Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Bir Ağustos'u Beklerken
18 Temmuz 2021 Pazar Saat 17:01

‘’Tout pour le peuple, rien par le peuple*


Rutin bir akşamüstü sodanın soğuk şişesi elimde –başkasına katiyen izin yok- ayaklarımı balkon mermerine uzatmış kızıl asumanın batımını izlemekteyim. Keyfim oldukça yerinde. Üç beş kuruş paramız var ve en önemlisi kimseye borcum yok. Borçsuz adam zengin adam bizim lügatte. Canımı sıkan tek şey kararlılıkla her gün biraz daha yükselerek manzaramı yavaş yavaş kapatan Ataşehir’in gökdelenleri. Zamanında bir bakışta Çamlıca’ya malik olurdu perspektifimiz. Şimdi nerdeee! Burnumuzun dibini zar zor görebilmekteyiz, o da apartmanların arasından.


Ne yapıyorsun tek başına karanlıkta? İçeriden çağırmasalar öylece dalıp gitmekliğim var geceye. Nietsche’nin dediği gibi karanlığın içine uzun süre bakarsan karanlıkta senin içine bakar. Tövbe bismillah kalk hadi.


Zaten TV de birbirinin aynı haber programları, abidik gubidik yazlık dizi filmler, açık oturumlar... Ülkece son ayların mafya-siyaset-emniyet şeytan üçgeninin yarattığı kısmi kaos vari gündemi ile meşgulüz ya hani. Ha birde dolandırıcılıkta -41 kere maşallah- çağ açıp çağ kapatan yeni türeme ahfadın maceralarını izliyoruz birbiri ardına. Bastonu çaksan yeşerecek topraklardan dolandırıcı fışkırıyor.


Anlaşılan doksanlara geri dönüş yapmışız. Belki bu ahval ve bu şerait, bu memleket ve bu insanlar hiç değişmemişti, lakin benim gibi naifler yetmez ama eveeeet diyerek gözünü her şeye kapatmıştı. Uyandığımızda önümüzdeki çöplüğün kat be kat biriktiğini hayretler içerisinde kabullenmek zorunda kaldık. Başa döndük elde var yine sıfır.


Eh bre az değil, on yıl önce söylemişlerdi akape’nin mehapelileşmekten başka çaresinin olmadığını. Yok, daha neler! Mümkün değil bu halk despotizmden bıktı, özgürlük arıyor diye sanrılamıştık. Of of of ki ne of…! Kalabalıklar iradesini teslim etmek için bir despot arar diyen C.Meriç’e gel de hak verme. Her despot bir kahramandır aynı zamanda, ortak noktaları zora başvurmak. Ama en büyük kahramanlık hatada ısrar etmemek. Ona da yiğidin yoğurt yiyişi diyorlar.


Yetmiş sene önce ebedi şef ilan edilen İnönü’nün yetkilerinden şikâyet edenler, yıl olmuş 2021 Reislerine tek kalemde şef ’ten daha ağır yetki verdiklerinden ya haberleri yok veya işlerine geldiği üzere gıkları çıkmıyor. Bizim gibi bakar kör mü olmuşlar yoksa? Gün gelir onlarda uyanır uyanmasına da doğruyu bulmak için ellerinde bir mikyas kalır mı bilemem. Halep orada bin yıl daha durur ama arşın kim bilir kimlerin elinde oyuncak olur. Bir hilal uğruna yarab ne afitab-ı hak nümalar batırdık sen affeyle. Öyle ya Müslüman tövbe eder, Hristiyan günah çıkartır sosyalist özeleştiri yapar da gaipten lan bırak bu kaçıncı tövbe diye bir ses gelirse o zaman yandık.


İnsanın veya toplumun hayatta en büyük düşmanı aldanmak, ondan önemlisi kendini aldatması. Demokrasi demopedi’dir, insanı kendisini kurtaracak bir kahramana ihtiyacı olmadığını bilecek kadar eğitmek, yetkinleştirmektir, diyor Meriç. Heyhat insan soyu bu coğrafyada hangi davasını –daha maişet sorunun bile- çözüme ulaştırabildi ki devleti ve siyaseti çözebilsin! Demokrasinin en büyük üstünlüğü her türlü düşünceye yer açmasıdır dense de bizim ülkede daha hanfendinin çantasının haberini yapmak bile tehlikeli ve yasak kılınmış, nerde kaldı muktedirlerin diline pelesenk ettiği Şam valisini huzura derdest ettiren kadının şeriatı.


