Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Meşbeşe İshak:Yiğidin Kılıcı Körelmez
13 Ağustos 2016 Cumartesi Saat 22:46
 
Kişi, şiirsel bir ruhla doğmuşsa, büyük bir yetenek olabilir. Ancak şiir dünyasında yer almak için bir başına bu yetenek yetmez, bıkmadan usanmadan çalışmak gerekir. Yaşamın, en güçlü, en büyük usta olduğunu bilmen, sana sunduğu birikimleri kendinde yoğurman, toplumun istek ve özlemlerini kendinde yaşatman gerekir. Onları zekâ ve yeteneğinle yoğurduğunda, dört bir yana dal uzatmış şiir dünyası yaratırsın, bu takdirde okuyucu seni fark edecektir.
 
Geçmişin öğrettiği geleceğin yol göstericisidir: 
 
N.Zamir: İshak, Adıgelerin geçmişini, tarihini ele alan çok sayıda roman yazdın. Bunları okuyan kişi, geçmişle bugünü birbirine bağlamış olman karşısında şaşırıyor. Adıge’nin dününde yaşanan gözyaşı ile zoru, boy ölçüşme ile savaş yıkımını, çile ile üzüntüyü gözler önüne seren dizeleri okuyup kitabı kapattığında, insanın yüreği acıyla kaplansa bile, ulusun geleneği, doğruluğu, yiğitliği, adalet duygusu ve sabrı ile karşılaşıp gurur duymaman elde değil. Başka türlü söylemem gerekirse, romanların geleceğe giden yolu bizim için aydınlatıyormuş gibi bir izlenim bıraktı bende. Bu kitapları yazıp kitlelere ulaştırmakla amacına ulaşmış olduğun düşüncesinde misin? 
 
 M.İshak: Kitlelere ulaştırmak istediğim şeyi sen de söylemiş bulunuyorsun. Amacım geçmişi kınamak değil, onun için yazmıyorum, gençlerin ulusun geçmişini öğrenmeleri, başımıza gelen felâketlerden ders çıkarmaları ve bu gibi konularda kafa yormaları tek dileğim. Ulusun kökünün dayandığı yer, geçmişten gelen birikim, bilim, işte bunlar geleceğin yolunu aydınlatırlar. Ulusumuz çok sayıda yıkımla karşılaştı. Ancak bu olup bitenler, Adıgelerin başına gelenler nedeniyle kılıcımı bilediğim, birilerini hedef gösterdiğim sanılmasın. Arşiv belgelerinden aldığım doğru şeyleri sanatsal yöntemlerle işleyip okuyucuya sunuyorum, herkesin  yazılanları anlayarak okuduğunu sanıyorum.
 
Hangi biçimde olursa olsun, barış içinde yaşamanın en güzel şey olduğuna inanıyorum. Bir zamanlar bizler de bu topraklara gelip yerleştiğimizde kuşkusuz birilerine zarar vermiş olabiliriz. Başucumuzda yükselen güneş binlerce yıldan beri ayırım yapmadan hepimizi ısıtıyor, pınarlar hepimizin susuzluğunu gideriyor, verimli topraklar da aynı biçimde hepimize ürün sunuyor. Tarihsel romanlarımda böylesine bir anlayış yatıyor. Ulusunun acılarını ve sevinçli anlarını bilmezsen, dün ile bugünü karşılaştırmazsan, iyi yazar, emekçi ve politikacı olabilir misin? İstediğim tek şey, Adıgelerin gerçek tarihini, güzel geleneklerini ve karakteristik özelliklerini gelecek kuşakların, gençlerin unutmamaları. Okuyucularım bu gibi konulardaki görüşlerini benimle paylaştıklarında ayrıca mutluluk duyuyorum.
  
Biz hepimiz kardeşiz, Adıgeyiz. Ulusumdan kişileri farklı adlarla çağırmayı sevmiyorum: Kabardey’de yaşayanlara “Kabartaylar”, Karaçay-Çerkes yöresindeki  Adıgelere “Çerkesler” demiyorum. Hepimiz Adıgeyiz, herkes elinden geldiğince çalışmalı, mesleği neyi gerektiriyorsa onunla ulusumuzu ileri götürmeli, adını en güzel bir biçimde duyurmalı.  
 
