Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çerkesçeye, Anadilimize Değer Verelim
11 Nisan 2017 Salı Saat 23:12
 
Adıge Mak, Mart 2017
 
Toplumun dili toplum ile birlikte doğar. Anadili doğduğun, içinden türediğin ulusun dili, kanı, kültürü ve köküdür. Ulus bireylerinin anadiline değer vermelerini sağlamak için, küçüklüğünden başlatarak çocuğa dilin tadını ve güzelliğini kavratmak gerekir. Dilini iyi bilmeyen ve onu iteleyen kişi, onun güzelliğini, tadını ve değerini kavrayamaz.
 
Yaşım ilerledikçe dilime verdiğim değer de ona koşut olarak artıyor, gelişiyor. Annemin bana bağışladığı anadili ile, ulusal dilimle konuştuğum için övünüyor, buna değer veriyorum, bunu bir mutluluk kaynağı olarak görüyor ve kıvanç duyuyorum.
 
Dilini kullanamayan kişi eksikli kişidir. Suç ise, çocukları ile Çerkesçe konuşmayan ana babalara aittir. Bu kişilerden bazıları şöyle derler: “Çerkesçe güneyden kuzeye doğru Kuban Irmağına kadar uzanan bir alanda konuşulur, onunla daha uzağa gidemezsin”. En çok da Maykop ve Adıgekale kentleri caddelerinde ve taşıma işlerinde Çerkesçe konuşulmamakta olması beni üzüyor.
 
Bir süre önce hastanede üzüldüğüm bir davranışla karşılaştım. Hekim bayana gidip yanımdaki evrakları kendisine verdim, biraz inceledikten sonra, Rusça “Слушаю Вас, дедушка, что хотите?” (Dede ne istiyorsun?) diye sordu. Benden önceki hastayla Çerkesçe konuşmuştu. Sunduğum belgede soyadım, adım, baba adım ve yaşım yazılıydı. Buna rağmen benimle Rusça konuşmaya devam etti. Dayanamadım sözünü kestim: “ A kızım, baban yaşındayım, belki daha da yaşlıyım, Çerkes olduğumu görüyorsun, niye benimle Rusça konuşuyorsun?” “Это мое дело, как хочу, так и разговариваю” (Nasıl konuşmam gerektiği konusu sadece beni ilgilendirir) diye Rusça karşılık verdi. Sabredemeyip yine sordum: “Уянэ-уятэхэр адыгэха?” (Annen baban Çerkes mi?) diye Çerkesçe sordum. “Адыгэх, ау адыгабзэкIэ гущыIэхэрэп” (Çerkesler, ama Çerkesçe konuşmuyorlar) dedi.
 
Adıgeler olarak biz kendimiz dilimize değer vermezsek, onu sevmezsek dilimize kim saygı duyar ki? Bildiği halde anadilinde konuşmayı kendisine yakıştırmayan kişi ulustan biri olarak kabul edilebilir mi ki?”
Çok üzüldüğüm bir durum da, yeni doğmuş bebelerimizin Rusça konuşarak büyümekte olmaları. Şaşırtıcı şey, kentlerde yaşayan çocukların sanki Rusça bilerek doğmuş bebeklermiş gibi olmaları. İlk sözleri Rusça “mam” (anne) ve “pap” (baba) oluyor. Ardından Rusça konuşmaya başlıyorlar. Bu sonuçtan kimi sorumlu tutmak gerekir? Sorumlular ana babalar ve çocuk yuvaları olabilir. Çocuk yuvalarında Çerkes çocuklarla Çerkesçe konuşulmuyor. Eğiticiler “Çocuklar Rusçayı daha çabuk öğreniyorlar” diye karşılık veriyorlar. Doğru değil. İşin nedeni farklı. Gün boyu çocukla ilgilenen bakıcılar konuşacak kadar Çerkesçe bilmiyorlar, Çerkesçe masal ve öyküler anlatmayı beceremiyorlar. 
 
