Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Adığe Mak: Çerkesçeyi Yitirmeyelim!
22 Mart 2016 Salı Saat 09:07

 

14 Mart Adıgece/ Çerkesçe Günü nedeniyle Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti başkenti Çerkes kale (Çerkessk)’deki N 8 Lisesi Adıge dili ve Adıge edebiyatı dersi öğretmeni Mırzey Svetlana ile bir konuşma yaptık.
Mırzey Svetlana elinden geldiğince, 24 yıldan beri ulusunu seven öğrencilere Adıgece dersi veriyor, anadili sevgisi aşılıyor.
 
 
Birinci sınıftan 11. Sınıfa değin (-11. sınıf da dahil-) tüm sınıflarda seçmeli ders statüsünde Adıgeceyi okutuyor. Öğretmen dersi işlerken öğrencilere güzel bir eğitim sunma yanında, öğrencilerin özlem ve dileklerini Adıgece olarak ifade etmeleri konusunda da özen gösteriyor.
 
 
Öğretmen kendini şanslı biri olarak görüyor. Çünkü çocukların Adıge dil dağarcığını geliştirme, anadilini ve Adıge düşüncesini sevdirme görevini de yüklenmiş bulunuyor.
 
 
Adıgece Günü nedeniyle, öğretmen Mırzey’e yönelttiğimiz sorular içinde en çarpıcı olanları, Çerkes kale kentinde görev yapan ve ulusumuzun dil ve edebiyatını okutan öğretmenlerin kaygıları ve sorunları üzerine söylemiş oldukları oldu.
 
 
- Çok eski bir geçmişten bu yana çok sayıda ünlü kişi Adıgelere ilişkin yazılar yazdılar. Bu kişiler giysilerimizi, danslarımızı, geleneğimizi ve dilimizi ilginç ve güzel buldular. Geçmiş kültürümüz/ tarihimiz zengin ve köklü. Sözünü ettiğimiz bu yabancıların yazıları yanında, Adıgelerin kendi sözlü anlatıları da var, bu yazı ve anlatılarda Adıgelerin birilerine saldırdıklarına ilişkin bir tek ifade bulunmuyor, tam aksine Adıgelerin asıl kendilerinin saldırılara uğradıkları yazılıyor, dile getiriliyor. Adıge toplumunda böylesine bir dünya görüşü ve yüksek düzeyde bir insanî düşünce anlayışı, sistematiği vardı.
 
 
Bunca uzun bir dönemden günümüze değin, değişik savaşlar ve yıkımlar geçirmiş olmalarına karşın atalarımız dilimiz korumayı başardılar. Gün gelip de her bir topluluğa kendi dilini öğrenme, okulda okutma hakkı tanındığında, anadilimizi beğenmeyen, itekleyen çok kişi de çıktı içimizden, - diye anlatıyor Mırzey.
 
 
Öğretmenin söylediğine göre çocukların anadilini yitirmelerinde ana ve babaların da sorumluluğu var. Bu yüzden anadilini öğrenememiş çok sayıda çocuk bulunuyor. Ayrıca, Adıgeceyi iyi öğrenemedikleri için çocuklara ve ana babalara Adıgece dersleri zor geliyor.
 
 
“Dilin kötüsü, çirkini olmaz, dili çirkinleştirenler ona değer vermeyenlerdir” diyen atasözümüzle uyumlu olarak olumsuz görüşlü çok sayıda kişi, güzelim Adıgece sözcüklere, özlü sözlere ve deyimlere değer vermiyor. Çerkessk’de okuyan çocuklar arasında Adıgeceden daha ileri düzeyde İngilizce konuşanlar, “Rusçayı öğrenmek Adıgeceyi öğrenmekten çok daha kolay” diyenler çoğalmış. Bu türden olumsuz/ kahredici sözler beni kaygılandırıyor. Böylesine olumsuz düşünen ana babalara karşın ünlü Adıge şairi K’ışoko Alim’in şu dizelerini anımsatmak isterim: “Adıgeceyi öğrenmeden, Rusçayı öğrenemedim”.
 
