Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
ŞAĞDİY VE MÜSVEDDESİ
05 Haziran 2022 Pazar Saat 23:14

Savaşlar ancak savaşarak biter. 

Çeçen atasözü. 


Çerkesler yakın çağ zaman dilimine kadar yüz yıllar boyunca dünyada at yetiştiriciliği ve biniciliğinde tanınmış bir ulus olarak yaşadılar. At ırkları ve avadanlıkları konusunda literatüre girmiş varlıklara sahipler, örnek vermek gerekirse Çerkes eyeri, Çerkes atlı yürüyüş kolu bunlardan bazıları. Bilimsel araştırmalarda zaten atın ilk evcilleştirildiği bölge olarak Azak denizinin kuzey ve doğu kıyıları olarak gösteriliyor. 


Bu veriler ise Azak denizi ve Ten (Don) nehri kıyıları yani kabaca bugün Ukrayna-Rusya savaşına konu olan Donbass bölgesini, bir zamanlar dünyanın en iyi süvarilerinden olarak gösterilen ata Çerkeslerin tarihi yayılma alanı olarak karşımıza çıkartıyor.


Onlarca belki yüzlerce cins at yetiştiren Çerkeslerin arşiv hafızasında Şolon, Şağdiy, Beçkan, Şevluh gibi kırk kadar at cinsinin adı korunmuş bulunuyor. Şağdiy diğer adı ile Kabardey atı Çerkeslerin ellerinde kalan son cins at ırkı olarak tescilli ile mevcut. Diğer ırklar ya Çerkes sürgünü zamanları veya iki dünya savaşlarında Çar ve Kızıl Ordu tarafından halkın elinden alınarak cephelere sürülerek tüketildi.


Bir ara Çerkes haber sitelerinde Romanya’da toynakları bardak şeklinde olan efsanevi Şolon ırkı Çerkes atlarının bakiyesi veya onlardan türemiş olabilecek bir nesilden söz edildi ama ne yazık ki geçmişte olduğu gibi günümüzde bile Çerkeslerin ne geçmişlerini araştırabilecek vakitleri ne de merakları var. Hatta Kabardey-Adıgey veya K-Çerkes Cumhuriyeti olsun hiçbir devlet üniversitesinde dünya dillerinde Çerkesler hakkında yazılmış, yayımlanmış kitaplardan oluşturulan bir kütüphane, dijital veri tabanı bile yok.


Hal böyle olunca ‘’geldi mi yağma zamanı dostlar düşmanları hayrette bırakır’’ misali bir Çerkesin başına gelebilecek en kötü şey zamanımızda bizim başımıza geldi; Kabardey (Şağdiy) atımızı da çaldırmış olduk. Komşularımız Kabardey atını alıp Karaçay atı diye kendi adlarına tescillendirdiler.


Cins Çerkes atının, Karaçay atı olarak müsvedde haline getirilmesi bana; filmin senaryosu gerçeğe uymalı diyen rejisör ile hayatın böyle bir kuralı yok, her türlü ‘’apokrif’’ senaryoyu yazabiliriz diyen yapımcının münakaşasını aklıma getirdi. Yaz yazabildiğin kadar meydan boş, kurtta kocadı nasıl olsa!


Doksanların Çeçenistan’ı benzeri bir reaksiyona girmemesi için baskılanan Çerkes ulus bilinci kültürel milliyetçilik şeklinde lanse edilen folklor öğeleri dans, şarkı ve siyaseten Abhazya’nın bağımsızlığı masalı ile uyutuldu. Uyutamadıklarını ortadan kaldırdılar. Tabi bunlar yine kendi içimizden olanlar marifetiyle uygulandı.


Çerkeslere toprak milliyetçiliği, kimlik milliyetçiliği yasaklandı, sadece Kafkasya’da değil Türkiye diasporasında bile örtülü yasaklamalar, dezenformasyonlar yaşandı, hatta Çerkesliği mikro-milliyetçilik addeden uçuk beyinlerin 21nci yüz yılda sıfırdan Ubıh milleti yaratma teşebbüsünü bile gördük. Dedik ya senaryo gerçeğe uymalı! Bu işbirlikçi çeteler kendi temelsiz, yersiz, hileli, çalıntı, şerli düşüncelerini apokrif yazılar halinde ulusun zihnine yığarak kirletmeyi istediler, istediler de ne oldu? İtler istedi diye atlar ölmez demişler, Çerkes atları da atlıları da ölmedi işte.