N. Zamir: İshak, romanlarında tanıttığın kahraman örnekleriyle bütün bir ulusu eğitmiş olmanın değeri hiçbir şeyle ölçülemez. Tarihten alınmış kişileri, gezginleri, silâhşörleri, yaman savaşçıları bugünkülerle karşılaştırdığımızda, büyük bir fark bulunduğunu görüyoruz. Bugünkü edebiyatın o gibi yiğitleri ele alması gençlerimiz, çoluk çocuğumuz için olumlu bir örnek oluşturabilir mi?
  
M. İshak: Her dönemin kendine özgü kahramanları olur. Göğsünü yumruklayan, büyük konuşan kişi değildir kahraman olan. Eksiksiz biri değildir kahraman, ama o kişi yiğit ve adil olmalı, ulusu, köyü, ülkeyi gerçekten düşünmeli. İşinde başarılı çok kişi olabilir, işte böylelerini günümüzün kahramanları olarak göremez miyiz? Görebiliriz. Çünkü onların başarıları başkaları için iyi örnek olur. Bugünkü gençlerden söz edecek olursak, onları bilmedikleri konularda eğitmek gerekir, kınamadan önce. Köyümdeki okulda beni okutan öğretmenlerim annem gibi yaşamımda yer ettiler, onlar beni yaşama hazırladılar, eğittiler. Şu sıralar öğretmenlerle öğrencilerin ilişkileri büyük bir değişim geçiriyor, yine de umudumuzu yitirmemeliyiz. Sıra ülke savunmasına geldiğinde, çoluk - çocuğun dayanışma içine gireceğinden, yiğitçe davranacaklarından kuşkum yok.  
 
Ulus yazarının dili doğru ve gerçekçi olmalı:
 
 N. Zamir:İshak, romanların sadece seni üne kavuşturmuş değil, çok sayıda ülkede ulusumuzu tanıttınız, Adıgelerin geleneğini, özelliklerini oralara ulaştırdınız. Bununla birlikte, inanıyorum, kitapların gençlerimizin ulus bilincini geliştiriyor, diaspordaki Adıgelere inanç götürüyor, tarihten yerinde dersler çıkarmamızı sağlıyor. Hepsinden de önemlisi Adıgece yazıyor olman tabii. Rusya’nın en iyi yazarları arasında adın geçiyor, anadilinde yazarak ülkende yaşamakta olmanın yararı hiçbir şeyle ölçülemez diyorum.  
 
M.İshak:Yazarın yaşaması ve çalışması gereken yer doğduğu yerdir. Ruhunda ülke sevinci yoksa, kendi ulusunun tarihini bilmiyorsan, geçmişinden habersizsen, eski öykü ve şarkılardan beslenmemişsen, anadiline hâkim değilsen, o kişi ulusal yazar olamaz. Ben birçok kez Moskova’da bulundum: Rusya Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu Sekreteri, Bağımsız Devletler Topluluğu Yazarlar Birliği Yürütme Kurulu Başkan yardımcısı, “Oktyabr” adlı sanat-edebiyat dergisi genel yönetmenliği görevlerinde bulundum…Kendi kişisel çıkarımı düşünecek konuma gelmiştim ama biran olsun düşünmedim: Ben memur değildim, yazarım, ulusumun yazarıyım. Silâhım da Adıgecem. Moskova’ya gitmekle neyi yazardım ki? Kişiliğimi değiştiremezdim. Kişisel görüşüme göre, yazar ulusu içinde yaşamalı, aksi takdirde, özü, içeriği olan bir şey ortaya koyamaz. 
 
N.Zamir:Tarihi roman yazmak sıradan roman yazmaya benzemez, çok daha zordur. Bu konuda belirli sanatsal ölçütler var; belgeleri incelemen, sayısız kitap okuman, gerçekle yazarın sanatsal yeteneğini bir araya getirip bir sonuca ulaşman gerekiyor. Bu zorlu ölçütleri tarihi romanda nasıl yerine getirdiğinizi bize kısaca anlatır mısın? Bir tarihsel roman yazman için ne kadar bir süre çalışıyorsun?  
 
