Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ne Mutlu “Ben Çerkesya Yurtseveriyim” Diyebilene! (2)
11 Eylül 2011 Pazar Saat 23:53

Bu dönemi bir röportajında o dönemlerin önderlerinden ve Nalçık Adıge Khase’nin 1985 yılındaki kurucusu Musa Şenibe şöyle anlatır:  

“...tanrısal ‘mutlu halklar ailesi’ ilkelerinin yıkılması ve totaliter sistemin özgürleşmesinin getirdiği taze hava küçük halkları da canlandırdı. Bütün Rusya’da ve çok yoğun olarak Kafkasya’da kendiliğinden ulusal demokratik örgütler ortaya çıkmaya başladı. Doğal olarak bunlar ilk önce, Sovyet egemenliği yıllarında inşa edilen toplumsal-politik sisteme tepki olarak ortaya çıktılar. Bu sistemde devlet ve hukuk kurumları o şekilde işliyor ki, çelişkili olsa da ulusal devlet yapısı halkları tam olarak asimile etmenin başlıca garantisiydi. Gorbaçov döneminde yaşanan çözülme, devletin şiddet politikasının hafiflemesi, yeni ve cazip sloganlar küçük halkların bitkisel hayata girmiş toplumsal organizmasının canlanmasını sağladı. Genel olarak birkaç yıl, Kafkasya koşullarında ise 4-5 yıl içinde halklar güçlü ve otoriter ulusal demokratik örgütlerine sahip oldular. Komünist etnik kıyımcılıkla ezilen ulusal kimliğin, dilin kültürün ve manevi değerlerin yeniden ihyasıyla ilgili sorunları cesaretle ortaya koydular. Bu örgütler halklarının entelektüel kesiminin önemli bir bölümünü, gençliği, üniversite öğrencilerini, ulusal intelijensiyayı arkalarına alabildiler. Monolitik totaliter sistem onlar tarafından şiddetle sarsıldı ve bazı yerlerinde gedikler açıldı. Milliyetçi rengiyle sivil toplum örgütlenmesi süreci başladı...” ( Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Musa Y. Şenibe, Nart Yayıncılık, s: 28, İstanbul 1997, aktaran, www.Samsunbkd.org ) 

Biz Çerkesler de bu yıllarda kendi ulusal demokratik örgütlenmelerimizi kurmaya çalıştık ve hayli umutluyduk. Öyle ki, 1991 yılında, Nalçık’ta, binlerce insan yağmur altında saatlerce DÇB kurucularını beklemişti.  

İşte bu yıllarda anavatanımızda toplanan kongreler tarafından Çerkeslerin Adıgeler oldukları ve yalnızca Adıgelerin Çerkes oldukları, Rusya İmparatorluğu tarafından 19.Yüzyılda Soykırımdan geçirildikleri; anavatanlarından sürgün edildikleri ve Çerkesya’nın tarihi topraklarımız olduğu kararları alındı.

21-22 Haziran 1991’de Maykop’ta düzenlenen “Biz Adıgeyiz, Biz Çerkesiz” isimli “Bilimsel-Pratik Forum” bunlardan biriydi. Ardından 28 Mart 1992’de Nalçik’te toplanan “Birinci Tüm Adıgeler Kongresi”, şu kararları aldı:

“1. Ulusun kendini etnik olarak tanımladığı ‘Адыгэ- Adıge’ ve  ekzoetnonim olarak kullanılan ‘Черкес-Çerkes’ isimlerinin Rusya Federasyonu içerisinde ve diğer ülkelerde yaşayan tüm Adıgeleri kapsadığı;

2. Kabardey-Balkar, Adıgey ve Karaçay-Çerkes Yüksek Sovyetlerine 1 Eylül 1992 tarihinden itibaren tüm resmi-devlet işlerinde, anketlerinde,  nüfus kimlik bilgilerinde, doğum kayıt belgelerinde, pasaportlarda, diğer tüm belgelerde ve Adıgeleri tanımlayan resmi isimlendirmelerde:

а) Anadilde – ‘Адыгэ-Adıge’ ( Rusça transkripsiyonlarda ‘Адыга-Adıga’ );

b) Rusça ve diğer dünya dillerinde – ‘Черкес- Çerkes’ veya ‘Черкешенка, Çerkeşenka’ ( Çerkes kelimesinin dişil hali ) nin kullanılmasının önerilmesi;

3. Adıge dilinin birliği ve bu dile ait iki edebiyat varyantı olarak:

а) Yukarı - Çerkes (Kabardey), ve

b) Aşağı - Çerkes (Kyah)’ın kabul edilmesi;

4. Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes ve Adıgey devlet organlarınca Rus dilinden alınarak Adige (Çerkes) soyadlarına takılan ‘ov’, ‘ev’, ‘in’ gibi soneklerin anadildeki orjinallerine uygun bir şekilde yeniden düzenleme yapılmasının önerilmesi;

5. Ulusal-devletleri dışında yaşayan Adıgelerin de aynı değişiklikleri yapabilmeleri ilgili organlara gereken önerilerin sunulması;

6. Alınan bu kararların uygulanması için yapılacakları izlemek görevinin Tüm Adıgeler Kongresi Koordinasyon Sovyeti’ne verilmesi kararlarını alır ve kamuoyuna ilan eder.

Birinci Tüm Adıgeler Kongresi 
28 Mart 1992, Nalçik“

Herşey hiçbir tereddüte ve yanlış anlamaya neden olmayacak kadar net formule edilmiştir:

* Ulusun ismi “Adıge veya Çerkes”tir ve bu isim hem Rusya Federasyonu’nda hem de diğer ülkelerde; yani diasporada yaşayan bütün Çerkesleri kapsamaktadır.

* Kendimizi, eğer anadilimizde ifade ediyorsak “ADIGE”, Rusça ve diğer dünya dillerinde ise “ÇERKES” diye tanımlamalıyız.

Ama diaspora örgütlerimiz bir yandan bu kararları kamuoyundan gizlerken, diğer yandan bizleri temsil ettikleri her platformda “diasporada bütün Kuzey Kafkasya Halklarına Çerkes denir. Biz sürgün edildiğimizden beri içiçe-birlikte yaşıyoruz” diyerek kararı uygulamadılar.

“Çerkes Adıge’dir, Adıge Çerkes’tir” söylemini RF’nun Kuzey Kafkasya Halklarını bölmek için geliştirildiğini iddaa ediyor; böylece biz Çerkesya Yurtseverleri’ni Rusya güdümlü bir hareketmiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Halbuki, sayın Şenibe ile yapılan röportajdan da görülebileceği gibi bu “milliyetçi” düşüncelerin kökleri SSCB’nin çöktüğü yıllara kadar gitmekte ve en az 20 yıldan beridir de sistemli bir şekilde anlatılmaktadır.