Toplum temsilciliğine soyunan bu sahte zerzevatlar ise halk için en iyisini savunarak üstün siyasetin rejisörleri olacakları yerde, emir aldıkları mevkiden atılan kemikleri sıyırmak ile meşgul olup birer birer müsvedde, çöp haline düştüler.


Peki, kim bu Karaçaylar? Kafkas kökenli bir halk mı? Yoksa Türkik bir millet mi?


Kendilerini ortaçağın meşhur Alan’larının torunları olarak etiketliyorlar. Alanlar ise bugünün güney Rusya bozkırlarını iki yüz yıl boyunca istila ederek bölgeye Deşt-i Kıpçak adını vermiş orta-asya Türk kökenli Kıpçaklar’ın diğer adı. Kıpçak, Kuman, Alan, Polovetsi yaygın adıyla tarihte geçiyor. Günümüzde Kıpçakların bakiyesi olduğunu iddia eden sadece Karaçay/Balkar ulus yapıcıları değil, Kafkasya’da Oset, İnguşlar da Alan soyundan geldiklerini iddia ediyorlar. İş bununla kalsa yine de iyi Nogay, Kırgız ve Kazaklarda birer Kıpçak ardılı oldukları kanısındalar onlar ve daha olması muhtemel başkaları da var. Görüldüğü üzere Kıpçak sahra imparatorluğu Yahudi Hazar devleti gibi tek milletten oluşmamıştır. Hâlihazırda Türk (Tü-rük) Kıpçak dilince miğfer demek, Çin tehlikesine karşı birleşerek ittifak yapan bir kabileler konfederasyonunu akla getiriyor.


Ulus yapıcılar içinse ardında yazılı eser bırakmayan halkların tarihini şimdiki zamanda kendi avenesine anlam katmak için dolgu malzemesi olarak kullananlar ile dolu. Karaçay/Balkarlar tarihte uzun süreden var olsalar bile siyasi hayatlarına yeni başlamış komşu hatta kardeş halklardan. Varoluşsal kaygılarını gidererek yaşamlarına anlam yükleyecek bir tarih yaratma ihtiyacındalar. Geçmiş olmadan anlam üretmezsiniz çünkü.


Hazar denizinin etrafından dolaşarak Orta Kafkasya’ya sızan bu Asyalı meşhur Alan savaşçılarının bakiyesi olmak tarih yazımı için idealize edilebilir bir seçenek. Dekor bu şekilde hazırlandıktan sonra geriye kalan mizansen (mise en scene) ise Çerkes kültür üretimlerini aşırma olarak Karaçay atı, dansı, şarkısı, elbisesi diye şekillendirilerek hayat veriliyor.


Hatta Karaçay milliyetçileri ‘’gerçek Çerkesler biziz’’ demeye bile başladılar. Karşı çıkan olduğunda ise, sizin yöneticileriniz bilmem kaç sene önce Çerkes bize dışardan verilen isim biz Adıge’yiz, Çerkes değiliz diye açıklamalarda bulunuyorlardı, şeklinde cevap yetiştiriyorlar. Kafkasya’yı geçtim diasporadaki sözleri, yazıları bile takip ediyorlarmış da bizim haberimiz yokmuş.


Öyle ya at binenin, kılıç kuşananın diye boşa dememişler. Bizim insanımızı kendi yöneticilerimiz, temsilcilerimiz, kendi derneklerimiz birleşik Kafkasyacılık, Ubıhcılık, Abhazyacılılık, Adige-Abhazcılık oynatarak on yıllardır Çerkes kimliğinden uzaklaştırmaya çalışmadılar mı? Ne için yaptılar bunu? Çerkesleri tarihi, siyasi, kültürel bir özne yani bir güç olmaması için sahnelediler. Çerkes halkına bilmesini istemediklerini asla söylemediler, ama Çerkesler birbiri ile anlaşamaz, Çerkesler birbirine ihanet etti gibi, yanlış bilinmesi gereken negatif ve olumsuz ne varsa öğrenmelerini sağladılar. Hatta Çerkesler savaşmadılar, doğu Kafkasya savaştı batı Kafkasya kaçtı diyen dernekçiler bile gördük.