M.İshak: Bir romanın konusunu yaklaşık bir yılda hazırlıyor, bir iki yılda da romanı yazıyorum. Romanı türüne uygun bir hale getirmek için birçok kez yeniden okumam, düzenlemem gerekebiliyor. Adıgelere ilişkin olarak biliminsanlarımızın yazdıklarını okuyorum. Bununla yetinmeyerek romanda dile getirdiğim belgelerin bulunduğu arşivlere başvuruyorum, söz gelişi Moskova, St.Petersburg, Krasnodar, Stavropol, Tiflis, İstanbul, Paris, Tahran, Şam, Kahire arşivlerinde araştırmalar yaptım. Elimde değişik yüzyıllara ait ve Adıgelerin yaşamına ilişkin belgeler, uzak yüzyıllarda olmuş olaylara ilişkin ilginç yazılar bulunuyor. Adıgelere ilişkin çok sayıda yazı var!  
 
Kremlin’de bulunduğum sıralarda geniş çalışma olanağı elde ettim. Sovyetler Birliği Üst Meclisi’nde milletvekiliydim, hiçbir engelle karşılaşmadan Rus subaylarının, generallerin anılarını okuma fırsatı buldum, yabancı ülkeler yazar ve diplomatlarının yazılarını gördüm. Her biri ilginç bir arşiv belgesiydi. Bu biçimde bir araya getirdiğin belgelere dayanarak yazmaya başlıyorsun. Çok sayıda tarih kitabı yazmış olsan, bunlar yayınlanmış olsa bile, yeniyi yazmaya başladığında ilk kez yazıyormuşsun gibi içinde bir ürperti oluştuğunu duyuyorsun. Tarih kitabı dışında olaylara bir yaklaşım olanağın da olmaz. Çok büyük ve geniş boyutlu hazırlanman gerekir, bu bir yana, bir de yazmaya başladığın dönemi iyi öğrenmen, o döneme gitmen ve o dönemde yeniden yaşaman, bulunman gerekiyor. Çok ilginç bir şey, insana mutluluk veren bir olaydır bu. Söz gelişi, ünlü beyler Reded ve Mstilav dönemini canlandırmak, yeniden yaşatmak ve gözler önüne sermek neye değmez ki. Sadece o kahramanları değil, o yerde yaşanmış hainlikleri, casuslukları da okuyucuya göstermek gerekiyor.   
 
Bu son dönemde yazdığım tarih kitabına “Khekheskher” (Xexesxer; Diasporadakiler, dış ülkelerde yaşayanlar) adını verdim. Kitap Rus-Kafkas Savaşı döneminde Türkiye’ye sürülen, kovulan, ardından Balkanlar’dan İmparatorluğun başka yerlerine göç ettirilen Adıgeler konusunu işliyor. 1877 – 1878 yıllarında, son Rus-Osmanlı Savaşı sona erdiğinde, soydaşlarımız topluca Balkanlar’dan Orta Doğu topraklarına göç ettirildiler. Bu son tarihi romanla Rus-Kafkas Savaşı’na ilişkin beş ciltlik seriyi tamamlamış oldum.  
 
Amacını sona erdirmeyenin gücü de sona ermez :
 
N.Zamir:Kitap, resim ya da şarkı yazdığında insanın kendi yaratcı yeteneğinde bir gelişme yaşandığını fark ederek mutluluk duyduğu söylenir. Ben de şunu sormak isterim, severek yaptığın bir iş sana da eş değerde bir mutluluk verir. Kısaca belirtmem gerekirse, sevdiğin işten bıkmazsın. Durum öyle de olsa, İshak, sen çok büyük bir iş yapıyorsun, yazdığın onca koca romanlar için gereken gücü nereden alıyorsun?
 