Daha da önemlisi, bu söylem Çerkeslerin ( Adıgelerin ) ne Abhazlara ne de Çeçenlere destek vermelerinin önünde bir engel olmamış; o “hepimiz aynı olursak kardeşlik de daha güçlü olur” diyenler Abhaz kardeşlerine bir avuç insan ile destek olabilirken; anavatanımızdan binlerce Çerkes genci, Abhazlarla destek olmak için cepheye; savaşa koşmuştur.

Demek ki “aynı” olunca kardeşlik daha güçlü  olmuyormuş?

Ki, anavatanımızda o yıllarda ortaya çıkan örgütlenmeler de ulusal veya etnik kimlikleri inkar etmiyor; tam tersine oluşan Birlik’lerde her halk kendi veya kendini tanımladığı kimliği ile yer alıyordu. Mesela “Kafkas Dağlı Halklar Birliği” 25-26 Ağustos 1989 tarihinde Abhazya Cumhuriyeti’nin başkenti Akua (Sohum)’da, 7 Kafkas halkı temsilcilerinin ortak kararıyla kurulmuştu. “Bu halklar: Abhazlar, Abazalar, Adigeler, İnguşlar, Kabardeyler, Çerkesler ( Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’ndeki Kabardeyler ), Çeçenler ( diğer Kafkas halkları sonraki kongrelere katıldılar ) lerdi” ( Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu Onursal Başkanı Musa Şenibe İle Röportaj, Ağustos 1996, Erdal Özden, Kafkas Vakfı Bülteni, Nisan 2002, Sayı: 11, s. 23, age ).

“Kafkas Dağlı Halkları Birliği’nin üç temel işlevi vardı. Kafkas halkları arasında ekonomik, sosyal, kültürel işbirliğini pekiştirmek; Kafkas halkları arasında olası anlaşmazlıkları barış yoluyla çözüme ulaştırmak, dış saldırıya karşı ortak savunma sistemi geliştirmek”( Kuzey Kafkasya Dergisi,  Kuzey Kafkasyalılar Kültür Derneği Yayın Organı,  sayı:68 , s: 11-13, İstanbul 1990, age ).

Elbette anavatanımız “kendi kendine” ve keyfi bir şekilde almadı “Çerkes Adıge’dir, Adıge Çerkes’tir” kararını. Tarihsel dayanakları, maddi-bilimsel temelleri vardı bu kararın. Ve , 25 Mayıs 2010’da, Rusya Federasyonu’nda bilimsel konularda-anlaşmazlıklarda tartışılmaz tek otorite olan Rusya Bilimler Akademisi Etnoloji ve Antropoloji Enstitüsü yaptığı şu açıklama ile bu kararın doğruluğunu teyit etmiştir:

“’Çerkes’ ve ‘Çerkesya’ terimleri Ermenilerin, Gürcülerin, Arapların, İranlıların ve Türklerin tarihsel belgelerinde ve diğer kimi kaynaklarda da görülebileceği gibi XIII. Yüzyıldan beri Kuzey Kafkasya’da yaşayan bir halkı ve bu halkın ülkesini tanımlamak için  kullanılmış olup, Kerketler, Zihler, Djikler, Kashaglar, Kaslar, Kasoglar, Charkaslar vb. terimlerle anlatılan da Çerkesler ve ülkeleri Çerkesya’dır. ‘Çerkes’ (Circassian) terimi Rus ve Avrupalı kaynaklarda da XV-XIX. Yüzyıllarda yaygın olarak kullanılmaya başladı.

Bu halk kendisini hep ve yalnızca ‘Adıge’ olarak adlandırmışsa da - Natuhay, Abzah, Jane, Kabardey gibi etnopolitik oluşumları ifade eden yerel isimler - elbette bir rol oynamıştır. Ama buna ve aralarındaki sosyal, kültürel, dil yapısı ve diğer kimi farklara rağmen tarihi ve etnografik nedenlerle bunlar tek bir halk: Çerkes (Adıge) halkıdır.

Kafkas Savaşları felaketi ve bu savaşlarla bağlantılı olarak XIX-XX yüzyıllarda yaşanan tarihsel olaylar, Çerkeslerin Osmanlı İmparatorluğu’na zorla tahliye edilmeleri, Emperyalist Hükümetin ve daha sonra Sovyetler Birliği’nin aldıkları idari önlemler Çerkes Halkının Rusya Federasyonu içerisinde birbirinden farklı etnografik isimler altında – Adıgeler, Çerkesler, Kabardeyler, Shapsughlar – dört bölgeye dağılmasına neden olmuştur.

Ancak bu ayrıştırma ( tarih boyunca alınmış tedbirler ) sözkonusu etnik gruplar arasındaki kültürel ve genetik ortaklıkta ifadesini bulan tarihsel hafızada bir yitime yolaçmadı. Modern araştırmalar Shapsughların, Adigelerin, Çerkeslerin ve Kabardeylerin geleneksel kültürlerinin kökeninin ve etnik kimliklerinin ortak olduğunu gösteriyor. Bu, bahsedilen grupları Çerkes ( Adige ) halkının alt etnik grupları olarak kabul etmemiz gerektiğinin kanıtıdır. 

Ubıhlar konusuna gelince: Bu halk XIX. Yüzyılın ortalarına kadar Soçi ve Saçe nehirlerinin yukarı havzalarında yaşadı ve hemen tamamı Osmanlı İmparatorluğuna göçetti. Eldeki yazılı tarihsel belgelere dayanarak, Ubıhların kendilerini ‚Eakh’lar olarak adlandırdıklarını, ama bunun, Ubıhların kendilerine yerel-kendi dillerinde verdikleri bir ad olduğunu söyleyebiliriz.

Ubıhların bugüne kadar varlığını koruyabilmiş az sayıdaki torunları veya kendilerinin Ubıh olduklarını söyleyenler ( Rusya Federasyonu’nda 2002 yılında yapılan sayımlarda kaydedilmişlerdi ) bütün bir Çerkes kimliğinin taşıyıcısıdırlar ve Çerkes ( Adige ) kültürünü, gelenek göreneklerini paylaşıyor, kendilerini modern Çerkes ( Adige ) halkının temel unsurlarından biri olarak görüyorlar.

Rus Bilimler Akademisi Etnoloji ve Antropoloji Enstitüsü Kafkasya Bölüm Başkanı, Rus Bilimler Akademisi Üyesi Profesör S. A. Arutyunov

Onaylayan:  V.YU.Zorin

25 Mayıs 2010“.

(Hatırlatmak gerekirse Rusya Bilimler Akademisi 2007 yılında Çerkeslerin 450 yıl önce Rusya'ya gönüllü katılımının söz konusu olmadığına dair bir açıklama yapmış ancak bu açıklama toplumumuzdan gizlenmiştir. http://cherkessia.net/bakisacimiz.php?id=3216 )

Ne yazık ki anavatanımızdaki bu gelişmeler diasporaya bir türlü olması gerektiği gibi yansıtılmadı, “diasporanın kendine özgü koşulları” olduğu söylenerek gerekli düzenlemelerin yapılmasından imtina edildi ve anavatan ile diaspora arasında, şimdi bizlerin kapamaya çalıştığı bir uçurumun oluşmasına neden olundu.  