Çerkes süvarilerinin nal sesleri Polonya krallığından, Mısır sultanlığı saraylarına, İran, Anadolu ve hatta Viyana kapılarına kadar yankılandı. Kanuninin meşhur Viyana kuşatmasında surlardan içeri girebilen tek savaşçı ‘’Çerkes Dayı’’ olarak anılıyordu ve bugün dahi Viyana’da küçük bir meydan onun adını taşımakta. Buna şaşırmamak gerekir çünkü Alphonse De Lamartin’in iki ciltlik Osmanlı Tarihi eserinde yeni çeri ocağı kurulduğu zamanlardan beri Çerkeslerin paralı asker olarak Osmanlı ordusuna kayıt olduğundan bahsediyor. Karaçay/Balkar milliyetçilerine göre ise at, kama, eğer vesaire tamamen kendi üretimleri, hatta orta Kafkasya binlerce Alan eseri ile dolup taşmakta.


Kendileri aksini iddia etse bile Karaçayların kendilerine özgü tek kültürel varlıkları dilleri.


Hayatta toplam üç Karaçay insanı gördüm. Ve üçü de Çerkeslerin arasında yitip gidebilecek kadar Çerkeslere benziyordu. Veya tam tersi de kabul edilebilir. Bir Karaçay köyüne giden herhangi bir Çerkes’in onlardan farklı yanları ihmal edilebilecek düzeyde kalabilir.


Şimdi ise yargı, zan, kanaatten arınmış objektif bir bilimsel veri var elimizde. İndependent Türkçe sitesinin haberine göre, ‘’Turkish Genome Project’’ diye bir genetik araştırma projesi yapılmış ve bunun sahipleri ile yapılan röportajda belirtilen verilere göre Anadolu Türklüğünün en yakın akrabaları; Azeriler, Kumuklar, Karaçay-Balkarlar ile Çerkesler ve İranlıların çıktığı yazıyor.


Anadolu Türklüğü, Hitit ve çağdaşlarına ise genetik olarak uzak bir konumdaymış. Dolasıyla kendilerine orijinal Kafkas, Çerkeslere ise hakaret babında Pontus tipolojisi diyen Karaçay/Balkar milliyetçileri de bilimsel olarak yalanlanmış oluyor. Eğer ortada genetik bir akrabalık varsa bu iki taraf içinde geçerlidir. Çerkesler Pontik ise Karaçaylar da öyledir veya tersi durumlarda geçerlidir. Bilimin önünden kimsenin kaçacak yeri yoktur.


Yine aynı araştırmaya göre, Anadolu da Türkik genetik en yoğun olarak Muğla ve Ege yöresinde baskın çıkarken, Rize ve Trabzon yani Doğu Karadeniz bölgesinde en az çıkıyor ki buna şaşırmadık. Ayrıca Lazlar ile Abhazlar ve Gürcüler de akraba çıkıyor ki ve bu tespite de nedense hiç şaşkınlık yaşamadım. Pontik tipoloji Laz-Abhaz gurubu için geçerli bir antropolojik tip sınıflaması olabilir belki.


Her ne kadar bilimsel olarak kesin olan bir şey yoktur, kesin olan bir şey bilimsel değildir dense de bilim dinine göre hüküm kuran bu olgulardan sonra Karaçay/Balkar halkının kökeninin Kafkasya’nın Türk/Moğol göçebeler tarafından istilası sırasında ‘dil’ olarak asimile edilmiş Çerkesler olduğu sonucuna varmak çok zor olmasa gerekir. Tersi bir olgu Çerkesce konuşan ama Çerkeso_Hay ya da Çerkes Ermenileri adı verilen Hristiyanlaşmış Ermenice bilmeyen Armavir Çerkesleri de araştırılmaya muhtaç bir konudur. Muhtemel bu soydaşlarımız dini olarak asimile oldukları için, Hristiyan dinini Çerkeslere taşıyan veya Hristiyanlığı Ermeniler üzerinde ilk defa üzerinde gören Çerkesler tarafından Çerkes Ermenileri olarak adlandırılmış da olabilirler.


