Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Awtle Laşin
Kitap, Kahve, Müzik ve Kedi
06 Mart 2011 Pazar Saat 19:17

Kedi: Tarçın
Kitap: Ataol Behramoğlu, Şiirler
Kahve: Fransız vanilyası aromalı, sıcak
Müzik:  Kars Zawem Yi Wered - Kuşha Doğan

 

Bildiğiniz gibi Çerkes kızları güzellikleriyle ünlüdür. Kanuni Sultan Süleyman, Sultan II. Abdülhamit, Sultan Mehmed Reşat, Sultan V. Murad ve bugün Osmanlı hanedanının varisi olan Osman Ertuğrul Efendileri’nin anneleri Çerkes’di.

Ben size iki güzel Çerkes hanımdan bahsetmek istiyorum. Bir tanesi, benim bir tanecik nenejim. Masmavi gözleri, bembeyaz teni ve o incecik beline kadar, bir zamanlar upuzun olan saçları ile ailemde bana sevgisini çekinmeden gösteren kadın. Güldüğünde, gözleri çekik olduğundan tamamen kapanıverir. Benim için, onun yerini bu dünyada  kimse dolduramaz.

Ben onun ilk göz ağrıyım. Dediğine göre haluju hak eden tek benmişim torunları arasında. Ümit vaadediyormuşum. Belki de onunla Çerkesçe konuşmaya çalışan tek kişi ben olduğum için. Onun anılarını kafe eşliğinde hiç sıkılmadan dinleyen de benim. Kafe’yi dinlemekten asla sıkılmadığım ve vazgeçmediğim gibi, onun anılarını ve dedesinin Kuzey Kafkasya’dan nasıl geldiğini de dinlemekten hiç sıkılmadım.

Allah ona uzun ömürler versin, onu kaybedersem ne yaparım bilmiyorum. Nenej benim sözlüğüm, arkadaşım, hatta canım o benim. Dedem de Çerkes olduğu ve Çerkesce bildiği halde, ( ona olan korkumuzdan mı yoksa saygımızdan mı diyeyim, bilemiyorum ) onunla Çerkesce konuşamadım. Onunla değil Çerkesce, diğer dillerde de konuşamam. Kendisine bir şey söyleyeceksem bir kaç kez düşünmem gerekir. Bugüne kadar onunla oturup sohbet etmeye hiç cesaretim olmadı, bu saatten sonra da olacağını hiç sanmıyorum.

Çerkes kızları diğerlerinden biraz farklıdır. Tarlada, bağda bahçede çalıştırılmazlar Çerkes erkekleri tarafından. Kesinlikle ortası yoktur aralarında. İyi olduklarında hiç şüphesiz mükemmeldirler. Kötü olduklarında ama dünyayı da, sizi de silerler gözlerinden. Canlı iken cehennemi yaşatırlar size. Sizin gururunuz, güçlü  karakter sergilemeniz Çerkes kadınlarının gözünde hiç birşey ifade etmez. O anda yapabileceğiniz tek şey, o kötü anın geçmesini beklemektir sessizce. Kızgınlığı geçerse zaten size karşı yeniden melek gibi olurlar. Yemekte ve insan ilişkilerinde mükemmeldirler. Benim nenejim böyle bir kadın işte.

Diğer bir Çerkes kadınına gelince...

Bilen bilir, o da çok güzel bir kadındı. Prenses gibiydi. Ama kendi boşluğunda kaybolmuştu. Tıpkı başka Çerkes kızları gibi...

1913 yılında İstanbul’da doğdu. 1932’de Belçika’nın Spa kentinde yapılan Güzellik Yarışması’nda dünya güzeli seçildi. Bu nedenle Atatürk tarafından kendisine kraliçe anlamına gelen “Ece” soyadı verildi.

Keriman Halis, yarışmanın sonrasında bir Türk bayrağının bulunamaması nedeniyle, halkın tezahüratına cevap vermedi. Balkondan dalgalandırılan bayrak, seyircilere gösterildikten sonra, kendisini görmeye gelen halkı selamladı.

Atatürk bu yarışma sonrasında yaptığı açıklamada, ”Övündüğümüz doğal güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmenizi biliniz ve bu yolda uyanık bir tekamülün mütemadi tahakkukunu ihmal etmeyiniz. Bununla beraber asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi yüksek kültürde ve yüksek fazilette dünya birinciliğini tutmaktır” demiştir.