Şimdilerde ulusal-etnik kimliğin diaspora ve anavatan özgülünde farklılaşabileceği teori(!)leri geliştirmekle meşguller. Kimi siyasetçileri, akademisyenleri veya sanatçıları da “konuşturarak” veya “kullanarak”; Çerkes halkını eritme ve gerektiğinde kullanma amacıyla geliştirilen “projeleri” ve anavatanımızla diaspora arasında oluşan uçurumu gizlemeye yarayan bu teorilerle diaspora yaşamının ulusal-etnik kimlikleri eritebileceğini veya ona başka bir içerik kazandırabileceğini, bunun çok normal(!) olduğunu anlatıyorlar.  

Bu teorinin, gerçekte, asimilasyona teslim olmaktan; ona vicdanlarda kabul edilebilecek bir kılıf uydurmaktan; meşrulaştırmaktan ve asimile edilen halkların kendilerini asimile eden, hak ve özgürlüklerini tanımayan devletlere olan tepkilerini nötralize etmekten başka bir anlamı veya yararı yoktur.

Kim nasıl bir kılıf uydurmaya çalışırsa çalışsın, bu durum “asimilasyon” demektir ve bırakın bizim gibi ulus öncesi ilişkilerin içerisinde kıvranan; asimile olan halkları, devletler bile bu konuda duyarlıdırlar. Mesela Türkiye, yurtdışında yaşayan Türklere ulusal kimliklerini korumalarını tavsiye etmekte ve “içerisinde yaşadığınız ülkelerin vatandaşlıklarını alın, ama Türk kimliğinizi, dlinizi ve geleneklerinizi de unutmayın” demektedir. Ve kimse de kendisine “ya ne gereği var ulusal kimliğin, onlar artık ‘Avrupalı’. Zaten çoğu o ülkelerin dillerini konuşuyor, onlar gibi yaşıyorlar. Evlenip yeni aileler kurmuşlar. Bu durumda Türk kimliğini korumaya çalışmak ırkçılıktır, faşizmdir. Zaten ulus devlet öldü ve biz de yakında Avrupa Birliğine girip ‘Avrupalı’ olacağız” demiyor!

Anlattıkları  ve “normal” diyerek bizlere benimsetmeye çalıştıkları bu asimilasyon öncesinin son durağı “geçiş süreci kimliği”, gerçekte insanları köksüz ve kökensiz bırakmakta; böyle köksüz ve kökensiz kalan insanlar veya insan toplulukları da “kapanın elinde kalmakta”dır. 

Elbette hiçbir dil, kültür veya kimlik statik değildir; uyum sağlar, değişir, gelişir...Ama el insaf! Bir halkın kendisinden değil, diasporasından bahsediyoruz. Bizim durumumuz vatanında yaşayan ve varlığı tehdit altında olmayan bir halkın veya ulusun, siyasal koruma duvarları arkasında ve kendi dinamikleri ile kendini yeniden üretmesi, gelişmesi veya değişmesi, hatta çürümesi ile karşılaştırılamaz. 

Hepsinden önemlisi de bir etnik-ulusal kimliğin evriminde belirleyici olan; dil, kültür ve gelenek görenek olarak tarih sahnesine çıkıp geliştiği ve/veya vatanlaştırdığı topraklardır. Bu topraklardan uzak düşmüş olanlar, eğer varlıklarını devam ettirmek istiyorlarsa, kendilerini anavatanlarına endekslemek, gıdalarını anavatanlarının havasından ve suyundan almak zorundadırlar. Bunun tersi doğru olmadığı gibi, anadilimizde neredeyse hiçbir kültürel ve bilimsel üretimin olmadığı, bir kitabın dahi yazılmadığı diasporamızın, bırakın kimliğimiz konusunda belirleyici bir misyon üstlenmesini, kendi dinamikleri ile varlığını devam ettirebilmesi bile mümkün değildir.   

Bu nedenle, diaspora ile anavatan arasında makasın açılmaması ve diasporanın asimilasyonun önüne bir set çekebilmesi veya yavaşlatabilmesi için kendisini anavatana göre şekillendirmekten başka çaresi yoktur.  

Tekrar konumuza dönecek olursak... 

Anavatanımızda kimliğimizle ve geleceğimizle ilgili sorunlar sadece sivil toplum örgütlerinde ve kongrelerde tartışılmadı. Siyasal örgütlerimiz, yani Cumhuriyetlerimiz de bu konuları ele alıp, tartıştılar ve sivil toplum örgütleriyle veya kongrelerle aynı karaları aldılar.  

Mesela Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Devlet Konseyi’nin 7 Şubat 1992 tarihli kararı şöyleydi: 

„ВЕРХОВНЫЙ  СОВЕТ КАБАРДИНО-БАЛКАРСКОЙ ССР

ПОСТАНОВЛЕНИЕ

от 7 февраля 1992 г. N 977-XII-В

ОБ  ОСУЖДЕНИИ ГЕНОЦИДА АДЫГОВ (ЧЕРКЕСОВ) В  ГОДЫ

РУССКО-КАВКАЗСКОЙ ВОЙНЫ

Kabardey-Balkar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Devlet Şurası

Kararname

7 şubat 1992 No 977-XII-B

Rus-Kafkas savaş yıllarında Adıgelere (Çerkeslere) uygulanan soykırımın kınaması hakkında: 

Столетняя колониальная Русско-Кавказская война (1760 - 1864 гг.) принесшая  адыгам (черкесам) неисчислимые бедствия и страдания, не имеет аналогов в истории нового времени. Большая часть адыгского этноса, в том числе свыше 90 процентов населения Кабарды, была физически уничтожена, более 500 тысяч адыгов насильственно изгнано царским самодержавием в Османскую империю.

Adıgelere (Çerkeslere) sayısızca felaket ve ıstırap getiren yüz senelik Rus-Kafkas savaşının (1760-1864), yakın tarihtebir eşi ve benzeri yoktur. Bu savaş sonucunda Kabardeyler de buna dahil olmak üzere Adıgelerin büyük bölümü, nüfusunun %90 daha fazlası, yok edildi ve 500 000’ den daha fazla Adıge, Çarlık otokrasi tarafında zorla Osman imparatorluğu’na sürgün edildi.   

Давая историческую и политико-правовую оценку Русско - Кавказской войне, Верховный  Совет Кабардино-Балкарской Советской Социалистической Республики постановляет:

1. Считать массовое  истребление адыгов (черкесов) в годы Русско-Кавказской  войны и их насильственное  выселение с исторической  родины в Османскую  империю актом  геноцида, тягчайшим  преступлением против  человечества.

2. Войти с предложением в Верховный Совет Российской Федерации рассмотреть вопрос о признании геноцида адыгов (черкесов) в годы Русско-Кавказской войны и предоставлении их зарубежным соотечественникам двойного гражданства.