Muhtemelen bu gelişmelerden haberdar olan Karaçay/Balkar ulus desinatörleri, 14-15nci yüzyılda kuzeyden gelerek orta Kafkasya’yı boyunduruk altına aldıklarını iddia ettikleri Kabardey Çerkeslerinin Alan halkından pek çok soyu


da asimile ederek kendi içinde eritmiş demekteler. Yani Kayserili bir aklı evvelin Kabardeyler Çerkesce konuşan Kafkas halklarının toplamasıdır savını daha havada kapıp hemen tedavüle sokmuşlar. Hatta Kabardey Çerkes tarihi ve Şağdiy cins at ırkının evveliyatı hakkında bilimsel youtube videoları yayınlayan ‘Çerkes Tarihi Araştırmaları Derneği’ başkanı ‘’Asker Haşirov’’ hakkında bile kökeninin asimile edilmiş Karaçay/Balkar olduğu üzerine gayriciddi yazılar kaleme almaktalar.


Tıpkı Peru’da Latin işgalicilerin önünden kaçan Aymara yerlileri gibi Çerkeslerin önünden kaçarak yüksek vadi ve koyaklara sığınan Alanların torunları, eğer öyle ise bu yüksekliği yer yer 4 bin metreye ulaşan dağlık bölgelerde nasıl olup ta cins at ırkı yetiştirebilmişlerdir? Aymaralar 5 yüz yıldır sığınakları olan And dağlarında yaşamakta ve kendilerine özgü cins patatesten başka bir şey yetiştiremediler çünkü.


Genetik bilimi son otuz yılın popüler bilimsel araştırma alanlarından birisi. Ve belki de on yıllar sonra tespitleri, önermeleri, varsayımları boşa çıkacak bir bilim dalı. Ama yine de şimdilik elimizdeki tek gerçeklik olarak durmakta. Etnik olarak Çerkeslere yakın Karaçaylar bir Türk dili konuşmaktalar. Şimdi Karaçaylar Kafkasyalı mı? Asyalı mı? Olmaktalar. Karaçaylar Alan soyundan geliyor iseler, dilleri onlardan tamamen ayrı Kafkas dil gurubundan olan İnguşlar kimin soyundan gelmekteler veya İrani bir dil konuştukları söylenen Osetler Alani değil midir?


Yeri gelmişken bizim içimizden bir Ubıh (Les Oubykhes) milleti yaratmaya çalışanların rejisörü R1 genom olmakla övünerek, eskaza Çerkesce konuştuklarını onun yerine Çeçence de konuşabileceklerini söylemekle haklıdır. Zira R1 Deşt-i Kıpçak bozkırlarının genidir ve Kıpçakların selefi Hazar Yahudilerinin de genidir. Sadece orta Kafkasya’da değil aynı zamanda Ural bölgesinde ve kuzey İran yaylalarında hatta Hindistan’da bile yoğun şekilde olduğu bölgeler vardır. Yani Çerkesce yerine tarihi bir hata olaraktan Karaim İbranicesi de konuşabilirdiniz, hatta Ural ayılarından güçlükle ayırt edilebilen Ural Kazakları arasında da yaşayabilirdiniz. Tarih böyle ilginçlikler ile doludur. Gerçi Çerkesler aleyhine tertipleriniz meşhur Yahudi bozgunculuğunu aratmamaktadır ise de bunu idraki geniş sinelere havale edelim.


Çerkes-Karaçay uyuşmazlığındaki tek konu Çerkes atının çalınması ve Karaçay atı olarak müsvedde haline getirilmesi olarak yerinde saymıyor. İki binlerden itibaren ivme kazanan Karaçay milliyetçiliğinin sahipleri ulusal var oluş sorunlarının hemen hepsi hakkında Çerkesleri suçlayan hatta düşmanlaştıran bir senaryo yazıp sorun üretiyorlar. Söz gelimi ikinci dünya savaşında Nazi Almanya’sı ile işbirliği yaptığı için Kazakistan’a sürülmelerinden Çerkesleri sorumlu tutuyorlar.


Sözüm ona Karaçayları Stalin’e Çerkesler şikâyet etmişmiş, koca Sovyet lideri de hiç araştırma soruşturma yapmadan vay anasını, gösteririm ben onlara diyerek Karaçay/Balkarları toptan Kazakistan’a sürmüşmüş. Oysa 110 bin kadar Türk/Tatar ve Kafkasyalının Naziler ile birlikte savaştığı, bunlara ikmal, iaşe tesis edildiği, eğitim ve donatım için harcama kalemleri çıkartıldığı, komutanlık makamları ihdas edildiği bilinen gerçeklerdir. Ayrıca vatana ihanetten sürgün edilenler bazı şirin babaların yazdığı gibi bu suçtan aklanmamışlardır, Stalin’in ölümü sonrasında yumuşama politikasına dönen SSCB yüksek prezidyumunun aldığı kararla sadece yurtlarına dönüş izni verilmiştir.


