Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
Babaların Yalnızlığı
15 Haziran 2010 Salı Saat 13:55

‘’Yalnızlık, sevmeyi bilmeyenlerin icadıdır…’’

                                                                         Edip Cansever

 

Anneler gününe karşılık olsun ve babalar küstürülmesin diye icat edilmiş gibi duran babalar günü, bana hüzünlü gibi gelir birazda. Böyle düşünmeme sebep olan şey, biraz da babaların yalnızlığı sanırım. Babalar günü için ne yazılır ki? Bugünün ne kadar anlamlı ve kutsal olduğu mu? Onlara ilişkin güzel ve tatlı anılar mı? Onların başköşede olduğu bir romandan mı, bir filmden mi bahsedilmeli? Hiç bilmiyorum ve nedense yukarıdaki konumlandırmaların hiçbiri yazmak istediğim şekle uymuyor. Bugün için söz etmek istediğim, onların bu abartılı tanımlamalar dışında kalan kocaman yalnızlıkları belki de.

Sanırım ortaokuldaydım. Bir yaz tatilinde, köyde yaşayan annemin teyzesine gitmiş, birkaç gün kalmıştık. Annemin eniştesinin bana çok ilgili ve şefkatli davranmasının yanında, ev ahalisiyle çok az konuştuğunu, yemeklerini üst katta yalnız başına yediğini görünce çok şaşırmıştım. Niye böyle olduğunu sorduğumda, bunun bir Çerkes aile kuralı olduğunu, misafiri olmadıkça onun yalnız yemek yediğini söylemişlerdi. Hem şaşırmış hem de çok üzülmüştüm, kalabalık sayılabilecek bir ailede sanki yapayalnızdı. 

Çocuklarıyla icap ettiği zaman konuşan, Çerkes aile hayatının çok da bilinmeyen eski kurallarını böylesine radikal yaşayan birini daha önce hiç görmemiştim. Çocuklarıyla, eşiyle, çevresiyle, ‘haynape-xabze’ kuralları eşliğinde ördüğü görünmez duvarlar vardı ve seksen yaşında öldüğünde acaba böylesi bir hayattan mutlu olmuş muydu? 

Çocukluğunu tipik Çerkes kodlamalarıyla geçirmiş birisi olarak, geri dönüp baktığımda, ailemizdeki baba-çocuk diyaloğunun o kodların biraz dışında ve oldukça özgür olduğunu hatırlıyorum. Bu durum belki de sevgili babamın, söz konusu biz olduğumuz zaman o kuralları çok da takmayan şahsi tavrına özel bir durumdu ve biz bu halinden oldukça memnunduk. Bazen bizi severken, yengesi Goşefıj nenej tarafından suçüstü yakalanıp fırça yediği de oluyordu. Ne babamın Almanya da yaşadığı için Çerkesliği unuttuğu, ne ‘xabze’ bilmezliği, nede ‘haynape’ tanımazlığı kalıyordu. Babam, yaşlı kadınların bu teatral infiallerini tebessümle izler, sonra da onların gönlünü almayı becerirdi her seferinde. Bizlerin çocuk gözünde ise, tüm bu kurallar sanki tatlı bir oyundu o kadar.

Öte yandan bu durumun tatlı bir oyun olmadığı ailelerde vardı elbette. Evde adeta bir yabancı gibi duran, çocuklarını sevmekten imtina etmesi gereken, hiyerarşik kuralları hiç esnetemeyen, ‘xabze’ gereği sevgisini açıkça gösteremeyen babalar ve onların bugün birer yetişkin olan çocukları, sevgi konusunda malul kaldılar belki de. Bazen düşünüyorum da, Çerkes aile kuralları, sevgi söz konusu olduğu zaman çok önceleri deforme edilmeliydi gibi geliyor bana. Bu deformasyon, sevgiye ve bizleri daha mutlu etmeye hizmet edecekse, neden olmasın ki? Artık bugün için, Çerkes olma halimizi bu kurallarla pekala barıştırdık, bu göndermeler, önceki zamanlara ait biraz da. 

Kaldı ki, böyle olumlu değişimler olduğu sürece, çocuklarını yeterince sevememiş yalnız babaların dillendiremedikleri hüzünleri ile babalarına şöyle sıkıca sarılamamış yetişkin serzenişleri olmaz hayatlarımızda, kim bilir?

Çocuklar büyüdükçe babaların yalnız kaldığını düşünenlerdenim nedense. Babalar, anneler gibi çocuklarına rahatlıkla serzenişte bulunmadıklarından belki de bunu fark edemiyoruz. Anneler çocuklarıyla her yaşta pazarlık halinde olurlar, bu en doğal haklarıdır sanki. Fakat babalarımız öyle değildir işte, onlar anlaşılmayı ve hayatın konuşulmayan kurallarını uygulamamızı beklerler, susarak. 

Çocuklarının onları anlıyor olması, mütevazı baba ruhu için en büyük konfordur. Benim babam öyleydi, sosyal hayatında neşeli herkesle barışık olan ruhu, aynı oranda çabuk incinirdi. Bazı zamanlar, babamın kendisini üçüncü şahısların insafına bırakan halini biraz düzeltmesini istediğimizde, bize kırılgan bakan gözleri her şeyi anlatırdı. O böyleydi ve baba olarak eleştirilmek istemiyordu, her durumda onu haklı bulmamızı, sevmemizi bekliyordu. Bunu biraz olsun becerdiğim için, onun artık hayatımızda olmadığı bu zaman diliminde vicdanen mutluyum belki de. 

Çok karmaşık değil belki de, onları sevdiğimizi ve yanlarında olduğumuzu gerektiği zaman gösterebilmek, başka bir şeye ihtiyaçları da var mı zaten? 


Bu yazı toplam 2318 defa okundu.





Natxo Canberk

Babası artık hayatta olmayanlar için hüzünlü bir yazı. Dolayısıyla benim için de öyle. Henüz baba değilim ama, babaların yalnızlığı konusu, beni biraz düşündürdü..

Selam ve saygılar.

22 Haziran 2010 Salı Saat 13:08
gatxe2

Merhaba Nurhan,
Yazilarin cok hos ve düsündürücü, beni bir duygular ve düsünceler dünyasina yolluyor.

Bunada zaman ayirmak gerekiyor tabii ki. Cünki bu insani ruhen rahatlatip ve vicdanen cok mutlu kiliyor.

Icindeki olan duygulari, güzelce kagida dökmekte bir baska mutluluk ve basari olsa gerek.

Sevgiler/gatxe2

22 Haziran 2010 Salı Saat 11:35
SEMİH AKGÜN

Neden bu güzel yazılara
Şiirle yanıt vermek neden?

******
Belki en güzele
En güzel karşılık vermek
Ve altında kalmamak güzelliğin

******
En çok seven
Ödüllendirilmeli
En çok sevgiyle

******
Ve hoşluk yarım bir icat
Kocaman bir yürek ile
Açmak gonca gül

******
Anımsanmak ne güzel
Ve sadece gözlerle değil
Dillerde can bulmak

******
Bir gün her canlı gibi
Onlar da ölümü tadacak
Ancak güzel sözlerle
Ve güzel yapıtlarla anılan
Ne mutlu ona...

******

21 Haziran 2010 Pazartesi Saat 11:46
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net