Atatürk’ün , Keriman Halis'in dünya güzeli seçilmesi üzerine verdiği beyanat da şöyleydi;

“Türk ırkının necip güzelliğinin daima mahfuz olduğunu gösteren dünya hakemlerinin bu Türk çocuğu üzerindeki hükümlerinden memnunuz. Fakat Keriman Ece, hepimiz işittiğimiz gibi söylemiştir ki, o, bütün Türk kızlarının en güzeli olduğu iddiasında değildir. Bu güzel Türk kızımız, ırkının kendi mevcudiyetinde tabii olarak tecelli ettirdiği güzelliğini dünyaya, dünya hakemlerinin tasdikiyle tanıttırmış olmakla elbette kendini memnun ve bahtiyar addetmekte haklıdır.

Türk milleti, bu güzel çocuğunu şüphesiz samimiyetle tebrik eder. Cumhuriyet gazetesi bu meselede Türk ırkının diğer dünya milletleri içinde mümtaz olan asil güzelliğini göstermek teşebbüsünü takip etmiş ve bunu dünya nazarında muvaffakiyetle intaç eylemiştir.. şunu da ilave edeyim ki, Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu tarihi olarak bildiğim için, Türk kızlarından birinin dünya güzeli intihap edilmiş olmasını çok tabii buldum.”

Keriman Halis hanım ise o günü şöyle anlatır: “Önce kadınlardan meydana gelen bir jüri önüne çıktık. Burada inceden inceye kontrolden geçtik. Sonra bir tiyatro salonunda esas yarışmaya girdik. 28 ülkenin güzeli teker teker boy göstererek gelip geçtiler ve sonunda iki güzel kaldık. Ben ve Almanya güzeli.  Son gün Alman güzeli ve beni tekrar görmek istediler. Üzerime kırmızı renkte bir tuvalet giymiş, yakasına da beyaz kurdela takmıştım. Memleketimizi bayrağımızın renkleriyle tanıtmaya çalışıyordum. Son an gelip çattı. Jüri başkanı ayağa kalktı. Elindeki kırmızı mühürlü zarfı büyük bir itina ile açtı. Tiyatroda büyük bir sessizlik hüküm sürüyordu. Heyecandan düşüp bayılabilirdim. Neyse, zarf açıldı. Bütün tiyatro salonu, yaşasın Miss Turkey sesleriyle inledi.”

Tabii o günlerde bütün yurtta büyük bir sevinç yaşanır. Atatürk, Keriman Halis hanıma gönderdiği kutlama telgrafında kendisine kraliçe anlamına gelen “ece” ünvanını verir. 1934 yılında çıkan soyadı kanunu ile Keriman Halis hanım, Ece soyadını alır.

Güler misiniz, ağlar mısınız?

Keriman Halis bir Türk kızı değildi. Bunu kendisini seçen Avrupalı jüri üyeleri de biliyordu. 

Keriman Halis kendisini öz Türk gören, “Çerkes kızı” tamlamasını hak etmeyen ve bulunduğu dönemin iktidar yanlısı olan ünlü sanatçı bir ailenin tırnağına kadar asimile edilmiş bir kızıdır.

Ben, bir Çerkes kızı olarak, Keriman Halis ile gurur duymuyorum. Çünkü Keriman Halis’in güzelliği Çerkesliğinden geliyordu, ama o, kendisini hiç Çerkes görmedi. Güzelliğini ve asaletini, ait olmadığı bir kültürün temsilcisi olarak gösterdi.

“Keriman Halis hanımefendi modern Türk kadının güzelliğini dünyaya ilk kez tescil ettiren bir Çerkes kızıdır. Ama Çerkes kimliğine ne yazık ki sahip çıkmamıştır.”

Diğer bir örnek…

Türk ata sporu denilince akla güreş gelir. Ve tabii Yaşar Doğu ve Hamit Kaplan. Ama ikisi de yine Çerkes’ti. Ama gelin görün ki, ne bizim insanlarımız kendi kimliklerine sahip çıkmışlar, ne de Türk devleti onların asıl kimliklerine saygı duymuş. Tam tersine Türk kimliğini yüceltmek, dünyaya göstermek için kullanmış. Bizim insanlarımızın da buna sesleri çıkmamış.