M.İshak: Ben bizi yaratan Ulu Tanrı’dan çok memnunum, bana kendi yaratıcı yeteneğinden bir parça sunduğu için. Yazdıkça moral buluyorum, sözlerimle ulusumu, ülkemi ve insanlığı yücelttiğim için ayrıca mutluluk duyuyorum, bu konuda gerçekten şanslıyım. Ancak, yaratcı yetenek gerektiren çalışmalar sadece mutluluk vermez, zor şeylerdir bunlar. Yazar Hatko Ahmed’in dediği gibi, o an aradığın sözcüğü bulman bile kolay şey değil. İğne ile kuyu kazımaya benzer. 
 
 İnsanlar ünlü yazara ve ona yapılan övgülere özlem duyar, onu örnek alırlar. Ama o insanlar içinden çok azı başarının kişisel yeteneğe bağlı bir şey olduğunu kavrayabiliyor. Her zaman yazar bir başına kitaplarıyla başbaşa kalır. Yazara en yakın kişi bile aradığın sözcüğü bulmanda, düşlediğin bir olayı açıklamanda, sergilemende, olayı sonuna vardırmanda, ilginç bir süje, bir özne bulmanda sana kimse yardımcı olamaz. Moral verirler, danışmanlık yaparlar, ancak kitabın sayfalarını kendileri dolduramazlar.  
 
Benim en iyi çalışma saatlerim, gün ağarırken, şafak vakti olur. Jev ketegırem Thar kıfepsev (Erken kalkana Tanrı yardımcı olur) sözü doğrudur. 75 yıldan beri edebiyat dünyasında, onun kırlarında dolaşıyorum, bir dize, bir satır olsun yazmadığım günüm olmaz. 
 
Her sabah yazmak için sabırsızlanır, masamın başına geçerim. Yeryüzünün güne uyandığı, en güzel amaçların boy verdiği, düşünce ile gücün birleştiği bir süreçtir sabah vakti. O sırada bir güç yitirdiğini düşünmezsin bile, dün bulamadığın şey, bir bakarsın bugün kendiliğinden sayfanda belirivermiş…
 
N.Zamir: Sadece Adıgelere ilişkin şeyler değil, değişik uluslar arasındaki ilişkileri daha iyi hale getirme çabalarına da katkıda bulunuyorsun. Bu konuda ülke yöneticileri ile de buluşabiliyorsun. Üst yöneticilerle ulus ve ülke sorunları üzerine açık konuşma olanağını elde edebiliyorsun. Yıllardır Rusya Sivil Toplum Dairesi’nde çalışıyorsun. Bu konuda yazarın bir siyaset ve toplum işçisi olması gerektiğini senin örneğinden anlıyoruz. Bütün bunları yaratıcı yeteneğine zarar vermeden nasıl bir arada bulunduruyor ve birlikte götürebiliyorsun? Bundan başka günümüzün politik ve toplumsal yaşamına ilişkin görüşlerini de öğrenmek istiyorum.  
 
M.İshak: Yazar toplumsal yaşamdan uzakta yaşamını sürdüremez. İnsanı kaygılandıran şeylere, yeryüzünde olup biten şeylere karşı kör ve sağır olamam. Ben uzun süreden beri ülkenin toplumsal-politik yaşamı içindeyim. Eski Adıge oblastı ile Krasnodar kray temsilciler meclisi ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Yüksek Meclisi milletvekilliği görevlerinde bulundum. Yazar böyle şeylerden olumsuz etkilenebilir mi? Bir yönüyle “hayır” denebilir, başka bir yönüyle de, toplumsal görev fazla vaktini aldığı için kötü etkilenme olur dersem bile, yararı zararından çok olmuştur diyebilirim. Çünkü yeryüzünde olup bitene, yaşama daha derinlemesine bakabiliyorsun. Bunları bilmezsen kimin yazarı olabilirsin ki? 
 
Başka bir yönden baktığınızda da, “Tarih kitapları yazan biri günümüz dünyasını nasıl, ne düzeyde öğrensin” diyebilirsin bana. Günümüz dünyasının geçmişin bir devamı olduğunu varsaydığımızda, tarihi bilme gereği yanında günümüz yaşamını da tanıman, bilmen gerekiyor. 
 
