Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kafkas Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu’na Çağrı;
15 Temmuz 2014 Salı Saat 00:09

 

 

“Devlet halkın haklarını ihlal ettiği zaman, ayaklanma hakların en kutsalı ve görevlerin en zorunlusu olur”
 Yukarıdaki cümle Fransız siyasetçi Gilbert du Motier’e ait.

1790 yılında söylemiş.

Sanki Çerkes halkının bugününü özetliyor.

Gücünden korkulan …

Kıpırdatılmayan …

Manipüle edilen …

Örgütsüz ve hedefsiz bırakılan …

Talepleri görmezden gelinen …

Hakları ihlal edilen …

Sırada ne var dersiniz?

Kaffed gövdesi Çerkes olan, ama kafası Çerkes olmayan bir örgüt.

“Herkes Çerkestir” diyor ama gereğini yerine getirmiyor.

Gereği, Kafkasya’nın birliğini siyasal proje olarak savunmaktır.

Birleşik Kafkasyacılık statükoya karşı çıkmayı gerektirir.

Ama siz statükocularla işbirliği yapıyorsunuz.

Bir başka çelişkiniz :

Burada birleşikçiniz, orada Çerkes unvanlı bir örgüte bağlısınız.

Oysa Dünya Çerkes Birliği halkımıza hizmet etmiyor.
 

Hatırlayalım:

Soçi Olimpiyatı,

Suriyeli Çerkesler,

Perit Derneği,

Dünya Çerkes Birliği bunların hiçbirine ses çıkarmadı.

Nihayet yeni bir “misyona” soyundu.

Hem de gönüllü olarak.

Ne demişti du Motier ?

"Hakların en kutsalı ve görevlerin en zorunlusu".

Çünkü deniz bitti …

Ufukta kara görünüyor !

Ayrıca unutmayın:

“Eğer hiç ilerleme olmasın istiyorsanız, daha çok devrimle karşılaşırsınız” demiş Victor Hugo.
 

Gelinen noktada;

KAFFED’in DÇB  üyeliğini sorgulaması ve DÇB ye yolladığı metni Çerkes kamuoyu ile paylaşması çağrısı yapıyoruz!

 

14 Temmuz 2014
 

Çerkesya Yurtseverleri

 

 

Not: DÇB nin son açıklamaları ile ilgili daha önce yayınladığımız haber linkleri:

http://www.cherkessia.net/news detail.php?id=6275

http://www.cherkessia.net/news detail.php?id=6292

 

Kaffed'in DÇB nin açıklamaları ile ilgili yayınladığı haber linki:

http://www.kaffed.org/haberler/federasyondan/item/2260-dçb-yönetimin-yapmış-olduğu-açıklama-hakkında.htm

 


Bu haber toplam 3671 defa okundu.


TLIŞE CANBEK

İmdat Kip'in önceki yorumunun devamı...

