Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şoqul Kürşat
Organizasyon ve Örgütlenmeler
11 Ocak 2011 Salı Saat 08:23

Önceki yazımda genel olarak ortaya çıkma konusunda temiz bir Çerkes literatürü ve tarihinin oluşuturulmasına ve dil de dahil olmak üzere bu alanlarda internet gibi kitle iletişim araçlarından faydalınılması gerektiğine değinmiştim. Diğer önemli konumuz yapılanmalarla ilgili. Aslında bu iki kategori birbirinden tamamen farklı düşünülmemeli, çünkü birbirini etkileyen etki alanları mevcut. Örneğin bir organizasyonun öncülük edeceği bir bilimsel çalışma veya internet ortamına ilişkin bir aktivite doğal olarak bir döngü ortaya çıkarmakta. Bu döngü katılımın bir resmi olarak ortaya çıkmaktadır.

Organizasyon ve örgütlenme konusu başlı başına bir etüt alanıdır esasen. Örgütlülük ve organizasyonel yapılanma bir gösteriş fetişi veya bazılarının sandığı gibi heves niyetiyle ortaya çıkan hafif meşrep yapılanmalar olarak varsayılmamalıdır. Zira bir organizasyon veya örgütsel yapılanma ortaya çıkarken, eğer ciddi bir hedefi varsa, ciddi ve dikkate değer bir etütle ortaya çıkarılmaktadır. Bu bakımdan ortaya çıkmış yapılanmaları, önceki yazımda da örneklediğim gibi, mevcudiyet ve yapısal nitelikleri bakımından yoksaymak veya eleştirmek pek adil olmaz. Ancak eleştiri insanın doğasının bir gereği olarak yapının işleyişine ve görüşüne yönelik olmak suretiyle varolmak durumundadır.

Yapılanmalar konusunda henüz nokta atışı ifadelere geçmeden önce bizim savunduğumuz Çerkesya fikrinin etrafında olup bitenlere bakalım ve manifesto düzeyinde ayrışmaları görerek bulunduğumuz noktayı dışarıdan bir görelim.

Bazı Kuzey Kafkas ve Çerkes cemiyeti tarafları her ne kadar Çerkesya fikrimizi yeni bir Çerkes kimliği yaratma sevdası olarak görseler de işin aslını ve içini doldurduğumuz bu fikrin temayülünü artık akışına bırakmak durumundayız. Tekrar kısaca değinirsek; bazılarının sandığı gibi yeni bir Çerkes tanımı yapılmamakta aksine aslına uyarak orjinal haliyle bu kimlik tartışmasına son vermiş durumdayız. Uluslararası literatürde geçen Çerkes (Circassian) teriminin de bu aslına uyumlu kullanılışına binaen uluslararası arenayla bir uyumsuzluk yaşamayacağımız gün gibi ortadadır ve aslında yaratılmak istenen yapay tartışmanın hiçbir geçerliliği yoktur.

Bu genel temellendirmenin etrafında bu kısır tartışmaların girdiği alandan çok daha önemli hedefleri defalarca ortaya koyduk. Aslında fikrimizin temelinde, bu isim tartışmasını es geçersek, diaspora ve anavatana yönelik çok önemli çözüm emarelerini görmek mümkün. Bu emareleri de tekrar kısaca ifade etmek gerekirse; diasporanın Çerkes yani Adige kimliği ile örgütlenmesini sağlamak suretiyle diasporanın dünya arenasında bu kimlikle tanınmasını sağlamak, anavatanın diaspora ile işbirliğini sağlamak. Temelde çok basit iki ana hedef var. Ancak bunlar olmazsa olmaz hedefler. Bazı şeyleri görmek için dahi olmaya gerek yok. Anavatanla ilişkilerin gelişmesinin gerektiğini dile getiriyoruz yıllardır ancak bir arpa boyu yol katedilmediği ortada mevcut stratejilerle. Çünkü anavatanın diaspora olarak ulaşabileceği kimliği belirginleşmiş bir Türkiye diasporası mevcut değildi. Diaspora zaten bu doğrultuda bir strateji geliştirmediğinden anavatana yönelik olarak da ilişkileri artıramamıştır. Yani iki yönün de tıkalı olduğunu görmek zor değil. Bugün aklı selimle durumu irdeleyenler Kuzey Kafkas diasporası cemiyetlerinin kendi isimleri ile örgtlenmeleri gerektiğini görüyor artık. Polemik konusu olan çatı, ortak isim, birlik ve beraberlik, ötekileştirme gibi anahtar kelimeler etrafında dönen kısır tartışmaların da klasik stratejiye ikinci segmentte yine bir arpa boyu yol aldırmayacağı kesin. Bu bakımdan klasik strateji yaklaşımını benimseyenler için mevcut bir konum vardır ve bu konumun varlığını korumak başarıdır esasen. Ancak göreceli olarak baktığınızda ortada bir başarıdan söz etmek mümkün değil.

Çerkesya fikrini savunurken diğer diaspora uluslarını da düşünerek onlara da bir mesaj vermekteyiz aslında. Bu mesaj benzer çok yönlü stratejiyi onların da uygulaması yönünde bir telkin aslında. Yani Çerkes diasporası kendini örgütlerken Abhaz (Apsua-Apsny), Çeçen (Nakh), Dağıstan, Asetin diasporalarının da kendi örgütlenmelerini oluşturmalarını telkin etmekteyiz. Dernek düzeyinde sığ bir yaklaşımla bu örgütlenme telkinine yaklaşılırsa elbetteki anafikir anlaşılamaz. Bu bakımdan diaspora olmanın gerekliliklerini de yerine getirmekte güçlük çekmeye devam edilir.

