundan bile geçiremiyor. Avrupa’da eleştirel düşünce yüzyıl süren eğitim seferberliği ile yerleştirilebildi.


Pazar Türk’e Türklük, Müslüman’a Müslümanlık satan bezirgânlar ile dolu da bizde boş durmuyoruz hani, bizde yine kendi ellerimiz ile yaptığımız ilahlara tapmaya devam ediyoruz. Nasıl olsa dünya geçici onlar dünyalarını cennete çeviredursunlar gerçek cennet öte dünyada. Züğürdün tesellisi bile hiç çekilmiyor.


Hiç şaşırtmaz 42nci kuzey paralelinin altındaki halklar için bu durum hep böyledir kendi seçtiği muktedire köle olmayı sever ve isterler. Son yıllarda vatan millet devlet üçlemesi yine aldı başını gidiyor. Karavanası bakırdan, gittikleri yol takırdan, zengin olan bac verir, ölen hep böyle fakırdan… Ya da Sarıkamış içi meşe, Urus verdi hep ateşe, bizi koydun eli bağlı nere gittin Enver Paşa… Enver Paşa Abdülmecit Sani padişahın torunu olan eşi muhterem sultan hanımefendiyi özlemiştir de yanına gider ya ölen binlerce genç? Enver olmak isteyen çok, şehit olmak isteyen de, o zaman vurun davullara… Sahi davullar kimin için çalınıyor?


Yurtseverlik kavramı ile din soslu ırkçılığın karma karış karıştırıldığı kaosunun ortasında ki masumlar için. Faşizme evirtilen adı konmamış bir kavga var ortada, kiminle? Ülke toptan kendisi ile!


Devletli büyüklerimizden rivayet olur ki son tahlilde biz Avrupa’nın Çin’i olacakmışız, Türk Tipi Başkanlık Sisteminde hedef küçülttük anlaşılan, önceden küçük Amerika olacağız derdik, şimdi hedef Çin’leşmek. Yani ucuz iş gücü, günde 1USD ile çalışan yarı aç yarı çıplak kuru kalabalıklar. Cin olmadan Amerika’yı çarpmaya heveslenenler yüzünden kayalıklara baştankara edip Çin’in iki dirhem pirincine muhtaç olmazsak iyidir. Hadi hayırlısı. Türk tipi demek zaten keyfe keder demek değilse nedir? Keyif onlara cefa bize revadır. Hepi topu ortalama 70 yıl yaşayacağımız şu topraklarda Amerikan’ı, Rus’u, Acem’i, Arap’ı, Yunan’ı, Ermeni’si bahane edilerek hayatlarımız çalınıyor.


Peki, biz ne yapıyoruz?


Emek vermeden edindiği Allah vergisi bir kimliğine diline kültürüne layıkıyla sahip olmayı bile beceremeden sağda solda caka satan en öz, en konsantre, en soylu, en yakışıklı, en güzel, en cesur Çerkesler! Bu tipler her zaman kendilerini demokrat ve çağdaş olarak pazarlarlar ama aslında Anadolu Sokak çomarından pek bir farkları yoktur. Bildiğimiz düz faşist. Zaten ırkında şeref arayan adamda akıl yoktur. İzzet ve şeref insandadır, ölçü, binlerce yıllık halkın var olduğunu savunduğun hasletlerinin ne kadarını hayatına aktarabildiğinde görünür olur. Kimse soyundan, üniformasından, cübbesinden, kepinden, semerinden, koltuğundan, makamından dolayı şeref sahibi olamaz.


Dernekler, vakıflar, vesaireler sürgün Çerkesler için birer eğitim kurumu işlevini görmeliydi ne yazık ki bu başarılamadı. 12 Eylülün acı mirası olan siyasetsizliğin Çerkesler içinde kurumsallaştırılması sonucunda bu coğrafyada biri yekdiğerinin muadili olan ırkı ile boş boş övünüp sadece dans ederek Çerkesliği yaşatabileceğini zanneden ve sadece dans pistinde Çerkes olan birkaç nesil yetişti. Irkçılık cinnet halidir, ırkçı adamda akıl yoktur.


İnternet ortamında gözlemlediğim kadarıyla Çerkesya’da bir hareketlilik söz konusu. Özellikle muhalif Rus kişilikler Çerkesler ve Çerkes Sürgünü hakkında sık sık olmasa bile rutin olarak konuşmalar hatta canlı video oturumlar düzenliyorlar. Bu programları Çerkes ve Kafkas halklarından pek çok insan takip etmekte. Rus kökenli bu araştırmacı ve tarihçiler Rus-Çerkes ve Çeçen-Rus savaşlarını paralel bir düzlemde ele almakta, iki halkın gençleri de ortak bir kader çizgisinde kaynaşmaya gitmekte.