3. Поручить Президиуму  Верховного Совета  Кабардино-Балкарской ССР и Совету Министров Кабардино-Балкарской ССР разработать программу мероприятий по реабилитации и репатриации зарубежных адыгов (черкесов).

4. Добиваться для  зарубежных адыгов (черкесов) через Верховный  Совет Российской  Федерации и соответствующие международные организации статуса народа - изгнанника.

5. Объявить 21 мая, День  памяти адыгов (черкесов) - жертв Русско-Кавказской  войны, нерабочим  днем. 

Kabardey-Balkar SSC Devlet Şurası Rus-Kafkas savaşının tarihi ve politik-hukuki bir değerlendirmesini yapmış, şu kararları almıştır:

1. Rus-Kafkas savaşı yıllarında Adıgelerin (Çerkeslerin) kırımı ve Anavatanlarından Osman imparatorluğu’na zorla sürgün edilmelerini, insanlığa karşı en ağır suçlardan biri, soykırım olarak kabul etmeyi.

2. Rusya Federasyonu Yüksek Kuruluna, Rus-Kafkas savaşı yıllarında Adıge (Çerkes) halkına uygulanan soykırımın tanınması ve onların hemşerilerine çifte vatandaşlık hakkı tanınması için teklifte bulunmaya.

3. Kabardey-Balkar SSC Yüksek Kurul Prezidyumu ve Kabardey-Balkar SSC Bakanlar Kurulu’nu, yurtdışındaki Adıgelerin (Çerkeslerin) rehabilitasyonu ve anavatanlarına geri dönüşü için faaliyetlerin programını hazırlaması için görevlendirmeye.

4. Rusya Federasyonu Yüksek Kurulu ve uygun uluslararası örgütler üzerinden yurtdışındaki Adıgelere (Çerkeslere) “sürgün edilmiş halk” statüsünü kazandırmak için çalışmaya.

5. Adıgelerin (Çerkeslerin) – Rus-Kafkas savaşı kurbanlarını anma günü olan 21 Mayıs’ı, resmi tatil günü olarak ilan etmeye.  

Председатель  Верховного Совета

Кабардино-Балкарской ССР

Х.КАРМОКОВ

Kabardey-Balkar SSC Yüksek Kurul Başkanı H. Karmokov” 

Aynı şekilde Adıgey Cumhuriyeti parlementosu da, 29 Nisan 1996’da, şu kararnameyi yayınladı: 


Государственный Совет - Хасэ Республики Адыгея  Постановление от 29 апреля 1996 г. N 64-1  Об обращении к Государственной Думе Федерального Собрания Российской Федерации

Rusya Federasyonu Devlet Duması’na yapılan ‘Çağrı’sı hakkında

Adıgey Cumhuriyeti Devlet Şurası- Khase’nin 64-1 numaralı 29 nisan 1996 tarihli kararnamesi 

Государственный Совет - Хасэ Республики Адыгея постановляет: 

1. Принять Обращение Президента Республики Адыгея и Государственного Совета - Хасэ Республики Адыгея к Государственной Думе Федерального Собрания Российской Федерации об официальном признании факта геноцида адыгского (черкесского) народа в период Кавказской войны. 

2. Направить данное Обращение в Государственную Думу Федерального Собрания Российской Федерации. 

Adıgey Cumhuriyeti Devlet Şurası-Khase’nin kararı:

1. Adıgey Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Devlet Şurası- Khase, Rusya Federasyonu Devlet Dumasına, Rus-Kafkas savaşı sırasında Adıge (Çerkes) halkına uygulanan soykırımın tanınması ile ilgili çağrısını kabul etme.

2. İşbu çağrıyı Rusya Federasyonu Devlet Dumasına gönderme.  

Председатель Государственного Совета - Хасэ Республики Адыгея Е.САЛОВ  
Adıge Cumhuriyeti Devlet Şurası-Khase Başkanı E. Salov
 

Приложение к постановлению Государственного Совета – Хасэ Республики Адыгея от 29 апреля 1996 г. N 64-1: Adıgey Cumhuriyeti Devlet Şurası-Khase’nin 64-1 numaralı ve 29 Nisan 1996 tarihli kararnamesinin eki: 

ОБРАЩЕНИЕ ПРЕЗИДЕНТА РЕСПУБЛИКИ АДЫГЕЯ, ГОСУДАРСТВЕННОГО СОВЕТА - ХАСЭ РЕСПУБЛИКИ АДЫГЕЯ 
К ГОСУДАРСТВЕННОЙ ДУМЕ ФЕДЕРАЛЬНОГО СОБРАНИЯ 

ADIGEY CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANI’NIN VE DEVLET ŞURASI-KHASE’NİN RUSYA FEDERASYONU DEVLET DUMASI’NA ÇAĞRISI  

21 мая 1994 года исполнилось 130 лет со дня окончания Кавказской войны - самой трагической страницы в истории адыгского (черкесского) народа. В связи с этой датой 18 мая 1994 года Президент Российской Федерации Б.Н. Ельцин выступил с Обращением к народам Кавказа, в котором признал справедливость их борьбы за свою свободу и независимость. Вместе с тем, трагические события XIX века не получили, на наш взгляд, должной оценки, вытекающей из сути действий царского самодержавия, характеризовавшихся одним термином - геноцид, означающим истребление отдельных групп населения по расовым, национальным (в данном случае) или религиозным признакам, являющимся одним из тягчайших преступлений против человечества.

21 mayıs 1994, Adıge (Çerkes) halkının tarihindeki en trajik sayfa olan Rus-Kafkas savaşının bitişinin 130. yılı. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı B.N. Yeltsin bu tarih ile ilgili, 18 mayıs 1994 tarihinde yaptığı konuşmada, atalarımızın özgürlükleri ve bağımsızlıkları için verdikleri mücadelenin haklı olduğunu kabul etti. Bununla birlikte, bizim görüşümüze göre, 19. Yüzyılın bu trajik olayları için gerekli değerlendirme yapılmadı. Çarlık Otokrasisinin yaptıkları özünde ancak bir tek terimle nitelendirilebilir: Nüfusun belli bir kesimini ırk, millet ( ki bizim durumumuz ) veya dini nedenlerden dolayı yok etmek anlamına gelen ve insanlığa karşı işlenen en ağır suçlardan biri olan   Soykırım.  

Трагедия народа не ограничилась рамками ужасов войны. Последовавшая за окончанием военных действий депортация 90% адыгского (черкесского) населения была одной из форм и продолжением геноцида, поскольку лишение естественной для данного народа среды обитания, переселение в пределы Османской империи и условия проживания на ее территории обернулись новыми многочисленными жертвами среди вынужденных эмигрантов, свидетели страданий которых не могли передавать увиденное без содрогания.

