Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dmitri Trenin:Dış Politikaya İdeoloji Yön Vermemeli
05 Ocak 2017 Perşembe Saat 20:46
 
Dmitri Trenin, 22 Aralık 2016
 
Sovyetler Birliği kendini ideolojik bir güç olarak gördü. Komünizmin “tüm insanlığa aydınlık bir gelecek” sunduğuna inanılır; tarih, gelişmişlik düzeyi, kültür farkı gözetmeden komünizmin her ülke için doğru sistem olduğu düşünülürdü.
 
Sovyet imparatorluğunun çökmesinden çeyrek asır sonra bu saçma mantık dünya çapında etkili olmaya devam ediyor.
 
Sovyetler Birliğinin komünizm ihraç ettiği ilk ülke Moğolistan’dı. Geç 1930’lu yıllarda feodalizmden sosyalizme geçilmişti. Sovyet-destekli rejimler İkinci Dünya Savaşından sonra – Doğu Avrupa ve Doğu Asya dışında – Latin Amerika ve Doğu Afrika’da da iktidara geldiler.
 
1979 yılında sıra Afganistan’daydı. İşgalin amacı bu ülkeyi Sovyet yörüngesinde tutmaktı. Sonra öncelikler değişti. Bu defa amaç Afganistan’ı dönüştürmekti; Moğolistan’da olduğu gibi.
 
Sovyetler Birliği Afganistan’da militan İslam’ın gücüyle tanıştı, dindar bir ülkeyi işgal etmek onu dönüştürmekten daha kolaydı.
 
Sovyet ordusu Afganistan’a girince Sovyetler Birliğinin en büyük zaafı aşırı yayılma afişe oldu. Moskova düzinelerce ülkeyi kendi çizgisinde tutmakta ve desteklemekte zaten yeterince zorlanıyordu.
 
Afganistan’daki gereksiz savaş içerideki memnuniyetsizliği katmerlendirdi. Sovyet ekonomisi artık büyümüyordu. Altyapısı dökülüyor, halkın öfkesi büyüyordu. Çok sayıda yandaş devleti desteklemek kaynakları tüketmişti.
 
Dış kredi almakta her zaman ihtiyatlı davranmış olan Moskova bu ilkesini terk etmişti. Artan kredi gereksinimi Sovyet dış politikasını şekillendiriyordu. İçeride liberalleşme adımları hızlanıyordu. Derken Almanya’nın birleşmesi gündeme geldi. Nihayet Moskova Doğu Avrupa’ya müdahale etmedi.
 
Dmitri Trenin:Direktör, Carnegie Moscow Center
 
Bu kesitten çıkan dersleri önce Rusya Federasyonuna uygulamak gerekiyor. Rusya küresel imparatorluktan vazgeçmekle kalmadı, Ukrayna gibi kalpgah kabul edilen topraklardan da çekildi.
 
Yirmi beş yıl sonra kendini küresel büyük güç olarak yeniden inşa ederken bile Rusya farklı bir ad altında da olsa imparatorluk kurmayı düşünmemeli.
 
Rusya Suriye’ye kara kuvveti göndermeyeceğini belli etti. Yoksa Suriye’nin yeni bir Afganistan olmasına göz yummak zorunda kalacak.
 
Dersler eski Sovyet sahasıyla sınırlı değil. Tarih tekerrür etmez, benzerlik içinde seyreder.
 
Afganistan (2001) ve Irak (2003) işgallerini demokrasi kisvesi altında uluslaştırma projeleri izledi. Beşeri ve mali bedeli ağır oldu.
 
Sadece komünizm değil, hiçbir ideoloji dış politikaya yön vermemelidir. Askeri maceralar içeride hayal kırıklığına yol açarken dışarıda itibar kaybettirir. Artan ulusal borçlar zamanlı bomba gibi devletin istikrarını tehdit eder.
 
Sonunda Sovyetler Birliği emperyal kibiri yüzünden nihai bedeli ödedi.
 
 
 
Çeviri: Dr. Ömer Aytek Kurmel
 
Cherkessia.net, 5 Ocak 2017
 
 
***
 
Ideology Should Not Guide Foreign Policy
 
Dmitri Trenin, December 22, 2016
 
The Soviet Union saw itself as an ideological power. Moscow believed that communism offered, as the old communist slogan went, a “bright future for all humanity.” Leaders in Moscow were convinced that communism was the right recipe for any country, regardless of history, development, or culture — and 25 years after the collapse of the Soviet empire, that misplaced logic is still shaping events around the globe.
 
The Soviet Union’s first major success in communism promotion came in Mongolia, where Moscow prided itself in shifting the country from feudalism to socialism by the late 1930s. After World War II, in addition to Eastern Europe and East Asia, Soviet-sponsored regimes spread across the globe, from Latin America to East Africa, with nominal success.
 
But then came Afghanistan in 1979. Moscow went in first to ensure that leaders in Kabul remained loyal to the Soviet Union, but once it was in, the mission changed to helping the Afghans build a state and society based on the Soviet model, like it did in Mongolia. It was in Afghanistan that the Soviet Union discovered the power of militant Islam and eventually understood that it was so much easier to invade a deeply religious country than to reshape its society. By the time Moscow sent military forces into the country, the Soviet Union had revealed its cardinal weakness: imperial overreach. Moscow was already beginning to struggle to keep in line its allies in Eastern Europe — and to support dozens of client states across the globe.
 
Discontent at home was grossly enhanced by the war in Afghanistan, which was both costly and unnecessary. At the same time, the Soviet economy had run out of steam by the 1980s, with infrastructure crumbling and popular rancor growing. The cost of supporting a long list of satellites and surrogates was sapping the finances of the Soviet Union. Moscow, which had always been wary of borrowing abroad, began to take more and more loans. In the final years of the Soviet Union, its foreign policy was heavily influenced by the constant need to seek more funding from abroad: The pace of domestic liberalization was increased, steps toward the German reunification were taken, and Moscow did not intervene when Eastern Europe pursued its own political course in the 1980s.
 
The lessons from this historical episode apply first of all to the Russian Federation, the successor to the Soviet Union. It immediately rejected any state ideology, abandoning not only the global empire but also the lands traditionally seen as Russia’s historical heartland, such as Ukraine. Twenty-five years later, as it seeks to rebuild itself as a global great power, Russia is realizing that founding an empire under a different name is not in the cards. Having entered the war in Syria, Russia has also made it clear from the start that it will not send in its ground forces, lest Syria becomes another Afghanistan.
 
But the lessons shouldn’t be limited to the former Soviet space. History does not repeat itself, but it rhymes. U.S. interventions in Afghanistan in 2001 and Iraq in 2003 developed into massive nation-building projects under the guise of democracy — at great human and financial cost. Any ideology, not just communist, is a poor guide for foreign policy. Foreign military misadventures result in disappointment at home and loss of prestige abroad. And a growing national debt is a ticking bomb that threatens the very stability of the state.
 
In the end, the Soviet Union paid the ultimate price for its imperial hubris.
 
Director, Carnegie Moscow Center
 

Bu haber toplam 2089 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net