Sonuç itibariyle DÇB nin 2000 yılı kongresinde seçilmiş dörder delegesi ile birbirinden farklı iki Kabardey Adige Xase birden peydah oluyordu. Bizim talebimiz ilk oturumda kimin sahte kimin gerçek olduğuna karar verilip devletin işgal girişimini bertaraf etmekti. Fakat bertaraf edilen biz olduk.
Kongreden önceki günlerde güvendiğimiz en önemli husus, kongreye katılacak derneklerin bu hukusuzluğu kabul etmiyecekleri konusu idi. Özellikle Kafder ‘e rağmen bu işin yapılamayacağı idi. Delegelerimizden ikisi (ben ve Nihat Bidanuk) diyasporadan dönüşçü örgütlenmelerden gelmiş kişilerdik. Türkiye örgütünün iyi kötü demokratik bir geleneğinin olduğunu, RF’na da Arap ülkelerine de benzemediğini, devlet baskısına boyun eğmeyeceğini düşünüyorduk.
Kongreden bir gün önce gelen Türkiye delegasyonu abluka altına alınıyor, Türkiyeli bazı iş adamlarının işbirrliği ile Terek’e geziye götürülüyor, bizlerle görüşmeleri engelleniyordu. Geziye katılmayıp otelde kalan başkan Muhittin Ünal ise otelde yanına gelen devlet yetkilileri tarafından baskı altına alınmaya çalışılıyordu.
Ertesi sabah kongrenin yapılacağı tiyatro binasının tüm çevresi polis ablukasına alınmış, yollar kesilmiş, halkın katılımına set çekilmişti. Delege olduğumuzu belirmemize rağmen bölgeye girmekte ciddi zorluk çektik. Büyük sıkıntılarla ulaştığımız delege kimliklerimizi alarak, kongrenin açılış bölümüne girdik. İlk bölümde Hatajuko bu sorunun öncelikle çözülmesi, ve bizim dışımızda hukuksuz olarak oluşturulmuş olan sahte Xase’nin kongreden çıkarılması gerektiğini dile getirmek istedi isede dinletemedi. DÇB başkanı Akbaşev gerçek yüzünü göstermiş operasyonun aktif aktörlerinden biri olduğunu sergiliyordu. Açılış konuşmaları yapılıp birinci ara verildiği zaman, giriş bölümünde yeni delege kimliklerinin dağıtılmakta olduğunu gördük. Eskilerinin geçersiz olduğunu ilan ettiler. Almaya gittiğimizde bizim kimliklerimiz yoktu. İkinci bölüme girmemize polis engel oluyordu. O arada Türkiye delegelerine durumu anlatmaya çabalıyordum.
Neticede dışarıda kaldık, içimizden DÇB üst yönetiminde olduklarından doğal delege sayılan Yağan İbrahim ve Sultan Sosnaliyev içeride kaldılar. Sonradan öğrendiğmize göre bizim başkan adayı olarak düşündüğümüz General Sosnaliyev ayağa kalkıp Nehuş Zawurbi’yi aday göstermişti. Operasyonun derinliği bizim hayal sınırlarımızı aşmıştı.
Sözün bittiği yerdeydik. KBC parlemento başkanı Nahuş Zawurbi başkan seçilmiş, yönetim Kokov iktidarının memurlarına teslim edilmişti. DÇB yeni yönetimi eskiden kurumlarımızın içinde hiç olmamış, üyelik bağları bile olmayan aksine Kabardey Adige Xase’yi boğmaya yoketmeye çalışmış devlet görevlilerine geçmişti. Kendisinin anlattıklarına göre Sn. Muhittin Ünal kapanış konuşmalarında söz alıp, yapılan hukuksuzlukları, xabzeye aykırı ayıpları kınayan bir konuşma yapmış. Kendisinden “öpeyim geçsin” özürü dilenerek operasyon başarıyla tamamlanmıştı.
Sn. Hatam’ın yıkılmayan kalesi DÇB işte böyle kuruldu. Kendisine katıldığım tek konu belki de bu kalenin yıkılmaz oluşudur. Sonradan geçen zaman Hatajukonun öngürülerini haklı çıkarmıştır. Devletleşen DÇB STK olmaktan çıkmış, RF’nun üniterizm yolunda gerçekleştirdiği operasyonların bir parçası olmuştur. On yıl boyunca, Çerkeslerin daha önceki kazanımlarının tek tek yok edilmesinin ya sessiz seyircisi yada işbirlikçisidir.