 
Ünlü Rus sözlükbilimci Vladimir İvanoviç Dal da şöye diyor: “Kişinin anadili, düşüncesini ifade ettiği dildir”. Başka bir dil üzerinden düşünmeye başlarsan, diline değer vermezsen, artık o ulustan kopmuş biri olursun, - diyor Adıgece öğretmeni.
 
 
Mırzey Svetlana’ya göre, kentteki çocukların Adıgece konuşamamalarının asıl sorumluları ana babalardır.
 
 
Ana ve babalar evde anadilini konuşmazlarsa, çocuk da konuşmaz, o aile Adıge nüfusundan düşmüş olur. Evin içinden başlatılmayan ve evde konuşulmayan bir dil, anadili olmaz. Eskiden “kitap yok” diye yakınırdık. Şimdi yetişkinlerimiz ve gençlerimiz için yeterince kitap var, ana sorun çocukların Adıgece konuşmayı bırakmakta olmaları, asıl sorun bu. Alfabeyi öğretiyor, kitap da okutuyoruz ama Adıgece sorduğumuzda çocuktan Adıgece yanıt alamıyoruz, çoğunluk Adıgeceyi, bir yabancı dil, İngilizce imiş gibi öğrenmeye çalışıyor, - diyor, öğretmen Mırzey Svetlana.
 
 
Mırzey, bu yıl ilkokul birinci sınıfa yazılan 28 Adıge öğrenciden sadece 8’i Adıgece biliyor, diğer 20 öğrenci bilmiyor diyor ve bunu üzgün bir dille ifade ediyor. Öğretmen bu tür sınıflarda duysal yöntemler uyguluyor. Dersi iki dilde, Rusça ve Adıgece olarak işliyor. Söylediğine göre, Adıgece dersini seçmiş çocuklar 2 – 3 Adıgece sözcük olsun öğrenmiş olarak evlerine döndüklerinde, bu kadarı bile başarı sayılıyor. Ana babalardan biri Adıge, diğeri ayrı bir ulustan olan tek tük çocuklar da var, bunlar da Adıgece ders alabiliyorlar.
 
 
Bu gibi öğrencileri, annesinin ricası üzerine sınıfa kabul ediyor, anneye “hayır” demeye dili varmıyor. Dilimizi öğretmek için elimizden geleni esirgemiyoruz, - diyor Mırzey Svetlana.
 
 
Mırzey’in belirttiğine göre, ana babalar dışında, çocukların anadilini yitirmelerinde en önemli etkenlerden biri de çocuk yuvaları. Adıgece konuşan çocuk Rusça konuşulan yuvaya gittiğinde, bir süre sonra Rusça konuşmaya başlıyor. Anlıyor olsa bile artık Adıgece yanıt vermiyor ve konuşmuyor (*).
 
 
Mırzey Svetlana çocukların yarım yamalak bir Adıgece ile okula gönderildiklerini söylüyor.
 
 
Dilimizi iteklemeyelim! Adıgeceyi iyi okuyun, Adıgeceyi herkesin konuştuğu o eski günlerine kavuşturalım, bunun için anadili öğretmenleri, ana babalar ellerinden geleni yapmalılar, buna gereksinim var, - diyor Mırzey öğretmen.
 
 
Bu takdirde, binlerce yılı geride bırakarak, ulusumuzla birlikte bu günlere erişmeyi başarmış olan dilimiz yaşayacak, umarım, dilimizi başka bir dile de kurban etmeyiz.
 
 
ĞUĆEŁ İrine
 
 
Adıge mak, 14 Mart 2016
 
 
Çeviri:Hapi Cevdet Yıldız
 
Cherkessia.net, 22 Mart 2016
 
 
 
(*) - Anlaşılan, 45 yıl önce Türkiye’de Adıgecenin/ Çerkesçenin başına gelen asimilasyon olayının bir benzeri şu sıralar Anayurtta da yaşanıyor olmalı: “Yiğit bir lokma ekmeğe muhtaç düşmüş...” demişler, o hesap. Ortada Çerkes adını taşıyan bir cumhuriyet, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti, Çerkes kale adını taşıyan bir kent var, ama Adıgecenin/ Çerkesçenin öğretildiği bir çocuk yuvası olsun açılamıyor, kreş ve çocuk yuvalarında Rusça öğretiliyor. Oysa, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti çokuluslu bir yapıda, 5 resmi dili var.
 
