Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Ufak Tefek Hırsızlıklar
21 Ağustos 2021 Cumartesi Saat 22:50

Hazır ortalık karışmışken çoğu kabak çıkacak olan şöyle bol analizli, çok önermeli girift bir Ortadoğu yazısı yazmak vardı ya hadi neyse! Sabah sabah okuduğum haberle nevrim döndü. Bizim kadırgayı çalmışlar. Gerçi hırsızlık davaları bu coğrafyada vaka-i adiyeden sayılır ama onca doküman ve gravürlü çizimler ile sahibi sabit olan Çerkes kadırgasını da bağlı olduğu tarih limanından güpegündüz vakti çalmış gözleri kör olasıcalar.


‘’da’’ bağlacını fark etmişsinizdir. Bu ilk değil elbette. Küçük komşumuzda her şeyimizi araklamaya yemin etmiş resmi ve tüzel kişilikli bir güruh türedi uzunnnnca bir zamandır. Biz sesimizi çıkartmadıkça palazlanan gemi azıya almış bir çete. Kökeni SSCB’ye kadar gider. Çerkes akademisyenler Nart hikâyeleri mi derledi, iki yıla kalmaz hoop bunlar da yazıverir bir tane, Adıge Khabze araştırılıp kitaplaştırıldı mı? İcraat aynen ikinci cümledeki gibi. Çerkes tarihi mi yazıldı? Al bizden de bir tane derler. Bir keşfi de bizimkilerden önce yapın ha n’olur, kıyamet mi kopar? Tak takıştır kopyala yapıştır daha zahmetsiz.


1864 Soykırımı ve Sürgününden sonra sağ olsun sosyalizm Çerkesleri özerk bölgelerinde konserve etmesi ile bize de çok faydası oldu, nüfus belli bölgelerde kaldı ve dil korunabildi. Ama SSCB kimliksiz Kafkas halklarına kimlik üreten bir fabrika haline gelmesi ile bizden daha çok başkalarına yararlı oldu. Bölgelerin siyasi idarelerinin kurulması, yaygın eğitimin başlaması yanında kimlik üretimini de mecburi hatta doğal bir hale soktu. Peki, ellerinde kültürel olarak ne vardı? Çarlık Rusya’sının soykırımdan geçirdiği Çerkeslerin kültürü. SSCB artık ortalarda olmayan Çerkeslerin binlere yıllık kültürünü ‘’Kafkas’’ kültürü halinde anonimleştirerek kimliksiz halkların kimlik payandalarından biri haline getirdi. SSCB de Çerkeslere kültürel soykırım uyguladı, etnokültürel birliğini bozdu, kimliğini parçalayıp, muğlaklaştırdı.


Adıgey de ilk kurulduğunda adı Çerkesya idi ama sonradan bu ismin yok edilen bazı şeyleri çağrıştıracağından şüphe edilmesi ile değiştirildi. Hani bizim Çerkeslerden bazıları, Çerkes adı Kafkasya da pek bilinmez diye yayvan yayvan söylüyor ya! Hah işte bilinmesi istenmediği için yakın zamana kadar saklandı. Yoksa ortalama zekâya sahip herhangi bir birey Kafkasya ve dünya tarihinde ‘’Çerkes’’ kelimesinin yerini ve anlamını kolayca yakalayabilirdi.


Halende aynı program yürürlüktedir. Bizim içimizdeki aman yaw boşver alsınlar, biz kardeşiz-ciler, aman yaw Çerkes neymiş-ciler, Çerkesya’yı göremedim-ciler, bu sistemin yeni yüzyıldaki aparatçikileridir. Ve Wubıhcılardan tutun da ajans amblemlerini bozkurt kafasına benzeten Kafkasçılara kadar pek çok kola ayrılırlar, amaçları Çerkeslerin etnik ve siyasi birliği olmasın da ne olursa olsun. İnsanlarımız bu yapılar içerisinde dostluk-kardeşilik gibi iyi niyetlerine yeniliyor ve zihinleri kirletiliyor. Yani kimse yerinde boş durmuyor.


