Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
Referandum Sonrası Hallerimiz ve Tophane Vakası
25 Eylül 2010 Cumartesi Saat 13:37

Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını?
Babil uyandığı  zaman…                                                

                                                                İskender Pala  

 

***   

Necip Türk milleti, uzun yıllar ve yollardan sonra bir halk oylamasını daha geride bırakmış olmanın ‘’dayanılmaz hafifliği’’ içinde bakiye münazaraları yapadursun, kimi aydınlarımızda ‘’cahillerin başarısı’’ diye isimlendirdikleri referandum sonuçlarına kılıf uydurmanın peşine düştü. Bu kılıfa kabaca bir isim bulundu bulunmasına ama bununla yetinmek olmaz diyerek, bu sefer de ‘’cahillerin tercihini’’ sosyolojik olarak incelemeye alıp, tariflenmesi zor olan bu tercihin altında ne gibi bir bit yeniği olduğuna kanaat getirmek farz oldu onlar için.

Kanaat getirmek, tariflemek ve bu utanç verici sonucu tahlil etmek, adeta kutsal bir görevdir artık. Zira millet yapacağını yapmış ve yine memleket aydınına çalımını atmıştır. Bu utanılası millet epeydir böyle sarsaktır zaten, kafası çalışmadığı için işaret edilen tarafı anlamaz, kendisi için iyi olanın suflesini verirsin görmemezliğe gelir, niyet okuyamaz. Yani kısaca zordur bu milletin seçkini ve aydını olmak, çekilir şey değildir. Ama ne yaparsın ki malzeme budur. Yoksa insan istemez mi, mesela Kuzey Avrupa ülkelerinden birinin aydını olmayı. Halk düzeylidir bir kere, lep demeden leblebiyi yutar, örgütlenmeyi bilir, toplumsal tartışmalarda eski Yunanda ki forum münazaraları gibi verimli tartışır, şiirden, edebiyattan, felsefeden anlar. Fakat elden ne gelir ki, kör talih oyununu oynayıp bu coğrafyaya atamıştır kendilerini. Şu durumda, memleketin kahır içinde ki ‘’aydınına’’ sabır ve tevekkül dilemekten başka elimizden bir şey gelmez.

Gelmez gelmesine de, insan düşünmeden edemiyor işte, tipik elitist vesayetçi kesimin ‘’bunlar bilmez’’ mantığı ile ötelediği çoğunluğun tercihine, hemen herkesin ihtiyacı olduğunu. Peki, sadece ‘’cahil gölgelerden’’ ibaret sandığımız insanları yok farz ederek, örseleyerek nihai hedef olan bizden olana nasıl dönüştüreceğiz? Kaldı ki, toplumun her kesiminin anlamaya ve dönüşmeye ihtiyacı olduğu bu kadar aşikarken.

Kendimizi karşıt konumlandırdığımız ve tam da bunun için meşruiyetimizi sağlayan itip kaktığımız kesimlerin de, diğerleri için oluşturduğu bir alter egosu yok mu acaba? Her toplumsal kararda istemediğimiz bazı sonuçlar ortaya çıkıyor diye fırça atmayı seçkinlik addettiğimiz  ‘’cahil çoğunluk’’ bu yaygaracılığı nasıl algılıyor dersiniz? Bana kalırsa memleketin asıl sahibini oynayan biraz okumuş, elitist vesayet severler, kendilerini dönüştüremedikleri için atıl kalıp, ‘’dar alanda kısa paslaşmalara’’mahkûm oldular. Bir nevi gönüllü mahkûmiyet sayılır ki bu da bir tercihtir, fakat sonrasında mızmızlanmamak, jargon olarak daha şık görünür.

Bu arada büyük Türk düşünürü Sayın Banu Avar’ı hassaten tebrik etmek lazımdır. Zira memleketimizin ender yetiştirdiği, otoriter elit hükümranlığı özlemi içindeki hanım çağdaşlarına göre (Mine Kırıkkanat, Nur Vergin, Necla Arat v.b) daha kritik mevziler alıp, pala kılıç bu ‘’cahiller ordusunu’’ iyice benzetmiştir, gazası mübarek olsun. Bu başarısından ötürü kimden madalya alacağını şahsen merak etmekteyim. Kaldı ki kendisini değerli bir TV programcısı olarak her zaman takdir etmişimdir.

Bir de senelerdir ateşlenmeye çalışılan şahane korkularımıza ne demeli ki? Mesela, üç vakte kadar İran olabiliriz veya Malezya olur muyuz? Acaba aklı başında sosyal bilimcilere sorsak, şeriatın her ülkeye bir giriş şekli şemali vardır elbette, bu kadar gizeme, septisizme ihtiyaç duymayız en azından.  Hangi vakte kadar geleceğini öğrenirsek rahatlarız biraz. Yoksa bir toplum için çekilir dert değil bu belirsizlik hali, toplu anksiyetelere neden olabilir maazallah.

