Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
Boşnak Helvacı "İbrahim Amca" İçin
18 Haziran 2010 Cuma Saat 13:53

Eşek, Kral ve Ben,

‘’…Belki yarın hepimiz öleceğiz, eşek çok çalışmaktan,
Kral can sıkıntısından,
Ben de aşk acısından… ‘’

                                                                           Jacques Prevert

***

Kalabalıkta babaannem Latse ‘nin elime tutuşturduğu bozuk parayı kaybetmiş, ondan helva satın alan arkadaşlarıma da durumu çaktırmamaya çalışarak öylece duruyorum.

Boşnak şivesiyle soruyor;

-Küçük kız helva istemiyon mu sen?

-İstemiyorum.

-Kakosi dobra mi? (nasılsın, iyimisin)

-Neye istemiyon ki?

-Canım istemiyor.

-Bogami, olur mu öyle şey? Helva istenmez mi? Al bunu şimdi, beğenirsen gene alırsın yaw.

Biraz mağrur biraz utangaç, hayatımda ki ilk ‘veresiye’ helvamı yerken, güneşten kavrulmuş upuzun boyuyla bana bakan bu adamın gözlerinde korunaklı bir sevgi vardı. Hayatı boyunca, dudaklarının kenarına yerleştirdiği kalender gülümsemesiyle, helvasını iştahla yiyen çocuklara hep öyle sevgiyle baktı. Küçük parçalara ayırıp, transparant jelatin kağıtlara sardığı olağan üstü lezzette ki helvalarından bir tane alana, bir tane de kendisi ikram ederdi.

Hayatımızın, belki de ilk promosyonlu-keyifli alışverişini, onunla tanımıştık. Bazen de bu durumu hınzır ve çocuk aklımızla onun aleyhine kullanır, almadığımız helvaların promosyonunu da isterdik. Zaten farkında olduğu bu uyanıklığımızı yüzümüze vurmaz sadece gülümserdi. Fakat o arada başına toplanmış çocuk güruhuna, durumdan vazife çıkararak nezaret eden birileri, çoğu kez olaya müdahale eder, biz çocuklar tarafından dolandırılmaktan her seferinde kurtulurdu.

Bayramlarda sepetlerini daha süslü yapar, helvalarını da olabildiği kadar çeşitlendirirdi. Babaannem Latse, öyle zamanlarda önce elini öpmemiz, sonra helva almamız gerektiğini tembihlerdi. Bu el öpme faslı, sadece ona özeldi ve diğer emektar satıcılarla öyle organik bir ilişkimiz yoktu. Kimimiz de yorulduğunu, susadığını düşünüp, bir koşu eve giderek ona soğuk su getirir veya istediği bir şey olup olmadığını içtenlikle sorardık. Çocuk aklımızla, bize ait olduğunu düşündüğümüz bu yadigar satıcıyı kollayıp şevkat gösteriyorduk. Zira, onunla aramızda sessizce hem fikir olduğumuz korunaklı bir ilişki vardı. 

*** 

Civar köylerde ki Çerkes düğünlerin de, panayırlar da, bayramlar da veya bir araya gelinen hemen her kalabalıkta, önceleri büyüklerimizin eteklerinden çekiştirerek yanına gitmek istediğimiz, sonraları da avucumuza tutuşturulan bozuk paralarla helva sepetlerinin önünde sıraya girdiğimiz bu adam, İbrahim amcaydı işte. Boşnaktı ve muhtemel ki gençliğinde çok yakışıklıydı. Yalova-Altınova-Karamürsel hattında, motorlu taşıt kullanmadan, kolunda taşıdığı sepetleriyle, elli sene kesintisiz seyyar helvacılık yaptı.

Son yirmi yıl boyunca bunu yapmaya ihtiyacı var mıydı? Hayır. Karamürsel de deniz kıyısında ferah bir evi, yeterli parası, ona hiç de ihtiyacı olmayan yetişkin çocukları vardı. Sevdiği ve bildiği tek işi, hayatının son günlerine kadar ısrarla sürdürdü. Yalova ve Karamürsel’in köylerinde, çocukluğunda helva sattığı insanların torunlarını bile sevindirmeye devam etti. Geçtiğimiz yaz, köy yolunda karşılaştığımız da kolunda yine sepetleri vardı. Tüm ısrarlarımıza rağmen, kendisini gittiği yere bırakmamızı istemedi. Dilinden düşürmediği o bildik sözleri söyledi yine, ‘Benim helvalarımı yiyen hayat bulur, sıhhat bulur, bereket bulur.’ Buna, sahiden de inanıyordu. Çocukluk günlerimizin, güven veren, tatlı anılarımız olan önemli bir figürüydü.

Basit ve onurlu bir hayatı yaşadı.

Mekanı cennet, ruhu şad olsun.


Bu yazı toplam 4287 defa okundu.





İbrahim Dogansoy

İbrahim amca mahallemizin ve bizim amcamizdı helvasını evde özenle keser sepetine yerleştirirdi. Onu çok özlüyoruz bu yazı içinde ayrıca çok teşekkür ediyorum.

22 Haziran 2016 Çarşamba Saat 00:31
Erdi Bosnalı

Sayın Semih Akgün
Büyüklerimizden dinlediğimiz zor günleri bana anımsattınız.Sizede teşekkür ediyorum.Ben söyleyecek söz bilemiyorum. İyiki varsınız Çerkesler.

05 Aralık 2010 Pazar Saat 15:46
SEMİH AKGÜN

Bundan tam 25 yıl önce uzun bir şiir yazmaya çalışmıştım.
Kütüphanemin bir köşesinde kitap yapmışım onu...amatörce...
Uyuyup duruyor.
Basılmamış ama ilk yazıldığı haliyle..

Yugoslavya halklarının 2.dünya savaşı sırasında Alman nazizmine karşı verdiği efsanevi mücadeleyi konu edinmiş...
Aralarında Çerkesler'in, Boşnaklar'ın, Arnavutlar'ın olduğu Partizan cephesi nasıl bir insani cepheymiş.
Biraz bunu da kıvançla vurgulayan uzun bir şiir denemesi.

Bugün geriye baktığımda, pek şiir gibi değil de taslak gibi duruyor amma.
....ablası ileride belki şiir olacak.
Emin ol.
Orada da Boşnak karakterler var.
Boşnakça var.

Bir gün umarım kendi dilimle tamamlanmış şiiri değerli Kube, sana ve diğer hemşehrilerime canlı okumak isterim.
Fakat epeyi bir transformasyondan geçecek.
Olur değil mi?

"Boşnak toprağına düştü düşlerim"....

03 Aralık 2010 Cuma Saat 11:11
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net