Daha geçenlerde Afyon Yörüğünden Kafkasya tarih dersi aldım. İkinci dünya savaşında Karaçay-Balkarların sürgüne yollanmasının nedeni Çerkesler imiş. Çerkesler Stalin’e bunlar Almanlar ile işbirliği yapıyorlar diye ispiyon etmiş de Ruslar Türk kardeşlerini Sibirya’ya sürmüşler. Kara propaganda makinesi nasıl işliyor hayret! Daha dün vergisini deee padişahını daaa bilmem ne yaparım deyip dağa çıkan yörüklerin torunları, karşımıza dış Türkler muhibbi Türkçü-Turancı aslan parçaları olarak dikiliyor. Geçmişte Çerkes atlıları devleti aliyenin jandarması diye sevilmezdi, şimdi Rus ispiyoncusu olduğu yaygarası ile kötüleniyor. Bunu ise bile isteye üretip, öğretiyorlar. Dikkat buyrunuz lütfen ‘’öğretiliyor’’ yazdım. Nerede üretip, öğretiliyor? Sizin o dost-kardeş-akrabadır diye gittiğiniz yerlerde. Düzmece Dimitri’lerin kitapları oralarda satılıyor.


Roma’nın kurucusu Remus ve Romulus adlı iki kardeştir. Anlaşarak toprakları aralarında pay ederler, bir zaman sonra Remus sınır çizgisini aşar ve Romulus’un topraklara girer… Sonuç Romulus kardeşi Remus’u öldürür. Roma hukukunun ilk kanunu ‘’sınırlara saygı’’ imiş. Demek ki neymiş? Dost ve kardeşlerimiz de olsanız haddi bilip sınırları geçmeyecekmişsiniz. Yoksa hakkınızı hukukunuzu hatırlatan birileri çıkar. Dostluk-akrabalık-kardeşlik hakkını veren için ve hakkını verebildiklerimiz için hüvelbaki. Ancak herkes sınırı koruyacak, geçmeye yeltenmeyecek.


Kaldı ki sizler düpedüz vatana ihanetten hüküm giyip sürüldünüz, Nazi Almanya’sının işgal kuvvetleri ile işbirliğinin cezası, Ermeni tehcirinde olduğu gibi çoluk çocuk masum insanların sürgüne gönderilmesi midir? Bu tartışılır. Ancak suç sabittir. Ve dahası siz bu suçtan aklanmadınız, Stalin’in ölümünden sonra yumuşama siyasetine giren zamanın SSCB yönetimi tarafından affedildiniz. Dikkat buyrunuz! Affedildiniz. Bu neyin afra tafrasıdır?


Yoksa Nazi işgal kuvvetleri ile işbirliği yaptığınızın kanıtları SSCB arşivlerinde ve bu işbirlikçiliğinizin gerekçeleri ise zamanın kendi yöneticilerinizin elinde elbette vardır. Konu bahsi açılmışken küçük eklemeler yapmak gerekirse, savaş sırasında Berlin’deki Alman Nazi genelkurmay karargâhını Türkiye’den çookkk birleşik Kafkasçı, Türkçü-Turancının ziyaret ettiğini bilmenizde fayda var. Sizi vatana ihanet ettiren Çerkesler değildi, cezalandıran da Çerkesler olmadı, bütün suç sizden olanlarda.


Bunların delilleri de Alman arşivlerinde, Almanya’nın SSCB’den sorumlu istihbarat şefi general Gehlen’in özel kataloğunda bulunur elbette. Ona da inanmazsanız hem kel hem fodul hem de gözlüklü akıl danenize danışın o atını her malumatın üzerine sürer, ne de olsa Çerkesler arasında Çerkesim diye gezen münafık, boş kaldığında ise gururla asil bir Dağıstan Türkü olduğunu size muştuluyordur.


Fıkra bu ya; Kendisini buğday tanesi sanan ve tavuklar tarafından yenmekten korkan âdemin birisi psikiyatri kliniğine gitmiş. Gel zaman git zaman tedavi olmuş ve kendisinin bir buğday tanesi olmadığına da ikna edilmiş, tam klinikten dışarı adımını atacakken aklında bir soru belirmiş ve geriye dönerek; Doktor bey tamam ben bir buğday tanesi değilim ama tavukların bundan haberi var mı? Demiş…


Eyy dostluk-kardeşlik-akrabalık muhibbanı Çerkesler; dost-kardeş-akraba saydıklarınızın bundan haberi var mı? Yoksa kötü, var ama hala kötülük peşindeyseler durum fecaat.