Ama Çerkes Halkı’nın trajedisi sadece savaşın dehşetiyle sınırlı kalmadı. Savaşın devamı olarak, Adıge (Çerkes) halkının %90’ının sürgünü, soykırımın da bir biçimi ve devamı olmuştur. Çünkü Çerkes halkının doğal yaşam ortamından koparılıp, Osmanlı İmparatorluğu’na göç ettirilmesi ve o topraklardaki yaşam şartları, zorunlu göçmenlerin, görgü tanıklarının gördüklerini ürpertisiz aktaramadıkları, yeni sayısız kurbanlar vermelerine neden oldu. 

Нынешнее поколение адыгов (черкесов) с пониманием относится к событиям тех лет. Ведь кавказская земля стала одной братской могилой как для сотен тысяч горцев, так и сотен тысяч простых русских солдат, умиравших за чуждые интересы высоких властителей. Слезы и сердца матерей были одинаково горьки и безутешны на Кавказе и в России.

Adıgelerin (Çerkeslerin) bugünkü nesli, o yıllarda yaşanan olayları doğru bir şekilde algılıyor. Kafkas topraklarının hem yüz binlerce dağlı için, hem de hakim sınıfların çıkarları için ölen yüz binlerce sıradan Rus askeri için bir kardeş mezarı; Kafkasya’daki ve Rusya’daki annelerin yüreklerindeki evlat acısı ve gözyaşlarının da aynı olduğunu biliyor.  

Однако народная память не в силах стереть события подобного характера. Более того, эхо трагедии прошлого века отзывается судьбами соотечественников, разбросанных на чужбине, имеющих статус пришлого народа, поставленных в зависимость от меняющейся степени лояльности правительств и исторических катаклизмов в странах проживания. Чувства и переживания адыгских (черкесских) изгнанников понимаются легче, имея примеры того, как миллионы российских соотечественников, в одночасье оказавшихся за рубежами Родины, испытывают на себе унижение чести и достоинства, ущемление в гражданских, политических и культурных правах, становятся объектами преследования по национальному и конфессиональному признакам.

Kimsenin halkın hafızasından bu tür olayları silme gücü yoktur. Daha da önemlisi, geçen yüzyılın bu trajedisinin yankısı, yabancı bir halk statüsünde yaşadıkları ülkelerdeki hükümetlerin keyfiyetlerine ve tarihi gelişimlerine zorunlu olarak bağımlı bir durumda kalan, gurbete dağılmış hemşerilerimizin kaderinde duyulmaktadır. Bir anda anavatanın dışında kalan milyonlarca hemşerimizin yaşadıkları yerlerde onurlarının ve şereflerinin aşağılandığının; sosyal, politik ve kültürel haklarının ihlal edildiğinin; milli ve dini kimliklerinden dolayı kovuşturmaya uğradıklarının örneklerini gördükçe Adıge (Çerkes) hemşerilerimizin duygularını ve neyin içinden geçtiklerini daha iyi anlamaktayız.

Принципы гуманизма и дань уважения к праху безвинно убиенных требуют признания и осуждения акта геноцида адыгского (черкесского) народа, совершенного царским самодержавием в ходе Кавказской войны и в результате ее последствий.

Çarlık otokrasinin Rus-Kafkas savaşı sırasında ve sonucunda Adıge (Çerkes) halkına uyguladığı soykırımın kabul edilmesini ve kınamasını talep ediyor, bunun bir insanlık ve öldürülen masum insanların küllerine saygı borcu olduğuna inanıyoruz..    

Только соответствующая моральная оценка, данная высшим представительным органом государства, а также принятие нормативного правового акта, закрепляющего право депортированных потомков беспрепятственно возвращаться на Родину, и оказание государственной поддержки репатриантам, могут стать основой для восторжествования исторической справедливости по отношению к адыгскому (черкесскому) народу, неотъемлемой составляющей единого полиэтничного Российского государства, послужит укреплению искреннего доверия и взаимопонимания между народами Республики Адыгея, Российской Федерации в целом.

Devletin en üst yönetim organının yapacağı manevi bir değerlendirme; sürgün edilenlerin torunlarının sorunsuzca Anavatanlarına dönme hakkını tanıyan normatif hukuki bir değişikliğin kabul edilmesi ve geri dönüşte onlara devletin yardım etmesi, çokuluslu birleşik Rusya devletinin ayrılmaz parçası olan Adıge (Çerkes) halkına yönelik tarihi adaletin yerine gelmesinin temeli ve Adıgey Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu’nun halkları arasında samimi bir güvenin ve karşılıklı anlayışın güçlenmesine yardımcı olacaktır.  

Как известно, Верховный Совет РСФСР принял в 1991 году Закон "О реабилитации репрессированных народов", касающийся насильственно переселенных народов России: карачаевцев, немцев, чеченцев, балкарцев и др., положив начало восстановлению в законодательном порядке прав репрессированных народов. Государственная Дума Федерального Собрания Российской Федерации на примере принятия Декларации о поддержке российской диаспоры и о покровительстве российским соотечественникам также показала свое намерение не оставаться безучастной к судьбам народов, населяющих наше Отечество - Россию.

Bilindiği gibi, RSFSC (Rusya Sovyet Sosyalist Federal Cumhuriyeti) Yüksek Konseyi 1991 yılında “Cezaya Çarptırılan Halkların Rehabilitasyonu Hakkında” kanunu kabul etti ve bu kanun, Rusya’nın zorla sürgün ettiği halkların: Karaçayların, Çeçenlerin, Balkarların ve bir biçimde cezalandırılan diğer halkların yeniden canlandırılmaları için bir başlangıç oldu. Ayrıca, Rusya Federasyonu Devlet Duması, Rusya diasporasını destekleme ve Rusya’nın hemşerilerini himaye altına alma konulu deklarasyonu kabul ederek vatanımız-Rusya halklarının kaderine ilgisiz kalmayacağını gösterdi.  

Выражаем надежду на то, что и вышеназванные вопросы, касающиеся восстановления исторической справедливости по отношению к многострадальному адыгскому (черкесскому) народу, найдут понимание со стороны Государственной Думы путем принятия соответствующих актов.

Ümit ediyoruz ki, çok acılar çekmiş olan Adıge (Çerkes) halkının bu yukarıda belirlenen sorunları, Devlet Duması tarafından gerekli kanunların çıkarılması ile bir çözüme kavuşturulur ve tarihi adalet yerini bulur. 

