Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
Tınıların Peşinde
22 Mart 2010 Pazartesi Saat 13:33

‘Bir an için, insanlığın bu dünyadan çekilip gittiğini düşünün,
Geriye kalan tınılar ve bıraktıkları şeylerdir kültür..’

                                                                                     Bernard Shaw   

 

***

Şu sıralar Türkiye de, bulabildiği az sayıdaki sinema salonunda gösterime giren bir belgesel film, seyreden çoğu kişiyi, adeta ’yitirilmişlik’ hissi çağrıştırarak etkiliyor. ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’ isimli bu film, seyreden herkesin ruhuna neden bu kadar dokunuyor? Sinema salonunda ön sıramızda oturan iki genç kız, anneannelerinin belki de senelerdir kendi kendine mırıldandığı Boşnakça şarkıları an itibarıyla öğrenmeye neden karar veriyor? Yine film çıkışında konuşan orta yaşlı bir çift, Arnavutça şarkılardan oluşan bir arşiv yapmayı neden düşünüyor? Sanki herkes tılsımlı bir dokunuş beklermiş gibi, duyduğu bu türlü çeşit tınıların peşinde, kendisine ait olan şeyi telaşla bulmaya çalışıyor. Hayatta iyi kötü bir konfor edinebilmiş bu insanlarda, aniden tamamlanmamışlık startını veren bu refleks, anlı şanlı düşünce kuruluşlarının veya bir ideolojinin siyasal propagandistinin bile harekete geçiremeyeceği kadar etkili galiba.

***

Ait olma duygusu, insanı  güvenli ve güçlü kılan bir duygu bence. Sanırım modern dünya insanı için, yakın geçmişin fiyakalı söylemleri olan, küresellik-tek dil-tek uygarlık aforizmaları, artık mağlup olmuş durumda. Zira insanoğlu, kendisini var eden kültüre ve onun argümanlarına her dem ihtiyaç duyuyor.

Başka bir tanımla, kendisini o haliyle tamamlanmış hissediyor. İnsanların kimliğini, kültürünü, üretim ilişkilerini yok farz ederek onlara ideal bir dünya yarattığını sanmak, bir ağacı budamaya benziyor adeta. Öyle ki, izin verilmemiş yok sayılmış her detay, daha gür, arzulanan haliyle ortaya çıkıyor her seferinde ve belki de daha güçlü olarak. Modern dünyanın, olmazsa olmaz kriteriymiş gibi gösterilen, küresel ekonomi-küresel kültür yutturmacaları, sıradan insan ruhunun bu naif ve vazgeçilmez ayrıntısını göremedi işte. Aç gözlü şirket CEO’ larının, eski zaman tellalları gibi bağıra çağıra tahvil sattığı bu insanların, başka hiç bir şeye ihtiyaçları olmadığı kurgusu gerçek değildi. Ortalama İnsan ruhu, temel ihtiyaçlarını karşılayıp dünyayı algılama halinden sonra, kendisi için farkındalık yaratan kimlik ve aitlik konularının peşine düşüyor. Dünya insanı için farklı projeleri olan muktedirler için de, esas sorun bu milat da başlıyor işte.

***

Bazı insanların hayatınızda ki dostlukları sizin için biraz daha değerli olur. Benim için bunlardan birisi de, İstanbul Çerkes camiasının yakından tanıdığı değerli arkadaşım ressam Ahmet Özel’dir. Ailemizde ki bütün kuşaklara, kendisini sevdirme başarısı göstermiş olan Ahmet Özel, artık geniş ailemizin bir parçası gibidir.

Geçtiğimiz günlerde ofise uğradığında, iPhone’nuna kayıtlı müziklerin hikayesini anlattı. Bu tınıların 2010 senesinde Ahmet’in iPhone’nuna gelinceye kadar olan yol hikayeleri oldukça dokunaklı ve ilginç. 1911-12 yıllarında Krasnodar da yapılmış bu orijinal kayıtlar. O dönem de İngiliz müzikologlar Moskova da dil - müzik konusunda araştırmalar yaparken, Adıge halkının müziklerinden haberdar oluyorlar ve Çerkesya da halk şarkıcılarıyla bir araya geliyorlar. Onların arasında doğal yaşam halinde, orijinal düğün şarkıları-ağıt- dejuw kayıtlarını yapıyorlar.             