Başa dönelim ve sorumuzu soralım Çerkes kadırgasını çalan Abhazlar ne elde etmek istiyor?


A) Karadeniz’de Hamsi avı.


B) Gürcistan’a karşı amfibi saldırısı.


C) Travel and Trade organizeyşın.


D) Ulus milliyetçiliğine geçmek isteyen küçük halk milliyetçiliği. Biraz siyasi kurnazlık, komşularının aymazlığı ve tabi ki büyük ağabeyin mutlak desteği ile siyasal bir çatı kuran ancak kendinde yeterli birikim göremeyen küçük halkın gizli minnak milliyetçiği.


Tarihin hiçbir döneminde nüfusu çeyrek milyonu bile aşamamış Abhazya tarihin cilvesi ile defacto hale geldi. Bundan azami ölçüde yağ çıkartmak isteyen elitler canhıraş sağdan soldan pekiştirme çabasına giriyorlar, en büyük hedef Çerkes halkı ve kültürünü yağmalamak. Zaten nüfusu milyonu bulmayan halkların mitolojik folklor ürünleri üretemez geçin bunları mirim, Abhaz mitolojisi diye yazılanlar copy-pasteden öteye geçemez. Hatta anaç mıymış neymiş yok devenin nalı.


Dikkat buyrunuz burada bir ‘’av’’ söz konusu. Ve avcı da sizin dost-kardeş dediklerinizin background’una yerleşmiş meşhur; ‘’geldi mi yağma zamanı dostlar düşmanları hayrette bırakır’’ sözünü gerçeğe döken pespaye düşmanlarınız. Önce Wıbıh’ları Çerkes milli birliğinden kopardılar (küçük bir kısmını) bunun için elli yıl çabaladılar, sonra Çerkes halkının nüfus olarak ana kolları olan Şapsığ ve Abzahleri Abhaz sayan yayınlar neşrederek doğrudan milli birliğinizi hedef adılar, khabze, folklor, filoloji, Nartlar derken… lan şimdi de kadırgamızı çalmışlar.


Bu gidişle yakında İstanbul’u kuşatan Abhaz armadasının efsanevi 31nci harekâtından haberdar oluruz inşallah, ya da daha asaletlisi Truva savaşında yardıma giden Abhaz filotillası! Nasıl fikir ama? Ya Barbaros Hayrettin paşanın Abhazlığına ne demeli? Olur, mu olur valla. Hatta aslen Rum olan Piri Reisin dünya haritasını Abhaz olan dedesinden öğrenip kâğıda döktürdüğü tezi mesela? Kork korkmazdan utan utanmazdan demişler. Olmadı Amerigo Vespucci ve Amerika’nın keşfi? A-bhaz=A-merika bence gayet de benzeşiyor. Hoş Abhaz kelimesi de Gürcüce ama neyse, Apsua’da bile açıkça Çerkesce baskısı sırıtıyor ama o da önemli değil. Abaza’yı öpüp aldık bu kadarını bari kabul edin diyorlar. Gerçeğin ne olduğunu siz bizden iyi biliyorsunuz değil mi muzır neşriyatçılar.


Krallık hatta hızlarını alamayıp bir çırpıda imparatorluk ilan ediyorlar ve geçmişini binlerce yıla dayatıyorlar ama ellerinde kendi dillerinde yazılı tek bir vesika bile yok. Dili olmayanın devlet mi olurmuş hadi oradan kakavan demezler mi adama. Altı üstü 1/3 i doğrudan Çerkes kökenli olan nüfusun ve sayısı 200 bini aşmayan hepi topu 430 küsur sülale, bu avuç içine sığar kalabalıktan hangi krallık hangi imparatorluk çıkar be el insaf.


Sorun nerede?