 
Çerkeslere gelirsek, o denli çulsuz (pıxıjığe) mu kalmışlar? 2010 yılı Rus resmi nüfus sayımına göre Çerkes kale’de 16,836 Çerkes (% 13) yaşıyor ama aralarında Karaçayların çeyreği kadar olsun bir dayanışma ruhu kalmamış mı, ne? Yazık. Cumhuriyeti sen kendin kurmaz, başkaları, Ruslar bunu bağışlarsa olacağı budur. Değerini bilemezsin. Ne demişler, “Düşmez kalkmaz bir Allah” ... O türden bir yıkım sürecini hep birlikte yaşıyor olmalıyız. Allah sonumuzu hayreylesin!.. - hcy
 

Bu haber toplam 1570 defa okundu.


hapi cevdet yıldız

Sayın Necmettin Karaerkek,
Toplumlar içinde bulundukları koşullara göre değerlendirilmeli. Şapsığlar ve komşu topluluklar arkaik, güncellenmemiş demokratik yapıda birer toplum idiler- Abzah ve Natuhaylar da. Bu toplulukların bildiğimiz gibi Khase (Xase) denilen halk/ köylü meclisleri vardı ve bilebildiğimiz kadarıyla hiçbir yere bağlı değildiler. Ancak Abzahlar arasında bir değişim yaşanmış, Şamil ve naibi Muhammed Emin döneminde diğer Adıge demokratik topluluklarından uzaklaşma ve şeriata yönelme gibi bir durum görülmüş, Adıge birliği parçalanmıştı. Diğer Adıge toplulukları sınıflı bir yapıda idiler. Bjeduğ, Besleney, Ç'emguy, Kabardey, vs. Bu yarı feodal topluluklar meclisler eliyle değil beyleri (pşı) tarafından Adıge adetlerine göre yönetilirlerdi.

Kafkasya'da devletleşme oluşturacak düzeyde feodal gelişme Ermeniler ve Gürcüler arasında görülmüştür. Örneğin, Kartlı-Kaheti ve İmereti biçiminde iki Gürcü krallığı vardı. Yerel bir prenslik olan Abhazya İmereti Krallığı bünyesindeydi. Ayrıca Dağıstan'da da küçük yerel prenslikler vardı.

Adıgeler arasında prenslikler oluşmamıştı, feodalizm o düzeyde gelişmemişti. Örneğin köy topraklarının bir kısmı özgür köylülere (fekol) aitti, bu insanlar beye vergi verirdi ama beyin köyünden izin almadan başka bir köye göç edebilirdi. Serf/ toprak kölesi sınıf beye direkt bağlıydı, başka bir yere göç etme hakkına sahip değildi. Sadece kaçabilirdi, yakalandığında da cezalandırılırdı.

Özetle, Adıgeler arasında "serbest köy toplulukları" (Şapsığ, vb) ve "bey (pşı) köyleri" biçiminde iki ayrı sistem vardı. Şapsığ ve Natuhaylar gibi, Kabardey köy beyleri arasında da devletleşme eğilimleri görülmüş, ancak Kabardey beyleri modern, çağdaş bir devletleşme değil, serfleri sindirecek ve çoğaltacak despotik bir devletleşme amacı güdülmüştü. Başarılamadı, alt yapısı olmadığından her ikisi de başarılamazdı. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Kabardey beyleri Rusya'ya ilhaka pek bir ses çıkarmadılar. Bazı aykırı sesler olmadı değil. Bunlar istisna.

Kabardey tarihi objektif bir açıdan henüz yazılmamıştır kanısındayım.
Kabardey'i parça, Rusya için bütün kabul edersek, parça ile bütün ile örtüşmüştür diyebiliriz. Kabardey bey varlığı toparlanmış, yeniden geniş toprak, hayvan sürüleri ve serf (pşıl) sahibi olmuş , 90 yıldan çok varlığını sürdürmüştür. Dediğinizin tam aksine birçok Kabardey beyi 1860 yılında kölelerini ve taraftarlarını toplayıp Osmanlı topraklarına iskânlı göçmen olarak göç etmiştir. Sadece Kabardeyler değil, komşular, Çeçen ve Dağıstanlılar, Azeri ve Gürcüler de Rus idaresi ile sonunda uzlaştılar. Sadece Balkarlar (1827) ve Svanlar (1850'ler) Ruslara karşı direnmişlerdir.