Haber alma ve iletişim özgürlüğünü tartışmak abdestle iştigal bu çağda, duyan olursa güler vallahi. Demokrasi örgütlenme ve fikir hürriyetini şart koşar. Lenin bile devrimcilerine yaşadıkları yerlerde demokrasi yanlısı olmalarını çünkü devrime giden yolda proletaryanın bilinçlenme ve örgütlenme ihtiyacının olduğunu vaaz eder. Şakirtlerine mealen; koç yiğitler siz işinize geldiği kadar kapitol’de demokrat takılın yarına Allah kerim, nasıl olsa devrimle iktidara gelince ortalığın tozunu atar herkesi tek düze kılarız demiş mi demiş. Yani sosyalizm dininde de –en azından doğulu versiyonunda- hümanizm yok. Durduk yere kendimizi yine kandırmayalım.


Dünyada en huzurlu yaşayan insan toplulukları gerçekçiliği ve akılcılığı baş tacı yapmış kuzey toplumları, nerde kaldı bizim Müslümanlar ha keza Latin Amerika vesairedeki dünyanın bilumum diğer koyu Hristiyan halkları! Oysa mesele para değil, memlekette para çok ama iş yerinde veya mahallede komşu olduğumuz adamlara aylık yüz bin lira maaşta verseniz yüzde doksan beşi aynı kafa ile hayatını yaşamaya devam edecek. Özendikleri rezidanslardan bir iki tane alıp bol getiriyle kiraya verecek, mangırları bankada yüksek faizle repo ederken kendisi ekmek arası bulgura talim edecek. Yani paranın bekçiliğini yapacak. En parlak fikri geleni hummer jeep alıp da tüp taktıracaktı, fesuphanallah, ben bundan daha iyi varoş bir fikir daha işitmedim.


Evet, mesele para meselesi değil, medeniyet meselesi, coğrafya medeni birikim fukarası. Ne diploması ne namazı ne siyaseti ne duydukları ne gördükleri ne de başka bir şeyi değiştiremiyor bu coğrafya insanının düşüncesini, düşüncesini yani kaderini. Çünkü toplumsal havsalası hep geriye dönük işliyor. 1923 Ruhu, 1453 Ruhu, 610 Ruhu, Kanuni’den Kemal Paşa’dan daha geriye Hz.Nebi’ye kadar uzanan bir ‘U’dönüşü isteği. Gelecek kaygısını geçmişin-–sözde- güvenli limanlarına dönerek gidermek histerisi. Türkler satranç sevmez onun yerine tavla oynarlar, çünkü bilgilerinden çok şanslarına güvenirler diyen ne kadar da haklı. Geçmişte atalarının efendi olmalarını zamanın uğurlu olmasından mütevelli sanıyorlar. Ah o devirde yaşasaydım diye başlayan cümleler, ne yapacaktın? Roxelana’yı kaçırıp Kanuniye yar etmeyecek miydin? Bireysel olarak her bir şeyden kar etme dürtüsü, kolektif bilançoda zarar yazıyor ve her şeyi para olan yığınlar üretiyor.


Bırak git ile kal diren arasında çaresiziz ne yapalım? Fert olarak felsefe yapmak dişe dokunmayınca, işi toplumsalın yozluğuna vurup ideolojik takılıyorum. Nisyan ile malul insan avutmasa kendini yaşayamaz. Akşam olunca çay içip çekirdek çıtlatarak izlediğimiz haber veya açık oturum programlarını izleyip ah vah ederek havanda su dövüyoruz.


Evde;


Evdeki- Aman ya bıktım vallahi artık, her gün aynı şeyleri konuşuyorlar. Açık oturumlardaki koca koca Prof.’lar bile lafı eveleyip geveliyorlar. Sanki söyleyecek yeni bir şeyleri yokmuş gibi. Sahi bu adam geçenlerde doçent değil miydi? Ne ara Prof. oldu?