Yine ikinci dünya savaşı ertesindeki sürgün temalı bir başka sorun olarak toprak anlaşmazlığı Kabardey yönetimleri ile Balkarlar arasında gerilime neden olmakta. Sürgünden dönen Balkarlar tekrar ayaklanabilirler düşüncesi ile haliyle çıkartıldıkları dağlık bölgelere değil de etnik Kabardeylerden alınan (daha doğrusu devletleştirilen) ovalık arazilere yerleştirilmişler. Şimdi bu ahali dağlık bölgede kalan arazi ve meralarının da kendilerine geri verilmesini talep ediyor. Devletleştirilen toprakların yeniden dağıtımı konusunu halledememiş tek yönetim birimi Kabardey-Balkar Cumhuriyetidir.


İşi daha ileri götüren kimi Karaçaylara göre Çerkesler orta Kafkasya’ya sonradan gelmişler ve kahraman Alanların topraklarını gasp etmişlerdir. Yani kibarca biz büyüdük güçlendik sizde artık topraklarımızdan çıkın demekteler. Peki, öyle olsun, madem öyle sizde Ruslara söyleyin Kuban-Karadeniz bölgesini boşaltsınlar ve hatta uğruna sekiz yıldır uğraşıp savaştıkları Donbass bölgesini Ukrayna’dan alıp bize geri versinler, o vakit söz bizde orta Kafkasya’da size Alan İmparatorluğu kurduracağız.


Diğer konularda da Karaçay/Balkar milliyetçiliğinin yaklaşımı Çerkesleri küçümseme ve şeytanlaştırma üzerinedir. Kafkas-Rus savaşları olarak adlandırılan ama aslında Çerkes-Rus ve Çeçen-Rus savaşlarından pek öteye geçmeyen mücadele konusunda ise Karaçay/Balkar milliyetçileri Çerkesleri, Temruko İdar’ın kızı Setenay’ın Çar İvan ile evliliğinden ötürü Rus işbirlikçisi ve Rusları Kafkasya’ya davet eden kavim olarak itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.


Hatta öyle ki Setenay’ın evliliğini adeta bir ‘’metreslik’’ derekesinde ele alıp Çerkesleri aşağılamaya çalışıyorlar. Yetersiz Rusça ve googlenin çevirisi ile yaptığımıza ek olarak bu densizlere buradan cevap yazmak gerekirse; çağlar


boyunca taht ve veraset sahipleri, hanedanlar birbirleri ile evlenerek politik konumlarını güçlendirme çabası içerisinde olmuşlardır. Setenay ile İvan’ın evliliği yürürlükteki esaslara göre yapılmış yasal bir evlilikti. Bu evlilikte bir beis, ayıp yoktur. Bu izdivaç nedeni ile Çerkesleri rencide etmeye çalışmak beyhude bir çabadır.


Karaçay-Balkar veya İstanbul mahreçli Türk milliyetçisi akıl daneleri eğer böyle gayriahlaki hercümerçleri seviyor iseler önce dönüp kendi tarihlerine biraz baksınlar. Mete tarihteki efsanevi muhtemel Oğuz Kaan’ın adıdır. Bir savaş sonrası yenilen ve Çin İmparatorundan barış dileyen Mete (Mao-Dun, Çince transkripsiyonu) imparatorun kendisinden atını, avradını ve bir toprak parçasını anlaşma şartları olarak ister. Mete, at ve kadının kendisinin olmasından sebep bunları verir ama toprağın halkın malı olduğu için veremeyeceğini söyler, karısını ve savaş atını Çin İmparatoruna gönderir. Yani tarih ilginçlikler ile doludur.


Sadece tarih mi? Günümüze gelirsek eğer NeoÇar Putin hazretlerine 2 oğlan doğuran Alina Kabaeva adlı metresinin de bir Tatar Türkü olduğunu belirtmekte yarar var. Ayrıca Çar Putin Ukrayna’da canla başla savaşan Tatar askerlerini övdüğü bir röportajı Euronews de yayımlandı. Hatta Rus ordusunun Ukrayna’nın Bucha kasabasında yaptığı katliamın birlik komutanı Azatbek Omurbekov da yine bir Özbek Türkü çıktı.