Bu opreasyonun merkezin emriyle mi yoksa Kokov yönetiminin kendi insiyatifi ile mi yapıldığı halen muammadır. Sonuçta her ikisi de aynı kapıya çıkmaktadır. Daha sonra ulusal haklarımızı kısıtlayan, cumhuriyetlerimizi içi boş kaymakamlıklara dönüştüren ve bölgeyi istikrarsızlığın bataklığına çeken operasyonların öncesinde, pürüz olduğu düşünülen STK yok edilmiş, işbirlikçi bir devlet ofisine dönüştürülmüştür.
DÇB nin parlak dönemi, rahmetli Kalmık Yura dönemidir. Büyük bilge, politik deha olarak tanıdığım Kalmık Yura’nın önderliğindeki DÇB çok önemli işlere imza atmıştır. Onu 1996 yılında zamansız kaybetmiş olmamız büyük bir talihsizliktir. Bu dönemde de DÇB’nin içinde bulunan devlet unsurları, hep gözlemci statüsünde kalmışlar, ipi ele geçirememişlerdir.
Sn. Hatam yıkılmaz kalesini yazarken DÇB’yi başından itibaren sahipleniyor. İlginçtir ki DÇB’nin överek bahsettiği faaliyetleri 1995 de bitiyor. Halbuki onları yapan DÇB, Sn. Hatam’ın yıkılmaz kalesi DÇB değil, bizim işgal edilmiş, yıkılmış DÇB’mizdir. Bunlara sahip çıkamaz, hatta bu dönemde yaptığımız vahim hatalara dahi sahip çıkamaz. Örneğin, 1998 kongresinde devletin adamıdır düşüncesi ile kendi adayları Traho Enver’e karşı destekleyip, gerçek truva atı Akbaşev’i başkan seçtirmemiz bizim günahımızdır. Bu adamlar yanlış adamlardı, tasfiye ettik, kurumu ele geçirik derse çok daha tutarlı olur. Yokedilen DÇB’yle yokedenlerin DÇB’sini bir kurummuş gibi yansıtmak sadece bilmeyenleri aldatmaya yarar. Hiç kimse birbirinin tam tersi olan bu iki kuruma birden sahip çıkamaz. Bu riyayı da aşar, sahtekarlığa girer ki, katılmasak da kendi çizgisini hayranlık uyandıracak bir istikrarla hayatı boyunca sürdürmüş Sn. Hatama bunu yakıştırmayız.
Bizim için DÇB 2000 kongresinde bitmiş, tarihe karışmış bir örgüttür. Sonrakinin yaptığı hiçbir şeyi kaale almadık, kapısından içeri girmedik. Son kongresinde bir gurup gençle gidip huzurlarını bozmaya çalışan İbrahim Yağan arkadaşımızı da ciddi olarak eleştirdik.
DÇB’nin kurtarılması yeniden sivilleştirilmesi gibi hayal belki de en anlamsızıdır. Bu kadar ağır tecavüze uğramış, hatıraları kirletilmiş bir DÇB’yi sivilleştirip kendisiyle nikah tazelemek te bir aile saadeti getirmiyecektir. Çerkes halkının buradan çıkarabileceği tek kazanım artık, başına geleni doğru anlayıp, değerli bir örgütlenme deneyiminin nasıl zayi edildiğini bilerek ilerisi için ders çıkarmasıdır.
Benim karşı çıktığım DÇB ve memurları değildir. DÇB’ye karşı çıkmak Devlet İstatistik Enstitüsüne karşı çıkmak kadar anlamsızdır. Kendi görevlerini başarıyla yapmaktadırlar. Karşı olduğum, bu gerçeği görmeyip kendi iplerini bunlara kaptıranlar, Çerkes halkını oyalama korosuna eşlik edenlerdir.
Bu tabela örgütün tabela niteliği ile temsil ettiği, Abaza ve Adigelerin birlikte uluslaşma girişimi de geçen yıl Abazaların sessizce ayrılmaları ile çöktüğüne göre iyice boş tabela haline gelmiştir. Bence kullanım süresinin çoğunu da tamamlamıştır. Çerkesler için varlığının doldurduğu birşey olmadığı gibi, yokluğunun boşaltacağı birşey de yoktur. Belki bir süre daha varmış numarasını sürdürüp bitecektir. Diyasporanın en köklü ve önemli örgütü Kaffed bu yokluk politikasına eşlik ederek kaybettiği zamanı uzatmamalı, bu kötü sicilin içinde DÇB’yle birlikte yok olmamalıdır.
Ortaya çıkan yeni şartların ve dünya konjoktürünün, Çerkeslerin yeniden örgütlenme zorunluluğunu dayattığı şu günlerde DÇB’yi hesaba katmaya çalışmak yanlış olacaktır. Çerkesler bu gerçeğin bilinciyle hareket etmelidir.