Dünyaya bakış açımdan, düşünce biçimimden söz etmem gerekirse, herşeyden önce belirtmem gereken şey ülkem, Adıgey’dir. Yurduma, ülkeme vurgunum, onlar canımın içidir. Ekonomi, kültür, bilim, eğitim ve spor alanında soydaşlarımın başarılarını duydukça seviniyorum, başım yukarılarda oluyor, gurur duyuyorum. Devletimizin kazanımları ve karşılaştığı zorlukları yüreğimde duyuyorum, elimden geldiğince ülkemin gelişimine katkıda bulunmaya çalışıyorum.  
 
Rusya Federasyonu Sivil Toplum Dairesi’nde ulusal sorunları dile getirmeyi görev sayıyorum. Çünkü Rusya’nın güvenliğinin orada yaşayan az nüfuslu ulusların dayanışmasına bağlı olduğuna inanıyorum. Dünyanın tek düze olmadığı gibi biz de tek düze değiliz, büyük farklılıkları barındırıyoruz. Farklı giysiler taşıyoruz, farklı danslarımız var, farklı dillerde konuşuyoruz. Bu farklılıklarımız asıl güç kaynağımız. Bugün Rusya’da önceliği neye vermek gerekiyor? Yine yeniden onu belirteyim: İnsanların kardeşliği anlayışına.
  
N.Zamir:Uzun yıllardan beri Adıgey Yazarlar Birliği başkanısınız, cumhuriyette yayınlanan dört derginin ortak yayın kurulu başkanısınız. Bunca işin altından nasıl kalkıyorsunuz, doğrusu şaşırıyorum, onca işe zaman ayırma gücünü nereden buluyorsunuz? İshak sen ne zaman dinleniyorsun?
 
M.İshak:Doğrudur, çok şeyle ilgileniyorum. Yazarlar Birliği’ne gücümü katıyorum, Adıgece yayınlanan “Zekoşnığ”, “Joğobın”, Rusça yayınlanan “Literaturnaya Adıgeya” (Adıgey Edebiyatı) ve “Rodniçok” dergilerinin genel yayın yönetmeniyim.  
 
Hemen belirteyim: Dinlenme saatlerinde yazıyorum. Yazdığını beğendiğinde, harcadığın zamana ve emeğe değer diyorsun. Kalbin temiz, iyi olduktan sonra çok şeyi başarabiliyorsun. Yaşamım hep mükemmel geçmedi, mutluluk duyduğum anlarım, çelme takılan durumlarım oldu. Ama her ne olursa olsun üstesinden geliyordum: “Akşam güneşi batsa bile sabah güneşi yeniden doğar!” Hiçbir zaman umutsuz olmadım, insana asıl zarar verenin, mutsuzluğun kaynağının umutsuzluk olduğuna inanıyorum. Güçsüz olduğum, halsiz düştüğüm de oluyor. Böyle olduğumda kendimi dinliyor, kendi kendime ayağa kalkıyorum. Çok kişi söylüyor: “Yaşına göre çok güçlüsün”. Vaktini dolu dolu yaşamalısın, içinde iyilik olmazsa, seni yiyip bitirir. Gece başını yastığa koyduğunda, güzel bir gün geçirmiş olmanın verdiği huzurla sabahı düşünerek, Tanrıya şükrederek uyumalısın.  
 
Şans emeğinle birlikte gelir : 
 
N.Zamir:“Mutlu olduğum, çelme atılan anlarım oldu” dedin. Yine yaptığın çalışmalara büyük bir değer biçildiğini, çoğunluğun seni sevdiğini, beceri ve yeteneğinle rahat bir yaşam sürdürdüğünü sanıyorum. Yanılıyor muyum? 
 
M.İshak: Üzüntü duymadığımı, bana saldırılmadığını, kalbimi kıran birileri çıkmadığını sanıyorsan yanılıyorsun. Yakınmayı sevmem. Kendime güvenerek, önüme çıkan güçlükleri aşarak yeniden güç topluyor, yaşamımı sürdürüyorum. Yaşamım hep güneş aydınlığı gibi parlak geçmedi, kendi kendime tökezlediğim, başkalarınca tökezletildiğim durumlarım oldu. Başardığım çok şey de oldu, başaramadığım da az değil. Bana yararı dokunanların  iyiliğini hiç unutmadım, zarar verenlere de kin duymadım. Böyle durumlarda annem hep söylerdi: “Seni eleştirmeye başlarlarsa adam olmuşun demektir, oğlum kimseye kırgın olma”.  
 