Президент Республики Адыгея А.ДЖАРИМОВ 
Председатель Государственного Совета – Хасэ Республики Адыгея Е.САЛОВ

Adıgey Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı A. CarimovAdıgey Cumhuriyeti Devlet Şurası – Khase Başkanı E. Salov” 

Ama sadece böyle kararlar almakla da kalmayıp sorunu uluslararası platformlara da taşıdılar. Mesela, UNPO 1997 yılında, DÇB’nin baçvurusu üzerine “Çerkes Sorunu”nu görüşüp aşağıdaki kararı aldı: 

“RESOLUTION OF

THE GENERAL ASSEMBLY

OF THE UNREPRESENTED NATIONS

AND PEOPLES ORGANIZATION

FIFTH GENERAL ASSEMBLY 

     Fifth Session

     Otepää, 15-19 July 1997

     General Assembly Resolution 1 

RESOLUTION ON THE SITUATION

OF THE CIRCASSIAN NATION 

The General Assembly, 

HAVING HEARD the report of the International Circassian Association representative on the state of the Circassian nation that  

The Circassians have been partly exterminated during the Russian-Cucassian war and 90 percent of those remaining have been forcefully deported abroad to Turkey, Jordan and Syria; 

The nation faced genocide for a long period; 

The Circassian people living abroad have difficulty preserving their

language, culture and identity; 

THEREFORE, 

CALLS UPON the Russian Federation and the international community to acknowledge the genocide of the Circassian nation that took place in the 19th century and to grant the Circassian people status of an exile nation. 

CALLS UPON the Russian Federation to grant the Circassian people dual citizenship, both that of Russia and of their respective countries. 

CALLS UPON the Russian Federation to ensure the Circassian people of the possibility to return to their historical land.”

“TEMSİL EDİLMEYEN HALKLAR VE  
ULUSLAR ÖRGÜTÜ 
GENEL KURUL KARARI   

Temsil Edilmeyen Halklar ve Uluslar Örgütü 
    5. GENEL KURUL 
    5. Oturum 
    Otepaa, 15-19 Temmuz 1997

 
 ÇERKES ULUSUNUN DURUMU ÜZERİNE KARAR

Genel Kurul, 
 
Dünya Çerkes Birliği'nin Çerkes milletleri temsilcisinin yayımladığı raporu duyması üzerine 
    
Çerkeslerin bir kısmının Rus-Kafkas Savaşları'nda imha edildiği ve sağ kalanların %90'ının Türkiye, Ürdün ve Suriye'ye sürgün edildiği; 
       
Ulusun uzun bir süre soykırım ile karşı karşıya kaldığı; 
 
Gurbette yaşayan Çerkeslerin kendi dil, kültür ve kimliklerini korumada zorluk çektiği konusundaki raporu dinlemiştir. 
 
BU NEDENLE UNPO, 
 
Rusya Federasyonu ve uluslararası topluluğa, 19. yüzyılda Çerkes ulusuna soykırım yapıldığını kabul etmeleri ve Çerkes halkına sürgün ulus statüsü verilmesi çağrısını yapar. 
    
Rusya Federasyonu'na, Çerkeslerin hem Rusya, hem de yaşadıkları ülke vatandaşlığı olmak üzere çifte vatandaşlık hakkı verilmesi çağrısını yapar. 
 
Rusya Federasyonu'na, Çerkes halkının kendi tarihsel topraklarına dönebilme garantisi vermesi çağrısını yapar.“ ( Kaynak Circassianworld )

( Not: Burada çevirideki bir „hata“ya dikkatinizi çekmek istiyoruz. Metnin aslı olan ingilizcesinde, birinci satırda, “ Circassian nation”, yani „Çerkes Ulusu“ veya „Çerkes Milleti“ denirken, bu, Türkçeye „Çerkes milletleri” olarak çevrilmiştir.

Osmanlı  ve İngiliz belgelerinden yapılan çevirilerde sık sık rastladığımız bu yanlışın bile bile yapıldığına inanıyoruz. Yani, “Çerkes halkları”, “Çerkes dilleri” veya “Çerkes milletleri” yaratma sevdalıları ne yazık ki tarihi belgeleri bile çarpıtmaktan çekinmiyorlar. Bu nedenle okuyucularımıza “Çerkes ulusu”, “Çerkes”, “Çerkesya”, “Kafkasya” gibi kavramların geçtiği çevirilerde dikkatli olmalarını ve mümkünse metni orijinali ile karşılaştırmalarını tavsiye ediyoruz. )

Yukarıda aktardığımız belgelerden de görülebileceği gibi, bugün Çerkes soykırımı meselesini Amerika’nın kaşıdığını; Gürcistan’ın ise Abhazya ve Güney Osetya’yı yeniden işgal etmek için kullandığını iddaa eden; bizleri bu oyuna gelmekle, “Amerikan Ajanı” olmakla suçlayan çevreler ( bazıları da “Rus Ajanı” diyorlar ama bu konuya ileride değineceğiz! ) ve hatta DÇB ve Kaf Fed gibi örgütlenmeler bile o zamanlar Çerkes soykırım ve sürgünü konusunda bir tereddüt yaşamıyor, alınan kararları ve yapılan başvuruları destekliyorlardı.

İnsan sormadan edemiyor: Bu kararlar alınırken veya başvurular yapılırken ABD henüz kurulmamış mıydı? Veya o zamanlara Kafkasya’ya ilgi duymuyor muydu? Sonra, Çerkes soykırımını tanımasından sonra Gürcistan’ın da bu soykırımdan sorumlu olduğunu keşfedenler, yeni belgeler mi bulmuşlardı? O zamanlar Abhazya sorunu veya Gürcistan’ın Abhazya’yı yeniden işgal etme isteği yok muydu?

Yoksa Çerkes Soykırım ve Sürgünü olduğu kararını alan ve bunun tanınması için Rusya Federasyonu’na başvuru yapan Cumhuriyetlerimiz de mi sorunu kaşımak istediler? Onlar da mı Amerikan ajanı?

Devam edelim...

Çerkes Soykırım ve Sürgünü’nün tanınması için yapılan çalışmalar 2000’li yıllarda ivme kazandı ve uluslararası platformlara taşındı. Mesela 2006 yılında Avrupa Parlementosu’na bir başvuru yapıldı. Bu başvuru, özellikle son iki yıldır yaşadıklarımızla birlikte ele alındığında, diasporamızın politik olarak ne kadar tutarsız olduğunu, günü birlik politika yaptığını göstermesi açısından tam bir ibret belgesidir!