Facebook hesabımda olan "Kırım Savaşı" adlı tez yazımda, General Kont Baryatinski'nin Çeçen ve Dağıstanlıları hangi taktiklerle Şamil'den ayırdığı noktası üzerinde kısaca durmuştum.

1859 yılında Karadeniz kıyısında yaşayan Şapsığlar ve diğer Adıge gurupları dışında şeriatçı Abzahlar ve diğer Adıge toplulukları Rus yönetimini benimsediler. 2 yıl sonra, 1861'de Abzahlar ile Ruslar arasında varılan Çar'a bağlılık yemini bozuldu. Baryatinski'nin yerine başkomutan olan General Kont Yevdokimov Abzahlara saldırdı. Çar II. Aleksandr tarafından yapılan uzlaşma, daha doğrusu Abzahları Kuban düzlüklerine yerleştirme çabaları sonuç vermedi. Çünkü Çar'ın Abzahlara ve Şapsığlara Maykop'un doğusunda gösterilen yerler su basan ve yer yer sıtma yatağı olan bir alandı. Örneğin, su basmayan Laba'nın doğusuna geçiş yasaktı, o yerler Kazak yerleşimine tahsis edilmişti.

Şapsığların ve müttefiklerinin diğerlerinden farkı, topraklarının tamamını yitirme sonucunu doğuracak bir Rus hükümet kararının alınmış olmasıydı. Diğer topluluklara-Bjeduğ, K'emguy, Kabardey ve böylelerine kendi topraklarını az çok bir kısmı bırakılıyordu. Şapsığ ve Abzahlara kendi toparklarından santim bir yer bırakılmıyordu. Bugünkü Maykop'tan Karadeniz'e, Karadeniz kıyısında da Kuban nehri ağzından şimdi Abhazya'da bulunan Bzıb nehri ağzına kadar olan bütün bir alandan Çerkes nüfus tamamıyla temizlendi. Tabii Şapsığlar demekle kastettiğimiz Şapsığ, Hak'uç, Natuhay, Abzah, Vıbıh, Ciget ve diğer kıyı topluluklarıdır. Bugün için, Karadeniz kıyısında bunlardan sadece

Şapsığlar bir etnik-yöresel birim olarak tanınıyor, dediğiniz gibi sadece onlar bir varlık gösterebildiler ve bir şekilde ata toprağında tutunmayı başardılar.

Kölelik konusuna gelince, 1815 Viyana Kongresi ile köle ticaretinin bütün bir dünyada yasaklanması kararı alındı. 1860'lara geldiğimizde, yani yarım asır gibi bir tarihsel kesit içinde kölelik tarihe karıştı. Ancak izleri sürmemiştir diyemeyiz, bir süre sürdü tabii. Konuya ırksal değil, sınıfsal ve siyasal açıdan yaklaşmak gerekir. Geçmişin bu acı sayfası için kimseyi aşağılamamak ve küçük görmemek gerekir.

Günümüzün anlayışı ırk, dil, din, sosyal sınıf farkı gözetmeksizin herkesi eşit görme anlayışıdır. Hedef eşitlikçi büyük bir dünya ailesine ulaşmaktır.

Kölelik toprak beylerinin ve tefecilerin borçlandırmaları yoluyla Kafkasya'da güç kazanmış bir kurumdu. O konuyu artık araştırmacılara, tarihçilere bıraksak, ileriye baksak daha iyi olur diyorum. Saygılar.

04 Nisan 2016 Pazartesi Saat 18:24
Necmettin Karaerkek

Yurdunu,Dilini,Kültürünü . Ormanlar'da saklanarak koruyan yeğane Çerkes Halkı : KIYI BOYU ŞAPSIĞLARI dır.O'nların dışında orada kalabilenler: Hırıstiyanlar,Rus yalakaları ve 1861 de ,Moskova'da Kölelik kaldırıldığı için.Özğür olan kölelerdir.Şapsığlar'ın etnik,kültürel değerlerini koruyalım.

30 Mart 2016 Çarşamba Saat 14:21
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net