***

Öte yandan İstanbul-Tophanede ki sanat galerilerine yapılan saldırıları, referandum sonucuyla ateşlenmiş trajik bir toplumsal bölünmenin işaret fişeği gibi algılayıp, bunu üzerinden çıkarımlar yapmak bana çok doğru gelmiyor. Kentsel dönüşüm planı içinde, Tophaneye yeni bir kimlik vermeye çalışan, bunun için hiçbir masraftan kaçmayıp tarihi binaları restore eden ve çağdaş sanatın hizmetine verenlerin, orada ki yerleşiklik ruhunu hesaba katmamış olması düşünülebilir mi?

Semtlerin sadece binalardan kaldırımlardan ibaret olmadığını toplum yaşamının sürekliliğinin ve dokusunun da orayı var eden önemli unsurlardan biri olduğunu bu proje sahiplerinin bilmemesi elbette mümkün değildir. Belki de hesap edilemeyen şey, bir araya getirilen iki farklı kesimin bu kadar ani çarpışma yaratacağını düşünmemiş olmak. Bazı semtler biz istesek de istemesek de mahrem kalmak ister veya sokaklarının ayarı kendi elinde olsun derdine düşer. Bunun modern-sosyolojik açıklaması vardır eminim ki, fakat tahammül- diyalog sanatıyla kolayca aşılabilecek bu türden olayları, referandumun evet tercihiyle ilişkilendirip, felaket tellallığına çevirmeye kalkışmak ve meşhur ‘’şeriat geliyor’’ sendromuna bağlamak oldukça yaratıcı bir çıkarımdır.

Gün itibarıyla bu çıkarımı yapmış olan Sayın Bedri Baykam’ı anmadan geçmek olmaz. Müstesna ve çok değerli sanatçımız, düşünürümüz ve siyaset adamımız (bakınız hepsi bir arada) Sayın Baykam, küçükken ‘’harika çocuk’’ olanların, yetişkin olduklarında bu harikalığı sürekli kılamayacağının imzalı mühürlü örneğidir. Zira kendisine kalsa, Tophanede ki galeri sahipleri ile semt sakinlerinin günlerce cenk etmesi gerekebilir. Allahtan kendi partisi CHP de dâhil olmak üzere, onu ve açıklamalarını fazla ciddiye alan yok. Değerli sanatçımıza mazide ‘’harika çocuk’’ olmasını sağlayan sanatında başarılar diler, herhangi bir kriz yönetiminde, kanaat önderliğine soyunmamasını temenni ederiz.

Velhasıl, Tophane eğer bildiğimiz Tophane ise, orada siyasi veya dini organize bir örgütlenme olmadığı sır değil. Hal böyleyken, konuyu ‘’şeriatın ayak seslerinin’’ bu semtten başlayacağına iman etmeye kadar vardıran spekülasyon sahiplerine, daha inandırıcı argümanlar seçmelerini tavsiye etmek, sanırım yanlış olmaz.        


Bu yazı toplam 1915 defa okundu.





cumle

Türkiye'yi birkaç yılda bir gören birisi olarak yaşadığınız ülkenin hızla değiştiğini düşünüyorum sevgili yazar belki siz içinde olduğunuz için farketmiyorsunuz. Gittikçe zenginleşiyor ama bir o kadar da muhafazakarlaşıyor ve kültürsüzleşiyor Türkiye. Ben gelip gittikçe tanıyamıyorum üzgünüm.

01 Ekim 2010 Cuma Saat 15:16
Şevcen Burhan

Eline sağlık güzel kardeşim. Kibarca, tatlılıkla nede güzel yazmışsın.
Yazının başında kıymetli İskender Hocayı andığın için ayrıca sağolasın.
Tespitlerin çok yerinde. Allaha emanet ol.
İyi geceler.

29 Eylül 2010 Çarşamba Saat 01:46
Şovgen Zuhal

Sayın Baykam laikliği etek kısalığı ile alkol tüketme oranına bağladı programın sonunda.

Türkiyeyi yönetenleri taassub düşkünü ve tek tip taşam tarzını dayattığını düşünenler, alkolde ki yüksek vergi oranını düşürenlerinde onlar olduğunu unutuyorlar.

Her şeyi görmek istedikleri gibi görmeye devam ediyorlar. Tophanede ki taşkınlıklar hoş görülemeyecek olaylardır ama organize olmadığını düşünüyorum bende. Selamlar sevgiler.

28 Eylül 2010 Salı Saat 16:44
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net