Başvuru metni şöyleydi:

“Biz Adıgeler (Çerkesler) Kuzey Kafkasya’nın kadim halkıyız. Adetlerimiz, geleneklerimiz, törenlerimiz, dilimiz, hayat tarzımız binlerce yıldan beri, bizim olan topraklarda gelişti. Geleneklerin canlılığı, halkımızın en parlak özelliklerinden biridir. Halkımızın maddi ve manevi başarısı ise, Maykop ve Dolmen kültürüdür. Kahramanlık efsaneleri Nartlar ise, uzun zamandan beri dünya kültür mirası olarak kabul edilmektedir. Adıge (Çerkes) halkı etnik oluşumunda, sık sık saldırı öğesi olmuş, kendi özgürlük ve bağımsızlığını korumak için mücadele etmiştir. 18. yüzyılın ikinci yarısında Rus İmparatorluğu'nun yayılmacı politikası, halkımız için etkileri halen de devam eden ulusal bir trajedi olmuştur. Yapılan askeri harekatlarla topraklar gasp edildi, yerli halkın geçim kaynakları, tarla ve ekinler yok edildi, hayvanlar gasp edildi, bütün köyler yakıldı. Kadın, çocuk, yaşlı demeden yerli halkta toplu katliamlar gerçekleştirildi

19. yüzyılın ortalarında organize Adıge (Çerkes) direnişi kırıldı. 1862'den sonra, köklü halkın büyük çapta zorunlu göçleri başladı. Karadeniz kıyılarına kovulan binlerce kişi, soğuk, açlık ve bulaşıcı hastalıklardan öldü. Rus-Kafkas savaşı sırasında resmi tarihçi kabul edilen Adolf Berge'in (1828-1886) verilerine göre, 1 milyondan daha fazla Adıge’den (Çerkes) 400 bini savaıta öldü, 497 bini sürüldü, kendi tarihi vatanlarında ise yaklaşık 80 bin kiþi kaldı. Fakat halkımızın talihsiz kaderi bununla bitmiyor.

Adıge göçmenlerin büyük bir bölümü Osmanlı İmparatorluğu topraklarına dağıldı. Türk yönetiminin göçmen kabul etmek ve yerleştirmek için hazırlıksız olması yüzünden göçmenlerin büyük bir bölümünde toplu ölümler meydana geldi.

Birçok arşiv belgesinde, 18–19. yüzyılın arasında Rus Yönetimi tarafından Adıgelere karşı gerçekleştirilen savaş hakkında sadece sıradan bir askeri harekât olmadığı yönünde çıkarım yapılabilmesine imkân veren, yaşanan trajik olayların yer aldığı bilgiler vardır. Rusya'nın hedefi sadece toprakları ele geçirmek değil, bu köklü halkı kendi tarihi vatanından sürerek ya da öldürerek koparmaktı. Aksi halde, Rus ordusunun Kuzey-Batı Kafkasya'ya karşı gösterdiği insanlık dışı gaddarlığın nedenini açıklayabilmek mümkün değildir.

Zorunlu göç süreci 1. Dünya Savaşı'na kadar devam etti. Kendi vatanlarında kalan Adıge gruplar üzerinde Çarlık yönetimi, zorla kültür asimilasyonu politikası uyguladı. Demokratik gelişme yolunda olduğunu ilan eden şu andaki Rusya Federasyonu da, daha önceki Rus yönetimlerinin uyguladığı aynı politikayı devam ettirmektedir. Son yıllarda Adıgey Cumhuriyeti merkezindeki sessiz onayı sayesinde, bütün Rusya'da olduğu gibi, ırkçılığı telkin eden kuruluşlar aktif olarak faaliyet gösteriyorlar. Elbette bu kuruluşların hedefi, çoğunluk mekanizması prensibine dayanarak, cumhuriyetin statüsünün değiştirilmesi konusunda referandum yapmaktır. Başka bir deyişle, Rus-Kafkas savaşı sonucunda oluşturulan nüfus çokluğundan faydalanmak istiyorlar.(Cumhuriyetteki Adıge nüfusun oranı yüzde 24.)

Bugün Rusya federasyonu'nun 4 Bölgesinde (Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, Adıgey Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti ve Krasnodar Bölgesi) yaşayan Adıgelerin (Kabardeyler, Çerkesler, Adıgeyler, Şapsuglar) toplam nüfusu kendi atalarının topraklarında yaklaşık 700 bin kadardır.

Halkımızın 3 milyondan fazlası Kuzey-Batı Kafkasya dışında 50 ayrı ülkede yaşamaktadır. Yapay olarak meydana getirilen ayrılık, Adıgelerin kültürlerini ve dillerini yitirmesine neden olmaktadır.

Rus-Kafkas Savaşı'nın bitiminden 142 yıl sonra, Rusya defalarca politik yapısını değiştirdi. Fakat Adıgelere karşı tutumu, kendi vatanlarında kalan Adıgelere uygulanan zorla kültür asimilasyonu ve kovulan Adıgelerin vatanlarına dönmelerini engelleme politikası hiç değişmedi.

1 Temmuz 2006 tarihinde, Rusya Federasyonu Duma'sına Adıge soykırımının tanınması talebiyle başvuru yapıldı. Fakat Rus yasama organı milletvekilleri dini ve etnik önyargılarından kurtulamadılar ve Rus yönetimi tarafından gerçekleştirilen insanlık dışı eylemler karşısındaki ahlaki ve hukuki sorumluluklarını reddettiler.

9 Aralık 1948’de BM tarafından kabul edilen soykırım suçu ve cezalandırılması ile ilgili tavsiye kararı ve 26 Ekim 1968 tarihli savaş suçlarında zaman aşımının kabul edilmezliği ve insanlığa karşı işlenmiş suçlarla ilgili tavsiye kararlarına uygun olarak, etnik ve dini farklılığa bakmaksızın bütün halkların eşit olduğu prensibine göre, Adıgelerin katledilmesi ve sürülmesine şahitlik eden inkar edilemez tarihi gerçeklere dayanarak, Rusya Federasyonu'nun Rusya Devleti'nin yetkili mirasçısı olması nedeniyle, Avrupa Parlamentosu'ndan, baıvurumuzun etraflı ve tarafsız bir şekilde incelenmesini ve Rusya tarafından 18. yüzyılın sonundan 20. yüzyılın başlarına kadar Adıge halkına uygulanan soykırımı kabul edilmesini rica ediyoruz.”

Bu dilekçeye imza atanlar da şunlardı:

Adıgey Cumhuriyeti Çerkes Kongresi adına Murat Berzeg, Adıgey Cumhuriyeti sivil toplum örgütü Nafna (Khabze) adına Askerbiy Namitok, Adıgey Cumhuriyeti sivil tolum örgütü Adıge Khase adına Aliy Tliap, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Çerkes Kongresi adına Beslan Mahua, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Kabardin Kongresi adına Yuri Şanibe, Türkiye Kafkas Forum derneği adına Can Hurma, Birleşik Kafkasya Ankara Şubesi adına Sönmez Can, İstanbul Şubesi adına Ahmet Set, Bursa Şubesi adına Mustafa Esinlap, İstanbul Kafkas Kültürü Derneği adına Fehmi Huako, İsrail Kfar-Kama Çerkes Kongresi adına Adnan Orkıj, İsrail Nafna Derneği adına Rodin Blenegapts, Ürdün Kafkas Çerkesleri Dostları Derneği adına Ruhi Şxaltug, Amman Çerkes Forumu adına Nawrız Pşidatok, Suriya Çerkes Kongresi adına Nart Abzex, Amerika Çerkes Kültür Kurumu adına Fawaz Der, Dünya Adıge Birliği Amerika Şubesi adına Zamir Şuh, Belçika Çerkes Kongresi adına Kuban Hatukay, Kanada Çerkes Kongresi adına Adil Hakuz, Almanya Çerkes Kongresi adına İnam Abreg. ( Kaynak: http://www.fuadiye.com )

Bu başvuru metninde açık açık “Çerkesler Adıgelerdir ve sözkonusu olan Çerkes (Adıge) Soykırım ve Sürgünü’dür” denmektedir; ama bugün bize “neo-nazi” diyebilenler, daha 5 yıl önce, bizi böyle suçlamalarına gerekçe olarak gösterdikleri düşüncelerin altına imza atmışlardı.