Çerkes-Çeçen-İnguş-Dağıstanlı gençlerin şahsen şaşırtıcı bulduğum kadar bir mütevazılık ve anlayış ortamında iletişime geçmeleri benim için takdire şayan bir olgu. Ayrıca, az sayıda olsa bile öteden beri Çeçenya, İnguşetya ve Dağıstanda yaşayan Çerkeslerin de kendi kimliklerini ifade etmekte hevesli oldukları hakkında sahadan duyumlar gelmekte. Tabi bu reel yakınlaşmanın ortak tarihi mücadelelerden, ortak İslam inancından ve evsafı değişen miktarda da olsa ortak genetik havuzdan beslendiği sıralanan gerekçeler arasında. Benim yanıldığım ama halkımız adına oldukça sevindirici gelişmeler.


Böylelikle Çerkesler, Russperest votkacılar tarafından on yıllardır mahkûm edildikleri ve kendilerine hiçbir faydası olmayan tam aksine yalnızlığa itildikleri Adıge-Ahbaz-cılık fasaryasından belki kurtulabilirler. İşte böyle milli asimilasyon merkezine dönüştürülen yapılarda Çerkessiz Çerkeslik öğretileri ‘’Çerkes=Adıge’’ ve ‘’Çerkesya’’ gerçekliği karşısında günden güne eriyip yok olmakta.


Daha düne kadar Çerkes diye bir millet yoktur yalanını yayarak gençlerimize Çerkes değil, birleşin Kafkas olun diyerek zehir saçanlar bugün biz Çerkes de değiliz Adıge de değiliz demeye başladılar. Onların bir avuç çıkarcı olduklarını, dertlerinin de sadece kendi çıkarlarını korumak için efendilerinden icazetli asimilasyon faaliyetlerine yeni bir boyut kattıklarını, tıpkı geçmişte feodal gasplarının devamı uğruna, özgürleşen Abzah dağlarından kaçıp biraz daha güneye göç ettiklerini aslında hepimiz biliyoruz.


Elli yıldır, yalan yanlış yazıp çizdiklerini birleştirip sıfırdan bir halk yaratmaya teşebbüs ederek Çerkes etnik birliğini bozmaya, dahası Çerkeslerin sayıca ana kollarını bile kendilerine mal etmeye çalışan güruhla aynı mezbelede ikamet edip kol kola gezmek onlara izzet ve şeref katmayacak, tam tersine zillet ve aşağılama getirecek.


Ya da Çerkesler arasında Çerkes imiş gibi gezen kel ve fodul ibişlerin fırsatını bulunca asıllarına rücu eyleyip takma isimlerle ajanslarında Çerkeslere nasılda hakaret eden yazılar yazdıklarını da biliyoruz. Ki bunlar Atsızın kitaplarını da aynı çatı altında pazarlayan düz ırkçılar değil miydi? Gerçeğin üzerini örtenlerin yanında durmak ne kadar Çerkeslikle örtüşür bunun hesabını da kendi iç dünyalarında versin herkes.


Çerkes tarihi kültürü ve siyaseti konusunda Cherkessia.Net’in çalışmaları Türkiye Çerkes diasporasında eşi doldurulamaz bir yekun tutuyor. Cherkesia Net her daim kendi yağı ile kavruldu ve öylede devam edecek gözüküyor. Biz önümüze konan içeriği değiştirilmiş sahte ve yanlış kavramları, abes putları, kötü kokan yalanları yıkmak için uğraştık. Çerkes zihnine kendini yeniden kazandırmak için mücadele verdik.


Zaman akıp geçti, inşallah gelecek nesiller çok daha iyisini yaşar. Ama bizim neslimizin ümitvar olabileceği çok şey kalmadı bu coğrafyada. 


Tavsiye; ilikleriniz gençlik enerjisi ile dopdolu iken bir an önce 42nci kuzey paralelinin yukarısında kendinize bir yurt tutun, yoksa bizim yaşımıza geldiğinizde sizde aynı şeyleri konuşuyor olursunuz. 


Ümitlerinizi uzaklara ötelemeyin, ihtiyacınız olan şey sadece cesaret.


Bu yazı toplam 2954 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net