Sancılı uluslaşma sürecinde. Osmanlı Sokhum’u Çerkeslerden aldı. Buradaki bin yıllık Bizans kolonilerini dağıttı. Çerkeslerin çoğu kuzeye göçtü, mesela Abzah-Dzibe sülalesi, Ritsa ve civarından Tuapse güneyine göç etti, ilerleyen zamanda Abzah kabilesini oluşmaya başladığında bu kabilenin esas kollarından birisi oldu. Kalanlar Dzıba yapıldı, şimdi on binlerce Dzibe kökenli Çerkesin varlığına hiç aldırmadan, birkaç yüz Dziba’yı gösterip siz Abhazsınız deme cüretini kendilerinde buluyorlar. Ama hata bizimkilerde hiç kusura bakmasınlar.


Osmanlı Sokhum ve etrafına Müslüman Dağıstan, Sımsır, Şirvan, Megrel hatta Anadolu’dan dahi ahali yerleştirerek tahkim etti. Hatırlarsınız 92-93 savaşından sonra doğma büyüme Abhazyalı birçok Türk bu yana geçti. Hatta Osmanlı valileri ile birlikte Habeşli siyahilerde geldi. Osmanlı Çerkeslerin elinden kurtardığı yerel halk ile Sokhum merkezli bu ilk konsolidasyonu yarattı. Abhaz kimliği bu zamanda doğmaya başlamıştı.


Amaç elbette Karadenizi Türk gölüne çevirmek ve bu amaçla fethedilen yerlerin Çerkeslerin tekrar güneye inerek Sokhum Kaleyi zapt etmesini engellemekti. Ardından Kefe Kırım vesairenin fethi geldi. Ama Çerkesya ile Osmanlı sınırı Gianger (Gagra) olarak sabitlendi.


Ardından ikinci fatih Rusya, 1810 da Osmanlı-Rus savaşının ardından Sokhumu aldı ve ikinci pekiştirme süreci başladı, 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgünü ile boşaltılan Gagra-Adler arası Çerkesyanın güney ucu, Çerkeslere karşı savaştaki desteklerinden dolayı Abhazlara verildi. Putin bile isterlerse burayı Abhazyadan geri alabileceklerini çünkü bu bölgeyi savaşarak başka bir halktan aldıklarını söyledi. Bu başka halk elbette Çerkeslerdi. Buralarda yoğun Çerkes toponim ve hidronimlerinin varlığını hala görüyoruz. Ötesinde ise izler yoğun olarak silinmiş vaziyette.


Ekim devriminde Abhazya SSC 16ncı birlik cumhuriyeti olarak katılarak ayrıcalıklarını korudu, ta ki Stalin’in statüsünü düşürerek Abhazya’yı Gürcistan SSC’ye bağlayana kadar. Bu tarihten sonra Abhaz elitistler doğrudan Rusya anadan süt emerek gelişmek yerine varlıklarını devam ettirebilmek için kuzey Kafkasya bloğu içinde irtibatlanmaya gittiler. Ardından yaşananlar malum, Gürcü işgaline karşı topraklarını koruyamayan Abhazların yardımına kuzeyli kardeşleri yetişti ve işgal güçlerini sınırın ötesine attılar. İşlerin bu duruma gelmesi Gürcü tehlikesine karşı 89’dan beri kuzey Kafkasya özerk cumhuriyetlerinin kapısını aşındıran Abhaz diplomasisinin başarısı gibi gözükse de aslında Rusya’nın devlet hafızasının bir ürünüdür.


Rusya ananın kollarına dönen Abhazya durumu yeni bir pekiştirme sürecine evirterek komşulardan azamı faydalanma yoluna gitti. Bunda Adıge-Abhazcılığı resmi ideoloji olarak anavatan ve diaspora Çerkeslerine dayatan Rus devlet aygıtının oyuncağı DÇB kliğinin rolü büyüktür.