Yani şimdilerde “insanların vicdanlarına seslenilmesi gerektiğini iddaa eden” bu arkadaşlar daha birkaç yıl önce veya henüz kendilerinin de “dazlak” oldukları yıllarda, uluslararası kurumları muhattap almışlardı ve “Çerkes=Adıge” veya “Çerkes (Adıge) Soykırımı” söylemleri “neo nazi” olmak anlamına gelmiyor veya “neo nazi”lerin hazırladıkları bir dilekçenin altına imza atmakta, işbirliği yapmakta bir sakınca görmüyorlardı.  

Bilemiyoruz!  

Peki ne oldu da bütün bu kararlar ve tavırlar askıya alındı? Neredeyse 180 derecelik dönüşler yapıldı? 

Ayrıntıya girmeyelim, özetle: Başlarına, “1990’lı yıllarının kaosundan kurtulup kendine yeni bir gelecek vizyonu çizen Rusya Federasyonu ile Türkiye’nin kutsal veya sihirli elleri” değdi. Bazılarına Rusya Federasyonu’nun, bazılarına Türkiye’nin, kimilerine de her iki ülkenin eli...Bir kısmı da tabii kendisi “durumdan vazife çıkardı”...

Çerkesya Yurtseverleri

Bu haber toplam 5332 defa okundu.


Ahmet Yenilmez (Çuvuç)

Teşekkürler. Etkileyici ve sağlam argümanlarla konuşuyorsunuz. Çerkesya Yurtseverleri iki yılda sürece damgasını öyle bir vurduki, Çerkesyanın ve Çerkeslerin geleceğine ışık tutuyor ve yön veriyorsunuz.
Son yaptığınız reportajlar ise global eylemlerin Türkiye ayağını olduklarını söyleyen arkadaşların aslında o global hareketin hiçbir yerinde olmadıklarını gösteriyor. Yazdıkları tüm yazılarda bunu destekliyor.
Başarılar diliyorum.

15 Eylül 2011 Perşembe Saat 12:19
saim

Çapınıza oranla çevrenizi büyük göstermenin ve sayısal olarak büyük çıkarmanın tek yolu,Pi sabit sayısını olduğundan büyük almaktır ama gelin görünkü pi her yerde sabit bir sayıdır.Bu sahtekarlığa girmeden açıkca şunu söylemek istiyorum,sosyoloji eğitimi almadım ve bu işin uzmanı değilim.Kendimce ve amatörce bilgilerimle takıldığım ama sanırım cevapta bulamadığım sorularım var aslında;
-Bir çok kaynak yada ön kabul "mikromilliyetçilik" kavramının ağırlık olarak küreselleşmeyle beraber geliştiğini,küreselleşmenin ulus devletlerin otoritesini yıpratmak için kullandığı bazende doğal süreçlerin geliştirdiği ama sonuçta her şey kendi zıddını içinde taşır kuramına uygun olarak hem olumlu hemde olumsuz anlamda küreselleşmeyle paralel gittiğini söylüyor anladığım kadarıyla.Bu anlamda mikromilliyetçilik kavramı küreselleşme yararına doğduğuna göre,fikir yada oluşumları bununla isimlendirmek,globalleşmekten yana bir tavrın ön kabulümüdür.
-"Eğer" bu bakış küreselleşmenin zihinlerde ki ön kabulüne dayanıyorsa,bu bakış açısıyla zaten kazanacağı öngörülen küreselleşmeye karşı makro milliyetçiliğin anlamı varmıdır?
-Belli bir etnisiteyi uluslaştırarak Çerkesya ideali gibi ulusdevlet amacı olan bir oluşum ki faşizanlıkla bile eleştiriliyorken,aslında ulus devlet kavramını zaman içinde başka etnisitelerin mikromilliyetçiliğinin yolunu açacak ve kendi idealini baştan çürütecek bir mikromilliyetçiliği neden yapsın?Zira ırkçı bir devlet ideali yokken.
_Etnik köken olmadan millet olma süreçlerinin yarım kalacağı bir realiteyken,ve bir etnisite için iletişimin yani dilin önemli olmasına karşılık,birbirini Türkçe dışında anlamayan yani ortak bir etnik dili olmayan Kuzey Kafkasyalı kardeş halklar hangi politikalarla uluslaştırılacaktır?Yada bu anlamda ortak bir dil bulunmuşmuydu?
-Eğer böyle bir dil bulunmadıysa bu halklarımızı asimilasyona terk etmek ve uluslaştırmaktan çok etnisite bile olmayacak “kültürel çeşit” konumuna itmezmi?
_Benzer bir devamla bu sonuç bu kardeş halkları,yaşadıkları toplumlar içinde zenosantrizme sürüklemezmi?
-Buradan devamla dil sorunu göz ardı edilerek yani ortak değerler baz alınsa bile bu halkları uluslaştırmak gibi bir amaç için politika yada yöntemler açıklandımı?
_ Sosyolog Weber’e göre bir etnik grup“fiziksel tip veya geleneklerin veya her ikisinin benzerlikleri veya kolonileşme ve göç hatıraları sebebiyle ortak bir kökene dair öznel bir inanç taşıyan insan gruplarıdır”.Bu tanım dili dışarıda bırakan mantığa daha yakın geliyor.Eğer kabul edilen yaklaşım buysa aynı sosyoloğun “etnik dayanışmanın kendiliğinden bir ulus oluşturmadığı” düşüncesine de katılıyormusunuz?
_Bir etnik grubun zamanla faşistleşebilmesi için etnosantrist olması gerekir bence.Ama bu anlamda hiçbir söylemi iması olmayan bir fikrin faşist olmasının nüvelerini nerde bulabilirim?
_Etnisitelerin kendi teritoryal memleketlerinde yaşamaları gerekmez.Bizim gibi “Diyasporik” olarakta varlıklarını sürdürebilirler ancak ve bence uluslaşamazlar.Bu anlamda uluslaşmanın çözümü sizce nedir?
_Diyasporik bir etnik topluluk anlamında ve var olan şartlarda yani söylem yada tavır değişimi olmamasını kabul ederek halkın kendi varlığını,kendi kimliğiyle sürdürme süresi ne kadardır sizce.

İnanın kendimce cevabını bulamadığım sorular ve hiç iddialı olmadığım bir konuda ki meraklarım.Umarım cevap bulurum bunlara


Selamlar

13 Eylül 2011 Salı Saat 03:54
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net