Çocuklarımızın geleceği ile ilgilenmezsek ulusu nasıl çoğaltır, nasıl geliştirebiliriz? Anadilinde yazılmış kitap ve gazeteyi okuyamamak bir zavallılık olmaz mı? Kavrayamadığımız şey, ulusu ayakta tutan şeyin anadili olduğu gerçeğini anlayamamaktır. Anadilinde konuşmadığımız sürece ulusumuzu nasıl yaşatabiliriz ki?
 
 
ĤODE Sefer, Adıge mak, 24 Mart 2017
 
 
Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız
 
Cherkessia.net, 11 Nisan 2017
 
Çevirenin Notu:  Kuleko Emm dışında, bu yazıda, diğerlerinde olduğu gibi, bireysel yakınma ve olumsuz durum tespitleri dışında birşey yok, sadece politik olmayan dilekler var ama politik bir çözüm yolu gösterilemiyor. Nedeni ne olabilir?..Bilmiyorlar ya da korku olabilir mi?..Korku ise fecaat…

Kuleko Emm şöyle diyor: “... Adıgece bir resmi dil  oldu, ancak öğrenilmesi zorunlu bir dil statüsüne yükselemedi, cumhuriyetimizce kabul edilip de yürürlüğe konmuş ve bize ait olan (-Adıgecenin geleceğini garanti altına alan-) bir yasa hükmü (Положение) yok. Bu nedenle (-cumhuriyetimizde-) Rusça öğrenim programı uygulanıyor. Yani bir ulusal  program kabul edilmiş değil. Bu da derin bir yara ve bir üzüntü kaynağı. Yürürlükteki yasa hükmüne göre Adıgece isteğe bağlı bir seçimlik dil, istemeyen öğrenci Adıgece okumaktan, öğrenmekten bağışık (muaf) tutuluyor. Kimse Adıgeceyi öğrenmesi için zorlanamıyor”, (bk ‘Adıge Mak: Anadilini Bilmemek Bir Eksikliktir’).

Herşey politik makamın, cumhuriyet yönetiminin sorumluluğunda. Burada hekim bayanın edepsizliğini görüyorsunuz. Benzeri bir duruma 1992 yılında ben de tanık olmuştum: Maykop Adıgeya oteli. Otelde Ürdün’den otobüsle gelmiş bir turist kafilesi var. Kafileden bir genç ağır bir sancı geçiriyor, kıvranıyor. Kafile sorumlusu yaşlı biri. Resepsiyonda bir Adıge bayan var, yardımcı olmasını, masrafları kendisinin karşılayacağını, bir taksi olsun çağırmasını rica ediyor. Kadın, “Bugün cumartesi, her yer kapalı, yardımcı olamam” diyor. Adam ricada ısrar ediyor, kadın oralı bile olmuyor. Sonunda thamate dayanamayıp, “Bu güzel geleneği kimden aldınız? (Mı xebze daxer xetı kışuxiĺhağ?) diye soruyor. Kadın  edepsizce, “Vırısım kıtxiĺhağ, cavırım kıtxiĺhağ“ (Rus’tan aldık gâvurdan aldık) diyor. Turizmi başından sabote edici çok çirkin bir davranıştı bu. Utandım. Ayrıca bu türden davranışlar Adıge kadınlarının bazılarının olsun ne denli terbiyesizleşebildiklerini, dejenere olabildiklerini ve kabalaşabildiklerini  gösteriyor. Yazık...

Çocuk yuvasına gelince, burada yönetimin/ bakanlığın sorumluluğu, ihmali var, çocukla anadilinde konuşmayan eğiticinin o yerde ne işi olabilir? Kulağından tutup kapı önüne koyarsan, okullarda Adıgeceyi de Rusça gibi zorunlu ders dili haline getirirsen, büyük firma ve şirketlerde Çerkesçe konuşma yasağını kaldırırsan ya da oralara kilit vurursan, Rusumsu Çerkeslere yüz vermez, çocuk yuvalarında görevlendirmezsen sorun çözülür. Ama bizdeki yöneticilerin/ ‘Adıge’ yöneticiler içki içme, zevk ve sefa dışında bir işleri yok muş gibi. Rahmetli İzzet Aydemir bir üst düzey bürokratı işaret edip “Bu adamın 10 tane metresi var” demişti. Bakalım, Lışha vekili genç Kumpıl Murat ne yapacak, Moskova’nın bir dediğini iki etmeyen biri mi olacak yoksa ulusun sorunlarına eğilen biri mi olacak?..