Adamın genç oğlu hışımla içeri girip nefes nefese kollarını masaya dayayarak pişpirik oynayan babasına herkesin duyabileceği bir ses tonu ile haykırır; baba baba hindimizi çalmışlar…


Adam oğlunun kırmızı kızgın yüzüne bakar ve sakince; oğlum hindiyi çalanı bulun der…


Birkaç gün sonra genç adam aynı hızla tekrar kahvehaneden içeri dalar; baba baba ahırdaki ineğimizi çalmışlar… Evin reisi yine sakince cevap verir; oğlum hindiyi çalanı bulun…


Bir hafta sonra çocuk yine gelir, evimizi soydular… oğlum hindiyi çalanı bulun…


On gün sonra bir daha gelir; baba baba ablanı kaçırdılar…. Oğlum hindiyi çalanı bulun…


Genç adam artık öfkesini saklamayacak haldedir! Baba, ben sana ablanı kaçırdılar diyorum sen bana hindiyi çalanı bulun diyorsun diye çıkışır…


Baba; oğlum hindiyi çalana bir şey yapmadığımızı gördüler işler buraya kadar uzadı der. Eğer hindiyi çalanı bulup cezalandırsaydık, bütün bunlar olmazdı…


Bizim için sorunun kaynağı bu kadar.


Biz kendimizden eminiz, emin olmayanlar her gün işkembelerinden bir şeyler uydurup karşımıza dikiliyorlar. Yağmaya dur diyen birkaç yetişmiş basiretli bilim insanımız var çok şükür. Diğerleri akademik kariyerin engellenmesi korkusu, Rusya anaya ihbar edilme ve benzer vehimler ile sus pus vaziyette. Sovyetlerin yıkılışına hazırlıksız yakalanan iç-dış Çerkes camiasında kurulan müesses nizam çatırdasa da bırakın yapsıncılar, bırakın alsıncılar eli ile işletilmeye devam ediyor. Ama yıkılmaya mahkûm.


Her şey Yedic’in Rus işgal orduları saflarında savaşan Abhazlar Çerkesler karşısında havaya ateş ediyorlardı diyen cümleleri ile başladı, Çerkes hükümdarı Yenal’ı Abhaz yapanda oydu, adam Kabardey Çerkesi çıkınca sonra muhterem zevcesi Abhaz dediler. Olsun be kim bilir kaç padişahın haremi Abhaz Çerkes Gürcü Ukrain Sırp Hırvat idi vs… bu onları Türklükten alı mı koyar? Ama bizde adettendir, karısı Abhaz olanın kendisi de deri değiştirir. Böyle kaç tane zerzevat gördük. Zevcesi kızar diye köşe yazarlığından çekilenler, ağzında ana dişi kalmamış ihtiyarın üşenmeden Amman'a gidip Abhazcılık oynaması mı dersin? Savaş enstantanelerinde Çerkes kabilesi Abzah adını kasıtlı olarak Abhaz yazarak sanki Abhazlar Ruslara karşı savaşmış izlenimi yaratmakta ayrı bir hünerdi. Daha neler neler...


Ne diyorduk?


Akademik, Filolojik, Folklorik, Etnik Tarih üzerine hırsızlıklarla bu gemi yürümez. Abhazya öyle veya böyle tarihi bir kazanımın altında yatıyor. İhtiyacı olan tek olmasa bile en önemli şey nüfus. Diaporasından +100 bin nüfus transferi Abhazyayı ayağa diken can suyu olur. Başka türlüsü yerli nüfusu her geçen gün eriyen ölüme yatan ülkenin sonu olabilir. Kim bilir belki nüfusu Abhaz nüfusunu geçen Ermeniler ile Abhazlar 4ncü konsolidasyona da gidebilirler. Ne de olsa Ermeniler haritalarında Abhazyayı küçük Ermenistan olarak göstermeye başlamışlar bile. Siz burada ufak tefek hırsızlıklarla uğraşırken son Karabağ yenilgisinin ardından göç yollarına düşen Ermenilerin son varış noktası bağımsız olduğunu sandığınız Abhazya olmasın sakın?


Samimi Abhaz kardeşlerimize endişe ile duyurulur.


Bu yazı toplam 2910 defa okundu.





XAРУН-DÜZCE

Hırsızın hiç mi suçu yok? :))


https://www.youtube.com/watch?v=vABEVdAkmcY

06 Eylül 2021 Pazartesi Saat 17:26
Abriskil

Çerkeslerin dışında kimsenin hiçbir şeyi yok Hatko Vural size göre.

Tamam haklısınız bu mantığa göre.

25 Ağustos 2021 Çarşamba Saat 23:08
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net