Bu telkinimizi dikkatle incelerseniz faydalarını da farketmiş olmanız gerekir. Örneğin birden fazla örgütlü diasporayı,  kendi ulusal anavatanı özelde ilişkileri daha fazla gelişmiş ve kendi iradesini kendi özelinde ortaya koymayı becermiş birden fazla diasporayı kazanmış olacağımız kesindir. Birden fazla diaspora tek tek kendi içinde değerlendirilirse ve özelde Çerkes diasporasını örneklersek öncelikle dünyada en önemli Çerkes diasporasının bulunduğu Türkiye’de kendi ulusunu temsil edebilen bir cemiyeti ortaya çıkarmış ve bu cemiyetin kendi ulusunu dünya genelinde temsil etme ve tanıtma hakkını vermiş olacaksınız. Şu haliyle tabiri caiz ise Türkiye diasporası bu örgütlülük yöntemiyle çorbadan başka birşeye benzemiyor. Mevcut örgütlülük yöntemini destekleyenler de malesef Abhaz dernekleri federasyonunun önemini bu bağlamda anlamadıklarından onlara da ayak bağı olmaya devam ediyor.

Dünya genelinde kendi ulusunu temsil edebilmek ulusunun anavatanda ve diasporada siyasi ve kültürel alanda stratejilerini ve politikalarını destekleyebilmeyi de içerir. Bu bağlamda anavatanda kendi ulusunun diğer uluslarla çakışan konularda ortak hareket edebilme ve gerektiğinde manevra kabiliyetini de kendi örgütlenmesini sağladığınızda vermiş olacaksınız. Ancak bu çorba ve tarafsız diaspora örgütlülüğü kimseye zararı dokunmamakla birlikte politik konularda da hiçbir fayda sağlamamaktadır.

 

Buraya kadar mevcut örgütlenmelerin manifestolarındaki ayrışmaları ve alternatif örgütlülüklerdeki kazanımları açıklamaya çalıştım. Mevcut ve öngörülebilecek yeni organizasyonların yapısal nitelikleri duruma ve kısıtlamalara göre belirlenebilecek niteliklerdir. Bu yazının amacı belirli bir organizasyon şeması çıkarmak veya kurum niteliği telkin etmek değildir. Önerdiğimiz bağlamda yeni örgütlenmeler mevcutlara uygun olarak federasyon, dernek, sivil çalışma grupları olabileceği gibi yasal ve fayda gözetecek şekilde farklı yapılanmaları da içerebilir. Bunu yaparken diğer diasporaların başarılı çalışmalarını da incelemek ve yeri geldiğinde benzer organizasyonları yapılandırmak gerekir. Örneğin kendi içinde döngüsünü sağlayan ticari yapılanmalar (ki Murat Özden beyin Nart yayıncılık başlıklı yazısında benzer bir konuya değinilmiş), bu ticari yapılanmaların desteklediği sivil çalışma kurumları gibi. Bazı diaspora örgütlerinin veya kurumlarının direkt olarak kendini ulusal nitelikte ortaya çıkarmaması da gerekebilir ancak içten içe bu döngüye dahildir. Burada anlaşılması gereken esas nokta farklı nitelikteki çarkların birbiri ile temasını sağlamak ve birlikte dönmelerini sağlamak. Bu yapılanmaları kendi kimliği ile kendini örgütlemiş bir diaspora yapabilir ancak. Bu çarklı sistemi başarmış bir diaspora güçlü diasporadır.




SEMİH AKGÜN

"Savaş sanatı" yapıtında Sun Tzu şöyle demektedir:
"Savaşı ancak ne zaman savaşılıp, ne zaman savaşılmayacağını bilen kazanır!"
http://www.pazarlamadunyasi.com/Desktopdefault.aspx?tabid=215&ItemId=490&Rtabid=202
Satır satır okumak gerek.

Bir başka söz daha vardı. Kimindi bilmem. Belki yine bir Çinli filozofun mu? "Barış, savaş için hazırlık dönemidir!"
Savaşın da barış için yapılması gerektiği gibi.

Detayları, trendleri, dostu, düşmanı çok iyi okumak gerek.
Bir hamle sonrasını görmek ne ki?
Dört beş hamle ötesini görmeli.
Gelen çağ müthiş donanımlı olmayı dayatıyor bizlere.
Gerek bireysel, gerek toplumsal, her alanda.

Ve her tür olasılığı dikkate almak.
Savaşla, barış, ikiz kardeş gibi.
Ne yapılacaksa, en doğru kararı, halkın öz güçleri yapmalıdır.
Kendi metodolojisi ve kronolojisini işleterek.
Yoksa kocaman güçler, basit bir zayıflıkla heba olup gider.

Eğer barış kurulacaksa, o da bizim önerdiğimiz, halkımızın isteklerini karşılayan bir barış olmalıdır.
Ancak en önemlisi değerli Şoqul Kürşat, senin söylediğin.
En başta olması gereken.
Teşekkürler!

18 Ocak 2011 Salı Saat 16:10

Mine Jan

Onlarca söylem arasında karışan akıllara oksijen olma böyle bir şey. Kürşat bey hem Çerkesya söylemini özetliyor hemde içinde bir türlü kollektif fayda çıkmayan STK ları tanımlıyor yeniden. Yani zor bir şey yaptığı. Ama bazen flash back lerle yaniden tariflemekte fayda var karışan konuları.
Tekrara kaçmadan özet durum değerlendirmeleri faydalı bence.

iyi pazarlar.

16 Ocak 2011 Pazar Saat 13:51
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net