Ailede konuşulacak dil konusuna gelince, konuşulacak dili genellikle çocuk belirler. Hangi dil çocuğun kolayına geliyorsa, hangi dili daha fazla kullanıyorsa, çocuk o dilde konuşur, anne baba da çocuğa uyar, Rusça konuşmaya başlar. Ailedeki konuşma dili çocuğun belirlediği dil olur. Genellikle bu böyle gelişir, Türkiye’de de öyle oldu. Önemli olanı bunun bilincine varmak, çocuğu anadilinde konuşmaya özendirmek, ipleri, kumandayı çocuğun eline vermemek, dahası Kabardey bayan öğretmen  Tenaŝ Nazire Tamar’ın dediği gibi (bk.  “En Mutlu Anlarım Gençlere Çerkesçeyi Öğrettiğim Anlar Oluyor”), Adıgeceden başka bir dil bilmiyormuş gibi yapıp çocuğu  anadilinde konuşmaya zorlamaktır. Ancak bu da yetmez ve kalıcı çözüm olmaz. Çocuk sokağa çıktığında yeniden çoğunluğa uyar ve Rusçaya öncelik verir. Kesin çözüm, dilin devlet korumasına alınması, Adıge Cumhuriyeti’nde geçerli olan Rus ulusal eğitim yasasının iptal edilerek onun yerine, mutlaka bir Adıge ulusal eğitim yasasının kabul edilmesi olabilir. O zaman Çerkesçe üzerindeki Rus prangası bir nebze olsun gevşemiş olur. Çünkü çoğunluğun dili olan Rusça  baskın dil olma özelliğini yine sürdürecektir

Aslında cumhuriyetler yönetimlerinin bu gibi konularda, örneğin bir Adıge ulusal eğitim yasası çıkarma konusunda yetkileri vardır. Bu yetki anayasal düzeyde bir yetkidir. Ama  Moskova’dan biraz daha fazla para koparmak, kişisel çıkarlar elde etmek, Rus’a hoş görünmek gibi nedenlerle bu yetkiler kullanılmıyor. Aslında Adıgey’in ve Kabardey’in ekonomik kaynakları yeterlidir, Moskova’nın yardımı olmadan da ayakta kalabilirler... Yeter ki gerçek anlamda özerk olabilsinler. 

Eski Lışha/ Cumhuriyet başı  Thakuşıne Aslan eğitim konusunda şöyle diyordu: “Cumhuriyetimizde  Adıgece öğrenmek isteyeni engelleyici bir yasa hükmü yok” (Türkiye’de de yok, hiçbir ülkede yok; ‘Laf ola torba dola’ anlamında bir söz). Aynı biçimde Adıgey’de Adıgece öğrenmek istemeyeni  engelleyici  bir yasa hükmü de yok. Ancak Rusça öğrenmek istemeyeni engelleyici bir yasa var, herkes Rusça öğrenmek zorunda...Böyle devlet yönetimi olmaz, sanırsınız devlet sadece bir Rus devleti... Anadili, seçimlik yabancı dillerden biri, İngilizce veya Almanca gibi, dahası onlardan da daha düşük bir düşük düzeyde bir dil...Devlet Fransızca ya da İngilizceden birini zorunlu ders dili olarak okutuyor.

Adıge bölgelerindeki bu olumsuz durumlara karşın bazı olumlu bölge örnekleri de var, örneğin 200 bin çalışkan ve kişilikli Karaçay, saydığımız bütün bu olumlu şeyleri gerçekleştirmiş, kendi ulusal geleceğine el koymuş, dahası kendi aralarında para toplayıp Karaçayca yayın yapan bir özel uydu televizyon kanalı kurmuş bulunuyor. Karaçay’ın üç katı sayıda olan 600 bin üzeri Kabardey’in ve 130 bin Adıgeylinin cebinde ise sanki akrep var, bunların hiçbirini yapmıyor, Ruslaşmayı benimsemişler mi ne, sadece kadeh tokuşturmakla meşguller gibi... - hcy

 
 

Bu haber toplam 1282 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net