İmdat Kip, Nalchik, 17 Temmuz 2010

23 Temmuz 2014 Çarşamba Saat 00:52
TLIŞE CANBEK

Bir dönemin DÇB Kaberdey Xase delegesi olan halen Nalçik'de yaşayan İmdat Kip'in DÇB konusunda daha önce bu sitede yayınlandığı not düşülmüş yazısı Erkan Hakeşe'nin köşe yazısının altına kopye edilmiş. Aktarıyorum. Okumakta fayda var.

1. bölüm

İlginç olan, DÇB’ nin hala tartışılyor olması mı ,yoksa KAFFED’in DÇB üzerinden kendini tartıştırmaya devam etmesi midir. DÇB 2000 kongresinden itibaren görevini başarıyla yerine getiren bir devlet dairesidir. Sağır Sultanın bildiği bu gerçeği KAFFED bilmiyor mu elbette biliyor.
Bu arkadaşlar bizim gibi cahil değiller, elbette bir bildikleri vardır Erkan. Senin deyiminle bu “sopa”ları boş yere yemiyorlardır.
Çerkesler’in çapı maalesef bu kadar. Varlık emaresi yok. Ateş te yanmıyor duman da tütmüyor. Asıl sorun da bu.
2010 yılında Cherkessia.net ‘te çıkan yazımı aşağıya koyuyorum. Değişen bir şey var mı sizce, yada değişme ihtimali.
Olmayacak Dualar 2 (DÇB)
Olmayacak duaların bir diğeri, benim için yıllar önce bitmiş, Sn. Hatam’ın yıkılmaz kalesi DÇB’dir. Efendim DÇB toplantı yapmış, karar almış, kongre yapmış, başkan seçmiş gibi olayların benim nezdimde çoktandır haber değeri bile yoktur. Ancak, işin iç yüzü sağlıklı bilinmediği için Çerkes hakının gündemini lüzümsuz yere işgal eden konulardan biridir.
Çerkes halkının başarısızlıkla bitmiş önemli bir örgütlenme deneyimi olan DÇB’nin hikayesini kısmet olursa ileride detayları ile anlatacağım. Şimdilik o kadar detaya girmeden kısa bir analiz yapmayı yeterli görüyorum.
DÇB’nin cenazesinin kadırıldığı 2000 kongresinde, devlet tarafından işgal edilen Kabardey Adige Xase’nin, polis marifetiyle uzaklaştırılan, seçilmiş dört DÇB delegesinden biriydim. Bu nedenle olayların bizzat içinde bulundum, DÇB’nin devletleştirilme sürecini tüm detaylarıyla gözlemledim. Her safhası bu kadarda mı olur detirten, hayretle şahit olduğum olayları kabul etmem, kavramam uzun zamanımı aldı. Bu filimde zorbalık, yolsuzluk, hukuksuzluk, ihanet, entrika adına ne ararsan vardı.
Politik yanları da olan bir sivil toplum örgütünün en önemli özelliği bence muhalif karakteridir. Muhalif değilse, idari mekanizmalarla bir sorunu yoksa, çözeceği bir problemi yoksa zaten varlık nedeni de yok demektir. Hele hele ulusal sorunları konu edinen bir STK nın muhalif karakterden yoksun olması aşağı yukarı yok olması ile eşdeğerdir. 1990’ların başlarında yükselen ulusal atmosferde doğmuş olan Adige Xase’ler ve bunların üst kurumu DÇB işte bu tarihe kadar muhalif karakterleri olan kurumlardı. Devletten talepkar olan, projeler üreten, tavır koyabilen, özgür ifadeleri olan yapılarını, gittikçe zorlaşan şartlara rağmen korudular.
1999 da başlayıp 2000 yazında gerçekleşen kongre ile biten süreç Kabardey Adige Xace için çok ağırdı. Zayıflatılmasına rağmen muhalif ses çıkarabilen tek örgüt olan Xase’yi yok etmek için Kokov diktatörlüğü üstümüze gittikçe sertleşen metodlarla geliyordu. Önce kapatma davası açılıyor, büyük zorluklarla hukuk mücadelesi Xace tarafından kazanılınca polisiye baskılar arttırılıyordu. Sonradan ilginç bir biçimde tavır değiştiriliyor, zorla kapatmaya çalıştıkları Xace’ye talip oluyorlardı. Enteresan bir teklif geliyordu. Başkan Hatajuko’ya bakanlık vaadiyle beraber, Xace kongresine cumhuriyetin yerel idarelerinden gönderilecek temsilcilerin delege kabul edilmesi, Kokovun DÇB başkanı yapılması, Hatajukonun da başkan yardımcısı olması.
Hatajuko yönetimi toplayıp bu teklifi tartışmaya açtığı zaman hepimiz şaşkındık. Bu kadar cazip teklifi sağlıklı analiz edemiyorduk. Daha dün yıkmaya çalıştıkları Xase bir anda neden değer kazanmıştı. Herkes bir fikir belirtiyor ancak kimse tatmin edici bir yorum getiremiyordu. Ben kabul edilmesini önerdim. Devlet desteği ile daha iyi birşeylerin yapılabileceğini Hatajuko’nun iktidarın içinde olmasının da iyi olacağını düşündüğümü belirttim. Büyük mali sıkıntılarla taşımakta zorlandığımız Xaseye talip çıkması bile önemli idi bence. Ardı arkası gelmeyen polisiye baskılardan sinirlerimiz de yıpranmıştı.