Keza Beşiktaş Kulübünün kurucuları da Çerkes’ti. Ama bundan da kimse bahsetmez. Biz bile bunu kamuoyuna yeterince anlatmayız. Niye acaba? Yoksa birşeyden utanıyor veya çekiniyor muyuz?                       

***

Tarçın ayaklarıma sürtünüyor. Elimdeki kahveyi dökmemeye uğraşıyorum.

Tarçın sevimli bir kedi. Kapkara. Kim demiş kediler nankördür diye? Nankörlük eden kediler değildir. Kim demiş, kara kedi uğursuzdur diye? Yoksa siyah ile ne alıp veremediğimiz bir şey mi var? O da bir renk sonuçta.

Tarçınım benim...

Ataol Behramoğlu’nu okuyorum. Sayfayı çevirdim ve sıra “Çerkez Ali” şiirine geldi. Meğerse bir zamanlar Ahıska Türkleri ve Tatarlar da kendilerini Çerkes görüyorlarmış.

Şiirin bir kaç mısrasını sizlerle paylaşmak istiyorum.

ÇERKEZ ALİ

Çerkez Ali'yle bir akşam
Göl kıyısı lokantada
Gürcü şarapları içtik
Mezemiz”çahohbili”ydi
Babası Kırımlı Tatar
Annesi İstanbullu Türk
Kökü derinlerde çınar
Şair dostum Çerkez Ali

O sırada İstanbul’a
Kim gelirse Kafkasya'dan
Çerkez diye anılıyor
Çerkez Ali’ye Çerkez’lik
Babası Çerkez Ahmet’ten
Böylece miras kalıyor

Kırk yıldır Özbekistan’da
Yaşar Çerkez Ali sürgün
Dönecek mi yurtlarına
Kırımlı Tatarlar birgün
Beşiktaş’ı İstanbul’u
Vatanını annesinin
Görmek kısmet olacak mı                            

 

***

Son günlerde Çerkes ( Adıge ) diasporası cephesinde değişim rüzgarları esmeye başladı. Televizyonu neredeyse her açtığımda Çerkesleri görüyorum, Çerkes dilinden bahsediliyor. Kuzey Kafkasya deniliyor. Ve artık Çerkesler tartışıyor, daha çok sorguluyor. Bir çözüm yolu bulmak için kafa yoruyor.

Evet aynı fikirde değiller. Belki şimdilik amaçları ve yöntemleri bir değil, ama en azından birileri artık bizi konuþuyor.  

Hatta Adıgeler bu hafta meydanlara çıkıp, miting yapacaklar.”Biz Varız” diyecekler. Televizyonlarda, tartışma programlarında cesurca”Biz Çerkesiz” diyorlar geniş kitlelelerin gözlerinin içine bakarak.

Karadeniz’in en çok bize kara olduğu umarım bir gün anlaşılır, özellikle de yollarını kaybettikleri için başka yollara sapan Adıgeler tarafından. Adıgeler her halka saygı göstermiş bir millettir. Biz de diğer halklar tarafından artık saygı görmek ve dilimizi yaşatmak istiyoruz. Bu bizim en doðal hakkımız ve talebimizdir. Demokrasinin gereğidir.

Çerkesya bizim vatanımızdır ve korkacak birşeyimiz yoktur. Ama utanacağımız şeyler çoktur. Bizler var olduğumuzu hala daha Dünya’ya haykıramadık. Kafkasya denilince akla, hep Gürcistan ve Ermenistan geldi.

Adıgelerin bir tek vatanı vardır. Bunu artık anlamaları gerekiyor. Ama ne yazık ki başımıza gelenlerin de; bugüne kadar sesimizi çıkaramamızın da sorumluları, İbrahim Yağan’ın dediği gibi:

"…kendi içimizdeki köle ruhlulardır. Herşeyden önce onların hesabını görmemiz gerekir. Onlar bize lider oluyorlar.  Bizi köleleştirmeye çalışıyorlar. Halkı için çalışanlara değer vermemiz gerekiyor. Onlara köstek değil, destek olmamız gerekiyor. Biz Adıgeler birlik olursak güçlüyüz, bölük pörçük olursak felaketimizdir…”

12 Mart’ta Ankara’da Anadilimizi, Kültürümüzü  ve Kimliğimizi yaşatma talebimizi haykıracak bütün Çerkesleri ( Adıgeleri ) canı gönülden destekliyor ve kutluyorum.




Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net