Ben + Yav bırak boş ver, çekip gidelim. Bu memleket dün de böyleydi, bu günde böyle, yarında böyle olacak. Medeniyet konusunda aşılamayacak kadar büyük bir problem var bu coğrafyada.


Evdeki - Aman sende! Hemen çekip gidelim diyorsun. Nereye gidebileceksin? Gittiğin yerde ne yapacaksın? Nasıl geçineceksin? Sahi gittiğin yer sanki buradan daha mı iyi? Hem kimi tanıyorsun da gideceksin?


Ben + Dur be dur?!?! Koşma kızım, bir yere de yürüyerek git. Allah Allah ya, gidenler nasıl gitti, nasıl yaşadıysa bizde öyle yaparız. Adnan abimiz var ona sorar danışırız. Hem sinirlenince çekirdek kabuklarını da atma yere.


Evdeki – Her şeyde de Adnan abiye soruyorsunuz, adamcağız hanginizle ilgilensin. Sonra ben o kadar çalıştım, şimdi yeniden başlayıp sıfırdan hayat kuramam. Gidecek olan varsa pasaportlar çekmecede, kapı da orda, ben bir yere gitmiyorum.


Denef – Baba ben seninle gelirim Çerkesya’ya. Ama bana at alacaksın. Bir de kedi istiyorum, köpekte olsa sevinirim.


Ben + Senin Çerkesya diyen dillerine kurban olayım, kızıımmm!


Evdeki – Oraya gidince söyle de baban önce senin karnını doyursun kızım, sonra at eşek alırsınız.


Denef – Ev bahçeli olsun baba. İki de kedi istiyorum baba. At da Düzce’de bindiğim midilli falan gibi olmayacak, okulla gittiğimiz çiftlikteki gibi büyük at olacak, yavrusunu alıp büyüteceğiz tamam mı?


Ben + Tamam sarıpapatyam olur.


Denef – Baba Çerkeslerin atları var da kedileri de var mı? Çerkes kedisi var mı?


Ben + Öyle bir kedi cinsi yok galiba, köpekleri var ama, kocaman tüyü çoban köpekleri.


Denef – Yok öyle istemem, benim köpeğim kukır olacak. Hani uzun kulaklı olanlardan.


Evdeki – Haydiiiii, geç oldu herkes odasına, siz en iyisi mi Kafkasya’ya gidince baba kız bir petshop açın… haha haha…


Ben + Hımm, annen doğru söylüyor galiba, hadi yatağına, sonra konuşuruz bunları.


Hastanede;


Ben + Selam beyim nasılsın? Doktor geldi mi? İlaçları verdiler mi bugün?


Abim- İyi çocuk, geldiler ya, ilaçları da aldım.


Ben + Nasıl gidiyor? Var mı bir şikâyetin?


Abi – Rahatım, sıkıntım yok. Gazete falan okuyorum vakit geçiriyorum, şu operasyonu da bir atlatsak!


Ben + Merak etme iyi geçecek ameliyat.


Ben - Haberlerde aynı kimin eli kimin cebinde belli değil. Memleket karışık. Youtube’de Peker’i izledin mi?


Abi – Boş ver takılma memleket meselelerine, işine bak sen. Hep aynı teraneler.


Ben + Aman yav tadı tuzu kalmadı ki hiçbir şeyin, çekip gidelim diyorum bazen.


Abi – Nereye gideceksin?


Ben + Kafkasya falan aklıma geliyor bazen.


Abi – Kolay mı zannediyorsun bu işleri. Hem gitsen orada ne iş yapacaksın? Kimi tanıyorsun ki?


Ben + Buluruz birilerini, bir şeyler yaparız. Çok şükür mesleğimiz var. Aç kalmayız heralde.


Abi – Dil öğrenip, etrafı tanıyana kadar kaç sene geçer. Hem orada her yerde Ruslar var dahası Putin var. Bir şey değişmez yani. Ha burası ha orası aynı. Hem sen Çerkezleri eskisi gibi birbirlerine tutkun mu sanıyorsun, bitti oğlum o işler. Bu devirde kimse kimsenin yüzüne dönüp bakmaz artık.