Yaratıcılıktan konuşmak gerekirse, yolumu kendim çizdim, bundan mutluluk duyuyorum. Yine de hiç kimsenin bana yardımcı olmadığını söyleyemem. Çünkü bana Rus yazar dostlarım destek oldular: İlk kitaplarımı Moskovada yayınlayan K. Çukovski, M. Svetlov, D. Zaharçenko, M. Lvov, Edebiyat Enstitüsü’nde öğrenci olduğum sırada beni farkedip SSCB Yazarlar Birliği’ne alınmamı sağlayan Sergey Mihalkov, Natalya Konçalovskaya, hemşehrilerim Қeraş Tembot, Қıŝeko Alim, Yevtıh Asker, Veĥte Abdulah, Kaysın Kuliyev ve daha başkalarını sayabilirim. Bugün de kitaplarımı kişisel paralarıyla bastıran dostlarıma teşekkürlerimi sunuyorum. Ama kim yardım ederse etsin yazarın kendi yeteneği yoksa para etmez, kendi kendine yeterli olman en önemlisi. Yazı yazmak kolay şey değil, en zoru da düzyazı. Şiiri bugün “yazmasan”, sabah yazsan da olur. Roman öyle değil, her gün bıkmadan onunla ilgilenmen gerekir.  
 
N.Zamir: Yaşamın kolay bir yolculuk olmadığını biliriz, ama şanslı isen, çok güçlüğü aşabilirsin diye düşünüyorum. Aşıp geldiğin bu büyük yolculuk seni tatmin etti mi, bugün için kendini şanslı biri olarak görüyor musun? 
 
M.İshak: Şans kişiye göre değişir. Bazıları şansı aşkta arar, ancak aşk başa gelen, yaşanan bir duygudur. Aile mi, çocuklar mı? Küçük oldukları sürece çocuklar kalbini kırmazlar, sana mutluluk katarlar, sevinç duyarsın. Ama büyüdüklerinde, bizden kopuyorlar. Çalışmaya gelince? Sevdiğin mesleği yaptığın sürece, en çok da yaratıcı bir işse bu, sana huzur verir. Daha derine inersek, şans, mutluluk dediğimiz şey yaşamdır, sağlam ayak bastığın, sorunlarla didiştiğin şey yaşamın kendisidir. Ev inşa ettiysen, fidan diktiysen, çocuğun olduysa, yaşamın köksüz kalmaz derler. Bunun felsefi bir görüş olduğunu anlayarak düşünüyorum: İyi bir kitap yazman, dinleyenlerin beğendiği bir şarkı düzenlemen, güzel bir resim yapman daha kötü mü? Benim bir ailem var, kız ve oğlan torunlarımla mutluluk duyuyorum. Epey zamandır büyüdüler. Her biri sağlam birer ağaç kökü gibi. Yaşamım köksüz kalmadı. Allah bana yetenek bağışladı, sağlıklı olmamı sağladı, elimden geleni yaptım. Şans ve mutluluk denen şey benim için budur.
 
N.Zamir: Mutlu olmak için insana çok az şey yeter. Bugün kitaplarını toplu halde bana verdin ve beni mutlu ettin. Doğumunun 85. yılını karşılama bağlamında bu toplu eserlerin yeniden yayınlanmalarının seni mutlu ettiğinden kuşkum yok. Bu kitaplarda neler anlatılıyor? 
 
