Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dans ve Kutsal Korular: Mari Olmak Ne Anlama Geliyor?
28 Ocak 2017 Cumartesi Saat 22:57
 
Özgür Avrupa/Özgürlük Radyosu, 9 Ocak 2017  
 
Orta Rusya’da yer alan Mari El Cumhuriyeti geleneklerini gururla koruyan Mari halkına ev sahipliği yapıyor.  
 
Mari halkına “Avrupa’nın son paganları” diyenler var. Fin-Uygur grubuna ait bir dil konuşuyor, Hıristiyanlık öncesi ritüelleri uyguluyorlar. Bir kısmı aynı zamanda Rus Ortodoks inancına mensuplar.  
 
Mari dini doğayla bağ kurmaya dayanıyor. Ritüeller kutsal korularda tatbik ediliyor.  
 
Özgür Avrupa/Özgürlük Radyosu fotoğrafçısı Sergey Peteryaev Mari kadınlarından geleneksel giysileriyle poz vermelerini, Mari kimliği, dili ve inancı üzerine izlenimlerini paylaşmalarını istedi.  
 
Olga Volkova, 28 yaşında, koreografi öğretmeni.  
 
“Mari olmak dili ve yemekleri bilmektir. Hayatımın temel ögelerinden biri ailedir. Doğayla aramda özel bir bağ var. Çocukken kendimi kötü hissettiğimde huş ağacının dibinde uyur, huzur bulurdum.”  
 
Natalya Mochalova, 19, öğrenci.  
 
“Yüzde yüz Mari olmakla birlikte Rus Ortodoks bir aileden geliyorum. Büyükannem bazı törenleri uygulamaya devam ediyor. Mari El’de yaşıyorum – ki bu önemli. Köklerinden utanç duyan ve kendilerine Rus diyen Marilerden utanıyorum. Doğa benim için güzellik demek. Ormanda yürüyüşe çıkıyorum.” 
 
Natalya Solovyova, 24, muhasebeci.  
 
“Mari bir aileye mensubum. Evde hep Mari dili konuşurduk. Akıcı konuşabiliyorum ama yazarken hata yapıyorum. Annem babam Rus Ortodokslar ama büyükannelerim ve büyükbabalarım kutsal koruya giderlerdi. Bilhassa ailece geçirilen tatiller kendimi en çok Mari hissettiğim zamanlar. Şarkı söylenir, dans edilir. Bunlar sadece öylesine yapılan şeyler değil, gerçek geleneklerdir.”  
 
YekaterinaIvaikova, 22, dansçı.  
 
“Babam Mari, annem etnik Rus. Ailem Rus Ortodoks inancına mensup; bu Mari El’de yaygın bir durum. Mari olduğumu hissetmiyorum çünkü dili konuşmuyorum. Gerçek bir Mari’yi sadece köyde bulabilirsiniz. Ama doğayla aramda bir bağ olduğunu hissediyorum. Bazen ormana gidip rahatlamam gerekiyor. Kentte uykuya dalarken ormanın ses kayıtlarını dinliyorum.” 
 
Svetlana Davydova, 24, öğrenci ve balerin.  
 
“Annem Mari, dili anlıyorum. Ama çok az konuşabiliyorum. Yakın zamanda kutsal koruda bulunmadım ama birkaç kez gitmiştim. Kendimi doğaya yakın hissetmeme rağmen vakit ayıramıyorum. Çuvaşyada [MariEl’e komşu cumhuriyet] olduğum zaman herkese Mari olduğumu söylüyorum. Mari El’de olduğum zaman da tersi oluyor. Ama halkın tarihinden dolayı kendimi daha çok Mari hissediyorum. Ormana gittiğimde ağaçlara dokunmak istiyorum. Özellikle de önemli bir şeyin olmasını beklerken…”  
 
Anastasia Galiyeva, 19, öğrenci.  
 
“Annem öğrettiği için Mari dilini akıcı konuşabiliyorum. Tataristan’da bir Mari köyü yakınında yaşıyorduk. Hiç geleneksel bir törene katılmadım. Mari kültürünün dışında yaşarsanız törenleri unutmaya başlarsınız. Çocukken Mari dilini konuşmaya utanırdım. Şimdi farklı. Hep konuşuyorum. Doğayla bağımızı çok sık düşünmüyorum. Ama ormanın kentten daha huzurlu olduğunu söyleyebilirim.”  
 
Tatyana Kudyashova, 19, öğrenci.  
 
“Mari dilini konuşuyorum. Ama doğa veya Mari halkıyla aramda özel bir bağ yok. Mari olmak üzerine pek kafa yormadım. Belki ileride düşünebilirim.”  
 
Olesya Starikova, 33, balerin.  
 
“Annem safkan, babam yarı Mari. Mari olmak ne anlama geliyor? Her şeyi etkiliyor! Dil, törenler, aile. Ulus bunlardan oluşuyor. Mari halkının doğayla bağını anlamada dil kilit rol oynar. Dile getirilmesi zor duyguların ifade edilmesini sağlar. Mari olmak geçmişi anlamak ve kim olduğunu fark etmek demektir. Büyükbabam üzerimde çok etkiliydi. Kendi yemeğini çocuklarına verir, kırıntılarla idare ederdi. Mari olmak budur. Kocamla müstakil bir ev satın aldık. Çocuklarımızın kendilerini ait hissedecekleri gerçek bir evleri olmasını istedik. Apartmanda yaşamak aynı duyguyu vermiyor.”  
 
Vera Nikolayeva, 31, müzik öğretmeni.  
 
“Şehirde yaşadığım için kutsal koruyu çok sık ziyaret edemiyorum. Mari olmaktan gurur duyuyorum. Hatta biraz da milliyetçiyim galiba. İnsanların Mari dilini öğrenmeye gayret bile etmemelerinden hoşlanmıyorum. Oysa 1990’larda olduğu gibi yeniden popüler hale geldi. Ormana gittiğim zaman hiçbir şey söylememe gerek yok. Her şey o kadar saf ve temiz ki…”  
 
 
 
 
Çeviri: Çağatay Özbay  
 
Cherkessia.net, 28 Ocak 2017 

Bu haber toplam 2174 defa okundu.


SEMİH AKGÜN

Çağatay Özbay, Bu güzel ve değerli çeviri için çok çok teşekkürler.

31 Ocak 2017 Salı Saat 12:11
Belgin Tepe

Ne kadar orijinaller ve de güzel. Çerkeslerde müslümanlık öncesinde pagandı. Pagan kültüründen taşıdıkları izler bence çok daha Çerkes.

30 Ocak 2017 Pazartesi Saat 14:01
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net