Ben + Hımm, haklısın galiba.


Kadıköyde;


Ben + Selam adamım. Nasılsın? İşler nasıl? Yurtdışı başladı mı?


Murat – Başladı ya, tek tük gidiyoruz. Krasnodar’a gittim geçen, sana da watsapp’dan resimleri atmıştım. Krasnodar gerçekten güzel bir şehir. Yaşanır yani.


Ben + Maykop’a falan geçtin mi?


Murat – Yok geçmedim, o taraflar ölü bizim için. Köy gibi geliyor, ne iş yapabiliriz ki?


Ben + Yaw Adıgey de vatandaşlık işlerine müracaat edip Rus pasaportu falan alınır. Lazım olur.


Murat – Avrupa’da Rus pasaportu da Türk pasaportu gibi işlem görüyor, bir getirisi yok. Adıgey’e de gidip ne yapacaksın? Ancak tarım filan uğraşırsan bir şeyler olur, ama onlar da büyük arazi ekip biçiyorlar. Böyle bizim köydeki gibi 50-100 dönümle hayat dönmez.


Ben + Hımmm haklısın.


Murat – Hem abicim her yerde para ve adam kayırma ile işler dönüyor, bırak bu macera hevesini. Burada iyi kötü kurulu düzenin var devam et, 3-5 gün tatile gidersin o tarafa,,, ama Krasnodar güzel vallahi, dur bir şeyler yiyelim yemekte anlatırım sana.


Ben + Hımmm tamam olur anlat, dinleriz sigoş.


İnsan toplumla uyuştuğu anda tarih yoktur, her şey tek düze kendi suyunda öylece akar gider de hiç bir şeyin farkına varamazsın. Olmaz deseler bile nehrin aynı suyuyla iki kere de yıkanabilirsin. Tarihi var eden kavga, hayatın olmazsa olmazı, toplumla kavga, kaderle kavga, irade ile iradesizlikle, idare ile kaderle, kendinle kavga. Tarihi yapan kalabalıklardan ayrı hareket eden insanlar, kaçımız yapabildi? Başarabilen hangi sınıftan hangi düşünceden olursa olsun gerçekten büyük insan benim gözümde.


Marks toplum kendi kendini var eder demiş, başkaları şahsı toplum yaratır diye söylemiş! Biz mi Çerkesya’yı yaratacağız yoksa Çerkesya mı bizi? Her şey halk için ama hiçbir şey halkla beraber değil demiş Voltaire! Hülasa kendi hayatını veya daha büyük ölçekte toplum hayatını re-organize edebilme gücünü bulanların tarih ile gelecek, yani hafıza ile umut arasındaki mistik bağı kurabilenlerdir. Belki bende bir ağustos gününü anavatanda yaşamayı başarabilirsem kendim için çok geç olsa bile çocuğum için bu bağı kurabilmiş olmanın tesellisi ile avunabilirim.


Rivayet odur ki bir gün Leyla’ya sormuşlar; sen mi daha çok sevdin yoksa Mecnun mu? Leyla duraksamadan cevap vermiş, tabi ki benim sevdam çok daha büyüktü. Mecnun aşkını içinde saklayamadı da önüne çıkan herkese ve her şeye anlatıp durdu, feryat figan eyledi demiş…


Mecnun beyin Arabian News içerikli bu röportajdan haberi oldu mu? Ya da haberi olaydı ne yanıt verirdi bilemem, ama kendi 1 Ağustos’um** gelene kadar söylensem de, sızlansam da, şikâyet de etsem benim ‘’Fuzuli’’ bir cevabım olacak sana Çerkesya;


‘’Mende Mecnun’dan füzûn âşıklık istidlali var, âşık-ı sadık menem, Mecnun’un sadece adı var.’’ ***


Müslümanların Kurban Bayramı ve,


Bütün Çerkeslerin 1 Ağustos Anavatana Dönüş Günü Kutlu olsun.


* Voltaire


** 1 Ağustos Anavatana Dönüş Günü


*** Azerbaycanlı şair Fuzuli


Bu yazı toplam 2261 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net