M.İshak: Yayınlanan toplu kitaplarım arasında şiirlerim, manzum eserlerim, romanlarım, gazete yazılarım yer alıyor. Bu yazılar çok sayıda, 70 yıl boyunca yazmış olduğum yazılar. Tarih kitaplarım sadece tek yüzyıla ilişkin değil. Bu kitaplarla X. yüzyıldan başlayarak Adıgelerin dünyasını ortaya koydum, sergiledim. Bunları okuyucuya sundum. Kişisel görüşüme göre, Rusya’da yaşayan uluslar içinde en güvenilir olanlar arasında Adıgeler yer alıyorlar. Rusya devletinin kuruluşunda, yapılandırılmasında soydaşlarımız büyük görevler yüklendiler, katkılarda bulundular.
 
N.Zamir: “Yerle Göğün Buluştuğu Yerde Ne Var?” kitabında aklından geçen düşünceleri anlatıyorsun. Bugün çıktığın yüksek yerden aşağıya doğru bir  pencereden baktığında, kitabın sonunda, yeryüzünde daha başka yeni şeyleri aramakta olduğun gibi bir izlenim doğdu bende. Hangi konuda bizi yeniden sevindireceksin, hangi konu üzerinde çalışıyorsun? 
 
M. İshak: Sözünü ettiğin kitabın ardından geçmiş dönemleri anlatan iki roman, “Rafığeher” (Kovulanlar), “Khekheskher” (Diasporada Yaşayanlar) romanlarım yayınlandı. Kesin ifade edeyim: O iki romanla işim bitmedi, çalışma gücüm, kapasitem sona ermedi. Başlayacağım işi ya da başladığım işi vakitsiz açıklamayı uygun bulmuyorum, ama sana söyleyeyim, şu an “Hattxem” (Xetxem; Hattiler) konusu üzerinde çalışıyorum. Tarihsel bir roman olacak bu. Uzak geçmişte yaşayanlara bir göz atmak, Adıgelerin türediği söylenen insanlara ilişkin tarih kitabını (versiyer) yazmak istiyorum başarabilirsem…  
 
N. Zamir: İshak, sana büyük bir saygı duyuyorum. Ulusa ve ülkeye karşı yüklendiğin görevleri uzun bir süreden beri başarıyla tamamladın, şimdi de gücünü ve yeteneğini ulusun gelişimi için ortaya koyuyorsun, bundan böyle Tanrı sana sağlık versin ve seni bize bağışlasın, bunun için dua ediyorum. Saçlarına henüz ak düşmeye başlamış. Bu nedenle 15 yıl sonra bir görüşme daha yapmak üzere sözleşelim diyorum.  
 
M. İshak: Ayakta durur halde yüz yaşıma varırsam …   
 
Meşbeşe İshak hafifçe gülümsedi.  
 
 
 
 
Röportaj: NEĆEPICE Zamir   
 
Adıge mak, 18 Mayıs 2016
 
 
Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız
 
Cherkessia.net, 13 Ağustos 2016
 
 

Bu haber toplam 1958 defa okundu.


Ğuçe

Yazarımıza Allah uzun ömür versin. Daha nice seneler üretsin.

17 Ağustos 2016 Çarşamba Saat 18:29
SEMİH AKGÜN

"Biz hepimiz kardeşiz, Adıgeyiz. Ulusumdan kişileri farklı adlarla çağırmayı sevmiyorum: Kabardey’de yaşayanlara “Kabartaylar”, Karaçay-Çerkes yöresindeki Adıgelere “Çerkesler” demiyorum. Hepimiz Adıgeyiz, herkes elinden geldiğince çalışmalı, mesleği neyi gerektiriyorsa onunla ulusumuzu ileri götürmeli, adını en güzel bir biçimde duyurmalı." diyor
İshak.
Yalnız bu röportajın yayınlandığı dil Çerkesçe/ Adığebze. Biz kendi dilimizde kendi ulusal adlandırmamıza Adığe diyoruz. Fakat Türkçe yazdığımızda Adığe değil Çerkes, Rusça yazdığımızda черкес, İngilizce yazdığımızda Circassian, Arapça yazdığımızda Eş-Şerakise (الشركسية) diyoruz, demek zorundayız.
Bu durumda başka türlü bir müdahale olmaz. Zira bir literatür, bir dil de sözcük hazinesi bir kaç yılda oluşan bir durum değildir. Binlerce yılda oluşur.

15 Ağustos 2016 Pazartesi Saat 09:09
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net