Arkadaşların büyük bölümü de benim düşüncemi destekledi. Bunun bir fırsat bile olabileceğini belirtenler oldu. Hatajuko tekrar sözü alıp bu telifi kabul emenin, kendi şahsı için o ana kadar yaptığı herşeyin yönetimden bir mevki kapmak için yapıldığı anlamına geleceğini, bu nedenle kesinlikle kabul edemiyeceğini, ancak çoğunluk Xace’nin teslim edilmesini uygun görürse kendisinin de buna uyacağını ve çekileceğini söyledi. Ayrıca cumhurbaşkanının DÇB başkanı olmasının da uygun olmadığını, bu takdirde DÇB nin STK olmaktan çıkacağını, yok edilmesi ile eşdeğer olduğunu belirtti. Bu görüşlerinde haklı olduğu açıktı, mutabık kaldık. Görüşmelerin sürdürülüp ara bir formül için çaba gösterilmesine karar verildi.
Sonradan, Kokovun kendisi dahil olmak üzere yapılan görüşmelerden de sonuç alınamadı. Yönetim tekrar tutumunu sertleştirdi. Bu şartlar altında kongreye gidildi. Bütün baskılar ve engelleme çabalarına rağmen yapılan kongre, o zamana kadar gördüğüm en geniş katılımlı, hukuka uygun kongre idi. Üye kayıtları yenilenmiş, hukuki prosedürlere azami dikkat gösterilmişti. Üçyüzün üzerinde delegenin katılımı ile gerçekleşen bu kongre, tüm baskılara rağmen başaryla sonuçlandırıldı. DÇB kongresine gönderilecek dört delege de seçildi. Bunlar başkan Hatajuko, Murat Hokon, Nihat Bidanuk ve bendim.
Kongreden sonra üstümüze gelen polis baskısı daha da şiddetlendi. Xace binası polis tarafından işgal edildi, bir kaç gün girişimiz engellendi. Bulabildilkeri herşeye el koydular. Ancak istediklerini bulamamışlardı. Kongre ile ilgili tüm evrakları, delege liste ve adreslerini istiyorlardı. Hatajuko teslim etmeyi reddeti. Polisin böyle bir hakkı yoktu. Yaptıkları tamamen yasadışıydı. Bunu neden yaptıkları sonradan anlaşılacaktı. Delegelere tek tek baskı yaparak kongreyi sakatlamak istiyorlardı. Nitekim tesbit edebildikleri deleglere baskı yapıp, delegeliğinin yasal olmadığı, katılmış olduğundan pişman olduğu gibi beyanlar imzalatmaya çalıştılar. Korkutabildikleri birkaç kişiye de imzalattılar.
Bunlardan amaçlanan şeyi de o anda anlayıp anlamlandıramıyorduk. Bir süre sonra bunu da açıklayan bilgiler geldi. Kokov bazı şahısları görevlendirmiş, bizim kongremizi yok sayıp yeni bir kongre düzenlemeleri talimatını vermişti. Görevlendirilenlerin elebaşları Hafıtse ve emekli Rodina başkanı Efendiyevdi. Bir süre sonra ezici çoğunluğu devlet memurlarından oluşan kalabalık bir kitleyle Kabardey Adige Xase kongresi yaptılar. Buraya devlet memuru olmadan katılmış ilginç isimlerden birkaçı şimdiki başkan Ajahov, ortağı Türkiyeli işadamı Sabancıoğlu, ve bizim örgütlülüğümüzden ayartılan Baksan Xase başkanı gibi birkaç kişiydi.
Ortaya çıkan tablo, hukukun zerrece işlediği bir ülkede ciddiye alınamayacak kadar gülünçtü. Yüzde doksanı Kabardey Adige Xase’ye hayatının hiç bir döneminde katıılmamış, üye olmamış, kapısından içeri girmemiş, çoğu Devlet adına Xaseye düşmanlık yapmış devlet memurları ve birkaç işbirlikçiden oluşan bir topluluk Kabardey Adige Xase’nin kongresini yapıyordu. Bunlar üye bile olmadıkları derneğin delegesiydiler. Biz binamızda oturuyorduk, yasal kimliğimiz, mührümüz, evraklarımızla ve üyelerimizle bu komediyi dışardan izledik.

23 Temmuz 2014 Çarşamba Saat 00:42
Recep Güler

Hala DÇB den ve Faffedden ümidiniz varmı arkadaşlar?Hele hele gözümüzün içine parmağını sokarcasına Çerkes kurumlarını Rusya adına fişlemekten söz eden bir kurumun yanında Çerkes sözlerini kullanıyorsunuz ya sizi anlayamıyorum arkadaşlar..
Ölüden koşmasını beklemek ne kadar gerçekçiyse sizin beklentilerinizde o denli gerçektir dostlar..selamlar saygılar..

22 Temmuz 2014 Salı Saat 15:04
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net