Yıllar sonra (yaklaşık 95 sene) bir Rus müzikolog, İngiliz arşivlerinde ki Rus müzikleri ile ilgili bir araştırma yaparken bu kayıtlar tesadüfen karşısına çıkıyor. Bu araştırmacı Rusya ya döndüğü zaman Kafkasya da ki meslektaşlarına bu kayıtlardan söz ediyor. Ve bu müzik adamları buluşup, o zamanlarda ki ilkel kayıtları, teknik olarak ve orijinalini hiç bozmadan, yeniden temiz bir kayıt haline getiriyorlar.

Ahmet Özel, 2008 senesin de Nalçik şehrine Kaberdey ressam Ruslan Tsrım’ın sergisine gittiğinde, orada bu kayıtların olduğunu tesadüfen öğreniyor. Hemen bir CD kaydına kopya ediliyor bu müzikler ve oradan da son teknoloji iPhone da, yüzyıl öncesinin Adıge tınılarıyla yüzleşiyoruz. Müziklerin bize ulaşıncaya kadar ki yol hikayesi bu. Kimlik dediğimiz şey ve kendimizin farkında oluşumuz, tam da bu tür yüzleşmeler değilmidir zaten. Bu otantik müzikleri dinlerken kendimizin ne olduğunu yeniden fark ediyoruz. Bu tınılarla kimliğimizin ruhuna dokunuyoruz ve adeta bir dehliz içinde kaybolmuş geçmişimizin, elle tutulur gerçek görüntüsüne ulaşıyoruz.

Adıge deyince ne hissederiz? Bunu bir arkadaşım sorduğunda öyle kalakalmıştım. Böyle düz, karmaşıksız, tuzaksız sorulunca öyle şaşırırsınız işte. Bir an toparlanıp bir şey diyemezsiniz, böyle basit ve şahane sorulara. Kendisini ‘organik Çerkes’ olarak konumlandıran ben bile, o an için ne dediğimi hatırlamamakla beraber,  sanırım ‘farkındalık-kimlik-ait olma’  gibi şeyler mırıldanmış olmalıyım. 

***

Velhasılı, bize ait olan her şeyin peşinde olmamız gerektiği gün gibi aşikar değil mi? Elbette tınılarımızın da peşinde olmalıyız. Çok da uzak olmayan bir zamanda, belki de duyarlı bir sinemacı tarafından yapılması muhtemel ‘Dünyanın Kayıp Şarkıları’  belgeselinde, Çerkes (Adıge) şarkılarının esas rolde olmasını istemiyorsak tabi ki. 


Bu yazı toplam 2912 defa okundu.





Neşe Arslan

Sayın Nurhan Fidan uzun zamandır yazılarınızı takip ediyorum.Bundan önceki sitenizde ve bundan sonra burada da ben en yakın takipçinizim.Ben kimmiyim,ben vatanımda dünyanın birçok yerinden aramıza katılmış,beraberce hayatı paylaştığımız değişik halk kültürlerini merak eden onları yakından tanıyıp zengin halk kültürleri ile hayatını renklendirmeyi seven bir insan dosttuyum.

Çeşitli insan kültürlerini tanımak, onlarla dostluk bağlarımı sağlamlaştırmak adına bence önemli.Ve sende Adigelerin sessiz çığlığısın.

Heyecanın hiç bitsenin.Yola devam Nurhan Fidan.

06 Haziran 2010 Pazar Saat 20:42
Ş'hafit

Sayın KUBE Nurhan'ın kendi rastlantısal öykülerini, Çerkes kimliğine getirip yapıştırabilmesini, bir okuru olarak tebrik ediyorum.

Bu naifmiş gibi görünen satırları, aslında bir bildiriden, bir manifestodan daha güçlü bazı durumlarda. Bazı adreslere alaycı göndermeler yapması da cabası.

Selam ve saygılar..

26 Mart 2010 Cuma Saat 20:18
A.Gupse Mete

Nurhan ablacım yazılarını çok beyeniyorum. Geçen sabah seni televizyonda izledim çok beyendim bana bir cd ni gönder. Valla Gunefte isteyecektir onada gönder. Bide bize uzun zamandır gelmedin mırnav seni unutucak ona göre. Abla bir hafta sonra misafirim olur musun?

24 Mart 2010 Çarşamba Saat 20:18
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net