Adam olana kendi ayıbı yeter de artar bile. Setenay ile İvan’ın evliliğinden uyarlama ucuz romana film çekmek isteyenlerin toprakları için Hasavka Savaşı adı altında ancak yarım saat bilemedin kırk beş dakika savaşabilen, iki ölü beş yaralıdan sona silah bırakan sahte kahramanlar olması da ayrı bir hiciv konusudur.


Karaçay/Balkar milliyetçileri hepten başarısız da değillerdir. Çerkes milliyetçisi Kanakov’un iktidardan düşürülmesi, Kırımlı Tatar işgalcilere karşı tarihi Çerkes zaferi olan Kanjal anmalarının engellenmesi, Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde idarenin tümüyle ele geçirilmesi belli başlı başarı haneleridir. Bu noktada aslında Karaçay/Balkar ile Çerkeslerin arasındaki rahatsız edici boyuta getirilen uyuşmazlıkların arka planında ‘’doğmak arzusundaki’’ ulus milliyetçiliğini kendi yararına provoke eden Rus devlet aygıtını ve devlet destekli gayri resmi Turancı Pantürkizm örgütlenmelerinin işbirliğini görmek belki bir istek değilse bile bir zaruret halini almakta.


Rus devleti Kafkasya ve diasporadaki 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgünü temalı etnik Çerkes hareketinden rahatsız olmakta ve bu organizasyonlara Türk Dünyasının olası desteği Kremlindeki politika yapıcıları endişelendirmekte. Çerkesler ile Karaçay/Balkarlar arasına sokulacak nifak bu uluslararası desteği mümkün mertebe erteleyecektir.


Rus devlet hafızası eğer bir bölge ile doğrudan ilgilenemeyecekse veya dış politikada averaj sağlayacak ise bir bölgeye kati suretle kendisi müdahale etmez, konuşmalar ve olaylar kendi zararına doğru gidiyor imiş gibi bir hal alsa dahi sonuna kadar izler ve bir gece ansızın saldırır. İki binlerden itibaren hem Rusya hem Türkiye tarafında iktidarlar radikal olarak değişti. Rusya’da Rusya’dan izinli Türkçülük aldı başını yürüdü. Karaçay/Balkarlar da artık övünerek kendilerini 250 milyonluk büyük (kalabalık) Türk dünyasının bir parçası saymaktalar. Hem Kafkasyalı yerli, hem de Türk ve göçebe olma iddiası ise tam bir apokrif senaryo örneği!


Öyle ki Türk milliyetçilerinin resmi siyasi partisi dev boyutlarda haritalar bastırıp kameralar önünde cumhurbaşkanına bile hediye ettiler, Rusya’dan tahminleri gerçek kılan bir yanıt gelmesi gecikmedi, Kremlin sözcüsü Peskov; bir Türk-Turan dünyası kurulacaksa bu Rusya himayesinde olacaktır diyerek noktayı koymuştur. İşte mangalda kül bırakmayan Karaçay/Balkar milliyetçiliğinin de gelecekte uğrayacağı akıbet bu kadardır.


Onun yerine uzlaşmacı olmak ve karşılıklı yarar gözeterek kardeşçe yaşamaya çalışmak herkes için en faydalı olandır. Ne hazindir ki bu olumlu seçenek, bölgede vukuu bulacak en ufak bir otorite boşluğu anında iki halkın silahlı olarak karşı karşı gelmesinden önce maalesef akıl edilemeyecektir. Kazanan yine sömürgeciler ile işbirlikçileri, kaybedenler ise masum halklar olacaktır. İki halkın arasındaki ilişkilerin başlıkta yer alan atasözündeki durumuna kadar gelmemesi için açıkça söylenmelidir ki; Kafkasya’ya kimse bu sabah güneş doğduğunda gelmedi, her halk Kafkasya’nın sahibi ve yerlisidir. Kökleri dışarda aramak ancak beraberinde bölgeye başka anlamları, başka varoluşsal krizleri, çatışma perspektiflerini ve huzursuzlukları taşımaktan öte hiçbir işe ve kazanıma yaramayacaktır.


Karaçay/Balkar halkı tarih sahnesine çıkmakta heveslidir ve elbette ana sütü gibi buna hakları vardır ama sahneye çıkarken de asla unutmamaları gereken şey bu sahnenin Çerkeslerin bin yıllardır üzerinde çalışıp şekillendirdiği bir yer olduğu bilgisidir.


Bu yazı toplam 2773 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net